Hedef liste ortaya çıktı! Plan genişliyor, kritik üs için alarm… ‘Bu çatışmanın niteliğini değiştirecek bir eşik’
Hurriyet sayfasından alınan bilgilere göre, Ankara24.com açıklama yapıyor.


Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
İran ile ABD arasındaki gerilim yeniden kritik bir eşiğe yaklaşırken, Tahran’ın olası bir Amerikan saldırısına vereceği karşılığın sınırları konusunda dikkat çeken iddialar ortaya atıldı. İran yönetimine yakın kaynaklara göre, Washington’ın yeni bir saldırı düzenlemesi ya da çatışmayı genişletmesi halinde Tahran’ın vereceği yanıt, şimdiye kadar olduğu gibi yalnızca Orta Doğu ile sınırlı kalmayabilir.
Financial Times’a konuşan kaynaklar, İran’ın olası misilleme senaryolarında coğrafi sınırları genişletmeyi değerlendirdiğini öne sürdü. İddialar oldukça çarpıcı… Konuya biraz daha yakından bakalım…
KIBRIS’TAKİ İNGİLİZ ÜSSÜ YENİDEN GÜNDEMDE
İran’ın olası misilleme planlarında en dikkat çekici başlıklardan biri Kıbrıs. Akdeniz’in stratejik konumundaki ada, İngiltere’nin Orta Doğu’daki hava operasyonları açısından önemli bir merkez niteliği taşıyor. RAF Akrotiri, İngiliz askerî faaliyetlerinin bölgedeki başlıca hava üssü olarak öne çıkarken, İran ile yaşanan gerilim nedeniyle daha önce de doğrudan tehdit altında kalmıştı.
Mart ayında Akrotiri’ye İran bağlantılı olduğu değerlendirilen bir insansız hava aracıyla saldırı düzenlenmiş, saldırı sonucunda üs içerisindeki bir hangar hasar görmüştü. Batılı yetkililer, saldırının doğrudan İran topraklarından değil, İran destekli bölgesel unsurlar tarafından gerçekleştirilmiş olabileceğinden şüphelenmişti.
Saldırı, İngiltere ve Kıbrıs arasında da siyasi tartışmaya neden olmuştu. O aylarda İngiltere Başbakanı olan Keir Starmer, Kıbrıs’ta bulunan İngiliz askerî personelinin ve ailelerinin güvenliği konusunda eleştirilerle karşı karşıya kalırken, saldırının ardından Akrotiri çevresindeki güvenlik önlemleri yeniden gündeme gelmişti.
Çatışmanın ilk döneminde Akrotiri’de görev yapan İngiliz askerî personelinin ailelerinin, İran’ın hava saldırısı tehdidi nedeniyle bölgeden ayrılmak zorunda kaldığı bildirilmişti. İngiltere’deki muhalif ve bazı siyasi çevreler ise askerî personel, eşleri ve çocuklarının böylesine kritik bir bölgede yeterli koruma altında tutulup tutulmadığını sorgulamıştı.
Yeni tehdit iddialarının ortaya çıkmasının ardından Financial Times’ta yer alan haberde Kıbrıs yönetimi, İran’a doğrudan mesaj göndererek adanın hedef alınmaması çağrısında bulundu. Kıbrıs hükümetinden bir kaynak, İran ile temas halinde olduklarını belirterek, “Kıbrıs hedef değil” mesajını verdi. İngiltere Savunma Bakanlığı ise RAF Akrotiri’nin personel ve ailelerinin güvenliğinin “en yüksek öncelik” olduğunu vurguladı. Bakanlık, üssün “sağlam ve çok katmanlı güvenlik önlemleriyle” korunduğunu belirtti.
Ancak Kıbrıs’ın konumu, adayı İran-ABD çatışmasının doğrudan tarafı olmamasına rağmen stratejik açıdan hassas bir noktaya dönüştürüyor. İngiltere’nin adadaki egemen üsleri, bölgedeki askerî operasyonlarda lojistik ve hava gücü açısından önemli bir rol oynuyor. Bu nedenle Tahran’ın Washington’ın askerî faaliyetlerine vereceği olası karşılıkta Kıbrıs’ın gündeme gelmesi, çatışmanın coğrafi sınırlarının genişlemesi açısından önem taşıyor.
TEK TEHDİT KIBRIS DEĞİL, ORTAYA ATILAN BİLGİLER DÜŞÜNDÜRÜCÜ
Yine aynı haberde Tahran’a yakın iki kaynak, İran güçlerinin Bulgaristan başta olmak üzere Güneydoğu Avrupa’daki ABD askeri hedeflerini değerlendirdiğini aktardı. Bulgaristan’ın geçtiğimiz ay ABD uçaklarının yakıt ikmali amacıyla Bezmer Hava Üssü’nü kullanmasına izin vermesi, ülkeyi İran açısından potansiyel hedeflerden biri haline getiren unsurlardan biri olarak gösteriliyor.
İran’ın olası misilleme planının yalnızca ABD üsleriyle sınırlı kalmayabileceği de belirtiliyor. Tahran’daki sertlik yanlısı çevreler, ABD’nin İran’ın enerji tesislerine, ulaşım altyapısına veya diğer kritik sivil altyapısına saldırması durumunda daha geniş kapsamlı bir karşılık verilmesini savunuyor.
Kaynaklardan biri, ABD’nin İran altyapısına yönelik önceki tehditlerini hayata geçirmesi halinde Tahran’ın çatışmayı bölgenin dışına taşıyacak bir plan hazırladığını söyledi. Bir başka kaynak ise İran’ın olası bir Amerikan saldırısına vereceği yanıtta “sınır koymayacağını” ifade etti.
Aslında İran’ın mesajı özetle şu şekilde ortaya çıkıyor: Washington çatışmayı ne kadar genişletirse, Tahran da misillemenin coğrafi kapsamını o kadar genişletebilir.
İran Devrim Muhafızları ve diğer askerî yetkililer daha önce de ABD’nin bölgedeki askerî varlıklarına, enerji tesislerine ve kritik altyapısına yönelik saldırılar düzenleme kapasitesine sahip olduklarını belirtmişti. Ancak son tehditlerin dikkat çeken yönü, olası hedeflerin Orta Doğu’nun dışına taşınması.
‘ORTADA VARSAYIM DEĞİL, HEDEF LİSTESİNE GİRMİŞ SOMUT GEREKÇELER VAR’
Bu noktada akla gelen soru şu: İran’ın ABD ve İngiltere’nin Güneydoğu Avrupa’daki üsleri ile Kıbrıs’taki RAF Akrotiri’yi olası misilleme hedefleri arasında değerlendirdiği iddiası ne kadar gerçekçi?
Bu soruma, “İddianın kendisi gerçekçi ama önemli olan hangi anlamda gerçekçi olduğu” cevabını veren İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) araştırmacılarından Oral Toğa, şu yorumda bulundu:
“Coğrafi mantık zaten kuruluydu. Akrotiri mart ayında Şahid tipi bir İHA ile vuruldu, pistte sınırlı hasar oluştu ve bu, savaşın Avrupa'ya ilk sıçraması olarak okundu. Ancak Kıbrıslı yetkililer, saldırının büyük ihtimalle Lübnan’dan Hizbullah tarafından gerçekleştirildiğini, İran’ın doğrudan icracı olmadığını belirtti. Aynı dönemde Kıbrıs yönüne balistik füzeler de atıldı ama denize düştü. Bulgaristan’ın gündeme gelmesinin sebebi ise geçen ay Bezmer Üssü’nü ABD ikmal uçaklarına açması. Yani ortada varsayım değil, hedef listesine girmiş somut gerekçeler var.”
‘MESAJIN MUHATABI ÜSLERİNİ ABD’YE AÇAN AVRUPA BAŞKENTLERİ’
Bu, bir operasyon planından çok, seçenek masaya konularak yapılmış bir sinyalleşme” diyen Oral Toğa, “Mesajın muhatabı da Tahran’ın karşısındaki Washington’dan çok, üslerini ABD’ye açan Avrupa başkentleri” dedi ve ekledi:
“Bu ülkelere üs kullandırmanın bedeli olduğunu hatırlatmak, füze harcamadan sonuç almanın en ucuz yolu. Öte yandan Akrotiri örneğinin gösterdiği gibi asıl risk balistik füzede değil, vekil aktörler eliyle yapılan ve inkâr edilebilirlik sağlayan İHA saldırılarında. Bu tür saldırılar hem çok daha düşük maliyetli hem de menzil sorununu ortadan kaldırıyor. Son olarak şunu da eklemek gerekiyor: Bu değerlendirmelerde Türkiye geçmiyor ve İran savaş boyunca Türkiye’yi hedef alacak hiçbir adım atmadı. Bunun da yapısal sebepleri var.”
HÜRMÜZ BOĞAZI VE DENİZALTI KABLOLARI DA GÜNDEMDE
İran’ın değerlendirdiği bir diğer seçenek ise Hürmüz Boğazı’ndaki denizaltı fiber optik kabloları. Bu kablolar, uluslararası iletişim ve veri trafiğinin önemli unsurlarından biri olarak kabul ediliyor.
Tahran ile Washington arasındaki gerilimin yeniden tırmanması halinde bu altyapıya yönelik bir saldırı ihtimali, askerî çatışmanın yalnızca füze ve insansız hava araçlarıyla sınırlı kalmayabileceği endişesini artırıyor. Hürmüz Boğazı aynı zamanda dünyanın en önemli enerji geçiş noktalarından biri. Boğaz üzerinden gerçekleştirilen petrol ve enerji sevkiyatındaki herhangi bir ciddi aksama, yalnızca bölge ülkelerini değil küresel enerji piyasalarını da etkileyebilecek potansiyele sahip.
Diplomatik girişimler ise şu ana kadar sonuç vermedi. Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve daha kapsamlı bir ateşkes ya da kalıcı anlaşma için müzakerelerin yeniden başlatılması amacıyla sürdürülen temaslarda ilerleme sağlanamadı. Trump’ın da müzakerelerin çıkmaza girmesinden giderek daha fazla rahatsız olduğu ifade ediliyor.
‘BU ÇATIŞMANIN NİTELİĞİNİ DEĞİŞTİRECEK BİR EŞİK’
Peki, İran’ın Hürmüz Boğazı çevresindeki denizaltı fiber optik kablolarını hedef alma ihtimali, çatışmanın niteliğini nasıl değiştirir? Böyle bir adım İran açısından askeri ve ekonomik olarak ne kazandırabilir; buna karşılık küresel iletişim, enerji ticareti ve özellikle Avrupa açısından nasıl bir sonuç doğurabilir?
Bu senaryoyu çatışmanın niteliğini değiştirecek bir eşik olarak gördüğünü vurgulayan Oral Toğa, “Zira askerî hedeften sivil altyapıya geçiş anlamına geliyor. Fikir de yeni değil, keza İran’ın kendi kamuoyunda bir süredir tartışılıyor. Mayıs başında Silahlı Kuvvetler sözcüsü İbrahim Zülfikari, internet kablolarından ücret alınacağını söyledi. Devrim Muhafızları Ordusu’na yakın Tasnim ise Hürmüz’den geçen kabloların günde 10 trilyon doları aşan işlem taşıdığını, İran’ın bu altyapıdan hiçbir egemenlik geliri elde etmediğini yazdı ve kabloların dar bir geçitte yoğunlaşmasının bölgesel dijital ekonomiyi kırılgan kıldığı uyarısını yaptı” ifadelerini kullandı.
Buradaki mantığın boğazdan geçiş ücreti talebiyle birebir aynı olduğunu ifaden Toğa, “Yani İran, coğrafi konumunu gelir ve kaldıraca çevirme arayışında. Askerî kazancı asimetri. Kablo kesmek füze harcamayı gerektirmiyor, atfedilmesi zor, hasarı ise devasa. Nitekim tehdidin kendisi bile sonuç üretti. Misal, Alcatel bölgedeki tüm onarım operasyonlarını durdurdu ve 2Africa’nın Hürmüz bölümündeki inşaat askıya alındı. Kızıldeniz hatları zaten hasarlıyken bu durum, Avrupa ile Asya arasındaki başlıca veri bağlantısını riske sokuyor” dedi.
‘EKONOMİK KAZANÇ İSE ÇOK DAHA ŞÜPHELİ, ÜÇ KRİTİK NOKTA ÖN PLANA ÇIKIYOR’
Ekonomik kazancın ise çok daha şüpheli olduğunun altını çizen Oral Toğa, “Denizaltı kabloları küresel veri trafiğinin yaklaşık yüzde 95’ini taşıyor ve bu trafiğin kesilmesi İran’ın kendi bağlantısını da vurur. Üstelik Çin ve Hindistan dahil hiçbir alıcısının işine gelmez. Bu yüzden ekonomik gerekçe zayıf, esas hesap siyasi” dedi ve şöyle devam etti:
-- Sonuçlar açısından üç noktaya dikkat çekerim. Birincisi, Körfez ülkelerinin yapay zeka ve veri merkezi yatırımları doğrudan bu bağlantıya bağlı. Dolayısıyla böyle bir adımda hedefteki asıl kesim, Körfez’in ekonomik dönüşüm programları olur. İkincisi, tam kesinti ihtimali abartılmamalı. Zira BAE gibi ülkelerin kabloları Hürmüz dışında Fuceyre’ye iniyor ve karasal hatlar üzerinden yönlendirme mümkün. Bu da hız kaybı yaratır ama tam kopuş yaratmaz.
-- Üçüncüsü ve Avrupa açısından en önemlisi, sivil iletişim altyapısını hedef almak, İran’ın şimdiye kadar askerî üsler ve donanmayla sınırlı tuttuğu çatışmayı Avrupalı hükümetler nezdinde farklı bir kategoriye taşır. Bu da tırmanmayı durdurmaz, aksine bugüne kadar mesafeli duran aktörleri sürecin içine çeker. Bu yüzden fiilî bir sabotajdan çok, tehdidin masada bir pazarlık unsuru olarak tutulmasını daha olası görüyorum.
İRAN’IN FÜZE KAPASİTESİ DE TARTIŞILIYOR
İran’ın Avrupa’daki hedeflere yönelik olası saldırı kapasitesi konusunda uzmanların değerlendirmeleri temkinli. Londra merkezli Royal United Services Institute’tan Sidharth Kaushal, İran’ın Avrupa ve diğer uzak bölgelerdeki hedeflere yönelik füze tehdidinin gerçek olduğunu, ancak kapasitenin sınırlı kaldığını belirtiyor.
İran’ın orta menzilli balistik füzeleri Güney ve Güneydoğu Avrupa’daki bazı ABD hedeflerine karşı kullanabileceği değerlendiriliyor. Ancak füzenin menzili arttıkça isabet ve etkili savaş başlığı taşıma kapasitesi konusunda sorunlar ortaya çıkıyor.
Uluslararası Stratejik Çalışmalar Enstitüsü’nden Douglas Barrie ise İran’ın bu yıl Hint Okyanusu’nda yaklaşık 4 bin kilometre uzaklıktaki ABD-İngiltere ortak askerî üssü Diego Garcia’ya yönelik saldırı girişimlerinin, Tahran’ın 2 bin kilometrenin üzerinde menzile sahip silahlara ulaşabildiğine işaret ettiğini söyledi.
Bununla birlikte İran’ın elinde bu tür füzelerden kaç adet bulunduğu ve bunların ne kadarının operasyonel durumda olduğu bilinmiyor. Uzmanlara göre uzun menzilli füzelerde temel sorunlardan biri de isabet oranı. Menzil uzadıkça hedefi yüksek hassasiyetle vurmak daha zor hale geliyor.
Oral Toğa da “Kapasite tarafında tablo daha sınırlı. Bu mesafeler, İran’ın elindeki sistemlerin üst sınırında” dedi ve şu yorumda bulundu:
“Kıbrıs yaklaşık iki bin kilometre uzakta, Balkanlar daha da uzak ve İran’ın bu menzillerde güvenilir isabet sağlayabilecek sistemi, Hürremşehr gibi birkaç tipten ibaret; üstelik hafifletilmiş başlıkla. Buna savaşın yarattığı aşınmayı eklemek gerekiyor. Fırlatıcıların yarıdan fazlası devre dışı, stok kabaca yarıya inmiş ve üretim tesisleri vurulmuş durumda. Böyle bir envanterle Avrupa’ya salvo yapmak, İran’ın asıl caydırıcılığını oluşturan Körfez'deki ABD üslerine karşı elini boşaltmak anlamına gelir ki bu, askerî açıdan mantıksız.”
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:109
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 21 Ağustos 2026 07:21 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















