‘Çizginin Boşluğu’ndan bakan kim Ömer Lekesiz
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi paylaşıyor.
İlk kitabı
Mithat Şen ve Beden Yazısı
’nı
Şebüsterî
’nin “Hakikatin hâlleri mecazî olmaz” sözüyle açan
Zeynep Sayın, Pavel Florenski
’den tercüme edilen
Tersten Perspektif
’teki kapsamlı incelemesini de sayarsak, 2024’ün son ayında yedinci kitabı
Çizginin Boşluğu
’nu yayımladı.
Bir önceki kitabı
Ölüm Terbiyesi
’ni Sezai Karakoç’un “Değişe değişe bozulmuş ölüm bile / … / Ölüm bir grev gibi kaplamış ülkemizi” dizeleriyle açan Sayın, orada ölüm imgesi üzerinden metafiziğe yaslanırken aynı zamanda ona mesafe de koyuyordu.
Çizginin Boşluğu’nda ise bu mesafe daha ileri taşınır: Sayın,
Fahreddin er-Râzî
’nin “…İyiliklerin ilkesi, mutlulukların doğuş yeri ve erdemlerin kaynağı…” olarak gördüğü ilahî ilme;
Martin Heidegger
’in “Varolanın Varolan olarak hakikati…” şeklinde tarif ettiği metafiziğe -mesafe koymanın da berisinde- değmemeye çalışır. Bu, bilinçli bir “dokunmama” tavrıdır. Zira bir felsefeci olarak bunun bütünüyle mümkün olmadığını elbette bilir; fakat yine de bu kitabını, metafiziğin imkânlarını askıya alarak kurmayı tercih eder.
Bunu mümkün kılmak için olsa gerek Sayın, yeni kitabında işlediği hayatın hemen her alanına yayılmış olan
despotizm
i, İlahi ahenk, oran ve ritimle yani kozmolojiyle hiçbir bağ kurmaksızın salt dünya (mundus) ve yeryüzüyle ilişkilendirmiş; bu uğurda Miraç mucizesiyle Yakub’un merdivenini bile asansörle yükselme fiiline indirgediği gibi, metafizik, kozmik ve kozmos kelimelerinde aşırı iktisat yaparken, “…sanki başlangıçta söz değil, cetvel vardı” sözüyle de aynı zamanda ahenk, uyum düzen demek olan kozmos fikriyle alay eder gibidir.
Ne var ki Sayın’ın bu yönelimi keşfî değil, büyük ölçüde taklidîdir. Sayın’ın düşünce hattı boyunca
Agamben
başta olmak üzere
Benjamin, Deleuze, Didi-Huberman, Bataille, Descola, Barthes, Lefebvre, Saussure, Bachelard
… gibi mütefekkirler birer fener gibi yol gösterirler.
Peki Çizginin Boşluğu neyi anlatır?
Sayın’ın kendi ifadesiyle “olabilirdi – olmuştu – olmaktaydı” üçlemesi etrafında dönen metin, etimolojik kazılarla imago, cetvel, çizgi, ruler; kanon; termo(metre); record; gelen-ek; metre; tekhne, high-tech; jest; aletheia; mundus; writan; test; acucla; mappa; xenoz; perspektif; graph, algoritma; kriz; mechene; meshwork; plant,; kodex; program-lama; kın; pharmakon; kene; ritm; trans-port; hareke(t)… gibi birçok kavramın izini sürerek cetvel/çizgi metaforu üzerinden ölçülen ve hizaya getirilen bir hayatı anlatır. Bu hayat, kapitalizmin yönlendirdiği dijital bir darlık, kısırlaşma ve çıkışsızlık içinde yeniden yapılan-dırılmıştır.
Bu çerçevede özellikle “şibbolet” kavramı dikkat çekicidir. Eski Ahit’te bir ayrıştırma işareti olarak kullanılan bu kelime, Sayın’da dilin ve söyleyişin kimlik belirleyici, dışlayıcı gücüne işaret eder. Böylece çizgi, ölçü ve dil; iktidarın araçları olarak yeniden düşünülür.
Metin boyunca Sayın, Henri Michaux’dan Emily Dickinson’a, Borges’ten Oğuz Atay’a kadar geniş bir sanatçı ve yazar kadrosuna başvurur. Ancak bu yoğun referans ağı, çoğu zaman metni açmak yerine daha da kapalı hâle getirir.
Kitap, on iki bölümde, ağıda yaklaşan bir
yakınma
diliyle ilerler. Kurşunkalemden dijital veriye uzanan çizgi, yalnızca teknik bir dönüşümü değil, insanın dünyayla kurduğu ilişkinin de kırılmasını temsil eder. Aynı şekilde Fordist üretim örneğinde görüldüğü üzere, cetvel ve çizgi yalnızca ölçmez; aynı zamanda terbiye eder, hizaya getirir.
İşte tam da bu yüzden bu metnin dili, giderek bir “kıyamet söylemi”ne yaklaşır. Sayın, yer yer şifacı figürlerle bu karanlığı hafifletmek isterse de genel atmosfer karabasanı andırır ve dolayısıyla kitabındaki her kavramsal yarıktan her imgesel boşluğundan bir
karakancoloz
bakar gibidir.
Bu karanlık söylem, zaman zaman yerel olgulara yaklaşımda da sorunlu bir hâl alır. 6 Şubat depremine dair ifadelerde belgeye dayanmayan genellemeler yapılması, Halfeti ve Hasankeyf örneklerinde görülen saplantılı ton, metni eleştirel olmaktan çıkarıp indirgemeci bir çizgiye yaklaştırır;
Kaşgarlı Mahmud
’un Divanü Lügati’t-Türk’üne dair yorum ise Sayın’ın tarihsel bağlamdan kopukluğunu açıkça gösterir.
Bütün bunlar birlikte düşünüldüğünde, Çizginin Boşluğu yalnızca bir eleştiri metni değil; aynı zamanda kendi karanlığını üreten bir söylem hâline gelir; hakikate açılan bir imkân olmaktan ziyade, içinden sadece karanlığın sızdığı bir yarığa dönüşür.
Hakkını teslim edelim: Yayıncısı Norgunk Yayıncılık, kitabın grafik tasarımı, dizgisi ve kapağıyla son derece özenli bir iş çıkarmış. Fakat metnin kendisi, bütün bu estetik titizliğe rağmen, okurunu aydınlatmaktan çok tedirgin eden bir karanlıkta bırakıyor ve o karanlıkta, gerçekten de bir
karakancoloz
bakıyor.
Görüntülenme:112
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 21 Nisan 2026 04:03 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda
İletişim








En çok okunanlar



















