‘Hayatımızın anların toplamı olduğuna inanıyorum’
Hurriyet sayfasından alınan verilere göre, Ankara24.com bilgi veriyor.
Kuzgun ile Serçe. Bir tesadüfle başlayan, gerçek aşkın iki kahramanı. Gazeteci, yazar Yenal Bilgici ilk romanı ‘Kuşlar İçin Ağaçlara Konma Kılavuzu’nda onların hikâyesini mitolojiyle, filmlerle, kitaplarla sarıp sarmalayarak anlatıyor. Kuzgun ağaca konmayı öğrenebilecek mi? Serçe yuvasından uçup gidecek mi? Hayatın büyüsü onların aşkını ayakta tutmaya yetecek mi? Romanın gizemini çözmeyi okurlara bırakıp Amsterdam’da yaşayan Bilgici’yle sohbete geçiyoruz.
◊Haruki Murakami’nin Türkçede ‘Koşmasaydım Yazamazdım’ adıyla yayımlanan bir kitabı vardır. Romanınızı bitirdiğimde aklıma gelen soru şu oldu; Yenal Bilgici yürümeseydi bu kitabı yazabilir miydi?
Murakami’nin o kitabını çok severim. Hem yürüme hem yazar olma hikâyesidir... Ben çok seviyorum yürümeyi. Şimdi yürümeye de uygun bir şehirde yaşadığım için daha da çok... Yürümek bir kere zihni çalıştırmak demek. Bence birazcık ıskaladığımız bir his bu... Ayaklar da bir şekilde düşünüyor kendi hallerine bırakıldığında. Rotalara giriyorsun. Rotalar da düşünüyor, seni düşündürtüyor. İnsanla zaman bir şekilde birleşiyor ya da zamanla mekân ve insan bir şekilde bir araya geliyor ve o seni daha dünyaya ait kılıyor. Ve hayatınla ilgili kararlar vermiyorsun belki ama gerçekten düşünmeye başlıyorsun. Bu bence bir yazar için, yazmak için çok kıymetli bir şey.
Haberlerimizi Google’da Takip Edin
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
◊Yürüyüş rotalarınız var mıdır?
İstanbul bir rota cenneti aslında. Romanda da var bazıları. Serçe öğretiyor yürümeyi biraz Kuzgun’a. Şehirle bir tempo içinde olmayı...
Tarihi Yarımada ağırlıklı bir yürüme hikâyesi onlarınki. Benim en sevdiğim rota da o. Eminönü’nden girip Yeni Cami’nin yanından kıvrılarak Mahmutpaşa civarına yürümek. Oradan Kapalıçarşı’ya girip Nuruosmaniye Camisi’nden Sultanahmet’e doğru gitmek... Sonra
tekrar Mercan’dan aşağı Eminönü’ne dönmek... Boğaz’ın bütün kıyılarını da bence bir İstanbullu baştan sona yürümeli.
◊İstanbul demişken romanda işlenen temalardan biri köklenmek. Yurtdışında yaşıyorsunuz. Sizin için anlamı nedir?
Bilirsin, bir yere gidersin, orada bir tarih oluşturursun. Aradan kuşaklar geçer ve denir ki; ‘Dedemin, nenemin toprağına ben de aitim. Atalarım burası için savaştı ya da burada bir şeyler kurdu. Ben de devam edeyim’. Bugünkü dünyada bunu iddia etmek biraz zor. Herkes biraz hareket halinde. Yeni bir dünya kuruluyor. İstemesek bile bunun ya failleriyiz, ya şahitleriyiz ya da ikisi birden. Köklenme durumu da değişiyor. Yazar Oxana Timofeeva ‘Bir Vatan Nasıl Sevilir’ adlı kitabında bir örnek veriyor. Bozkırda uçuşan bir çalı topağı... Döner döner döner ama aynı zamanda ne yapar? Tohumlarını bırakır. Kökleşme illa böyle çok sert bir şekilde toprağa tutunmak değil, belki bir bozkır çalısı gibi de tohum bırakabilmektir. Ben dostlarımla bir arada olduğum zaman köklenmiş olduğumu hissediyorum.
‘Aşk hepimizin meselesi’
◊İstanbul’a geldiğinizde konmayı hatırlıyor musunuz?
Evet, ilk defa göçmenim. Öncesinde 18 yıl İskenderun’da yaşadım. İstanbul’a da üniversite için gittim. Öğrenciyken İskenderun’a döndüğümde başka âlemlerde gezip tekrar bir huzur bulma duygusu geliyordu. İstanbul’da da geliyor ama bir fark var. Artık İstanbul’da bir evim yok. Aslında biraz önce verdiğim yanıtla bağlantılı İstanbul’da bir evim var. Çünkü birçok dostum var. Onların evlerinde kalıyorum geldiğimde. Bir yandan da gönüllerinde kalıyorum. Sanırım bu, kendini huzurda, rahatta hissettiğin bir insanın gönlüne tekrar konup onun yanında teklifsiz, herhangi bir onaya ihtiyaç duymadan, kendin de onaylanmak gibi
bir derde düşmeden beraber yaşayabilme hali.
◊Roman hayatınızdan izler taşıyor mu?
Otobiyografik bir tarafı yok ama tabii ki hep düşündüğüm, hep uğraştığım konular var. Romandaki Matbaa kafamdaki gazetenin idealize edilmiş versiyonu. Matbaa neyle uğraşıyor? İnsan hikâyesiyle uğraşıyor. Olağanın olağanüstü olma haliyle uğraşıyor. Daha doğrusu önce böyle bir hayal kuruyor. Sonra bu hayalin aslında o kadar değerli olmayabileceği üzerine de düşünüyor. İstanbul her zaman içimde taşıdığım bir konu. Güzelliğiyle, belalarıyla, dertleriyle ve bütün o büyüleyici haliyle... Mitoloji de kitabın bir başka konusu. Aşk zaten hepimizin meselesi.
◊Romanda aşktan bahsederken ‘Anlar kalpleri birbirine bağlar’ diyorsunuz...
Hayatın bir film şeridi gibi geçtiğine inanmıyorum çok. Ben hep fragmanlar şeklinde hatırlıyorum hayatı. Hayatımızın anların bir toplamı olduğunu düşünüyorum ve bazı anların da içine çok fazla şey sığabildiğini düşünüyorum. Cemal Süreya’nın dizesi gibi: “An ki fıskiyesi sonsuzluğun...” Yani sonsuz olanak, imkân... Ama o anı fark etmek gerçekten çok zor. İşte mesela, insan gerçekten âşık olduğunda fark edebiliyor...
◊Kitaptan bir soruyu size yöneltmek istiyorum. Dünyanın büyüsü giderek kayboluyor mu?
Evet, kayboluyor diye cevap verebilirim. Çünkü hayatın ritmini belirleyen birtakım tesadüfleri, karşılaşmaları, açık zihinle yaşamamız gereken anları artık hayatımızdan giderek çıkarıyoruz. Bu duyguları biz biraz başka bir düzleme transfer ettik. Ve o düzlemde bu duyguların çalışması o kadar da etkili değil. Birçok insan evden çalışıyor, bu yüzden birçok karşılaşma anı ortadan kalkıyor. Bir gazeteci için çırak olarak yetişme, biriyle göz göze gelip ona âşık olma imkânı ortadan kalkıyor. ‘Tesadüfün Böylesi’ diye bir film vardı. Paralel evrenlerde nasıl yaşanabileceğini gösteriyordu. Sanki bize sadece tek bir evren kaldı. O evren de birazcık böyle sıkıcı bir evren gibi geliyor bana. Çok insan “Yeni hayatın da bir sürü imkânı var” diyebilir. Ben ona inanmıyorum. İnsanlığın bugüne getirdiği hayatın imkânı daha çok açıkçası. Ve hemen de vazgeçilmesi gereken bir hayat değil bu.
‘Dünya seyretmeye değer gerçekten’
◊Kuzgun’a annesi ‘Seyret oğlum. Dünya seyretmeye değer” diyor. Sizin oğlunuza (Deniz,10) öğütleriniz oluyor mu hayatla ilgili?
Dünya, hayat, ölüm, Tanrı fikri hakkında yavaş yavaş konuşmaya başlıyoruz, çünkü o yaşları yeni geldi. Tabii ona roman kahramanı gibi laflar etmek istemiyorum ama bu lafı söylemek isterim. Söyledim zaten. Dünya seyretmeye değer gerçekten. Çok çılgın ve acımasız da bir yer ama bunlardan ibaret değil.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:56
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 28 Haziran 2026 07:36 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















