Halil Konakçı yı kim neden koruyor?
Halktv sayfasından elde edilen bilgilere dayanarak, Ankara24.com duyuru yapıyor.
Her konuda söyleyecek fikri var! Zaten bu dünyada anlamadığı, bilmediği şey yok.
Herhalde bu yüzden, Diyanet’teki ağır müfettiş raporuna rağmen hala görevde, hala “konuşuyor”!
Halil Konakçı’dan söz ediyorum. Son videosunda da gördüğümüz üzere; çantasını taşıyan asistanı, en az 5 koruması ile gövde gösterisi yapan.. Aslında Diyanet’te vaiz olarak çalışan.. Yani cürmü kadar yer yakan bir adam.
Yine konuştu! Savaş vesilesiyle “kardeşlik” mesajı verenlere kükredi: “Neymiş, İslam kardeşlik diniymiş. Ne münasebet..”
Doğrusu, bugüne kadar kendisinden duyduğum tek doğru, buydu.
Geliriz.
Ama önce, 1 yıl önce başlayan ve Aralık 2025’te tamamlanan müfettiş raporuna ve akıbetine bir bakalım.
BirGün’den sevgili kardeşim Mustafa Bildircin’in haberi her şeyi anlatıyor:
“ Atatürk'e yönelik ifadeleri ve muhalefeti hedef alan siyasi söylemleri nedeniyle eleştirilen İmam Halil Konakçı hakkında Diyanet müfettişleri tarafından yürütülen soruşturma Aralık 2025'te tamamlandı. Müfettişlerin, soruşturma neticesinde Konakçı'nın ihracını talep eden bir rapor hazırladığı belirlendi.
Eski Başkan Ali Erbaş döneminde "muhafazakâr çevreyi rahatsız etmemek" gerekçesiyle işlem yapılmadığı iddia edilen Konakçı hakkında, yeni yönetimin de benzer bir tutum sergilediği görülüyor. Yeni Başkan Arpaguş'un, müfettişlere verdiği "uygulayacağım" sözüne rağmen, ihraç talepli raporu 3 aydır imzalamadığı ve dosyanın başkanlık masasında bekletildiği kaydedildi.
Kurum kaynakları, Safi Arpaguş'un göreve gelmeden önce eski yönetim ve Halil Konakçı hakkında eleştirel bir tutum takındığını hatırlatıyor. Arpaguş'un İstanbul Müftüsü olduğu dönemde, Halil Konakçı'ya ve liyakat tartışmalarıyla gündeme gelen Ali Erbaş'ın damadı Muhammet Likoğlu'nun Beykoz Müftüsü olarak atanmasına tepki gösterdiği, yakın çevresine "Gereğini yapardım" dediği öne sürülüyor.
Diyanet içinden kaynaklar, mevcut tabloyu şu sözlerle değerlendirdi:
"Şimdi gereğini yapmasını bekliyoruz. İhraç önerisi üç aydır masasında bekliyor. Konakçı'nın ihracı konusu, Arpaguş için bir samimiyet testi niteliğinde. Yetki de sorumluluk da kendisinde."
*. *. *
Şunun altını çizmek lazım: Halil Konakçı Atatürk’ün kimi sözleri ya da icraatını beğenmeyip eleştirebilir. Ama hayır!
Konakçı bildiğiniz yalan söylüyor.
Ona göre, Atatürk’ün rahatsızlığının en kritik evresinde, kalan tüm enerjisini vererek geri aldığı Hatay’da anında ezan yasaklanmış.
Oysa, yasak Fransız işgali döneminde vardı. Hatay Türkiye Cumhuriyeti’ne kavuşunca elbette yasak kalktı.
Zaten memlekette sadece bir kentte yasak olmasını Konakçı efendi nasıl izah eder, bilmiyorum.
Eğer kastettiği, ezanın Türkçe okunması ise, Araplaşmaya onca meraklı islamcıların koruyup kollaması normal.
Soruşturmanın gerekçesi “halkı kin ne düşmanlığa tahrik” olunca “KOLLAMA” ne anlama geliyor, anlayabilirsiniz.
Zavallı Murat Övüç tam da böyle bir gerekçeyle tutuklandı. Son tahliye talebinde reddedildi. Başını örtmekten ibaret bir suç ve bu gerekçe ile hala hapiste.
Daha kimler kimler gibi!
*. *. *
Gelelim Konakçı efendinin “İslam Barış dini değildir” çıkışına.
Hz. Muhammed döneminin konjonktürüne göre, evet değildi. Dini yaymak, “müşrik” denilenleri ya da yahudileri bertaraf etmek için kalkışılan savaşlarda çok kan akıtıldı. Hz. Muhammed de bu savaşlara katıldı.
Dediğim gibi, konjonktür onu gerektiriyordu. Ama azıcık aklı olan bugün için, o günleri tekrarlamak gerektiğini söyleyebilir mi?
Söylerse, Taliban canavarlarından bir farkı kalır mı?
Çok basit kaçacak biliyorum. Yine de söylemeden edemeyeceğim: Kim bilir kaç milyonluk lüks arabasından inip deveye binse inandığını yaşamış olmaz mı!!!
Diyanet, bakalım bu tele-vaiz hakkındaki “ihraç edilmeli” raporunu uygulayacak mı?
Yoksa kurallar onlara işlemiyor mu?
Oy hesabıyla mı korunuyorlar?
Yoksa Saray İsrail saldırılarına karşı “din kardeşi” İran’ı savunuyor görünüp, sokakta Şii düşmanlığına göz mü yumuyor?
Gerçek anlamıyla tahrik nereye kadar gidecek?
Konakçı gibi, Cübbeli gibi Cumhuriyet ve kadın düşmanları nefret suçu işlemeyi sürdürebilecek mi?
Ve… Silivri Cezaevi’ndeki haksızlıklar, zulümler..
Onlar devam edecek mi?
Bakın son haber insanın aklını zorluyor. İsyan etmek istiyorsunuz.
Can Bursalı’nın haberini aynen not ediyorum buraya:
• “Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan ve Merdan Yanardağ hakkında hazırlanan casusluk iddianamesindeki delillerin, somut HTS kayıtları ve mesajlaşmalarla çeliştiği ortaya çıktı. Savcılığın "ortak baz sinyali" vererek bir araya geldiklerini iddia ettiği tarihte, taraflar arasında 550 kilometre mesafe olduğu ve 2019’dan beri hiçbir iletişim kurmadıkları bizzat dosyadaki verilerle belgelendi.”
• “Savcılık, Özkan ile Gün'ün irtibatının olmadığı mesajlaşmadan anlaşılırken iki ismin Balıkesir ve İstanbul’da ortak baz bilgisinin bulunduğunu iddianamede sundu.
Oysa! BURAYA DİKKAT EY OKUR!
•” Kayıtlar incelendiğinde Hüseyin Gün’ün yalnızca 20 Eylül 2024’te Balıkesir’in Avşa ve Marmara Adası bölgelerinde bulunduğu görüldü. Ancak aynı tarihte Necati Özkan’ın Balıkesir’de olmadığı, önce İstanbul’dan ardından da Ankara Esenboğa Havalimanı’ndan sinyal verdiği kayıtlarda yer aldı. Buna rağmen, savcılığın bu verileri ORTAK BAZ olarak değerlendirip casusluk suçlamasına temel kabul ettiği görüldü.”
Bazen merak ediyorum. “BİRİLERİ” bu kadar vahim hatayı acaba Erdoğan ya da Akın Gürlek’i boşa düşürmek için mi yapıyor?
Ben buraya sonuncu -fıkra gibi- örneği aldım. Ama günün birinde tüm kumpas ortaya serildiğinde, tıpkı FETÖ günlerinde olduğu gibi, “neler olmuş neler” diyeceğiz.
Yazıyı bitirirken güncel bir not:
Malum, Trump her gün yeni bir densizlikle dünya medyasında yer almayı başarıyor.
Son densizliği, basın toplantısında bir gazetecinin “Orta Doğu’ya neden 5 bin deniz piyadesi gönderiyorsunuz?” Sorusuna verdiği yanıt oldu:
“Sen çok sinir bozucu bir insansın!”
Medya Radar yazarı Varol Ersoy, çok önemli bir hatırlatmada bulundu:
“Bu durumun benzeri bizim ülkemizde de çok sık yaşanıyor…
Hatırlarsınız; Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğanda 19 Eylül 2023’te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için gittiği New York’ta kendisiyle röportaj yapan ve Türkiye’deki tutuklu siyasetçilerle gazetecileri soran ABD’li gazeteciyi, “Bu, sizi niye bu kadar ilgilendiriyor?” diyerek terslemişti.
Gazetecinin yanıtı ise “Ama bu benim işim” olmuştu!”
Cezaevlerinin hala gazetecileri “ağırladığına” bakılırsa gerçekten de bazılarının sinirlerini bozduğumuz anlaşılıyor!
Değil mi!!
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:44
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 18 Mart 2026 09:23 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















