Eski ile yeni arasında Gökhan Özcan
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak açıklama yapıyor.
Büyüklerinin “Ah nerede o eski günler!” tarzı şikayetlerine şahit olmayanımız yoktur. Yaş aldıkça kendi dilinden de benzer hayıflanma ifadeleri döküldüğünü fark ettiğinde buna şaşıranlarımız da çoktur. Gençken, hayatımızın baharındayken, eskilerin böyle derin iç geçirmeleriyle hafif hafif eğlenmeyi biliriz de; zamanı geldiğinde neden bizim de aynı dertten muzdarip olduğumuz sorusunun cevabını o kadar kolay bulamayız.
Geçen zamanın biz istesek de istemesek de hayatımızda birçok şeyi değiştirdiği bir gerçek… Değişimin hızının giderek arttığını da günlük hayatımızdan biliyoruz. Dünyada geçirdikleri zaman daha uzun olanlar, son kırk elli yılda birbirinden farklı üç beş ayrı dünyada yaşamaya mecbur oldular. Bu olurken, kendilerini dünyanın değiştiği hızda değiştirmeyi de pek başaramadılar. Dolayısıyla bir ayakları geçmişte, bir ayakları şimdiki zamanda yaşamak zorunda kaldılar. Yani aslında bir arafta yaşadılar.
Bendeniz de o arafta mahsur kalan kuşaklardan birine mensubum. Değişimin getirdiklerinin pek çoğu ile tam olarak barışık olamadım, götürdüklerini ise fazlasıyla özledim hep. Bunu yaşımın ilerleyişine, gençlik heyecanlarımın sönükleşmesine, enerjimin düşmesine, yol aldıkça hayal kurma menzilimin kısalmasına bağlayanlara bir yere kadar hak verdim. Ama bir yere kadar! Haklı tarafları olmasına rağmen bu bence durumu eksiksiz açıklamaya yetecek bir argüman olmadı hiç!
“Zaman her şeyi muhafaza eder ama hepsi rengini kaybeder; metal plakalara sabitlenen çok eski fotoğraflar gibi… Resmi sağa sola çevirmek gerekir, çünkü metalin vaktiyle çehresinin kendine has özelliklerini içine aldığı kişiyi kör plakanın üzerinde tanımak için belli bir ışık kırılmasına ihtiyaç vardır. İnsanın her hatırası da zamanla işte böyle solar. Fakat günün birinde bir yerlerden ışık gelir ve bir yüzü yeniden tanırız” diyor Sandor Marai, ‘Mumlar Sonuna Kadar Yanar’ ismini verdiği kitabında.
Zamanın tabiatı gereği değiştirdiği şeyler var, olacak. Ancak insanın karakteri, duruşu, hissedişi bunlara dahil midir, bu tartışılır! Duygularımızın, algılama biçimlerimizin, düşünme tarzlarımızın, değer yargılarımızın, hassasiyetlerimizin, yönelişlerimizin, durumlara verdiğimiz tepkilerin tanınamayacak kadar değişmesi itirazsızca kabul edilebilir mi? Eskilerin bildiği hayatla, yenilerin yaşadığı hayat arasında bu kadar büyük mesafeler, bu kadar derin uçurumlar bulunması normal mi?
Tarihin gür akan bir ırmak olduğunu ve önüne gelen birçok şeyi süpürüp götürdüğünü hepimiz biliyoruz. Ufak tefek taşkınlara da alışığız. Ama ırmağın yatak değiştirmesi pek bildiğimiz bir şey değil. Sanki bir kırılma yaşadık ve tarih hissedemediğimiz bir hızla yatak değiştiriverdi. Bir başka hayatın akıntısında sürüklenirken buluverdik kendimizi. Aramıza sonradan katılanlar, ırmağın bu yeni tabiatında bir tuhaflık bulmuyor doğal olarak. Ama biz, eskiler ve yenilerden biraz daha eskiler, kontrolden çıkmış bir ırmağın akıntısına kapılmış giderken içimizde bir başka ırmağın uzaklaşan çağıltısını duyuyoruz hâlâ.
Yaşadığımız hayatta hiçbir şeyin sebepsiz olmadığı öğretildi bize. Her vücuda gelen şeyin, iyi ya da kötü, bir sebebi, sebepleri var. Öyleyse kendimizi neredeyse içinde buluverdiğimiz bu yeni hayatın da sebeplerini aramalıyız. Bizi yaşayageldiğimiz hayatın dışındaki bir hayata taşıyan nedir? Hem de başkalaştığımızı hissetme kabiliyetimizi yitirmemizi sağlayacak kadar büyük bir hızla! Bu seyir tabii bir seyir midir ve biz neden bu kadar kolay tav olduk bu gidişata?
Bunlar zamanında sormayı ihmal ettiğimiz sorular. Biraz gecikmekle birlikte hâlâ sorabiliriz ve bu bize bir muhasebe imkânı verir diye umut ediyorum.
Görüntülenme:69
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 04 Haziran 2026 04:13 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda
İletişim








En çok okunanlar


















