Epstein dosyaları: En güzel masalların arkasındaki karanlık Düşünce Günlüğü Haberleri
Yenisafak sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com duyuruda bulunuyor.
Bora Durmuşoğlu / İletişimci, Medya Yöneticisi
Jeffrey Epstein vakası gündemi sarstığı ilk günden bu yana ortaya dökülenler, bir suç ağının ayrıntılarından çok daha fazlası. Bu dosyalar, yıllardır “dokunulmaz” kabul edilen çevrelerin nasıl korunduğunu, gücün nasıl görünmez kılındığını, medya ve eğlence sektörünün bu görünmezlikte nasıl bir rol oynadığını da gösteriyor. Bu nedenle Epstein meselesi asla sessizce geçiştirilmemeli, sıradanlaştırılmamalı, “olup bitmiş” bir skandal gibi ele alınmamalı. Aksine, üzerindeki sis tamamen dağılana kadar gündemde tutulmalı, derinine inilerek sorgulanmalı ve unutturulmasına izin verilmemeli. Çünkü bu dosya, yalnızca geçmişi değil, bugün hâlâ işleyen ve insanlığı tehdit eden bir sistemi deşifre ediyor.
Epstein dosyalarının perde arkasına bakınca, çocuklara ve gençlere sunulan her tür içeriğin en hassas gözler tarafından yeniden izlenmesi, hatta masalların dahi yeniden okunması gerekiyor. Gelinen noktada, aynı kültürel iklimde üretilen tüm hikâyelerin hangi davranışların “normal”, hangi sınırların “esnek” kabul edileceğini de şekillendirdiğini görüyoruz. Bugün Disney, Pixar, DreamWorks, Nickelodeon gibi dev stüdyoların yanı sıra Marvel ve DC evrenleri, bu anlatı gücünün tam merkezinde yer alıyor.
GÜÇ UĞRUNA HER ŞEYİ MUBAH SAYAN ANLATI
Çocuklara ve gençlere sunulan içeriklerde ilk göze çarpan sembol, gücün mutlaklaştırılması. Süper kahraman anlatılarında sorunlar çoğu zaman diyalogla değil, güç kullanımıyla çözülüyor. Marvel’da şehirleri yerle bir eden savaşlar, DC’de kaosu “düzeni sağlama” gerekçesiyle meşrulaştıran karakterler, şiddeti bir “kurtarma aracı” gibi sunuyor. Patlamalar, çığlıklar, cesetler ve kan, görsel bir şölene (!) dönüşüyor. İzleyiciler için bu sahneler bir trajedi değil, heyecanlı bir gösteri hâlini alıyor.
Süper kahraman anlatılarında dikkat çeken bir başka unsur, “daha büyük bir iyilik” adına her şeyin mubah sayılması. Marvel ve DC evrenlerinde şehirlerin yıkılması, binlerce insanın hayatının tehlikeye atılması ve devasa zararlar çoğu zaman kaçınılmaz bir fedakârlık gibi sunuluyor. Hikâye, sonuçları sorgulamak yerine eylemi yüceltiyor. Böylece özellikle çocuklar, gücün hesap vermeyen bir ayrıcalık olduğu fikrine alışıyor. Kahramanın her zaman haklı sayıldığı bu anlatı, adaletin yerini kişisel yargıya bıraktığı bir evren kuruyor. Hollywood çatısı altındaki bu büyük evrende düzen, en güçlü olanın kararlarıyla sağlanıyor; evrensel kurallar ve değerler ise hiç kimsenin umurunda olmuyor.
SEMBOLLERLE KURULAN YENİ NORMAL
İkinci dikkat çekici kısım, kimliğin ve benliğin erken yaşta politize edilmesi. Son yıllarda birçok yapım, yetişkin dünyasında bile hassas kabul edilen kimlik, yönelim, beden algısı ve aidiyet tartışmalarını çocuk anlatılarının merkezine taşımaya başladı. Bu yaklaşım bazı kesimlerce “temsilde çeşitlilik” olarak savunulurken, birçok ebeveyn ve eğitimci, çocukların bilişsel ve duygusal gelişim düzeyine uygun olmayan kavramların erken yaşta normalleştirilmesi konusunda kaygı duyuyor. Tartışma, bu temaların varlığından çok, nasıl ve hangi bağlamda sunulduğu üzerinden şekilleniyor.
Üçüncü ve daha derin bir katman da sınır ihlallerinin romantize edilmesi. Bazı hikâyelerde yaş farkı, güç dengesizliği, gizli ilişkiler ve “yasak” teması çekici bir macera gibi resmediliyor. Doğrudan bir suçu övmeyen bu anlatılar, etik sınırları belirsizleştiren bir atmosfer oluşturuyor. Çocuk için sorunlu olanla ilgi çekici olan arasındaki mesafe bulanıklaşıyor.
İşin daha da kötüsü, tüm bu semboller yalnızca ekranda kalmıyor. Disney, Marvel, DC, Pixar ya da Nickelodeon evrenleri, oyuncaklardan dijital oyunlara, kıyafetlerden sosyal medya içeriklerine kadar uzanan dev bir ekosistem kurmuş durumda. Karakterler, ekranda ya da beyaz perdede izlenen figürler olmanın ötesinde giyilen, oynanan, taklit edilen kimliklere dönüşüyor. Böylece anlatılan değerler, gündelik hayata taşınıyor. Üstelik bu sadece çocuklar için değil yetişkinler tarafından da aynı algıyla kabul görüyor. Bu yüzden kız çocuklarına hediye seçerken aklımıza ilk olarak Elsa ya da Barbie, erkek çocukları içinse Batman, Superman ya da Spider-Man geliyor.
GÜÇ, MEDYA VE GÖRÜNMEZ KORUMA AĞI
Bu noktada Epstein dosyalarının açtığı kapı, tartışmayı başka bir boyuta taşımak zorunda. Çünkü bu dosyalar; güç, şöhret ve medya çevrelerinin koruma ağı içinde sinsice hareket edebildiğini gösteriyor. Çocuk istismarı gibi en ağır suçların bile uzun süre görünmez kalabildiği bir dünyada, “masum” görünen anlatıların arka planını sorgulamak kaçınılmaz hâle geliyor. Mesele asla belirli bir stüdyoyu suçlamak değil, aynı kültürel iklimde üretilen hikâyelerin, hangi değerleri öne çıkardığını sorgulamak.
Bir diğer tehlike, bu anlatıların tekrar ederek bir normal üretmesi. Çocuklar ve gençler başta olmak üzere toplumun tüm kesimleri, her gün benzer sembollerle karşılaştığı için bunları sorgulamadan içselleştiriyor. Güç eşittir haklılık, kaos eşittir eğlence, sınır ihlali eşittir cesaret, uyuşturucu ve fuhuş eşittir özgürlük gibi eşleşmeler zamanla doğal görünüyor. O noktada hikâye, yalnızca eğlence olmaktan çıkıp gizli bir eğitim aracına dönüşüyor.
ÇOCUK VE EBEVEYNİ ARASINA GİREN SÜPER KAHRAMAN
Bütün bu dönüşümün en ağır yükünü taşıyan yer ise üzerinde titizlikle durmaya çalıştığımız aile kurumu. Çünkü çocuk için ilk güven duygusu, ilk doğru-yanlış ayrımı ve ilk değerler dünyası evde kuruluyor. Ekrandan gelen her yeni sembol, bu küçük evrenin içine sızıyor. Anne babanın sözü ile ekrandaki kahramanın dili çatıştığında, çocuk çoğu zaman daha parlak ve daha güçlü olanı seçiyor. Bu durum, aileyi yalnızca bir izleyiciye dönüştürüyor. Oysa aile, bir çatı olmanın ötesinde çocuğu hayata hazırlayan en güçlü kale. Bu kale zayıfladığında, dışarıdan gelen her tehlikeli anlatı daha kolay yer buluyor.
Psikoloji alanında bilinen bir gerçek vardır: Bir davranış ya da sembol ne kadar sık tekrar edilirse, zihin onu o kadar olağan kabul eder. Çocuklar için bu süreç çok daha hızlı işliyor. Pedofili, LGBT, taciz, şiddet, terör, kaos, sınır ihlali ve güç gösterisi sürekli aynı estetik dil içinde sunulduğunda, rahatsız edici olmaktan çıkıyor. Bu durum empatiyi zayıflatıp, başkasının acısını bir sahne efektine dönüştürüyor. Zamanla çocuk, gerçek hayattaki duygusal sonuçları ayırt etmekte zorlanıyor ve izlenenle yaşanan arasındaki mesafe daralıyor, kurgu ile gerçek birbirine karışıyor.
KİRLİ İÇERİKLE NASIL MÜCADELE EDECEĞİZ?
Çocuklarımızın zihnini kirleten içeriklerle mücadele ederken artık yalnızca savunmada kalamayız. Yasaklar, filtreler ve engeller elbette gerekli, ancak bunlar belirli bir noktaya kadar koruma sağlayabilir. Çünkü çocukların karşılaştığı anlatı dünyası artık küresel ve tek bir ülkenin sınırlarıyla durdurulamayacak seviyede. Bu yüzden asıl mesele, neyi engellediğimizden çok neyi ürettiğimiz.
Televizyon, sinema, dijital platformlar, mobil uygulamalar, oyunlar, sosyal medya ve lisanslı ürünlerle küresel ölçekte dolaşıma giren bu içerikler, yalnızca bireysel zihinleri etkilemiyor; yerel kültürlerin sesini de bastırıyor. ABD menşeli içerikler, evrensel bir norm gibi sunuldukça, başka toplumların jeokültürel kodları arka plana itiliyor. Tek tip kahraman modeli, tek tip başarı tanımı ve tek tip “normal” anlayışı, dünyanın dört bir yanında benzer hayallerin kurulmasına yol açıyor. Kültür, bir çeşit ihracat ürününe dönüşüyor. Bu durum, çocukların kendi toplumlarına ait değerleri yabancı bir aynada görmesine ve çoğu zaman küçümsemesine neden oluyor.
En stratejik çözüm, çocukların her mecrada seveceği, sahipleneceği ve gurur duyacağı temiz, güçlü, kaliteli, özgün içerikler ve markalar ortaya koymaktan geçiyor. Kendi kahramanlarını, kendi masallarını, kendi değerlerini anlatabilen toplumlar, başkalarının inançlarına, değerlerine ve sembollerine asla mahkûm kalmaz. Şapkamızı önümüze alıp düşünmeli ve çocuklarımızın hayal gücünü karanlıkla değil umutla besleyen, şiddeti değil merakı, kaosu değil dayanışmayı öne çıkaran dünyalar kurmak zorundayız.
Epstein dosyaları, karanlık bir suç zincirini açığa çıkarmakla kalmadı, hangi dünyayı normal saydığımızı da apaçık yüzümüze vurdu. Bu yüzden bu isim bir haber başlığı olarak kalmamalı; hepimiz için Gazze gibi bir milat olmalı. Unutulduğu her gün, aynı düzenin biraz daha güçleneceğini aklımızdan çıkarmamalıyız. Hatırlamak, konuşmak ve sorgulamak, çocuklarımızın geleceği için bir sorumluluk. Bu bir küresel vicdan meselesi.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:72
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 10 Şubat 2026 04:03 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















