Dilek İmamoğlu bir kez daha tüm partilere seslendi! Herkes gerçeği açıkça görsün
Halktv sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com duyuruda bulunuyor.
Aile Dayanışma Ağı (ADA), 29. buluşmasını Silivri Dayanışma Merkezi’nde gerçekleştirdi. Etkinliğe Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcıları, Parti Meclisi üyeleri, il başkanları, milletvekilleri, ilçe belediye başkanları, il yöneticileri, ilçe başkanları, Sol Parti MYK üyesi Alper Taş, çok sayıda gazeteci, yazar ve tutuklu yakınları katıldı. Buluşmada, iddianamesiz tutukluluk halleri ve cezaevlerindeki hak ihlalleri konuşuldu.
DİLEK KAYA İMAMOĞLU: ARTIK BİR AN ÖNCE ADALETİN YERİNİ BULMASINI İSTİYORUZToplantıda kürsüye ilk olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu çıktı. Hukuk sürecinin aileler üzerinde yarattığı tahribata dikkat çeken İmamoğlu, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
"Bugün yine adaletin tecelli etmesini beklediğimiz Silivri'de Aile Dayanışma Ağı olarak bir aradayız. Bir yılı aşkın süredir omuz omuza yürüdüğümüz bu zorlu yolda aylarca iddianame bekledik. Duruşma günleri gelsin diye gün saydık. Şimdi hakikatin bir an önce ortaya çıkmasını, bu sürecin adaletle sonuçlanmasını istiyoruz. Tüm bu süreçte hep birbirimize yaslandık. Türkiye'nin dört bir yanından yükselen dayanışma bize güç verdi. En özel günlerimizi, sevdiklerimizden ayrı geçirmek zorunda kaldık. Bayramlarımızda hep bir yanımız eksik oldu. Artık bir an önce adaletin yerini bulmasını istiyoruz. Sevdiklerimizden ayrı düşeceğimiz tek bir günümüz daha olmasın."
"İNSANLAR BU DAYANAKSIZ İDDİALARA CEVAP VEREBİLMEK İÇİN TAM BİR YIL BOYUNCA CEZAEVİNDE KALDI""Değerli dostlar, davalar başladı. Üç haftadır sanıklar dinleniyor. İlk günden itibaren söylediklerimizin ne kadar doğru olduğu, mahkeme süreci ilerledikçe daha açık biçimde ortaya çıkıyor. Artık gerçeği tüm Türkiye görüyor. Gerçek şudur: Bu dava dayanaktan yoksun beyanlara dayanmaktadır ve tutuklamalar yalnızca bu beyanlara dayanılarak yapılmıştır. Ne yazık ki bu beyanlardaki iftiralarla ve altı boş söylemlerle insanlar, sevdiklerimiz bir yıldır cezaevinde. Ailelerinden, sevdiklerinden ayrı, özgürlüklerinden mahrum bırakılmış durumdalar. Peki neden? Çünkü sadece birileri aleyhlerinde beyan verdikleri için. Üstelik aleyhlerindeki bu beyanların güvenilirliği daha ilk günlerde sorgulanır hale gelmiş olmasına rağmen, insanlar bu dayanaksız iddialara cevap verebilmek için tam bir yıl boyunca cezaevinde kaldı. İlk savunmalarla birlikte bu beyanların ne kadar gerçek dışı olduğu da ortaya çıktı."
"BU TUTUKLULUK YALNIZCA BİR HUKUK SORUNU DEĞİL, TÜRKİYE'NİN GELECEĞİNE VERİLEN BİR ZARARDIR""Kendi ailemden örnek vermek gerekirse, abilerim Ali Kaya ve Cevat Kaya'nın tutuklulukları sadece tanık beyanına dayanıyor. Beyanları destekleyen hiçbir somut delil yok. Oysa hepimiz biliyoruz ki Ali Kaya ve Cevat Kaya'nın tek suçu benim abim olmalarıdır. Soruyorum size, aileler üzerinden yürütülen böyle bir süreci toplumun hangi vicdanı kabul eder?"
"HER GÜN YENİ BİR KÖTÜ SÜRPRİZLE KARŞILAŞIYORUZ""Bugün hala haklarında iddianame yazılmasını bekleyen tutuklular var. Neden içeride olduklarını tam olarak bilmeden aylardır cezaevinde tutulan belediye başkanları, bürokratlar ve emekçiler var. Dahası iddianamedeki suçlamalar doğru kabul edilse ve haklarında mahkumiyet kararı verilse de, alacakları cezadan çok daha uzun süre tutuklu kalan insanlar var ve onlar hala hapisteler. Bu insanlar kim? Ülkesine hizmet etmek için yıllarını vermiş bürokratlar, seçilmiş belediye başkanları, kurumlarını büyütmek için gecesini gündüzüne katmış yöneticiler... Onların yokluğu sadece ailelerini değil, yönettikleri şehirleri ve ülke ekonomisini de derinden etkiliyor. Bu tutukluluk yalnızca bir hukuk sorunu değil, Türkiye'nin geleceğine verilen bir zarardır."
"İNSANLARI PEŞİNEN CEZALANDIRIYORSUNUZ""Oysa yargılamalar daha hızlı ve gerçekten hukuka uygun yürütülseydi bugün ortaya çıkan tablo bambaşka olurdu. Bu insanlar bugün ailelerinin yanında olurdu. Bu bayramı çocuklarıyla geçirirlerdi. Bırakın mahkeme salonlarını, bayramda bile ailelere sevdiklerini görmek için imkan tanınmıyor. Mahkeme salonlarına giriş çıkışlarda zorluklar yaşatılıyor, her gün yeni bir kötü sürprizle karşılaşıyoruz."
SİYASİ PARTİLERE ÇAĞRI: HERKES GERÇEĞİ AÇIKÇA GÖRSÜN"Peki bu insanlar neden hapiste tutuluyor? Cevabı acı ve çok net: İnsanları peşinen cezalandırıyorsunuz. Bu insanlar suçlu bulunsa dahi alacağı cezadan daha fazlasını cezaevinde geçirmeye devam ediyorlar. Bir insan hayatı, bir insanın özgür günleri bu kadar ucuz değildir ve olmamalıdır. İnsanların hayatından asla geri alamayacağınız zamanları çaldığınızı unutmayın. Mahkemenin amacı suçu ortaya çıkarmaktır. Biz kendimizden eminiz. Sevdiklerimizin hiçbir suçu olmadığını, siyasi nedenlerle cezalandırıldıklarını biliyoruz. Çünkü olmayan bir suç hiçbir zaman ortaya çıkmaz."
İmamoğlu, yargı sürecinin şeffaflığına dair siyasi partilere çağrıda bulunarak medyanın mahkeme salonlarındaki kısıtlamalarına değindi:
"İSMAİL ARI GİBİ, ALİCAN ULUDAĞ GİBİ GAZETECİLER SORUMLULUKLARINI YERİNE GETİRMİŞLERDİR""Eğer siz de iddianamenizden eminseniz, gelin davaları canlı yayınlayın dedik. Herkes neyin ne olduğunu görsün dedik ama talebimiz kabul edilmedi. Sözde bize destek verenler mecliste geri adım attılar. Biz ısrarcıyız. Bu yargılamanın şeffaf biçimde halkın gözü önünde yürütülmesini talep ediyoruz. Davalar canlı yayınlanmıyorsa siyasi partiler toplumu bilgilendirme sorumluluğu üstlenmelidir. Bu nedenle daha önce dile getirdiğim iki önerimi bir kez daha yineliyorum: Birincisi, başta AK Parti, MHP, İYİ Parti ve DEM Parti olmak üzere tüm siyasi partilerin hukuk komisyonlarından liyakatli hukukçuların bu süreci yakından takip etmesi, mahkeme süreçlerine gözlemci olarak katılmaları ve gördüklerini doğrudan kamuoyuna rapor etmeleri. Böylece herkes gerçeği açıkça görür, kimsenin aklında soru işareti kalmaz. İkincisi, Ekrem İmamoğlu'nun savunmasının yapılacağı duruşmaya yine aynı şekilde siyasi partilerin genel başkanlarının da katılması. Çünkü bu mesele artık yalnızca bir dava değil, toplumun vicdanına dokunan bir mesele haline gelmiştir."
"Bu kadar önemli bir davada medyanın görevini yerine getirmesi de ne yazık ki zorlaştırılıyor. Basın mensupları mahkeme salonunda sanıkları göremeyecekleri, duyamayacakları arka sıralara yerleştiriliyor. Oysa basın demokrasinin gözüdür, kulağıdır, vicdanıdır ve demokrasinin en temel ayaklarından biridir. Siz toplumun gözünü, kulağını, vicdanını kapatmaya çalışıyorsunuz. Ancak hakikatin ortaya çıkmasını engelleyemezsiniz, bunu kabul etmiyoruz."
"İsmail Arı gibi, Alican Uludağ gibi gazeteciler kamuoyunu doğru bilgilendirme sorumluluklarını yerine getirmişlerdir. İnsanlara gerçekleri aktarmak suç değildir. Gazetecilik suç değildir. Sırf birilerinin işine gelmiyor diye doğru haber yapan gazetecileri tutuklayamazsınız. Basına yönelik bu baskı ve sindirme çabalarını asla kabul etmiyoruz. Yalnızca görevlerini yerine getirdikleri için tutuklanan gazeteciler derhal serbest bırakılmalıdır. Adaletin, demokrasinin ve umudun yeşereceği günleri diliyor, hepinizi saygıyla, en derin duygularımla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum."
19 Mart'ın birinci yıl dönümünde Saraçhane'de tarihi miting! "Biz bitti demeden bitmez"
Dilek Kaya İmamoğlu'nun konuşmasının ardından, Silivri'de tutuklu bulunan Ali Kaya'nın kızı Cansın Kaya ve kardeşi Fehmi Can Kaya kürsüye geldi. Adli tıp sürecindeki usulsüzlüklere dikkat çeken Cansın Kaya, şu ifadeleri kullandı:
"Bugün ben ve kardeşim Fehmi Can Kaya, sadece bir mağduriyet konuşması yapmak için değil, kalbi kırılmış bir kız çocuğu olarak, hala bu ülkede adaletin yeşereceğine inanmak isteyen bir genç olarak konuşma yapmak istiyorum. Silivri Cezaevi'nde haksız yere tutuklu bulunan Ali Kaya'nın kızıyım. Ben babamdan kimseye zarar vermemeyi, kimsenin hakkına dokunmamayı, doğruyu savunmayı, vicdanlı olmayı öğrendim. Ama bugün benim babam kendi ülkesinde, kendi ülkesinin adaleti karşısında haksızlığa uğruyor."
"BABAMIN TEK SUÇU SEVDİKLERİNE SAHİP ÇIKMAK""TÜM TESTLERİN NEGATİF ÇIKMASINA RAĞMEN BABAM HALA ZİNDANDA TUTULMAYA DEVAM EDİLİYOR""Önce 3 Şubat gecesi hayatımız birden karartıldı ve babam bizden alındı. Ne olduğunu bile anlayamadık. O gece sadece babamı değil, içimizdeki huzuru ve devletimize olan güveni de aldılar. Sadece şunu hissettim: Hayatımın en güvenli yeri olan evim bir anda en korktuğum yere dönüştü. 6 Şubat gecesi, saatler gece 3'ü gösterirken biz evimizde uyuyorduk. Annem, babam, ben ve kardeşim. Bir anda kapımız çalındı. Yaklaşık 10 polis memuru içeri girdi ve babamı bizden aldı. Biz neden babamızdan ayrıyız? Biliyor musunuz babamın tek suçu ne? Bir ailenin dayanağı olmak, sevdiklerine sahip çıkmak, bir abi, bir eş ve bir baba olmak. Sadece akraba olduğu için, sadece aile bağları olduğu için bugün tutuklu."
"ADALETE OLAN İNANCIMI KAYBETMEYECEĞİM""Babam hayatı boyunca hiç kullanmadığı, kullanılmasından da nefret ettiği yasaklı madde kullanma ve kullandırtma suçundan, hiç tanımadığı ve bilmediği bir kadının iftirasıyla tutuklandı. Ne bir delil ne de bir kanıt. Sadece iftira. Babamı adli tıpa götürdükleri gün, saç ve tırnak örneğini, babamın da ısrarlı isteğine rağmen almadılar. Yalnızca kan ve idrar örneği alacaklarını söylediler. İlk testler negatif çıkınca, bu sefer de gerek görmedikleri saç ve tırnak testini istediler ve ikinci test de negatif çıktı. Niçin babamın ısrarlarına rağmen ilk testte saç ve tırnak örneği alınmadı? Cevabı aslında çok basit. Amaç tutukluluğu devam ettirmek, soruşturmayı uzun tutmak ve bize zulmetmekti. Tüm testlerin negatif çıkmasına rağmen babam hala zindanda tutulmaya devam ediliyor. Tutukluluğu için hiçbir gerekçe olmamasına rağmen, babam 48 gündür bizden ayrı."
ESMA BUÇAN: BİR ANNENİN UNUTAMAYACAĞI BİR MANZARADIR"Soruyorum, neden 48 gündür babam yok? 48 gündür evimizde huzur yok. 48 gündür içimde tarif edemediğim bir boşluk hissi var. Soruyorum, bir insanın yalnızca akrabalık bağı yüzünden bu kadar ağır bir haksızlığa uğraması, onurunun, itibarının zedelenmesi, özgürlüğünün elinden alınması, bu ne hukuka sığar ne de vicdana. İnsanların hayatları bu kadar kolay karartılmamalı. Bir baba evladından bu kadar kolay ayrılmamalı. Babamı cezaevinde gördüğüm o ilk an, içimde kırılan şeyi sizlere kelimelerle tarif bile edemem. Ama biliyor musunuz, babam o sırada bile bize karşı o güçlü duruşu, içimizdeki umudu kaybetmememizi sağladı. Çünkü babam bana hep şunu söyledi: 'Adalet er ya da geç yerini bulur güzel kızım'. Ben bugün o sözlere tutunuyorum, çünkü tutunacak başka hiçbir şeyim yok. Ve buradan herkese gururla da şunu söylemek istiyorum ki, ben babamın kızıyım. Onun öğrettiği gibi doğruluktan vazgeçmeyeceğim. Adalete olan inancımı kaybetmeyeceğim. Çünkü biliyorum ki her karanlık gecenin de bir sabahı vardır ve o sabah mutlaka gelecek. Babamın tek tutuklu olarak, bütün kalbimle babama inanıyorum. Ve biz kocaman bir aile olarak Aslan babam, canım amcam sizinle gurur duyuyoruz, yanınızdayız ve hep de yanınızda olacağız."
Cansın Kaya'nın ardından kürsüye gelen Şile Belediyesi Ruhsat Şefi Evren Buçan'ın eşi Esma Buçan ise, eşinin 253 gündür iddianamesiz tutuklu bulunduğunu ve cezaevinde sağlık sorunlarına rağmen insanlık dışı muamele gördüğünü belirterek şunları söyledi:
"Ben Esma Buçan. İki çocuk annesiyim. 14 yaşında kızım Berra ve 9 yaşındaki kızım Serra, onlar da buradalar. Bugün burada sadece kendim için değil, parçalanmış bir aile adına konuşuyorum. Eşim Evren Buçan, 1980 doğumlu, İstanbul Teknik Üniversitesi mezunu bir şehir plancısıdır. 20 yıldır belediyelerde kamu görevlisi olarak çalışmaktadır. Beyoğlu, Silivri, Avcılar, Beykoz ve son olarak Şile Belediyesi. Hayatı boyunca ne bir disiplin cezası almıştır, ne de bir suç kaydı vardır. Ama Şile Belediyesi'ndeki görevinin henüz üçüncü ayında, 10 Temmuz gecesi evimize yapılan bir şafak operasyonuyla gözaltına alındı. O gece ben kızlarımla birlikte Çanakkale'deydim. Eşime uzun süre ulaşamadım. Ama konum olarak evde gözüküyordu. Uyuya kalmıştır diye düşündüm ve ben de uyudum. Telefonum uzun uzun çalmaya başladı. Saat gece dörttü. Mali Şube'den arıyoruz, eşiniz Vatan Emniyet'te gözaltına alınmıştır dediler ve kapattılar. O an insanın içine bir boşluk düşüyor. Kimseyi arayamıyorsunuz, hiçbir şey yapamıyorsunuz. Kızlarım uyuyordu, yanlarına gittim, sabaha kadar onları izleyip ağladım. Sabah kendimi toparladım, aileme haber verdim ve kızlarımla İstanbul'a döndüğümüzde evimizi o halde görmek... Çekmeceler açılmış, çocuklarımın oyuncak kutularına kadar aranmış. Bir annenin unutamayacağı bir manzaradır."
"253 GÜNDÜR HALA YAZILMIŞ BİR İDDİANAME YOK""3 AY BOYUNCA YERDE YATTI, AĞRILAR İÇERİSİNDE""Üç gün boyunca Vatan Emniyet'in önünde gözaltı sürecini, çaresiz ve büyük üzüntüyle bekledik. O sırada kızım Berra'nın liselere giriş sınavı sonucunu öğrendik. Kızım Berra aylarca çalıştı, çok emek verdi. 90 soruda sadece 3 yanlış, bir boş ile güzel bir derece yaptı. Ben onunla gurur duyuyorum. Ama bir baba için gurur duyulacak bir anda o baba orada değildi. Avukatımız asılsız sanık ifadeleri ve ortada somut delil olmadığı için çıkarıldıkları mahkeme sonrasında serbest kalır dedi. Ama öyle olmadı. 13 Temmuz'da tutuklandı ve Maltepe Cezaevi'ne gönderildi. Bugün 253 gündür eşim haksız yere tutuklu. 253 gündür hala yazılmış bir iddianame yok. Bu sadece bir sayı değil, bu bir ailenin parçalanan günleri. Bir babanın çocuklarından çalınan zamanı. İki kız çocuğunun her gün sorduğu o soru: 'Babam ne zaman gelecek?'"
"BİZ YARGILANMAKTAN KORKMUYORUZ""Eşim Evren Buçan, usulsüzlüğe hayır dediği için, şehrin, vatandaşın hakkını, kamu yararını savunduğu için bugün tutuklu. Üstelik çalıştığı belediyede imza yetkisi yoktu, ihale komisyonunda yer almıyordu. Ama buna rağmen cezaevinde. 24 kişi olması gereken koğuşta 60 küsur kişiyle kalıyor. Bel ve boyun fıtığı ameliyatı geçirmiş bir insan. Medikal yatak ve yastık zorunluluğu var. Cezaevi sunduğumuz ameliyat epikriz raporlarını kabul etmedi ve 3 ay boyunca yerde yattı, ağrılar içerisinde. Biz dışarıda mücadele ediyoruz, o içeride. Haftada sadece 45 dakika camın arkasında ahizeli telefonla konuşuyoruz. Ayda bir açık görüş. Kalabalıkta sesimizi zor duyarak. Ağır suçluların bile fazla iletişim hakkı varken, biz örgüt suçlaması dolayısıyla haftada sadece 10 dakika telefonla konuşabiliyoruz. Aslında sadece içeride olan eşlerimiz değil, bizler de dışarıda tutukluyuz. Bu süreçte masumiyet karinesi yok sayılarak, tutukluluk bir istisna olması gerekirken fiili bir cezaya dönüşmüş durumda. Ve bu ceza sadece içeridekine değil, dışarıda kalan herkese veriliyor. Biz eşler, biz çocuklar, biz anne babalar hep birlikte bu yükü taşıyoruz. Her sabah babasını sorarak uyanan çocuklar var. Her akşam eksik bir sofraya oturan aileler var. Bir telefon sesine umut bağlayan, bir görüş gününe gün sayan hayatlar var. Bizim yaşadığımız sadece hukuki bir süreç değil, bir ailenin yavaş yavaş eksilmesidir."
"Biz adaletten kaçmıyoruz. Biz yargılanmaktan da korkmuyoruz. Ama adaletin insanları ailelerinden kopararak değil, hukukun temel ilkelerine bağlı kalarak işlemesini istiyoruz. Çünkü adalet sadece karar vermek değildir. Adalet, bir çocuğun babasına kavuşabilmesidir. Bir ailenin yeniden tamamlanabilmesidir. Ve biz bugün burada sadece kendimiz için değil, aynı acıyı yaşayan tüm aileler için sesleniyoruz. Sevdiklerimiz tutuksuz yargılansın. Aileler daha fazla cezalandırılmasın. Adalet gerçekten yerini bulsun. Bu duygularla başta Sayın Dilek Kaya İmamoğlu olmak üzere, sesimize ses katan dostlarımıza, vekillerimize, gazetecilerimize ve tutuklu ailelerine gönülden teşekkür ediyorum. Eşim Evren Buçan'ın da sizlere çok selamını ileterek her birinize saygılarımı sunarım."
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:108
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 26 Mart 2026 14:54 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















