Hürmüz krizi ve Amerika’nın ‘bedavacılarla’ imtihanı Kadir Üstün
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi yayımlıyor.
Amerikan dış politika elitleri, uzun yıllardır uluslararası sistemin istikrarından faydalanan ‘bedavacılardan’ şikâyet ediyorlardı. Bu yaklaşıma göre Amerika küresel ticaret yollarının açık kalmasını ve enerji fiyatlarının istikrarını sağlayarak uluslararası sistemin istikrarını temin edegeldi. Buna karşılık Amerika’nın müttefikleri, rakipleri ve hasımları bu düzenin nimetlerinden yararlanarak ekonomilerini geliştirdiler ancak Amerika’nın üstlendiği riskleri üzerlerine almadılar. Bu yaklaşım, Bush döneminde Amerikan müttefiklerinin Afganistan ve Irak’a daha fazla katkı yaparak uluslararası güvenlik ve terörle mücadele bağlamında daha fazla sorumluluk alması şeklinde tezahür etti. Bush’un daha fazla kapalı kapılar ardında gündeme getirdiği ‘bedavacılar’ problemini, Obama başkanlığının sonuna doğru verdiği meşhur Atlantic dergisi mülakatında gündeme getirmişti.
Trump’ın NATO müttefiklerini hedef alan benzer şikayetleri, bugünlerde Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından kapatılması bağlamında tekrar gündeme geldi. Trump, Hürmüz’ün açık tutulmasının sadece bir Amerikan meselesi olmadığını savunarak diğer ülkelerden katkı beklediğini ifade ederken ‘bedavacılar’ tezini açıkça kullanıyor. Amerika’nın kendi kurduğu ve uzun yıllar liderlik ettiği liberal uluslararası düzenin işlemez hale gelmesi, Amerika’nın bu düzenin maliyetini başkalarına yıkma çabasının yoğunlaşmasına yol açıyor. O kadar ki Trump yönetimi İran’a karşı İsrail’le giriştiği savaşın yol açtığı Hürmüz krizini çözme konusunda dahi bedavacılardan yakınıyor. Amerika bu tavrıyla uluslararası düzenin maliyetini öderken sistemin tayin edici gücü olma ayrıcalığını elinde tuttuğunun adeta görmezden gelinmesini talep ediyor.
YÜK PAYLAŞIMI
Trump yönetiminin NATO müttefiklerine yük paylaşımı tezi üzerinden yüklenmesiyle öne çıkan uluslararası sistemin yükünün müttefikler arasında daha adil paylaşılması gerektiği şeklindeki argüman yeni değil. Bush ‘terörle savaş’ gündemi doğrultusunda Afganistan’ı işgal etmeden önce bütün dünyaya ‘ya bizimlesiniz ya da bize karşısınız’ şeklinde bir ültimatom vermişti. Bu yaklaşım, Amerika’nın müttefik ve dost ülkelerin yanında olmasını talep etmekle kalmayıp adeta bir siyasi bağlılık testi uygulaması anlamına geliyordu. Bush yönetimi, oluşturduğu ‘İstekliler Koalisyonu’ içindeki ülkelerin ve NATO müttefiklerinin asker sayısını pazarlık konusu haline getirmelerinden ve askeri misyonlarını sınırlamalarından rahatsız olsa da bu durumu ‘bedavacılar’ retoriğini kullanmadan gündeme getirmişti.
Bush için Amerika’nın liderliği ve öncelikli güç olması, süper güç olmasının doğal sonucuydu ve şikâyet edecek fazla bir şey yoktu. Müttefikleriyle arasındaki kapasite farkını doğal olarak gören Bush, Irak’ın yeniden inşasında Avrupa’dan daha fazla katkı talep ederken veya NATO’nun Avrupa dışında operasyon yapmasını teşvik ederken bedavacılar söylemini kullanmadı. Amerika’nın politikasını müttefikler veya hasımların politikalarından bağımsız ve ayrıksı bir süper güç olduğunun farkında olarak belirleyen Bush yönetimi, yük paylaşımı söylemini pozitif bir bağlamda kullanıyordu.
OBAMA’NIN TEPKİSİ
Özellikle 2008 ekonomik krizi ve Irak savaşının yarattığı travma sonrasında uluslararası sistemin yükünün ağırlığından yakınan bir Amerika çıktı karşımıza. Obama NATO müttefiklerinin kendi güvenlikleri için yeterince yatırım yapmadığını ve Amerika’ya fazla yaslandıklarından yakındı. Obama sadece maliyet ve yük paylaşımına odaklanmayarak bedavacılığın farklı bir boyutundan bahsetti. Özellikle Ortadoğu’da bölge ülkelerinin dış politika sorunlarını Amerika’nın müdahalesiyle gidermeye çalıştıklarından yakındı. Libya’ya Arap Ligi’nin zoruyla ve Fransa’nın askeri operasyonu becerememesi sonrası müdahale eden Obama, rejimin yıkılmasının 7 ay sürmesinden çok rahatsız olmuştu. Suriye’ye müdahale etmek istemeyen, İran’la savaşmasını isteyen İsrail ve Suudi Arabistan’a direnen Obama müttefiklerin Amerika’yı bu tür angajmanlara sokarak maliyet ödettiklerinden yakındı. Bölge ülkelerinin kendi ayakları üzerinde durmaları gerektiğini ve oluşacak yeni bölgesel dengenin daha sağlıklı olduğunu savunan Obama, bu şekilde Amerikan kararlarının müttefikler tarafından manipüle edilemeyeceği bir denklem yaratmak istedi.
TRUMP’IN SUÇLAYICI TAVRI
Trump ise Amerika’nın küresel sistemin yükünü taşımasına rağmen nimetlerinden yeterince yararlanmadığı gibi müttefiklerinin kandırdığı bir güç haline geldiğini savundu. Bedavacıların Amerika’yı aptal yerine koyarak istedikleri yardımları aldıklarını ve kendilerini savunmaktan aciz olduklarını savundu. Hürmüz krizinde de Amerika’nın enerji bağımsızlığını sağlamış olduğunu ve petrol geçişinin sağlanmasının aslında Avrupa ve Çin gibi güçlerin derdi olması gerektiğini savunan Trump, bu ülkelerin yardımını talep ediyor. Amerika’nın Hürmüz’ü tek başına açamayacağını ve açmak isterse de büyük maliyet ödemesi gerekeceğini gören Trump, uluslararası sistemin ‘bedavacılarını’ artık sorumluluk almaya çağırıyor. Elbette Trump’ın bu savaşı başlatmakla Hürmüz krizinin doğrudan sorumlusu olması, ‘bedavacılar’ tezi açısından fazla bir anlam ifade etmiyor zira Hürmüz’ün kapalı olması Amerika için çok daha tahammül edilebilir bir seviyede görülüyor.
Washington’da uzun yıllardır ‘Ortadoğu petrol kaynaklarının güvenliğini koruyoruz ama bundan en çok Çin yararlanıyor’ şeklinde özetlenebilecek yakınmanın Hürmüz krizi bağlamında yansımasını Trump’ın sözlerinde görüyoruz. Elbette petrol fiyatlarının uluslararası piyasalarda belirlenmesi Amerika’nın enerji maliyetlerini de artırıyor ancak Trump arz anlamında büyük bir sıkıntı yaşamayacağını düşünüyor. Küresel acil durum rezervlerinin devreye sokulması da varil başı fiyatını 100 doların hemen üstünde bir seviyede tutmaya yardımcı oluyor. Dolayısıyla Trump Hürmüz’ü uluslararası trafiğe açmak için hemen müdahale ederek büyük bir maliyet ödemeyi acil bir gereklilik olarak görmüyor. Petrol fiyatlarının artması Amerikan kamuoyunda savaşın popülaritesini iyice dip yaptırsa da Trump bunun kısa ve orta vadede sürdürülebilir olduğunu hesaplıyor.
Amerika’nın bedavacılarla imtihanının üç aşaması Bush’un daha fazla katkı istemesi, Obama’nın yük paylaşımı tezi ve dış müdahaleye karşı tepkisi ve nihayet Trump’ın doğrudan uluslararası sistemi hedef alan sert tavrı olarak özetlenebilir. Amerika’nın küresel sistemin liderliğinin verdiği nimetlerin maliyetinden ve Çin gibi hasımlarının liberal sistemden faydalanmasından rahatsızlığını ‘bedavacılık’ tartışmasıyla kristalleştirdiğini söylemek mümkün. Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından kapatılması durumunda ne yapacağını tam olarak planlamamış görünen Trump yönetiminin, aslında böyle bir senaryodan fazla etkilenmeyeceğini düşünmüş olması da kuvvetle muhtemel. Zira net enerji ihracatçısı olan Amerika’nın böyle bir senaryoda yüksek fiyattan petrol ve gaz satarak kar sağlayacağını bile düşünmüş olabilirler. Bu tablo, Amerika’nın küresel sistemin istikrarını sağlama kaygısını iyice yitirdiğini ve uluslararası istikrarsızlığın ‘bedavacılara’ daha fazla zarar vereceğini hesap ettiğini gösteriyor.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:105
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 18 Mart 2026 04:03 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















