Dilek Kaya İmamoğlu: Biz susarsak, haksızlık normalleşir; karanlık düzen sürdükçe susmayacağız!
T24 sayfasından alınan verilere göre, Ankara24.com bilgi veriyor.
19 Mart operasyonu mağdurları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı, 20. buluşmasını Saraçhane Parkı’nda gerçekleştirdi. Buluşmada basın açıklamasını okuyan Dilek Kaya İmamoğlu, “Biz vazgeçersek, zulüm sıradanlaşır. Biz geri çekilirsek, adaletsizlik kalıcı hale gelir. Bugün yaşanan bu adaletsizlik, yarın hepimizin kapısını çalabilir... Bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz. Bu karanlık düzen sürdükçe, susmayacağız" dedi. İmamoğlu’nun yakın koruması Mustafa Akın’ın oğlu Yağız Berk Akın da "Babam, belinde ileri derecede kanal daralması olmasına ve son dönemde ciddi ağrılar çekmesine rağmen, eline kelepçe vurulmasın diye, doktora gitmeyi bile erteleyen bir adamdır" diye konuştu. Kadıköy'de açlık sınırı altında kalan asgari ücreti protesto eylemlerinden sonra bir süre tutuklu kalan Bilge Kağan Şarbat ise “Geciktirilen yargının adalet olmadığını biliyoruz ve kurtuluş için haykırıyoruz. Sizlerden korkmuyoruz” ifadelerini kullandı.
19 Mart operasyonu mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), 20. buluşmasını Saraçhane Parkı’nda gerçekleştirdi. Bir gurup vatandaş topluluğunun destek verdiği buluşmaya; CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek, CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Millî Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş, İBB Başkanvekili Nuri Aslan, Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş, milletvekilleri, İmamoğlu’nun kız kardeşi Neslihan Yakupçebioğlu destek verdi. 20. buluşmanın basın açıklaması, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı, CHP’nin ve 25,1 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi ve sivil toplum gönüllüsü Dr. Dilek Kaya İmamoğlu tarafından okundu. Dr. İmamoğlu’nun açıklamasının ardından, sırasıyla; İmamoğlu’nun yakın koruması Mustafa Akın’ın oğlu Yağız Berk Akın ve Kadıköy'de açlık sınırı altında kalan asgari ücreti protesto eylemlerinden sonra tutuklanan üniversite öğrencisi Bilge Kağan Şarbat söz alarak, kendilerinin ve ailelerinin yaşadıkları süreci kamuoyu ile paylaştı.
"Biz susarsak, haksızlık normalleşir"“2026 yılının ilk Aile Dayanışma Ağı buluşmasında yine omuz omuzayız, yine yan yanayız” diyen Dr. İmamoğlu, şunları söyledi:
“Takvimler değişiyor, yıllar geçiyor. Ama ne yazık ki bu ülkede haksızlıklar, hukuksuzlar, eşitsizlikler değişmiyor. Biz, tam bir yıldır buradayız. Haksızlığa uğrayanların, hukuksuzluğa maruz bırakılanların, adaletsizlikle sınanan ailelerin sesi olmak için buradayız. Bir yıldır yüzlerce insan içeride, yüzlerce insan dışarıda yaşatılan mağduriyetleri dile getiriyoruz. Bir yıldır ayrı düşen sofraların, yarım kalan bayramların, eksik kalan sarılmaların, hasretle beklenen kapı seslerinin tanığıyız. Her hafta, hiç bıkmadan, hiç yorulmadan bu mağduriyetleri anlatıyoruz. Unutturulmak istenenleri hatırlatıyoruz. Görmezden gelinen acıları görünür kılıyoruz. Sağır kulaklara ses olmaya çalışıyoruz. Görmeyen gözlere gerçeği göstermeye çalışıyoruz. Vicdanında adaleti taşımayanların yüreğine adalet tohumları ekmeye çalışıyoruz. Çünkü biz susarsak, haksızlık normalleşir. Biz vazgeçersek, zulüm sıradanlaşır. Biz geri çekilirsek, adaletsizlik kalıcı hale gelir.
“Bu karanlık düzen sürdükçe, biz susmayacağız”Bir avuç insanın yüzlerce insana, yüzlerce aileye reva gördüğü bu zulmü kabul etmediğimiz için buradayız. Boyun eğmediğimiz için buradayız. Alışmadığımız, alıştırılmadığımız için buradayız. Biz, sadece sevdiklerimiz için değil, bu ülkenin demokrasisi için buradayız. Özgürlük için buradayız. Çocuklarımızın yarınları için buradayız. Herkes için eşit işleyen bir hukuk düzeni için buradayız. Çünkü biliyoruz ki; bugün yaşanan bu adaletsizlik, yarın hepimizin kapısını çalabilir. Bugün susturulan bir ses, yarın toplumun tamamının sesi olabilir. İşte bu yüzden; ülkemizin demokrasisini, adaletini, özgürlüğünü ve geleceğini savunuyoruz. Ve bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz. Bu karanlık düzen sürdükçe, biz susmayacağız. Hak için buradayız. Hukuk için buradayız. Adalet için buradayız. Bu ülkenin geleceği için buluşmaya, birbirimize tutunmaya, mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz. Türkiye, barışın ve huzurun hüküm sürdüğü bir ülke olana kadar buradayız. Bir aradayız, yan yanayız. Sevdiklerimizi yanımızdan alabilirsiniz ama sevgimizi kalbimizden söküp alamazsınız. Fikrimizi zihnimizden silemezsiniz. Umudumuzu yok edemezsiniz. Biz; sevdiklerimizin hakkı için, hukuku için, adaleti için mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz. Asla.
“Adaletsizlik, toplumun her hücresine sızıyor"Bu yolda bizimle birlikte yürüyen herkese yürekten teşekkür ediyorum. Bu soğukta, bu yağmurda, çamurda geldiniz. Bedenleriniz üşüdü belki ama vicdanınızla hepimizi ısıttınız. Siz bugün toplum vicdanının sesi oldunuz. Hepinize minnettarız. Biliyoruz ki; bu ülkede hukuksuzluk sadece tutuklananları, özgürlüklerinden koparılanları ya da biz aileleri etkilemiyor. Bu adaletsizlik, toplumun her hücresine sızıyor. Herkesi yaralıyor. Hukuk işlemediğinde, yargı masumları cezalandırıp, suçluları koruduğunda, adalet terazisi kırıldığında; bu çürüme evlerimize, sokaklarımıza, sofralarımıza kadar yayılıyor. Ve bu çürümenin en ağır bedelini ne yazık ki kadınlar ödüyor. 2025 yılında bu ülkede en az 391 kadın, erkekler tarafından öldürüldü. Bu kadınların yarısından fazlası, en güvende olmaları gereken yerde, kendi evlerinde, en çok güvenmeleri gereken kişiler tarafından katledildi. Kadına yönelik şiddeti, kadın cinayetlerini hukuktan bağımsız düşünemeyiz. Çünkü cezasızlık, şiddeti büyütür. Çünkü adaletsizlik, ölüm getirir.
“Demokratik hukuk devletlerinde iktidarın tek meşruiyeti sandıktır"Biz, kadınlar için adalet istiyoruz. Çocuklar için adalet istiyoruz. Gençler için adalet istiyoruz. Yıllarca alın teri döken emekçiler için adalet istiyoruz. Bu ülkenin geleceği için adalet istiyoruz. Adalet, kişiye göre işlemesin istiyoruz. Yargı, siyasetin gölgesinden çıksın istiyoruz. Türkiye’de adalete olan güven yeniden tesis edilsin istiyoruz. Dünyada demokrasinin gerilediği zor bir dönemden geçiyoruz. Ama şunu çok iyi biliyoruz: Demokratik hukuk devletlerinde iktidarın tek meşruiyeti sandıktır. Seçimle gelen, ancak seçimle gider. Bugün ise halkın oylarıyla seçilmiş insanların algı operasyonlarıyla, yargı oyunlarıyla, baskıyla, şiddetle, yalanla, iftirayla tasfiye edilmek istendiğini görüyoruz. Bunun adı demokrasi değildir. Bunun adı hukuk değildir. Bunun dünyaya getireceği tek şey kaos, istikrarsızlık ve adaletsizliktir. Baskı rejimleri insanlığı ileri götürmez. Geriye çeker. Karanlığa iter. Ama şunu unutuyorsunuz: İnsanlık ilerlemeye mahkûmdur. Tarih, bize şunu defalarca gösterdi: Gerileme dönemleri geçicidir. Kazanan her zaman değişimdir, umut ve adalettir. Bugün sancılı bir dönemden geçiyoruz. Ama biliyoruz ki bu mücadeleden yeni bir hayat doğacak. Yeni umutlar, eşitlik, özgürlük ve adalet doğacak.
Bugün siz Ekrem İmamoğlu’nun 31 yıllık diplomasını iptal edebilirsiniz. Resmini yasaklayabilirsiniz. Sesini kısmaya çalışabilirsiniz. Çağrıldığında ifadeye gidecek insanları sabah baskınlarıyla gözaltına alabilir, görüntülerini servis ederek, itibar suikastları düzenleyebilirsiniz. Masum insanları özgürlüklerinden koparıp, aileleri parçalamaya çalışabilirsiniz. Yalan ve iftirayla doldurulmuş bomboş iddianameleri, algı aparatlarıyla parlatabilirsiniz. Gerçeği söyleyenlerin sosyal medya hesaplarını kapatabilirsiniz. Ama gittiğiniz yol, yol değil. Bu yoldan geri dönün. Adaleti tesis edin. Ülkemizin huzurlu yarınlarını daha fazla geciktirmeyin. Çünkü bilin ki; gerçek değişmez, sonuç değişmez. Millet, her şeyi görüyor. Her şeyi biliyor. Millet, iddianamenize güvenmediğiniz için mahkemeleri canlı yayınlayamadığınızı görüyor. Millet, sandıkta yenemediğiniz için tutuklu yargıladığınızı biliyor. Millet, masumiyet karinesini yerle bir ettiğinizi görüyor. Millet, iradesine uzanan eli görüyor. Ve millet, son sözü, her zaman olduğu gibi, yine kendisi söyleyecek. Türkiye’yi adaletle, demokrasiyle, eşitlikle, barış ve bereketle buluşturacak.
“Yargıyı siyasallaştıranlara, sesleniyoruz: Bundan vazgeçin”Hepimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşıyız. Aynı toprak üzerinde yaşıyoruz. Farklıyız ama aynı özgür ve adil yarınlar için mücadele ediyoruz. Çocuklarımızın geleceğini düşünüyoruz. Biz, aylardır ülkemizin demokrasisi ve adaleti için ses çıkaran aileler olarak; bu adaletsiz ve hukuksuz düzeni normalleştirmeye çalışan ve yargıyı siyasallaştıranlara, sesleniyoruz: Bundan vazgeçin. Bizim taleplerimiz çok açık, çok net ve sonuna kadar meşru. Bağımsız mahkemelerde, adil ve tutuksuz yargılama istiyoruz. Mahkemelerin canlı yayınlanmasını istiyoruz. Masumiyet karinesinin ve lekelenmeme hakkının korunmasını istiyoruz. Bunlar asla sizler tarafından bize bahşedilecek lütuflar olamaz. Bunlar, her hukuk devletinde olması gereken temel haklardır. İddianame kabul edildiyse, artık hukuk işlesin. Adalet yerini bulsun. Bu haklı mücadelemize destek veren herkese bir kez daha yürekten teşekkür ediyorum. Hak, hukuk ve adalet arayışımıza güç vermek isteyen herkesi Aile Dayanışma Ağı buluşmalarına davet ediyorum. Çünkü biz, birlikteysek güçlüyüz. Birlikteysek umuduz. Birlikteysek bu ülkenin vicdanıyız.”
Yağız Berk Akın: Bugün size hayatını, görevine, devletine ve insanlara adamış bir adamdan bahsedeceğimDr. İmamoğlu’nun ardından söz alan İmamoğlu’nun yakın koruması Mustafa Akın’ın oğlu Yağız Berk Akın da şu konuşmayı yaptı:
“Bugün burada, bir evlat olarak konuşacağım. Ama sadece bir evlat olarak değil; adalete, vicdana ve gerçeğe inanan bir insan olarak konuşuyorum. Ben bugün size hayatını, görevine, devletine ve insanlara adamış bir adamdan bahsedeceğim. Babamdan bahsedeceğim. Babamın mesleği görünmeyen, konuşulmayan ve alkışlanmayan en zor mesleklerden biridir. Disiplin ister, sadakat ister, cesaret ister. Babam, bu mesleği her zaman onuruyla, dürüstlüğüyle ve büyük bir özveriyle yapmıştır. 1989’da, babasının ekmek teknesi balıkçı kayığını satıp, aldığı ilk takım elbisesiyle emniyet mülakatına girdi ve mesleğine başladı. 1992 yılında Ağrı’da yeni kurulan özel harekât görevine dahil oldu. O yıllarda şartlar ağırdı, risk büyüktü. Ama babam korkuyu değil, vatanına karşı sorumluluğunu tercih etti. Yeri geldi ailesinden, sevdiklerinden fedakarlıklar verip, aylarca onlardan uzakta kalmayı göze alıp, görevini en iyi şekilde yapmaya adadı kendisini. Ateşe olabilmek için girdiği sınavdan, dereceyle çıktı ve görevini yurt dışında üç yıl gururla yaptı. Daha sonra devlet erkanında önemli kişilerin yakın koruması olarak görev aldı. Fakat hiçbir zaman, makamların ya da güçlerin adamı olmadı. O, her zaman vicdanın ve görevin adamı oldu.
“Benim babam, yalnız Allah'ın karşısında boynunu büker”İş ortamında herkes tarafından abi, kimileri için baba olarak görülüp saygı duyulurdu. Çünkü, sadece görevini yapan biri değil, zorda kalanın yanında duran, insanlara yol gösteren biriydi. Benim babam, aldığı devlet terbiyesinden, inandığı değerlerden ve ilkelerden asla vazgeçmedi, vazgeçmez. Benim babam, yalnız Allah'ın karşısında boynunu büker. Onun dışında kimsenin karşısında boynunu bükmez. Dik duruşundan asla taviz vermez. Bugün şunu da herkesin bilmesini isterim: Babam, belinde ileri derecede kanal daralması olmasına ve son dönemde ciddi ağrılar çekmesine rağmen, eline kelepçe vurulmasın diye, doktora gitmeyi bile erteleyen bir adamdır. Bu, onun ne kadar güçlü ve onurlu olduğunu gösterir. Babam, acıya katlanmayı bilir ama onurundan asla vazgeçmez. Bize de hayatı boyunca şunu öğretti: ‘Asla doğruluğunuzdan, inandığınız değerlerinizden ve ilkelerinizden vazgeçmeyin. Onurlu duruşunuzu her zaman koruyun.’ Bugün babam 12 metrekare bir alanda tutuluyor olabilir. Ama onun onuru, karakteri ve hayatı boyunca gösterdiği duruş, hiçbir duvarın ardında hapsedilemez. Babamın başı diktir. Çünkü, hayatı boyunca başını eğecek bir yanlış yapmamıştır. Ailesi olarak, biz de başımız dik bir şekilde, bu yaşadığımız olaylara sabır gösteriyoruz. Ve ben bir evlat olarak şuna inanıyorum: Gerçek er ya da geç ortaya çıkar. Adalet gecikebilir, ama mutlaka yerini bulur.”
Bilge Kağan Şarbat: Sizlerden korkmuyoruz“Daha düne kadar koğuşumun penceresinden sizleri düşünüyordum” diyen Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Bilge Kağan Şarbat, haksızlığın galip gelmediğini ve bugün Saraçhane’de zulmün karşısında dimdik durduklarını ifade etti. 23 Mart 2025’ten bu yana geçen 298 günü, "Üstü kapatılmaya çalışılan bir korkaklığın faturası” olarak niteleyen Şarbat, kendileri için bu sürenin tek bir saatinde bile pes edilmeyen bir direnişin ölçüsü olduğunu vurguladı. Bu mücadelenin kişisel bir mesele değil, “Korkunç bir sistemin dişleri arasında verilen bir yaşam mücadelesi” olduğunun altını çizen Şarbat, rejimin hakkını arayanları belirsizlikte boğarak yormaya çalıştığını belirtti. Kendilerine yönelik “susun” ve “unutun” telkinlerine karşı net bir duruş sergilediklerinin altını çizen Şarbat, meydandaki kalabalığın sadece bireylerden değil, bir ülkenin vicdanından oluştuğunu söyledi. “Bizi yalnızlaştırmaya çalıştıkça daha kalabalık olacağız, biz bir gider bin geliriz” diyen Şarbat, toplumsal dayanışmanın gücüne dikkat çekti. Umudu, tek bir kişinin cesareti değil “tüm halkların birbirine tutunması” olarak tanımlayan Şarbat, “Geciktirilen yargının adalet olmadığını biliyoruz ve kurtuluş için haykırıyoruz. Sizlerden korkmuyoruz” dedi. (ANKA)
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:84
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 09 Ocak 2026 14:06 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















