‘Gelimli gidimli dünya’da ‘Hattat Mezar Taşları’ Ömer Lekesiz
Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com açıklama yapıyor.
Gelmek ve gitmek fiillerine ‘mezar taşı’ terkibinin eklendiği ‘Hattat Mezar Taşları’ temalı bir kitap adının önce hüznü ihtiva edeceği aşikardır.
Zira zamana karşı duyulan kırılganlığın adı olarak hüzün hatırlamaya bitişiktir ve bu manada unutmak hatırlamanın negatifidir.
Yaşanan halin düzeyine göre unutmanın -kimi zaman bir nimet olarak temayüz etse de- daha hatırlama ışığının hafızada belirivermesiyle eş zamanlı olarak hemen bir suçluluk duygusu uyandırması bundan olsa gerektir.
Bunları mezar taşı imgesiyle birlikte düşündüğümüzde söz konusu hüzün daha da ilginçleşir. Çünkü mezar taşı yok olanın yokluğu nedeniyle varlığına bir işaret olduğu gibi, varlıktaki bir “eksilmenin izi” olarak da her durumda bir eserdir.
Taşın bir dili elbette vardır ama biz bu dili/konuşmayı duyma kabiliyetinden yoksun olduğumuz için onu som bir suskunlukla niteleriz. Bu halde asıl dikkate değer olan şey söz konusu nitelemeye bizi zorlayanın bizzat taşın kendisinin olmasıdır. Zira taş taş olarak değil bir bina, bir kemer, bir köprü, bir anıt… olarak verir kendisini görüşümüze yani malzemesi olduğu eserin arkasına saklanarak başka(laşmış) bir eserle izleşir.
Nitekim bir mezar taşı da böyle değil midir? O mezarda metfun olanın adına, yaşadığı zaman dilimine, mesleğine… kısaca öz olarak hayatına dair bir ön bilgi tabelası değil midir bir mezar taşı bir taş olmaktan daha çok…
Hatta merhum ya da merhumenin genç yaşta göçtüğüne ya da doğum yaparken öldüğüne dair üstüne işlenen çok kısa bilgilerle onlar hakkında çok uzun hikayeler kurmamıza neden olan şey değil midir bir mezar taşı?
Bunlardan da önemlisi “hüvelbâki” terkibinin ideografik bir ifade olarak üstüne nakşedilmesiyle “Bâkî olan yalnız Allah’tır” hükmünün münadisi kılınmaz mı bir mezar taşı?
Unutma ve hatırlamanın mezar taşı esasında ilişkisini böylece geçip, adını zikrettiğimiz esere gelecek olursak, şu hüzün meselesinin içimizi başka bir yönden ezerek karşımıza çıkmasına mâni olmayışımıza da hüzünleniriz. Zira ilk basımı 2004 yılında yapılan, şimdi üçüncü basımını elimizde tuttuğumuz “Hattat Mezar Taşları Gelimli Gidimli Dünya” adlı eserin (Ofset, 2025) yazarı M. Şinasi Acar, Önsöz’ündeki şu cümleleri aslında bir “sonsöz” olarak işlemiş gibidir:
“Bu kitabın dördüncü baskısı olmayacak. Bunun birkaç nedeni var. Öncelikle bugünlere ulaşabilmiş hattat mezar taşı sayısı iyice azaldı. İkincisi başladığım bir işi yarıda bırakıp gitmek istemiyorum. Üçüncü bir neden daha var ki belki de en önemlisi bu: Ülkemizde iş yapmak çok zorlaştı. Bizim grafik tasarım, grafik uygulama, fotoğrafçı, fahri danışmanlar, matbaa ve sponsorlardan oluşan çok seçkin ve nitelikli bir ekibimiz var. Bir de kütüphaneciler, müzeciler, koleksiyonerler, antikacılar, üniversite mensupları, gazete, dergi, yayınevi yöneticileri gibi görünmez destekçilerimiz ve bunlarla yapılan karşılıklı bilgi alışverişleri var. Araştırmacıların bu kaynaklardan da beslenmesi gerekiyor. Bunlar giderek eksiliyor, değişiyor, yerlerine gelenlerle de ya frekanslarımız uyuşmuyor ya da frekans bozucu çevresel etkiler çoğaldı. Bu durum da işi giderek zorlaştırıyor. Ayrıntıya girmek gereksiz, ama bu durum bir gerçek. Zaten her şey sanal ortamda yapılır oldu. Yakın bir gelecekte kitap basımı da tarihe karışacak gibi gözüküyor.”
Acar’ın -işinin ehli olarak tanınan Mustafa Yılmaz’ın fotoğraflarıyla zenginleşen- eseri, hattat mezar taşlarındaki kitabelerinin fotoğraflar sayesinde okunmaya sunulması ve günümüz alfabesiyle okunup yazılması, azami sayıda taşa ve dolayısıyla hattat bilgisine ve bu vesileyle biyografisine ulaşılmış olması… gibi hususları ihtiva etmesiyle çok değerli olmasının yanı sıra, ilgili taşların korunması, zamanın tahribine karşı dirençli kılınması konusunda yapılmış ve yapılabilecek çalışmalara öncülük etmesiyle de çok değerlidir.
Burada mesele mezar taşına ulaşılan hattat sayısının azlığı ya da çokluğu olmadığı gibi, çalışmada yararlanılan tezkire sayı da değildir. Asıl mesele yukarıda da vurguladığımız üzere varlıktaki bir eksilmenin izini yaşatmak olarak hattat mezar taşlarının, camilerimiz başta olmak üzere birçok yerde hemen karşımızda duran eserini yani hüsnihatlarını da hak ettikleri şekilde geleceğe taşıma duygusunu bir şuura dönüştürmektir.
Bu bağlamda Akar ve Yılmaz’a teşekkürü vazife bilerek, şu hatırlatmayla yazımızı tamamlamak isteriz:
Mezar taşı ölüler için değil diriler için dikilir. Unutmaktan doğan hüzün ise ölülere değil, hayata aittir. Dolayısıyla her mezar taşını aynı zamanda bir kıyam olarak kendi fiziki, aklî ve manevi kıyamımıza dahil etmemiz gerekir.
Üstelik de konu hattat mezar taşları olunca…
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:101
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 10 Ocak 2026 04:03 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















