Gençlerin “iyi” olma hali Özgür Bayram Soylu
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak duyuru yapıyor.
Türk gençliği bugün hayata tam gaz giriyor gibi görünüyor ama hikâye biraz Fenerbahçe’nin son yıllardaki son düzlüğüne benziyor. Sezon boyunca umut var, potansiyel var, kadro kâğıt üstünde güçlü… Ama kritik virajda bir şeyler hep eksik kalıyor. Umarım bu kez aynı senaryo yaşanmaz. Ürün yerleştirmesini de yaptığımıza göre esas meseleye dönelim.
Habitat Derneği ile Infakto RW ortaklığı ile gerçekleşen “Gençlerin İyi Olma Hali” araştırması aslında gelecek açısından gençlerin geleceğe ve yaşama dair karmaşık duygular içerisinde olduğunu gösteriyor. Araştırmaya göre 2017’de gelecekten umutlu olan gençlerin oranı %67 seviyelerinden %45’ler seviyesine gerilemiş durumda.
Gerçi son 10 yılda ülkemizin başına gelen jeoekonomik ve jeopolitik hatta jeofizik sarsıntıları düşününce yine de gelece dair ümit var olduğumuzu söyleyebilirim. Ancak bugünü tolere edebilme esnekliği olan gençlerimizin yarına dair hissiyatlarının yerinde sayıyor olması iyi olma halinin kırılgan bir zemin üzerinde ilerlediğini gösteriyor.
İSTİHDAMIN PSİKOPOLİTİĞİ
Çalışan gençler ( %58) ile iş arayanların ( %27) memnuniyeti arasındaki derin uçurum istihdamın nasıl psikolojik güven kaynağına dönüştüğüne işaret ediyor. Benzer şekilde gelecekten umutlu olan çalışan gençlerin oranı %50 iken bu oran iş arayan gençlerde %16’ya geriliyor. Bu sonuçlar istihdamın etkisinin ekonomik tatmin üzerinden dolaylı biçimde işlediğini fısıldıyor bize.
Gençlerin yaşamış oldukları işsizlik süresi onların geleceğini, kendine güvenlerini ve toplumsal konumlarını kaybettiklerini derin bir şekilde hissettiriyor. Yaşamış oldukları bu derin hissiyatsızlık girişimcilik ruhlarını da kaybettiklerini açıkça ortaya koyuyor. Araştırma sonuçlarına göre 2017’de %63 olan girişimcilik isteği, 2025’te %36’ya kadar gerilemiş. Gençlerin bu hali hem mevcut iş piyasasına hem de kendi işlerini kurma opsiyonuna karşı daha temkinli bir tutum geliştirdiğini gösteriyor.
Son üç yılda yaşanan yüksek enflasyon ve yüksek faiz ortamının ortaya çıkardığı belirsizlik ve öngörülemezlik ortamı iş kurma fikrini bir fırsat olarak değerlendirmenin ötesinde bir risk unsuru haline getiriyor. Ev gençlerinde girişimcilik eğiliminin yalnızca %21’de kalması, bu savunmacı tutumun en sert biçimde piyasa dışında kalan kesimlerde hissedildiğini acı bir şekilde ortaya çıkarıyor. Toplumsal yaşamdan izole olmamaları için hiç olmasa sivil toplum örgütlerinin organizasyonlarına katılabilirler diye düşünsek de gönüllü faaliyette bulunanların oranı yalnızca %5, herhangi bir sivil toplum kuruluşuna üye olanların oranı ise %8.
Gönüllülük yapmayan gençlerin %69’u zaman bulamadığını belirtirken %60’ı ilgi duymadığını, maddi olanaklarının olmadığını söyleyenlerin oranı ise %57’de karşılık buluyor. En dikkat çekici ve mevcut gençlik STK’larına ültimatom niteliğinde olan sonuç ise gönüllüsü olmak isteyeceği sivil toplum örgütü bulunmadığını belirten gençlerin oranının %44 gibi yüksek bir seviyede seyrediyor olması. Yeni bir yapılanma, yeni bir soluk ve gençliğin dilini konuşan bambaşka bir tarzın kaçınılmaz hale geldiğinin ilanı aslında bu sonuç.
BORCU OLMAYANI DÖVÜYORLAR
Gençlerin %84’ünün ihtiyaç duyduğu gelirin altında yaşıyor olması geleceğin ekonomik ve toplumsal dinamizmini doğrudan etkileyen bir kırılmaya işaret ediyor. Gençlerin artık refahını artırma ya da geleceğini planlama aşamasından ziyade mevcut yaşamını sürdürebilme mücadelesinde olduğu net bir şekilde ortada. Gelirin gideri karşılamadığı, borçlanmanın giderek normalleştiği ve tasarrufun ancak zor zamanlara karşı bir güvence olarak görüldüğü bir yapıdan bahsediyoruz. Gençler risk almaktan kaçınıyor, uzun vadeli plan yapamıyor ve girişimcilik gibi belirsizlik içeren alanlara mesafeli yaklaşıyor. Tasarrufun bile yatırım ya da birikim amacıyla değil, gerekirse kullanırım düşüncesiyle yapılması, güven duygusunun ne kadar zayıfladığını ortaya koyuyor. Yani ne yapıyorsak tufanı atlatmak için yapıyoruz.
GÖRÜNMEYEN KRİZ
Gençlerin yaklaşık beşte biri son dört haftada sık ya da çok sık uykusuzluk (%21), bitkinlik (%20), mutsuzluk (%19) ve çaresizlik hissi (%19) yaşadığını belirtiyor. Hangimizde yok ki, bu görünmeyen krizi yaşamamak için paralel evrende nefes alıyor olmak gerekiyor galiba. Her birimizin birer Bergen ve Müslüm Baba’ya dönüştüğü bu arabesk alemde kronik olarak psikolojik yükümüz biriktikçe bir tasarruf aracına dönüşüyor nerdeyse.
Tütün kullanımının gençler arasında %63 gibi yüksek bir oranda sürmesi, bu karmaşık tablonun bir diğer boyutunu duman altında bırakıyor. Gençlerin önemli bir kısmı kendini sağlıklı hissederken riskli alışkanlıkları da sürdürüyorlar. Bu çelişki, sağlık okuryazarlığının ve koruyucu davranış normlarının henüz yeterince içselleştirilmediğine ve açık kalp ameliyatının nerede yapılması gerektiğine ışık tutuyor.
Başa dönecek olursak,
Fenerin sorunu son düzlüğe kalmak mı, o düzlüğü yönetememek mi? Bizim gençlerin meselesi de başarısızlık mı, başarıya sistemli yürüyememek mi?
Sorun ne son düzlükte ne de gençlikte; sorun, o son düzlüğe gelindiğinde oyunu taşıyacak bir sistemin, bir aklın ve bir yönün olmamasında. Çünkü bu hikâye artık bir kaybedilen şampiyonluk hikâyesi değil kabul edelim. Hepimiz için her yıl yeniden oynanan ama sonucu değişmeyen bir senaryo aslında.
Bizde yolun sonu görünüyor ama varılmıyor.
Görüntülenme:35
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 15 Nisan 2026 04:03 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda
İletişim








En çok okunanlar



















