Dubai’nin alternatifi Antalya olabilir mi? Yusuf Dinç
Yenisafak sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com duyuru yapıyor.
Evvela herkes anladı mı sanayinin önemini? Sanal ekonomiler ortaya çıkarmak ilk rüzgârda yıkılıp gitmek demek.
Daha önce Yunanlar turizm ve gayrimenkulden beslenen bir ekonomi kurmuştu. 2008 krizinde battılar. Almanların ipoteği altına girdiler.
Sonra Dubai yer altı varlıklarını turizm ve gayrimenkul odaklı bir ekonomiye dönüştürdü. Dünya başkentliğine oynadı. Tutturmuştu da. Şirketler ofislerini Dubai’ye taşıdı ya da şubelerini açtı. Sunduğu huzur, lüks ve refah, yetenekleri kendinde toplamasını sağladı.
Ama işte sanayi ile ekonomisine sağlam temeller atmadığından zaten de atamayacağından birkaç bombada yıkıldı gidiyor. Kurtarırı var mı bilmiyorum fakat büyük bir travma yaşandığı kesin.
Sanayisi olan ekonomilerde bu denli derin sarsıntılar olmuyor. Sanayisi olan ekonomiler güven veriyor, makul oluyor, değerleri çok yüksek dalga boylarına maruz kalmıyor.
Sadece bugün değil, her zaman farkında olarak sanayimizin ekonomideki payını kaygı etmek hakiki bir ödevdir.
Bu arada Dubai’de toplanan şirketlerin yuvalarına dönmenin yollarını aradığı, bir kısmının da alternatif bir adres olarak İstanbul ile ilgilendiği söyleniyor.
İstanbul Finans Merkezini doldurmak için iyi bir fırsat ortaya çıkmış gibi görünüyor. Ama dünyanın gerçek başkenti olsa da İstanbul’un Dubai’den farklı bir konsepti var. Fakat mesela Antalya’nın benzerlikleri fazla.
Lüks oteller, en büyük havalimanlarımızdan birisi, golf sahaları, alış-veriş merkezleri ve çarşılar, nefis bir iklim, temiz bir deniz, yeterli bir altyapı, kozmopolit bir yaşam, diplomasi forumu, COP31; hepsi Antalya’da var. İstanbul’a daha fazla yük vurulursa şehir havlu atacak zaten.
Fakat bazı konularda fazlamız var bazı eksikler tamamlanabilir olsa da ha İstanbul ha Antalya bir şey bizde yok; vergi cazibesi…
Üstelik bir reform vaadi var ancak reform olacağına dair bir beklenti de yok. Hem yer arayan stratejik yatırımları çekmek hem mevcut sanayiyi tutundurmak için bir paradigmadan hareketle vergi reformu yapmak lazım.
Ya dolaylı vergiler ekonomisi olacağız yahut doğrudan vergiler ekonomisi… İkisi arasında denge kurmayı hiç beceremedik çünkü. Ama şimdi kaldıralım doğrudan vergileri gelir odaklı değil, harcama odaklı bir vergi sistemi kuralım desem; meselenin KDV, ÖTV, ÖTV’nin KDV’si gibi boyutlarına rağmen kimse anlamak istemeyecek.
O yüzden hadi alıştığımız biçimde düşünelim; biraz doğrudan biraz da dolaylı…
Mesele cazibe oluşturmaksa Dubai gibi doğrudan vergileri sıfıra düşürmek gibi ileri gitmeye gerek yok bizim için. Hem Dubai’ye göre birçok avantajımız var. Kendini savunabilecek birkaç ülkeden biriyiz en azından.
Bu şartlarda vergi cazibesi sağlamak için kurumlar vergisini dünyaya göre rekabetçi seviyelere düşürmek yeter. Zaten dediğim gibi doğrudan vergi toplayamayacağına en baştan inanıp bu denli yoğun dolaylı vergi toplayan bir maliye yapısında doğrudan vergiler gözden çıkarılabilir.
Fakat bu yetmez. Gelir vergisi dilimlerine bu rüzgârı yakalamak için hızlıca müdahale edilmesi lazım. Vergide adalet amacıyla tanıtılan dilimlerin adaletle uzaktan yakından alakası yok. 12 aylık maaş toplamı 400 bini geçen %27 gelir vergisine tabi. %15 ve %20 dilimleri var ama gerçekçi dilimler olduğunu söylemek imkânsız. Dubai’den tutup getireceğin kime izah etmen mümkün ki bu dilim falan işlerini?
Bir de Dubai’den getireceğiniz kimse %40 gelir vergisinin altına düşemez. %40 gelir vergisi oranı var bu ülkede yahu!
Gene Dubai gibi gelir vergisini sıfırlamamıza gerek yok. Yurtdışından dönüşe, yurtdışında kalışa, şirketin türüne göre falan gelir vergisinde avantaj sağlamak için ilginç fikirler icat etmeye de gerek yok. Sadeleştirme lazım. Sadeleştirme her konuda lazım zaten. Yeni gelene ver, eski geleni sömür işleri sanayiyi de küstürüyor. Gelir vergisini 100 bin dolara tekabül edecek şekilde bir sınır çekip iki dilimli belirlemek yeter. 100 bin dolar altına bir oran üstüne başka bir oran…
Kurumlar vergisi için %8 ciddi rekabetçi bir oran dünya ölçeğinde. Gelir vergisinde ise alt dilim için %15 ve üst dilim için %20 oranlar yeterli rekabetçilik sağlar.
Mesele tabi ne oranlar ne de tutarlar. Mesele Türkiye’ye yüzünü dönen talihi yakalamak için bir farkındalık oluşturmak. Bir reform başlatmak... Yoksa hakikaten bu kadar çok vergiye maruz kalan bir millet daha ne kadar oyalanabilir?
Daha büyük mesele ise Türkiye’nin bölgede askeri ve siyasi bir aktör olabilmesi için ekonomisini absürtlüklerden çıkarıp global normlara uydurmak. Bu denli pahalı ve karmaşık bir denkleme yatırımları çekmek gerçekten zor. Sağlam ekonomik bağlar kurmadan askeri ve siyasi gücünü hakkınca yansıtabilmek de imkânsız.
Ekonomiyi yatırımlara açmanın tam zamanı… Herkes nereye gitmeliyiz sorusunu sorarken cevabı bulmalarını kolaylaştırmalıyız. Bu bölgede olanı bu bölgede tutmalıyız.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:105
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 15 Mart 2026 04:03 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















