Enformatik cehaletten enformatik felakete Turgay Yerlikaya
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak haber yayımlıyor.
1970’lerin sonunda kitle toplumuna yönelik çözümlemeleri ile öne çıkan Jean Baudrillard, medyanın kitleler için ne anlam ifade ettiği üzerine nitelikli bir tartışma zemini açtı. Henüz geleneksel medyanın hakimiyetindeki bir dönemde, kitle medyasının ürettiği gerçekliğin, anlamın yerini aldığı ve bir süre sonrada kitlelerin anlamdan ziyade görüntüye talip olduklarını ifade etmişti. “Sessiz Yığınların Gölgesinde” isimli kitabında, kitle medyasının anlam ve enformasyon arasında ciddi bir zıtlığa neden olduğunu işlemişti. Ona göre medyanın ürettiği yoğun enformasyon zamanla anlamı ortadan kaldırmakta ve bilgiye erişimi zorlaştırmaktaydı. Enformasyon ile bilgi (anlam) arasındaki bu negatif korelasyonu, görüntü ve içerik üzerinden çözümleyen Baudrillard, ilerleyen yıllarda enformasyon yoğunluğunun bilgiyi ne ölçüde tahrip ettiği gerçeğini, Körfez Savaşı sürecinde okuyucularına aktarmıştı. Özellikle güdümlü ve filtrelere tabi (embedded) enformasyonun oluşturduğu bilgi boşluğu, anlamın kaybının önemli işaretleri idi.
ENFORMATİK CEHALET
1990’ların başında Nabi Avcı, muhtelif yazılarının yer aldığı Enformatik Cehalet kitabında, kitle medyası üzerinden oluşan yoğun enformasyon akışının beraberinde bir cahillik getirdiğini söylemişti. Avcı’nın buradaki kastı, kitle iletişim araçları ile üzerinden muhatap olduğumuz aşırı enformasyon, bizi bir şeylerden haberdar ederken aynı ölçüde bilgilendirmiyordu. İnternetin henüz nüvelerinin olduğu bir toplumsal vasatta, bilgi toplumu tezlerine ilişkin bir eleştiri anlamına da gelen enformatik cehalet kavramı, Web 2.0 teknolojileri ile radikal bir değişikliğe uğramış ve kitleler enformasyonun bir imkan olduğu kadar bir tehdit olduğu gerçeğini iliklerine kadar hissetmiştir.
İnternet ile hayatımıza giren yeni teknolojilerin ilk bakışta hayatımızı kolaylaştırdığını söylemem mümkün. E-devlet uygulamalarından tutun da banka ve diğer kitlesel hizmetlerin dijitalleşmesi, olağanüstü fırsatları beraberinde getirdi. Özellikle siber teknolojilerin enformasyon akışına yönelik kolaylaştırıcı rolü “siber ütopyanist” fikirlerin dolaşımını kolaylaştırmış ve internet üzerinden aşina olduğumuz teknolojiler kutsanmıştır. Peki fırsatları üzerinden ele alınan ve uzunca bir süre risklerine muhatap olmadığımız bu teknolojiler nasıl oldu da bir felaketin habercisi oldular?
Hafta sonu İletişim Başkanlığı tarafından düzenlenen ve küresel bir marka olma yolunda hızlı adımlarla ilerleyen Stratcom Zirvesi, bu tür tartışmaların yapıldığı önemli bir vasat oldu. Uzunca bir süredir, enformasyon alanının ürettiği tehditlere ilişkin farkındalık geliştiren Türkiye, bu konuda hem ciddi tartışmalar yapmakta hem de politika metinleri ortaya koyarak bunları uygulamaya çalışmaktadır. Zirvede İletişim Başkanı Duran’ın, bilginin sadece bir iletişim aracı olmadığı aynı zamanda ulusal ve küresel güvenliğin önemli bir bileşeni olduğu yönündeki vurgusu, içinde bulunduğumuz gerçekliğin kavrandığını göstermektedir. Aynı toplantıda Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün’ün elektronik harp, enformasyon ve siber operasyonların çatışmanın görünmeyen ama en önemli unsurları olduğu vurgusu, asimetrik savaşın doğasının idrak edildiğinin en açık göstergesi. Enformasyonu, savaş ve çatışmanın bir bileşeni olarak kodlamak ve bu doğrultuda yeni teknolojiler geliştirmek, hibrit savaş konseptinin anlaşılması ve çağın yakalanması anlamında oldukça önemli.
Bu minvalde, Türkiye’nin 2017 yılında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte ihdas ettiği Savunma Sanayii Başkanlığı ve İletişim Başkanlığı gibi kurumlar, bu tehdide yönelik farkındalığı göstermektedir. Bu tür kurumsal kazanımlar, savunma ve savaşın sadece konvansiyonel riskler düzeyinde algılanmadığı ve Türkiye’nin bu süreci iyi okuduğunu da göstermektedir. Her iki kurumun ilk günden bu yana kendi alanlarındaki tehditlerle mücadele etme pratikleri, Türkiye’nin son dönemde muhatap olduğu bölgesel ve küresel tehditlerle nasıl mücadele ettiğinin de somut bir göstergesi niteliğinde.
Fakat tüm bu gelişmeler Türkiye’nin jeopolitik gerçekliğindeki hız ve değişim ile de eşgüdümlü hareket etmeli ve buna yönelik bir güncelleme ile hareket edilmelidir. Nitekim benzer tehditlerle mücadele etme anlamında ulus-üstü bir güvenlik örgütü olan NATO, 2014 yılında Stratcom COE’yi kurmuş ve enformasyon ortamında karşılaşılacak riskleri belirlemek ve bunlarla mücadele etmek için müstakil bir kurumsal kapasite ortaya koymuştur. Son dönemde özellikle Çin ve Rusya’nın enformasyon eksenli tehditleri üzerine yoğunlaşan bu kurum, yıl içerisinde kendisine entegre olan ülkelerle (Türkiye yok) eğitim programları ve risk haritalandırmaları yaparak güncel ve olası tehditlere yönelik projeksiyonlar ortaya koymaktadır. Kurumun en önemli çalışma alanlarında biri NATO’ya tehdit pozisyonunda değerlendirilen Çin ve Rusya gibi ülkelerin müttefik ülkelerdeki enformasyon tabanlı tehditlerine yoğunlaşmak ve bunları raporlayarak kamuoyuyla paylaşmaktır.
Türkiye’nin tehdit ve farkındalık anlamında önemli çalışmaları olmasına rağmen henüz bu ölçekte kurumsal bir hafıza ve çıktı oluşturmaması önemli bir eksiklik. Son dönemde Türkiye’nin tehdit algılamasında önemli bir yer işgal eden İsrail gibi bir ülkenin açık ve örtük enformasyon temelli tehditlerinin kamuoyuyla her yönüyle paylaşılması, kanaatimce bu yolda önemli bir adım olacaktır. Nitekim olası bir çatışma durumunda bu mekanizmanın nasıl işlediği ve neyi hedef aldığı üzerine oluşabilecek bir farkındalık genel bir seferberlik durumunda önemli bir işlevi yerine getirecektir.
Teknolojik dünyada her yeni gelişmenin beraberinde bir riski de getireceğini “Risk Toplumu” eserinde örnekleri ile ortaya koyan Ulrich Beck, en hayati konunun bu risklerle mücadele edebilme yeteneği olduğunu vurgular. Bu bağlamda karşılaşılabilecek riskleri öngören ve bu konuda entegre bir politika metni ortaya koyarak geleceği kurgulayan bir Türkiye’nin, asimetrik tehditlere karşı daha dirençli olacağı aşikar. Konuyu milli güvenlik ve egemenlik zaviyesinde konumlandıran bir ülkenin bu tür tehditlerle mücadele etme kapasitesi de o ölçüde gelişecek ve yeni ve gelişen dinamiklere karşı da daha hazırlıklı olacaktır. Zirvedeki konuşmasında enformasyon-bilgi-hikmet üçlemesinde hakikatin kavranmasının önemine değinen İstihbarat Başkanı Kalın’ın, enformatik cehaletten enformatik felakete savrulduğumuz yönündeki sözleri üzerinde daha fazla kafa yormamız gereken bir dönemdeyiz diye düşünüyorum.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:35
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 30 Mart 2026 04:08 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















