‘Deniz fenerlerine vardığınızda günlük hayatın gürültüsü geride kalıyor’
Ankara24.com, Hurriyet kaynağından alınan bilgilere dayanarak haber veriyor.


Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
Sarpıncık (İzmir), Deveboynu (Muğla), Gelidonya (Antalya), Polente (Çanakkale), Işıklı (Trabzon), İnceburun (Sinop)... Klinik psikolog Ersin Bayramkaya, Türkiye’nin dört bir yanındaki deniz fenerlerini gezdi. Bu yolculuklar esnasında zihninde dolaşanları kitap haline getirdi. Bayramkaya ‘Çocukluk’, ‘Zaman’, ‘Yalnızlık’, ‘İlişkiler’, ‘Travma’, ‘Yas’ gibi bölümlerden oluşan kitabında çizdiği deniz feneri resimlerine de yer veriyor. Mesleki çalışmalarını varoluşçu terapi kapsamında yürüten psikologla deniz fenerlerini, terapistliği ve ‘anneanneleri’ konuştuk...
◊ Bu yolculukları neden deniz fenerlerine yaptınız?
Biraz kendiliğinden gelişti. 2019’da Sarpıncık Feneri’ne gittim. İlk deniz feneri yolculuğumdu. Sonra devamı geldi. Zamanla fenerlere giderken o dönemde kafamda olan bir meseleyi de taşıdığımı fark ettim. Bu mesele bazen yalnızlık, bazen seçimler, bazen kayıp oluyordu. Deniz fenerleri genelde ulaşması biraz zahmetli, dünyanın geri kalanından bir parça uzak yerler. Oraya vardığınızda yavaşlıyorsunuz. Deniz, rüzgâr, sessizlik... Ya da doğanın sesleri... Günlük hayatın gürültüsü geride kalıyor. İnsan bazı soruları ancak böyle uzaklaştığında duyabiliyor. Zamanla deniz fenerleri benim için güçlü bir sembol haline geldi. Bir deniz feneri size nereye gitmeniz gerektiğini söylemez. Sadece karanlığın içinde bazı şeyleri biraz daha görünür hale getirir. Ben de bu kitapla okura bazı sorulara yeniden bakabileceği bir alan sunmak istedim. Deniz fenerleri yolculukları benim için insanın kendisine, yaşamına ve anlam arayışına yaptığı yolculuklarla iç içe geçti.
◊ Sizin için bu deniz fenerleri olmuş; bir başkası için doğup büyüdüğü yer, bir sahil kasabası ya da yaşadığı şehirde bir mekân olabilir sanki...
Kesinlikle buna inanıyorum. Düşünmek için böyle yerlere ihtiyacımız var. Bence bazı yerlere hayatımızın belli dönemlerini, duygularını, hatta bazen kim olduğumuzu da bağlıyoruz. Yıllar sonra oraya döndüğümüzde o zamanki kendimizle karşılaşıyoruz. ‘Ben buradayken kimdim, şimdi kimim, ne değişti’ gibi sorular kendiliğinden geliyor. Benim için deniz fenerleri böyle bir işlev gördü. Ama bunun mutlaka uzak, özel ya da etkileyici bir yer olması gerekmiyor. İnsanın her gün önünden geçtiği bir park, oturduğu bir kafe ya da denize baktığı bir bank bile aynı şeyi yapabilir. Bazı okurlar da kendileri için böyle olan yerlere dair fotoğraflar gönderdiler. Beni çok mutlu etti.
◊ Psikologların da bir deniz feneri gibi olduğundan söz ediyorsunuz kitapta...
Evet, terapist sizin yerinize karar vermez, hayatınızı düzeltmez, hazır cevaplar sunmaz. Bazen yalnızca karanlıkta neyin orada olduğunu biraz daha iyi görebilmenize yardımcı olur. Hangi yöne gideceğinize yine siz karar verirsiniz. Ve ne zaman kaybolsanız dönüp bakacağınız bir yerdir terapist, tıpkı bir deniz feneri gibi...
◊ Terapi zamanla modern hayatın, gündelik konuşmaların önemli bir parçası oldu. Ama terapist kimdir, tam olarak ne yapar az konuşuluyor...
Terapist, insanların iyileşme sürecine eşlik eden, destek olan kişidir. Terapide edilgen biçimde yardım bekleyen biri ve ona ne yapacağını söyleyen bir uzman yoktur. Birlikte anlamaya çalışan iki insan vardır. Psikoterapi araştırmaları uzun zamandır aynı şeyi gösteriyor; iyileşmeye katkıda bulunan en güçlü ortak etkenlerden biri terapötik ilişkinin kendisi. Hangi ekolle çalışırsanız çalışın, önemli olan; danışanın terapistiyle güvene dayalı ilişki kurabilmesidir. Terapist-danışan ilişkisini benzersiz yapan şey de
biraz bu. Çok kişisel, çok yakın ve gerçek bir temas var ama aynı zamanda sınırları son derece belirgin. İnsan bazen kimseye söylemediği şeyleri seansta söyleyebiliyor, zor duygularıyla orada kalabiliyor, kendisine daha dürüstçe bakabiliyor. Ve bunları yargılamayan biriyle deneyimliyor. Bazen değişim, birinin ne yapmamız gerektiğini söylemesiyle değil; bir insanın bizi olduğumuz halimizle görebildiğini ve yine de orada kalabildiğini deneyimlemekle başlıyor.
◊ Kitapta anılarınız da var. Bazı ekollerde terapistlerin hayatına dair bilgilerin olabildiğince gizli olması esas kabul ediliyor...
Kitabı yazarken benim de üzerinde en çok düşündüğüm meselelerden biriydi. Terapistin görünürlüğü psikoterapide eski bir tartışmadır. Benim durduğum yer şurası: Terapist elbette terapi odasına bütün hayatını getirmez. Kendinizle ilgili bir şeyi paylaşıyorsanız bu, terapötik sürece hizmet ediyormu diye düşünmelisiniz. Ama kitap başka... Bu kitapta ben yalnızca bir terapist değil; bir insan, bir oğul, bir torun, bir eş, bir arkadaş olarak da varım. Yaşadığım bazı şeylerin bende bıraktığı izlerden söz etmeden insanın kayıpları, seçimleri, ilişkileri, ölümle karşılaşması
ya da anlam arayışı üzerine yazmam bana çok sahici gelmezdi. Yazarken koyduğum ölçülerden biri şuydu: Kişisel olanla mahrem olan aynı şey değil. Kişisel olanı paylaşabilirim ama hem kendi mahremiyetimi hem de hayatımdaki insanlarınkini korumak zorundayım.
◊ Başka projeleriniz var mı?
Birkaç kitap projem var. Biri öykülerden oluşan bir kitap. Duyduğum, tanık olduğum, bazen yaşadığım küçük insanlık halleri... Bir diğeri terapist olmaya dair bir kitap. Yaklaşık 20 yıldır terapi odasında olmanın bıraktığı izler üzerine... Bir de mesleki çalışmam var; varoluşçuluk ve travmayla ilgili. Çok yeni bir podcast projesine de başladım: ‘Hayat Üzerine Konuşmalar’.
‘Yalnızca anneannemizi değil, onun yanında olduğumuz kişiyi de özlüyoruz’
◊ Anneanne-torun ilişkisi bazı kişilerin yaşamında önemli bir yerdedir. Sizinkinde de öyleymiş. Nedir anneanneleri bu kadar özel kılan?
Bazı insanların hayatında anneanne gerçekten çok özel bir yere yerleşebiliyor. Sanırım bunun nedenlerinden biri, anneannenin hem aileden biri olması hem de anne-baba ilişkisinden farklı yerde durması. Bazen daha az kuralın, daha çok şefkatin olduğu; çocuğun kendisini biraz daha serbest bırakabildiği bir ilişki olabiliyor bu.
Bir de anneanneler geçmişle bugün arasında ilginç bir köprü kuruyor. Sizden önceki hayatı biliyorlar; annenizin çocukluğunu, aile hikâyesini, sizin tanımadığınız insanları... Aynı zamanda sizin çocukluğunuzun da tanıkları. Bu yüzden onlarla ilişkimiz birkaç kuşağı birbirine bağlıyor. Seans odasında bunun izlerini çok görüyorum. İnsanlar anneannelerinden söz ederken çoğu zaman yalnızca bir kişiyi anlatmıyorlar; bir evden, bir kokudan, bir yemekten, bir yaz tatilinden, çocukken hissettikleri güvenden söz ediyorlar. Ve bazen fark ediyorlar ki özledikleri yalnızca anneanneleri değil; onun yanındayken oldukları kişi, o zamanki hayatları... Belki anneanneleri bazıları için bu kadar özel yapan da bu: Onu kaybettiğimizde hem çok sevdiğimiz birini hem de çocukluğumuzun en önemli tanıklarından birini kaybediyoruz.
◊ Sizin nasıl bir ilişkiniz vardı?
Çok hikâye anlatırdı anneannem. Abimle ve benimle çok gezerdi. Onu kaybetmek çocukluğuma açılan bir kapının yavaş yavaş kapanması gibiydi. Birini kaybettiğimizde onunla yaşadığımız hayatı, onun yanında olduğumuz kişiyi, hatta bazen gelecekte onunla yaşayacağımızı düşündüğümüz şeyleri de kaybediyoruz. Bu yüzden her kayıp ‘Ben bu insan olmadan kimim’ sorusunu da getiriyor. Anneannemi düşündüğümde bugün yalnızca hüzün yok. Çok fazla sevgi, minnettarlık ve çocukluğuma ait sıcak bir yer de var.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:117
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 30 Ağustos 2026 08:30 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















