Çocuklar katil doğmaz: Peki bu noktaya nasıl geliyorlar? Düşünce Günlüğü Haberleri
Yenisafak sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com haber yayımlıyor.
Bora Durmuşoğlu - İletişimci, Medya Yöneticisi
Kahramanmaraş ve Siverek’te yaşanan acı hadiseler, çocukların dünyasında biriken yükü yeniden görünür kıldı. Bu olaylara bir anlık öfke patlaması gibi bakamayız. Bir çocuğun şiddeti bir iletişim ya da ifade çeşidi olarak görmeye başlamasının sebepleriyle yüzleşmek zorundayız. Şiddet eşiğinin hangi anlarda, hangi etkilerle aşıldığını açıkça konuşmadan sağlıklı bir sonuca ulaşmak mümkün görünmüyor. Olay anına odaklanmak kolaya kaçmak olur. Asıl bakmamız gerekenler o ana gelinceye kadar biriken her şey.
Kahramanmaraş’ta yaşanan son saldırı bu açıdan maalesef sarsıcı bir örnek sundu. Henüz 14 yaşındaki bir çocuğun, çantasına koyduğu silahlarla okuluna girip iki ayrı sınıfta rastgele ateş açması hepimiz açısından bir kırılma anı. Hayatını kaybedenlerin büyük bölümünün yine çocuk olması, meselenin ağırlığını katladı. Hedefin belirsiz oluşu, planlı bir hesaplaşmadan çok birikmiş duyguların kontrolsüz biçimde dışa vurulmasına benziyor. Silahların evden gelmiş olması ise akla başka soruları getiriyor. Bu noktaya gelene kadar hangi işaretler fark edilmedi, hangi sessizlikler büyüdü?
ABD’de 20 Nisan 1999’da gerçekleşen Columbine Lisesi Katliamı, bu tartışmanın en çarpıcı örneklerinden biri olarak biliniyor. 14 Aralık 2012’de yaşanan Sandy Hook İlkokulu Saldırısı ve 11 Mart 2009’da Almanya’da gerçekleşen Winnenden Okul Saldırısı da birbirine çok benzer hadiseler. Coğrafya değişse de izler birbirine oldukça yakın. Son olarak ülkemizde de olduğu gibi çocukların iç dünyasında saklanan birçok duygu ve fikir, uygun bir zemin bulduğunda hiç beklenmedik yollarla dışarı taşabiliyor.
EKRANIN İÇİNDEKİ DÜNYA
Ekranla kurulan ilişki, bu birikimin hızını her geçen gün biraz daha artırıyor. Çocuk bir dizide izlediği sahneyi, kısa süre sonra bir oyunun içinde yeniden yaşayabiliyor. Filmde gördüğü karakter, oyunda kontrol ettiği bir figüre dönüşebiliyor. Bu geçişler, zihinde tek bir hikâye gibi yerleşiyor ve kurgu ile gerçek arasındaki mesafe daralıyor.
Bilgisayar, konsol, telefon ya da tabletle oynanan oyunlar bu noktada farklı bir deneyim sunuyor. Çocuk burada karar veren ve yöneten konumunda. Bir hedefe ulaşmak için karşısındakini saf dışı bırakmak, oyunun doğal akışı içinde. Bu tekrar zamanla alışkanlık üretiyor ve ölüm “geri dönüşü olan” bir deneyim haline geliyor. Karakter ölüyor ama yeni bir yaşama hakkıyla oyun sürüyor, sahne yeniden kuruluyor. Bu döngü, gerçek hayatta karşılığı olmayan bir rahatlık hissi doğuruyor. Bir hayatın sona ermesiyle oyundaki kaybetme duygusu arasındaki fark ortadan kalkıyor.
Maalesef müzik dünyasında kullanılan dil de bu tabloya eşlik ediyor. Sert ifadeler, aşağılayıcı sözler, öfkeyi ve şehveti besleyen söylemler, güçlü bir ritimle birleştiğinde daha hızlı yayılıyor. Çocuk, bu sözleri çoğu zaman sorgulamadan tekrar ederek zihnine işliyor. Bir süre sonra bu dil, gündelik konuşmanın ve iletişimin parçası hâline geliyor.
İLETİŞİM ZAYIFLADIĞINDA ÇOCUK KENDİNE BAŞKA ALANLAR AÇIYOR
Çocuklar, hayatı taklit ederek öğrenir. Evde duydukları bir cümle, okulda karşılaştıkları bir tavır, ekranda izledikleri bir sahne zihinlerinde kolayca yan yana gelebiliyor. Ailenin diliyle ekranın dili çakıştığında ortaya çıkan tablo daha da belirginleşiyor. Aile içi iletişimin zayıfladığı her durumda çocuk, kendine başka alanlar açıyor. Anlaşılmadığını hissettiğinde içe kapanıyor ya da kendini ifade edebileceği farklı yollar arıyor. Bu yolların başında ekran ve arkasındakiler var. Çocuk, saatler boyunca süren tek yönlü bir iletişimle kendi dünyasında kurduğu bir hikâyenin içine giriyor. Kendi dünyasında olduğu için de orada çok daha güçlü hissediyor, asla ulaşamadığı bir kontrol mekanizmasının başına geçiyor. Gerçek hayatta karşılık bulamadığı tüm duyguların yerini burada dolduruyor.
Evden sonra çocuğun hayatındaki ikinci dünyası okul ve bu dünyanın merkezinde de öğretmenler yer alıyor. Dolayısıyla öğretmen yalnızca ders anlatan ve bilgi aktaran bir figür olmanın ötesinde bir rol model. Sınıfta kurduğu dil, bir soruya verdiği tepki, adalet duygusunu nasıl temsil ettiği gibi birçok davranış, çocuklar tarafından dikkatle takip ediliyor. Çocuk, öğretmeninin öfkeyle mi yoksa sükûnetle mi karşılık verdiğini asla unutmuyor. Bazen zamanında kurulan bir cümle bir kırılmayı önlerken, bazen fark edilmeyen bir sessizlik daha büyük bir kopuşa zemin hazırlayabiliyor. Tabii ki aynı şekilde bir öğretmen de çoğu zaman bir ebeveynin fark edemediği değişimi ilk gören kişi olabiliyor.
GERÇEK HAYAT İLE SANAL DÜNYA ARASINDAKİ AYRIM KAYBOLUYOR
Evde ve okulda kendini anlatamayan, duygularını düzenlemeyi öğrenemeyen bir çocuk, özellikle ergenlik döneminde sahip olduğu gerilimi başka yollarla ifade etmeye yöneliyor. Bu bazen suskunluk, bazen de ani bir öfke patlaması olabiliyor. Kimlik arayışı, kabul görme isteği ve yoğun duygusal dalgalanmalar, dış etkileri daha güçlü kılabiliyor. Heyecan arayışı ve sınır deneme isteğinin en yüksek seviyede olduğu bu dönemler, şiddet içeren içeriklerle birleştiğinde kırılgan bir zemin ortaya çıkıyor. Çocuk, yaptığı eylemin sonuçlarını yeterince değerlendirmeden hareket ediyor. Başkasının acısını hissedebilme duygusu henüz gelişmediğinden, çocuğun verdiği zarar soyut kalıyor. Dijital dünyadaki “yeniden başla” döngüsü bu hissi daha da körüklüyor. Ölüm bir son olmaktan çıkarak, geçici bir duruma indirgeniyor.
İşte tam burada ince bir eşik oluşuyor. Çocuk, gerçek hayatın kuralları ile oyun dünyasının kurallarını ayırmakta zorlanıyor. Oyunda kaybetmek yeniden başlamak anlamına gelirken, gerçek hayatta ise geri dönüş olmuyor.
BU GİRDAPTAN NASIL KURTULABİLİRİZ?
Bu dehşet verici karanlık tablo karşısındaki en önemli ihtiyacımız temiz içerik. Dizi, film, çizgi film, oyun, şarkı, kitap ve oyuncak, aklınıza hangi mecrada ne gelirse gelsin, çocuk medyasının her unsurunun temiz, güvenli ve kaliteli olması şart. “Çocuklar bunları beğenmiyor, tercih etmiyor, hep başkalarını istiyor” ön yargısıyla kendimizi kandırıyoruz. Oysa biz çocuklara ne verirsek onunla besleniyorlar. Üç yaşından önce ekranla tanışmaması gereken çocuklara cep telefonu ya da tabletleri çocuk bakıcısı olarak veriyoruz ve “Herkes izliyor, herkes oynuyor, herkes dinliyor” düşüncesiyle de bu yanlışımızı savunuyoruz. Daha da kötüsü çocuklara alternatif sunmadan izledikleri, oynadıkları, hayranlıkla takip ettikleri içerikleri yasaklamaya kalkarak daha büyük bir yanlışın kapısını aralıyoruz. Denetim, kontrol ve kurallar elbette artırılmalı ancak biz çocuklarımıza, yaşlarına, cinsiyetlerine ve toplumsal değerlerine uygun olmayan içerikler sunduğumuz sürece bu sarmalın içinden çıkamayız. Bu gerçeği kabul etmeden hiçbir şeyi değiştiremeyiz. Çocuğun hayatına giren her hikâye, bir iz bırakır. Her biri bir yön çizer. Toplumsal değerlerimize uymayan, şiddeti sıradanlaştıran anlatılar yerine, kendi kahramanlarımız çoğaldıkça çocukların dünyası da emin olun farklı bir yönde şekillenir.
Aileler, öğretmenler, yayın kuruluşları, yapımcılar, içerik üreticileri, sosyal medya fenomenleri, gazeteciler ve medya mensupları bu sürecin en belirleyici aktörleri arasında. Üretilen her içerik, görünenden çok daha geniş bir etki alanına sahip. Sınıfta kurulan bir cümle, evde kurulan bir bağ ve ekranda sunulan bir hikâye aynı dünyanın farklı parçaları. Biri zayıfladığında diğerinin yükü artıyor. Bu yüzden anlatının dili, karakterin duruşu ve sahnenin tonu baştan aşağı yeniden düşünülmeli. İzlenme oranları ve reklam gelirleri uğruna çocuklarımızı feda edemeyiz. Ülkemize ve milletimize uygun bir yayıncılık anlayışını acilen inşa etmek zorundayız.
Kahramanmaraş ve Siverek’te yaşananlar rastlantı değil. Çocuklarımızın her gün maruz kaldıkları parçaların birleşimi. Ekran ile gerçek hayat arasındaki çizgi silindiğinde, oyunla hayat yer değiştirir. Bu çizgiyi net tutmak, çocukları asla yalnız bırakmamak ve onlara sağlam bir zemin sunmak gerekiyor. O zemin kaydığında, telafisi zor bir kırılma ortaya çıkar ve çok pişman oluruz. Daha fazla vaktimiz yok.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:49
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 21 Nisan 2026 07:27 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















