Ekran, çocuk ve gençlerden merhameti çaldı
Ankara24.com, Sabah kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi yayımlıyor.
Okul bahçelerinde, sokak aralarında, sosyal medya videolarında... Gençler arasındaki şiddet, artık görmezden gelinebilecek bir noktada değil. Bir kavganın, bir zorbalığın ya da bir hayvana yönelen öfkenin ardında yalnızca "öfke kontrolü" sorunu yok; izlenen, tekrar edilen ve giderek sıradanlaşan bir dünya var. Televizyon yazarı Yüksel Aytuğ, şiddetin ekranlarda parlatılan bir güç gösterisine dönüşmesinin toplumsal bedeline dikkat çekerken; Prof. Dr. Ali Murat Kırık, dijital platformlarda algoritmaların gençleri benzer içeriklere nasıl kilitlediğini anlatıyor. Klinik psikolog Aleyna Nazlıcan Yıldız, onaylanan şiddetin pişmanlığı nasıl ortadan kaldırdığını vurgularken; Prof. Dr. Kemal Sayar ise şiddetin hayatın her alanına sızan küresel bir sorun haline geldiğini söylüyor. Bu hafta, "Gençler şiddete meyilli hale nasıl geldi, merhamet duygusu giderek azalıyor mu?" sorusuna medyadan psikolojiye uzanan çok katmanlı bir yanıt arıyoruz.
DÜNYADA ÇOCUK SUÇLARINA VERİLEN CEZALAR
❙ABD'de çocukların karıştığı ağır şiddet suçlarının yaygınlığı, yasaların da bu doğrultuda şekillenmesine neden oluyor. Cinayet, silahlı saldırı ve tekrarlayan ağır suçlar söz konusu olduğunda, savcılık talebi ya da hakim kararıyla çocuk fail yetişkin mahkemesinde yargılanabiliyor. Bu durumda çocuklar, yetişkinlere uygulanan uzun süreli hapis cezalarıyla karşı karşıya kalıyor. ABD'nin birçok eyaletinde çocukların cezai ehliyet kapsamında yargılanma yaşı 10–12 aralığında kabul ediliyor.
❙İngiltere'de cinayet işleyen çocuklar ağır ceza mahkemelerinde yargılanıyor. Uzun süreli hapis cezası alan çocukların tahliyesi otomatik olarak gerçekleşmiyor; risk değerlendirmesine bağlı olarak karar veriliyor. Riskli görülen çocuklar, ömür boyu cezaevi ve denetimli serbestlik döngüsü içinde tutulabiliyor. İngiltere'de cezai sorumluluk yaşı 10'dan itibaren başlıyor. 10–13 yaş arasındaki çocukların, eylemin hukuka aykırı olduğunu bilebilecek durumda olmaları halinde cezai sorumluluğu bulunduğu kabul ediliyor. 14–17 yaş grubunda ise tam cezai sorumluluk öngörülüyor.
❙İsveç'te cezai sorumluluk yaşı 15 olarak belirlenmiş durumda. 15–17 yaş aralığındaki çocuklar normal mahkemelerde yargılanıyor ancak çocuklara özgü özel yargılama ve ceza prosedürleri uygulanıyor.
❙Rusya, Avrupa'da çocuk failli ağır suçlara karşı en sert ceza rejimlerini uygulayan ülkeler arasında yer alıyor. Cezai sorumluluk 14 yaşında başlıyor. Çocuk failler, yüksek güvenlikli kapalı cezaevlerinde tutuluyor. Bu kurumlarda disiplin rejimi oldukça katı; hareket alanı, iletişim ve ziyaretler sıkı denetim altında gerçekleştiriliyor.
YÜKSEL AYTUĞ / Gazeteci Yazar
BU ÜLKE UZUN ZAMANDIR EKRANA BAKIP GÜLMÜYOR
Şiddet ve kabalığı, paraya ve güce giden en kestirme yol olarak gösteren dizi ve filmlerin etkisi izleyiciye daima açıktır. Kendisine pusu kuran kötü adamlardan üçünü vurup, geri kalanların da ağzını burnunu kıran kahraman (!) ertesi gün okul sohbetlerinde takdir gördüğü anda bizim rüzgar gülü de kafasını rüzgarın estiği tarafa çevirir doğal olarak. Hem yakışıklı olacaksın hem bileği güçlü hem sözü dinlenir hem de karizmatik. Böyle olmayı hangi çocuk/genç istemez. Mafya güzellemesi ve eşkıya parlatması içeren dizilerin bugün yaşadığımız toplumsal travmada hiçbir suçunun günahının olmadığını söylemek, aptallık derecesinde bir saflık ve iyi niyet olur. Bizler de çocukken Bruce Lee filmlerinden çıktığımızda elektrik direklerine uçan tekme atıyorduk. Ama hepsi o kadar... Aramızdan hiç Ninja yıldızı ile adam boğazlayan ya da nançuka kullanarak cami cemaatini yaralamaya çalışan çıkmadı. Bugünün, bizim dönemimizden farkı; aileye, öğretmene, dine, devlete saygının tükenmesidir bence. Bu erdemlerden yoksun bir genci 'suçlu' haline getirmek için onu dizi karakterleri marifetiyle manipüle etmeye gerek var mı? İşte zurnanın "zırt" dediği yer de burası. 45 dakika çatışma olduğu halde polisin gelmediği mahalleler, çekirdek çitler gibi adam öldürenlerin elini kolunu sallayarak dolaştığı mafyatik sistemlerdir asıl tehlikeli olan. Şiddeti ve ölümü bu kadar sıradanlaştırırsanız, sonuçlarına da katlanırsınız. İlle de mafya dizisi çekecekseniz, "kılıçla yaşayanın kılıçla öleceğini de" göstermek zorundasınız. Geride kalan gözü yaşlı anaları, eşleri, kardeşleri atlarsanız, toplumsal şiddetin ortağı hatta tetikleyicisi olursunuz.
SENARYO İÇİN ŞİDDETE KILIF UYDURULMAZ
Tıpkı şiddeti ve cinayeti sıradanlaştırmak gibi senaryo için bunlara kılıf uydurmaya kalkmak da sizi sorumlu kılar. Senaryoyu yazarken, intikam ve namus davası gibi gerekçeleri, kötülüğe zırh yapmaya kalkmak, suça yataklık etmekten başka bir şey değildir. Beni en çok irite eden ve kaygılandıran, şiddeti sırf reyting arttıran bir "aroma" olarak tarife eklemek. Bu "iliştirme vahşet" bence en tehlikeli olanı. Yoksa hiçbirimiz kavgadan, tartışmadan soyutlanmış "steril" bir hayat yaşamıyoruz tabii ki. Ama hiç gerekmediği halde, sırf ticari kaygılarla senaryolara hormonlu şiddet sahneleri eklemek, bence bu ülkenin geleceğine yapılan en büyük ihanettir. Dünyamız, özellikle de Anadolu toprakları gerçekten örnek alınacak başarı ve kahramanlık hikayeleri ile dolu. "Kötülükten reyting damıtma kolaycılığından" vazgeçtiğimiz gün onlara da sıra gelecektir diye ümit ediyorum. Bu aralar mizahi anlatımı çok ihmal ettiğimiz kanaatindeyim. Bu ülke uzun zamandır ekrana bakıp da gülmeyi unuttu. Bunca ölüm, felaket, cinayet, kavga, intikam, entrika hangimize gına getirmedi ki?
ALEYNA NAZLICAN YILDIZ / Klinik Psikolog
AİLELERİN YAPTIĞI SIK HATA: DUYGUYU BASTIRMAK
Çocuk büyüdükçe ve teknoloji hayatın merkezine yerleştikçe, rehber figürleri de değişir. İzlenen bir film karakteri, oynanan bir oyundaki kahraman, sosyal medyada takip edilen biri ya da sanal bir arkadaş çocuk için yönlendirici hale gelebilir. Hatta bazı bireylerin meslek seçimlerini bile izledikleri karakterlerin etkisiyle yaptığını görmek mümkündür. Eğer çocuk gerçek hayatta duyulduğunu, görüldüğünü, anlaşıldığını hissedeceği sağlıklı bir rehbere sahip değilse, bu ihtiyacı doyurmak için yanlış yönelimler geliştirebilir. Hayal ettiği yaşamı temsil eden bir karakter "başarmış" gibi görünüyorsa, onun söyledikleri çocuk için doğru kabul edilebilir. Burada kritik olan şudur: Dinlenilmeyen, duyulmayan, görülmeyen çocuk için rehberin doğru ya da yanlış olması çoğu zaman ikinci plandadır.
GENÇLER NEDEN BÖYLE OLDU?
Özellikle akran zorbalığı vakalarında dikkat çeken bir durum var: Genç, yaptığı zarar verici davranışı bir utanç ya da suçlulukla gizlemek yerine, bunu arkadaşlarına anlatıyor ve çoğu zaman takdir bekliyor. Eğer çevresinden "helal", "iyi yaptın", "güçlü davrandın" gibi tepkiler alıyorsa, davranış psikolojik olarak ödüllendirilmiş oluyor. Bu noktada pişmanlığın gelişmesi beklenemez; çünkü çocuk için davranış artık yanlış değil, onaylanmış bir hale geliyor. Hayvanlara yönelik şiddet vakalarında ise tablo daha da düşündürücüdür. Bu davranışlar çoğu zaman bastırılmış öfke, kontrol ihtiyacı ve değersizlik hissinin dışavurumu olarak karşımıza çıkar. Kendini güçsüz hisseden bir genç, savunmasız bir canlı üzerinde güç kurarak içsel boşluğunu doldurmaya çalışabilir. Bu durumda pişmanlık değil, geçici bir rahatlama hissi ön plana çıkar. "Bu çocuklar neden böyle oldu?" sorusunun cevabı tek bir nedene bağlanamaz. Duygusal ihmal, empati gelişiminin desteklenmemesi, sınırların net olmaması, şiddetin normalleştirildiği içerikler ve akran onayı bir araya geldiğinde; genç, yaptığı davranışın sonuçlarını içselleştiremez hale gelir. Bu çocuklar "kötü" oldukları için değil; duygusal pusulaları şaştığı için bu noktaya gelirler. Pişmanlığın ortaya çıkabilmesi için, önce davranışın yanlış olduğuna dair tutarlı ve güvenli bir geri bildirimle karşılaşmaları gerekir. Aksi halde şiddet, öğrenilen ve tekrarlanan bir dil haline gelir.
EMPATİ DUYGUSU GELİŞMELİ
Ailelerin en sık yaptığı hata, çocuğu hemen düzeltmeye çalışmak ya da duyguyu bastırmaktır. Oysa empati, çözümden önce anlaşılma ile gelişir. İyi bir rol model olmak, kusursuz ebeveyn olmak anlamına gelmez. Aksine, hata yaptığında bunu fark edebilen ve onarabilen ebeveyn, çocuk için en güçlü modeldir. Anne-babanın kendi öfkesini nasıl yönettiği, tartışma sırasında nasıl konuştuğu, hata yaptığında özür dileyip dilemediği çocuk tarafından doğrudan öğrenilir. Çocuk, söyleneni değil; gördüğünü kopyalar. Öğretmenlerden, okul psikolojik danışmanlarından, güvenilir uzmanlardan ve nitelikli çocuk kitaplarından destek alınabilir. Teknolojiyi tamamen yasaklamak gerçekçi değil; asıl mesele, çocuğun bu dünyayı kiminle ve nasıl anlamlandırdığıdır. Eğer çocuk, ailesiyle koşulsuz kabul ve güven temelli bir ilişki kurabiliyorsa; merak ettiği içerikleri annebabasına sorabilir, arkadaşlarıyla yaşadığı bir olayı rahatlıkla paylaşabilir. Böyle bir aile ortamı, teknolojinin risklerini azaltan en güçlü koruyucu faktördür.
PROF. DR. ALİ MURAT KIRIK / Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Anabilim Dalı Başkanı
TEKRAR EDEN ŞİDDET NORMAL OLARAK ALGILANIR
Günümüzde gençler sosyal medyada çok çeşitli içeriklere maruz kalıyor; bunların başında kısa videolar, sosyal medya trendleri, oyun içerikleri ve popüler diziler geliyor. Ancak özellikle YouTube, TikTok ve Instagram gibi platformlarda şiddet içeren videolar ve diziler de oldukça yoğun bir şekilde yer alıyor. Bu içerikler genellikle aksiyon sahneleri, kavga ve çatışma sahneleri veya gerçek hayattan kurgulanmış şiddet örnekleri şeklinde karşımıza çıkıyor. Algoritmalar, gençlerin izleme geçmişine göre sürekli benzer içerikleri öneriyor. Eğer bir genç, şiddet sahneleri içeren bir video izlediyse, platformlar bunu bir ilgi alanı olarak algılıyor ve benzer içerikleri daha fazla gösteriyor. Bu tekrar eden maruziyet, şiddetin normal bir davranış biçimi olarak algılanmasına yol açabiliyor. Bu, davranış ve değer yargılarında ciddi bir bulanıklık yaratabiliyor. Şiddet içeriklerinin yüksek izlenme ve paylaşım oranları, gençlerde bu davranışların 'normal' ve sosyal olarak kabul gören şeyler olduğu hissini pekiştiriyor. Özellikle sosyal medya üzerinden paylaşılan ve beğeni alan şiddet içerikleri, gençlerde bu tür davranışların dikkat çekici ve ödüllendirici olduğuna dair bir algı yaratıyor. Günümüzde görüleceği üzere; TikTok'ta kavga eden kişilerin videoları milyonlarca kez izleniyor ve yorumlarda onaylanıyor; bu, gençlerin kendi sosyal değerlerini şiddetle ilişkilendirmesine neden olabiliyor. Zamanla bu durum, empati ve sorgulama becerilerinin zayıflamasına yol açabiliyor.
ROL MODELLER MEDYADAN SEÇİLİYOR
Dijital içerikler, özellikle video oyunları ve kısa videolar, genellikle şiddetin sonuçlarını gerçekçi biçimde göstermiyor. Bu durum, gençlerin davranışlarının gerçek hayattaki etkilerini kavramasını güçleştiriyor. Burada bir dijital oyunda rakipleri öldürmek eğlenceli ve cezasız olarak sunuluyor; genç bunu gerçek hayatla ilişkilendirdiğinde, şiddetin sebep olduğu acı ve zarar konusunda farkındalığı azalıyor. Bu, sınırların bulanıklaşmasına ve davranışların sonuçlarının önemsenmemesine yol açıyor. Gençler rol model seçimini sıklıkla medyadan yapıyor ve şiddet içerikli karakterler, bu seçimde kafa karışıklığına yol açabiliyor.
BİLİNÇLİ VE SINIRLI KULLANIM ÖNEMLİ
Dijital dünyada geçirilen uzun süreler özellikle şiddet ve nefret içeriklerine maruz kalındığında, merhamet ve empati gibi duyguların körelmesine neden olabiliyor. Gençler, ekran karşısında sürekli sert ve agresif davranışlara tanık olduklarında, duygusal tepkileri giderek azalabiliyor. Mesela, sosyal medyada sürekli kavga ve tartışma videoları izleyen bir genç, arkadaşlarının üzüntüsüne karşı daha az duyarlılık gösterebilir ve gerçek hayattaki empati yetisi zayıflayabilir. Bu nedenle, dijital içeriklerin bilinçli ve sınırlı kullanımı, duygusal gelişim açısından kritik önem taşıyor.
PROF. DR. KEMAL SAYAR / Psikiyatrist Yazar
ÇOCUKLARIMIZI GERÇEK DÜNYA İLE TANIŞTIRALIM
Şiddetin büyük bir problem haline geldiğine değinen Prof. Dr. Kemal Sayar muhabirimiz Harun Sekmen'e konuştu. Sayar, "Şiddet her geçen gün hayatımıza biraz daha fazla sızan bir olgu. Kendimizi sürekli gergin ve öfkeli hissediyoruz. Hemen hemen her sokağa çıkışımızda bir kavgaya şahit oluyoruz. Zaten televizyonlardan ölçüsüz derecede şiddet mesajlarına maruz kalıyoruz. Bırakın yetişkinler için hazırlanmış programları, çizgi filmler bile pek çok şiddet sahnesi içermekte. Hayatımız adeta şiddetle yoğruluyor, mütemadiyen şiddet mesajlarına maruz kalan bireyler olarak bizler de artık eskisi kadar sakin kalamıyoruz. Maalesef medyada, toplumsal hayatta ve aile içinde şiddetin farklı tezahürlerini görüyoruz. Son yıllarda okullarımızda, sokaklarımızda giderek daha fazla şiddete tanık oluyoruz. Kadına yönelik şiddet, bütün iğrençliğiyle, bütün kamusal kampanyalara rağmen her gün can almaya, tüylerimizi diken diken etmeye devam ediyor." dedi.
EBEVEYN KONTROLÜ ŞART
Şiddetin küresel bir problem olduğunu kaydeden Sayar, "Şiddete yönelik davranışlar her yaş grubun içinde giderek tırmanıyor. Zaman zaman ABD'den ve Avrupa'dan çocukların silahlı okul baskınları yaptıkları haberlerini alıyoruz. 11-12 yaşlarındaki çocuklar kendi okullarını basıp silahla arkadaşlarını tarıyorlar, pek çok can kaybı oluyor. Bizim toplumumuzda gençler arasında çeteleşme temayülü gözlemleniyor. Belki bütün bunlar çok yeni oluşumlar değil ama son zamanlarda belirgin bir tırmanışa geçtikleri de bir gerçek. Geçmişin çok daha masum çizgi filmlerine karşın, bugünün çocukları ciddi anlamda şiddet içeren çizgi filmlerle, video oyunlarıyla büyüyorlar. Anne babaların görevi, öncelikle çocuklarını şiddet içeren sahnelerden uzak tutmak, ellerinde olmadan apansızın karşılarına çıkan şiddet sahnelerini de çocukla birlikte yorumlayarak çocukta bu konuyla ilgili bilinç oluşturmak olmalıdır. Araştırmalar ebeveynlerin medyadaki şiddetin çocukların üzerindeki olumsuz etkisini hafifletebildiğini göstermiştir." ifadelerini kullandı.
EKRAN MOLASI VERİN
Sayar, çocukları ekranlardan uzaklaştırıp gerçek dünya ile tanıştırmanın önemine değinerek, "Merhamet tohumları ekmeliyiz ki merhamet ekini biçelim. Şefkati çoğaltmalıyız ki şiddeti yok edelim. Yaşadığımız zaman diliminde çocuklarımıza yapabileceğimiz iyiliklerden birisi de onları televizyon veya bilgisayarın değil gerçek hayatın sesiyle buluşturmaktır. Onlarla gezebilir, sokakları, insanları tanıyabiliriz. Biraz tuhaf görünmek pahasına da olsa bunu öneriyorum, onlarla akıl hastanelerini, huzur evlerini, yetiştirme yurtlarını, mülksüzlerin yaşadığı sokakları, camileri, havraları ve kiliseleri gezin. Gerçek hayatın nasıl bir şey olduğunu ve ıstırabın gerçek bir insana değdiğinde ne yapabileceğini onlara gösterin. Gerçek hayatın nerelerde soluk alıp verdiğini, insanların nelere gülüp nelere üzüldüğünü, gerçek hayatın sesinin neye benzediğini onlara gösterin." şeklinde konuştu.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:48
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 01 Şubat 2026 07:00 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















