Dikkat çeken hazırlık! NATO bunu neden test etti? Seçilen yerin verdiği mesaj ne? ‘Mevcut gerilimi daha da artırabilir’
Ankara24.com, Hurriyet kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi yayımlıyor.


Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
Avrupa’nın çevresindeki güvenlik dengesi giderek daha kırılgan hale gelirken, NATO bu kez savaş ihtimalini karargâhlarda değil, Kuzey Denizi’nin sert sularında test etti.
İskoçya açıklarında ilerleyen NATO savaş gemilerinde sirenler çalmaya başladığında mürettebat bir anda savaş istasyonlarına geçti. Zırhlarını kuşanan denizciler, hava savunma merkezlerine ve silah sistemlerine yöneldi. Birkaç dakika içinde rutin bir deniz görevi, füze ve savaş uçağı saldırısı altında kalan bir konvoya dönüştü. Ancak bu kez ateşlenen füzeler gerçek değildi.
İngiltere öncülüğünde gerçekleştirilen ve NATO ülkelerinden yaklaşık 1300 personelin katıldığı ‘Strike Warrior Tatbikatı’nda ittifak, Avrupa’nın önümüzdeki dönemde karşılaşabileceği en zor senaryolardan bazılarını aynı anda test etti ve ilginç anlar yaşandı.
Ancak tatbikatta yaşananlara geçmeden önce, NATO’nun neden böyle kapsamlı bir hazırlığa ihtiyaç duyduğuna ve bu adımın Avrupa’nın güvenlik dengeleri açısından ne anlama geldiğine bakalım...
NATO’NUN KAPSAMLI HAZIRLIĞI NE ANLAMA GELİYOR?
Tatbikatın kapsamı, NATO’nun olası bir krize artık yalnızca klasik savaş senaryoları üzerinden hazırlanmadığını gösteriyor. Hava saldırılarından denizaltı tehditlerine, kritik altyapıların korunmasından enerji ve iletişim hatlarına kadar farklı risklerin aynı anda ele alınması, ittifakın güvenlik anlayışındaki dönüşümü de gündeme getiriyor.
İstanbul Aydın Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde görev yapan ve Rus dış politikası üzerine çalışmaları bulunan Dr. Öğretim Üyesi Murat Jane’e göre ise tatbikat önemli mesajlar içeriyor.
Jane, “NATO’nun Strike Warrior gibi tatbikatlarda hava saldırıları, denizaltı tehdidi ve kritik altyapıların korunması gibi farklı senaryoları aynı anda ele alması, NATO-Rusya arasındaki mevcut gerilimi artırabilecek bir unsur olarak değerlendirilebilir. Ancak tek başına bu tatbikatı bir savaş habercisi ya da savaşın doğrudan nedeni olarak görmek iddialı olur. Burada asıl dikkat çekici nokta, NATO’nun olası krizleri artık yalnızca cephedeki askerî hareketlilik üzerinden değerlendirmemesi. Hava, füze ve denizaltı tehditlerinin yanı sıra enerji ve nakil hatlarının, iletişim altyapısının, gemi operasyonlarının ve siyasi karar alma süreçlerinin aynı güvenlik tablosunun parçaları olarak ele alındığını görüyoruz” dedi.
“ÇATIŞMA ARTIK YALNIZCA KARA SAVAŞI ÜZERİNDEN OKUNAMAZ”
NATO ile Rusya arasındaki olası bir çatışmanın artık yalnızca kara savaşına indirgenemeyeceğini ifade eden Murat Jane, savaş ve güvenlik anlayışının çok daha geniş bir alana yayıldığını söyledi:
“Bugün NATO-Rusya arasındaki güç mücadelesini yalnızca bir kara savaşı beklentisi üzerinden okumak yeterli değil. Kriz; denizde başlayıp hava savunmasını, enerji hatlarını, iletişim altyapısını ve siyasi karar alma mekanizmalarını aynı anda etkileyebilecek çok boyutlu bir yapıya dönüşebilir. Dolayısıyla bu tatbikatlar, NATO’nun farklı tehditlerin eş zamanlı ortaya çıktığı bir kriz ortamında ne kadar hızlı karar alabileceğini, hangi kapasitelere sahip olduğunu ve buna nasıl bir askerî ve siyasi karşılık verebileceğini test etmesi açısından önem taşıyor.”
TATBİKATIN COĞRAFYASI DA MESAJ VERİYOR
Murat Jane, tatbikatın gerçekleştirildiği coğrafyanın da bu açıdan dikkat çekici olduğunu belirtti. Kuzey Atlantik’in Avrupa ile Kuzey Amerika arasındaki askerî takviyenin güzergâhlarından biri olduğunu hatırlatan Jane, Baltık Denizi, Karadeniz, Polonya’nın doğu sınırı ve Ukrayna-Rusya Savaşı’nın sürdüğü bölgenin NATO’nun Rusya ile yaşadığı gerilim alanlarının merkezinde veya bu bölgelere yakın konumda bulunduğunu ifade ederek şu yorumda bulundu:
“Tatbikatın nerede gerçekleştirildiği son derece önemli. Kuzey Atlantik, Avrupa ile Kuzey Amerika arasındaki askerî takviyenin geçtiği stratejik bir güzergâh. Bunun yanında Baltık Denizi, Karadeniz, Polonya’nın doğu sınırı ve Rusya-Ukrayna Savaşı’nın yaşandığı coğrafya, NATO’nun Rusya ile yaşadığı gerilimlerin merkezinde veya bu gerilim alanlarına oldukça yakın bölgeler. Bu nedenle tatbikatı, farklı krizlerin ve tehditlerin aynı anda tırmandığı bir ortamda NATO’nun nasıl karar alabileceğini, kapasitesini nasıl kullanabileceğini ve ne tür bir aksiyon geliştirebileceğini ölçmeye yönelik bir hazırlık olarak değerlendirmek mümkün.”
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın da bu hazırlıkların arka planındaki önemli unsurlardan biri olduğunu belirten Jane, savaşta kullanılan yöntemlerin NATO’nun tehdit algısına doğrudan yansıdığını söyledi:
“Rusya-Ukrayna Savaşı hâlâ devam ediyor ve çatışmaların şiddeti de sürüyor. Füze ve drone saldırılarının yanı sıra elektronik savaş, kritik altyapılara yönelik saldırılar ve farklı hibrit savaş teknikleri aynı anda kullanılabiliyor. Savaşın bu çok boyutlu yapısı, NATO-Rusya ilişkilerindeki tehdit algılamasını da doğrudan etkiliyor. Dolayısıyla NATO’nun bugün yaptığı hazırlıkları yalnızca klasik askerî çatışma senaryoları üzerinden değil, hava, deniz, siber alan, enerji, iletişim ve kritik altyapıların birlikte hedef alınabileceği çok katmanlı bir güvenlik ortamına hazırlık olarak okumak gerekiyor.”
PEKİ TATBİKATTA NELER OLDU?
Uzman ismin dikkat çektiği bu çok boyutlu güvenlik tablosu, tatbikat sırasında uygulanan senaryolarda da kendisini gösterdi. NATO birlikleri, yalnızca savaş gemilerinin çatışmaya girdiği klasik bir deniz harbi senaryosu yerine, ikmal yapan gemilerin saldırı altında kalmasından hava savunmasına, gemiye düzenlenen baskından denizaltı avına kadar çok sayıda farklı durumu aynı tatbikatta test etti.
YAKIT İKMALİ SIRASINDA ALARM!
Tatbikatın en çarpıcı anlarından biri, Alman ikmal gemisi FGS Berlin’in iki NATO fırkateynine yakıt ikmali yaptığı sırada yaşandı. The Telegraph’ta yer alan haberde gemiler birbirlerine son derece yakın seyrediyordu. Berlin’in yakıt hortumlarından binlerce galon yakıt Portekiz ve Kanada fırkateynlerine aktarılıyordu. Bu sırada hava saldırısı alarmı verildi.
Senaryo gereği savaş uçakları NATO gemilerine doğru yöneldi. Denizde yakıt ikmali yapan gemiler için en savunmasız anlardan biri başlamıştı. Gemiler birbirlerine bağlı olduğu için manevra kabiliyetleri sınırlanırken, aynı zamanda yanıcı yakıt taşıyorlardı. Şiddetli yağmurun altında mürettebat savaş istasyonlarına koştu. Tam bu sırada Hollanda fırkateyni Van Amstel devreye girdi. Görevi, saldırıya uğrayan NATO gemilerinin hava savunmasını desteklemek ve konvoyun imha edilmesini engellemekti.
Gökyüzünden gelen tehditler simüle edilirken, geminin radarları ve savaş sistemleri yoğun bir tempoda çalışmaya başladı. NATO birlikleri, denizde ikmal operasyonunun nasıl büyük bir taktik zafiyete dönüşebileceğini gerçekçi bir senaryo üzerinden test ediyordu.
İngiliz Kraliyet Donanması’ndan Yarbay Jonathan Miller’a göre amaç tam olarak buydu: askerleri rahat koşullarda değil, gerçek bir savaşta karşılaşabilecekleri kadar karmaşık bir ortamda eğitmek. Telegraph’a yaptığı açıklamada “Deniz zaten başlı başına yeterince tehlikeli” diyen Miller, gemilerin bir araya toplandığı ve aynı anda hava saldırısı altında kaldığı bir senaryonun son derece riskli olduğunu vurguladı. Ancak tatbikatın amacı da tam olarak bu riski yönetmeyi öğrenmekti.
BU KEZ HEDEF BİR SAVAŞ GEMİSİ DEĞİL, İKMAL GEMİSİYDİ
Tatbikatın bir başka bölümünde NATO birlikleri, FGS Berlin’e yönelik helikopter destekli bir baskın düzenledi. Portekizli deniz piyadeleri helikopterlerden halatlarla geminin güvertesine indirildi. Yaklaşık 10 kişilik ekip kısa sürede geminin kritik bölümlerine ilerledi. Köprü ve makine dairesi kontrol altına alındı. Tatbikat senaryosunda Rus personelini canlandıran askerler etkisiz hale getirilerek gözaltına alındı.
Silahlı komandolar geminin kontrolünü ele geçirirken operasyon, NATO’nun yalnızca açık denizdeki savaş gemileriyle değil, şüpheli ticari ve ikmal gemileriyle karşılaşabileceği senaryolara da hazırlandığını gösterdi.
BALTIK’TAN KUZEY DENİZİ’NE: AVRUPA’DA ALARM ZİNCİRİ
Strike Warrior tatbikatı dışında Avrupa’nın başka bölgelerinde de Rusya ile NATO ülkeleri arasındaki gerilim başlıkları peş peşe gündeme geldi. Finlandiya ve İsveç savaş uçakları, 24 Eylül’de Finlandiya Körfezi üzerinde Rus uçaklarını önlemek üzere ortak bir operasyon gerçekleştirdi.
Polonya ise Rusya’nın Kaliningrad bölgesinden geldiği bildirilen bir Mi-8 helikopterinin hava sahasına kısa süreli girişinin ardından savaş uçaklarını havalandırdı. Bundan yalnızca bir gün önce Polonya uçakları, Baltık Denizi üzerinde faaliyet gösteren Rus Il-20 keşif uçağını önlemişti.
Litvanya hava sahasında yaşanan başka bir olayda ise İtalyan savaş uçakları, Ukrayna istihbaratının Rusya tarafından kullanılan Geran-2 tipi bir saldırı İHA’sı olduğuna inandığı hava aracını düşürdü.
Bu olayların her biri kendi başına farklı bir güvenlik vakasıydı. Ancak NATO açısından ortak bir soruna işaret ediyorlar: Avrupa’nın hava ve deniz sahasında çok daha fazla sayıda şüpheli veya askerî hareketliliğin takip edilmesi gerekiyor. Ve tehdit yalnızca gökyüzünde değil.
NATO’NUN YENİ KÂBUSU: DENİZALTILAR
Avrupa güvenlik çevrelerinin dikkatini çeken bir diğer alan ise denizlerin kilometrelerce altındaki kritik altyapı. Su altı internet kabloları ve doğalgaz hatları, Avrupa ekonomisinin görünmeyen damarlarından biri. Bu nedenle Rus denizaltılarının Avrupa çevresindeki hareketleri NATO tarafından yakından takip ediliyor.
Hollanda fırkateyni Van Amstel’in savaş merkezinde görev yapan personel, denizaltıları tespit etmek için saatler boyunca radar, sonar ve diğer sensörlerden gelen verileri değerlendiriyor. Geminin Komuta Bilgi Merkezi’nde çalışan Hollandalı Teğmen Rick, denizaltı karşıtı harbi bir satranç oyununa benzetiyor. Çünkü burada mücadele çoğu zaman silahların ateşlenmesiyle değil, karşı tarafın nerede olduğunu bulmaya çalışmakla başlıyor.
“ÇOK İYİ OLABİLİRİM AMA YALNIZIM”
Van Amstel'in komutanı Yüzbaşı Sjors ter Veen, NATO’nun Rus denizaltılarını takip etmek için sahip olduğu kapasitenin Avrupa’nın geniş deniz alanlarını kontrol etmek açısından yeterli olup olmadığı konusunda uyarıda bulundu. Telegraph’a yaptığı açıklamada “Çok iyi olabilirim ama yalnızım. Ve deniz çok büyük” diyen ter Veen, özellikle denizaltı savunma harbinde niceliğin de en az nitelik kadar önemli olduğunu savundu.
İngiltere'nin Type 23 fırkateyn filosundaki azalma, yeni Type 26 ve Type 31 sınıfı gemilerin henüz tam kapasiteye ulaşmamış olması ve nükleer denizaltı filosundaki operasyonel sorunlar, NATO’nun denizlerdeki kapasite tartışmasının arka planını oluşturuyor.
Ter Veen’e göre sorun yalnızca Rusya’nın ne yaptığı değil. Sorun, NATO’nun buna ne kadar hızlı karşılık verebildiği. “Tehdit gerçek ve bundan çok endişeliyim” diyen Hollandalı komutan, Rusya’nın NATO’nun sınırlarını test ederek ittifakı daha büyük bir çatışmaya sürükleyebilecek olaylar yaratmasından endişe ettiğini söyledi.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:97
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 30 Eylül 2026 07:08 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















