Doktorları heyecandan ağlatan gelişme! Ölümcül kanserde yeni bir çağ başlıyor... Türkiye’ye ne zaman gelecek?
Ankara24.com, Hurriyet kaynağından alınan verilere dayanarak haber yayımlıyor.


Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
Pankreas kanserinin hem agresif seyri hem de tedavi seçeneklerinin son derece kısıtlı olması, hastalığı tıbbi onkolojinin en zorlu alanlarından biri kılmaya devam ediyor. Bu tablo içerisinde, Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç Dairesi’nin (FDA) 26 Ağustos 2026 tarihinde onayladığı daraxonrasib etken maddeli yeni ilaç, tıp dünyasında adeta tarihi bir kırılma noktası olarak değerlendiriliyor. Yıllardır hedeflenmesi imkânsız gözüyle bakılan KRAS proteinini kilitleyen bu inovatif molekül, hekimleri ve hastaları heyecanlandıran yepyeni bir dönemin kapısını aralıyor.
"ULAŞILAMAZ" DENEN KRAS PROTEİNİNDE TARİHİ KIRILMA
Karın bölgesinin derinliklerinde yer alan ve kan şekeri ile sindirimi düzenleyen pankreas, kanserleştiğinde tedaviye oldukça dirençli bir yapı sergiliyor. Evre 4 metastatik pankreas kanseri hastalarının yalnızca yüzde 3'ünün teşhisten sonraki 5 yılı görebildiği bu hastalıkta, vakaların neredeyse tamamına KRAS adı verilen mutasyona uğramış bir protein neden oluyor. Kanserin ana beslenme kaynağı olan ancak pürüzsüz yapısı sebebiyle onlarca yıl boyunca "ilaçla hedeflenemez" kabul edilen KRAS, Kaliforniya Üniversitesi'nden bilim insanı Kevan Shokat’ın 2013'teki temel keşfi ve sonrasında çalışmalarla nihayet kilitlendi.
Sınıfının ilk örneği olan ve günde iki hap şeklinde alınan daraxonrasib, molekülleri birbirine bağlayarak KRAS proteinini işlevsiz hale getiriyor. Üstelik ilacı muadillerinden ayıran en temel özellik, yalnızca tek bir KRAS mutasyonunu hedefleyen klasik ilaçlardan farklı olarak aktif durumdaki tüm RAS proteinlerini hedefleyen "RAS(ON) multiselektif inhibitör" yapısında olması. Nitekim mayıs ayındaki uluslararası kanser kongresinde araştırma verileri açıklandığında, çalışmayı yürüten Dana-Farber Kanser Enstitüsü’nden Dr. Brian Wolpin dâhil birçok onkolog gözyaşlarını tutamayarak verileri ayakta alkışlamıştı.
KLİNİK BAŞARI: YAŞAM SÜRESİ İKİ KATINA ÇIKTI
İlacın FDA tarafından başvuru yapıldıktan yalnızca 35 gün sonra hızlı inceleme statüsüyle onaylanmasının arkasında, yayımlanan kilit klinik çalışma sonuçları yatıyor. Metastatik pankreas adenokarsinomu tanısı konmuş ve daha önce en az bir sistemik tedavi almış 500 hastanın katıldığı Faz 3 RASolute 302 çalışmasında, daraxonrasib doğrudan standart kemoterapi ile karşılaştırıldı.
Ağır kemoterapi tedavisi gören kontrol grubundaki hastaların ortalama hayatta kalma süresi 7 ayın altında kalırken, daraxonrasib kullananlarda bu süre 13 ayın üzerine yükselerek yaşam süresini neredeyse iki katına çıkardı. Pankreas Kanseri Eylem Ağı Baş Tıbbi Sorumlusu Dr. Anna Berkenblit bu tabloyu "Daha önce bu kanser türünde böyle bir klinik faydaya hiç tanık olmadık" sözleriyle tarif ederken, bazı hastaların yıllardır yaşamlarını sorunsuz sürdürdüğü bildiriliyor.
Örneğin 2017'de teşhis konup 2022'de ilacı kullanmaya başlayan 79 yaşındaki Jerry Simonson gibi vakalarda tümörün tamamen kaybolması, araştırmacıların bu başarının ardındaki bireysel genetik mekanizmaları incelemeye almasını sağladı.
TÜRKİYE’YE NE ZAMAN GELECEK?
Dünyadaki bu heyecan verici gelişmelerin ardından en çok merak edilen konu, ilacın Türkiye’deki hastalara ne zaman ulaşacağı oldu. Gelişmeleri değerlendiren Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Ayşe İrem Yasin, FDA onayının metastatik pankreas kanserinde daha önce en az bir sistemik tedavi almış veya çoklu ajan tedavisine uygun olmayan yetişkin hastaları kapsadığını vurgulayarak Türkiye’deki duruma açıklık getirdi.
İlacın şu an için yalnızca ABD'de kullanıma sunulduğunu belirten Doç. Dr. Yasin, Türkiye'de ruhsatlandırılma ve rutin klinik kullanıma girme süreci için kesin bir tarih vermenin henüz mümkün olmadığını ifade etti. FDA onayının ardından her ülkenin kendi ruhsat ve geri ödeme prosedürlerini ayrıca yürüttüğünü hatırlatan Yasin, pankreas kanserindeki acil tedavi ihtiyacı göz önüne alındığında, bu tür yenilikçi moleküllerin Türkiye'deki hastaların erişimine de en kısa sürede açılmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekti.
TEDAVİDE YENİ SORULAR: İLK BASAMAK KULLANIMI, DİRENÇ VE YAN ETKİLER
Gelişmeyi tek başına bir "mucize" olarak değil, kişiselleştirilmiş tedaviyi genişleten dev bir bilimsel adım olarak görmek gerektiğini belirten Doç. Dr. Ayşe İrem Yasin, ilacın kullanım detaylarına dair kritik bilgiler verdi.
İlacın mevcut FDA onayının kemoterapi sonrası süreç için geçerli olduğunu hatırlatan Yasin, bu verilerin henüz "ilk basamakta kemoterapinin yerini aldı" şeklinde yorumlanamayacağını söyledi. İlacın teşhis konduğu ilk andan itibaren tek başına veya kombinasyon halinde kullanılabilmesi için devam eden klinik araştırmaların sonuçlarının beklenmesi gerektiğini ifade etti.
Tedavi sürecinde ilaca karşı direnç gelişme riskine de değinen Doç. Dr. Yasin, ileri evre kanserlerde hedefe yönelik moleküllerde zamanla direnç gelişebildiğini ve çalışmadaki 7,2 aylık ‘ilerlemesiz’ sağkalım süresinin de buna işaret ettiğini söyledi.
Bu noktada en önemli araştırma alanının direnç mekanizmalarını kıracak yeni kombinasyonlar geliştirmek olduğunu belirten uzman, ilacın yan etki profiline de açıklık getirdi. Cilt döküntüsü, ishal, yorgunluk, bulantı ve ağız içi yaralar gibi semptomların görülebileceğini ifade eden Doç. Dr. Yasin, yan etki ortaya çıktığında tedavinin hemen kesilmediğini; doz düzenlemeleri, geçici aralar veya destek tedavileri ile hastanın yaşam kalitesi korunarak tedaviye devam edildiğini aktardı.
FARKLI KANSER TÜRLERİ İÇİN YENİ BİR UMUT IŞIĞI
Daraxonrasib’in sunduğu bu yeni mekanizma sadece pankreas kanseriyle de sınırlı kalmayabilir. RAS mutasyonlarının kolorektal ve akciğer kanserleri başta olmak üzere pek çok katı tümörde görüldüğünü belirten Doç. Dr. Ayşe İrem Yasin, ilacın erken dönem çalışmalarında farklı tümör tiplerinde de değerlendirildiğini ifade etti. Ancak bir molekülün tek bir kanser türünde gösterdiği başarının, aynı mutasyonu taşısa dahi başka bir organ kanserinde birebir aynı sonucu vereceğinin garantisi olmadığını vurgulayan Yasin; tümör mikroçevresi ve direnç mekanizmalarının farklılık gösterebileceğini, bu nedenle akciğer ve kalın bağırsak kanserlerindeki net etkinliği de yürütülen klinik çalışmaların belirleyeceğini kaydetti.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:64
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 06 Eylül 2026 17:05 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















