Bir ayda bitmesi gereken savaşta, biten İran değil efsaneler oldu Dış Haberler
Haberturk sayfasından elde edilen bilgilere dayanarak, Ankara24.com duyuru yapıyor.
Son bir ayda 20 eyalette 129 kültürel miras alanının hedef alındığını söyleyen Emiri, saldırıların yalnızca askeri değil, doğrudan tarih, medeniyet ve toplumsal hafızaya yöneldiğini vurguladı. Gülistan Sarayı, Saadabad Sarayı ve Çehel Sütun gibi İran’ın simge eserlerinde ağır hasar oluştuğunu belirten Emiri, uluslararası kurumların ise bu yıkım karşısında etkisiz kaldığını savundu.
Emiri, buna karşılık İran toplumunun geri adım atmadığını, aksine sokakta ve sahada kurulan yeni direniş diliyle daha görünür hale geldiğini ifade etti. Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a özel teşekkür eden İranlı bakan, Türk halkının ve devletinin zor dönemde verdiği desteğin Tahran’da unutulmayacağını söyledi. Savaşın sadece cephede değil, algıda da yeni bir kırılma yarattığını dile getiren Emiri, ABD ve İsrail’in “yenilmezlik” imajının sarsıldığını, buna karşılık İran’ın hem toplumsal direnci hem de bölgesel dayanışma arayışıyla öne çıktığını öne sürdü. Mesajının özü ise netti: İran’a göre mesele yalnızca bir ülkenin savunması değil, bölgenin geleceği, hafızası ve siyasi istikametidir.
Çetiner Çetin: İran’ın köklü kültürel mirası ve medeniyet değerleri bu savaştan ne ölçüde etkilendi? Saraylar, müzeler ve tarihi yapılar açısından nasıl bir hasar söz konusu?Kültür ve Turizm Bakanı Rıza Salihi Emiri: Sizin ve Televizyonunuza, İran halkının sesini büyük Türk milletine yansıtmasından dolayı teşekkür ve şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca Türkiye Cumhurbaşkanı’na ve özellikle ülkenin dört bir yanındaki Türkiye halkına, samimi duyguları, karşılıksız destekleri ve İran halkıyla gösterdikleri dayanışma için minnettarlığımı ifade ediyorum.
Bugün bölgede yaşananlar, kamuoyunda İsrail ve çocuk katili Amerika’nın İran İslam Cumhuriyeti ile savaşı olarak yorumlanmaktadır. Ancak gerçek şu ki, bu savaş İsrail ile İslam dünyası arasındadır.
Emin olun ve Türkiye’nin değerli halkı ile dünyadaki Türkçe konuşan topluluklar da emin olsun ki; İsrail eğer fırsat bulursa Orta Doğu’daki tüm ülkeleri kapsamlı bir savaşa sürüklemek isteyecektir. Ancak İran’a ve İran halkına karşı taşıdığı tarihsel kin ve son 45 yıldır İslam Devrimi’nden duyduğu korku ve endişe nedeniyle saldırının hedefi olarak İran’ı seçmiştir.
İsrail, 12 günlük savaşta yaşadığı başarısızlık nedeniyle Amerika’yı kandırarak bölgeyi sonuçsuz ve faydasız bir savaşa sürüklemeye çalışmıştır. Bu nedenle bugün biz, dünyanın en büyük askeri gücü ve Orta Doğu’nun en büyük askeri gücüyle savaş halindeyiz.
Bu durumun önemi şuradadır ki; bugün dünya, Türkiye’nin büyük milleti ve tüm vicdan sahibi insanlar şunu görmektedir: Savaşın başlamasının üzerinden tam bir ay geçmiştir. Ben, 9 Şubat Cumartesi günü saat 09.30’da Tahran’da Nevruz ülkeleri turizm bakanları toplantısının görkemli şekilde düzenlenmesi için bir oturumu yönetiyordum. Türkiye Turizm Bakanı’nın da aralarında bulunduğu 12 ülke temsilcisi bu savaşın başlangıcına tanıklık etti. Bizim dini rehberimizin şehit edilmesinin de üzerinden tam bir ay geçti.
Bugün, o olayın üzerinden tam bir ay geçmişken, halkımız başı dik, silahlı kuvvetlerimiz dirençli ve milletimizin iradesi düşmanlar karşısında güçlüdür.
Çetiner Çetin: İran, sınırları aşan derin bir kültürel geçmişe sahip bir ülke. Son saldırılar sonrası hangi müzeler, hangi tarihi eserler doğrudan hedef alındı? İran bu süreçte kültürel anlamda ne büyüklükte bir kayıpla karşı karşıya kaldı? Kültür ve Turizm Bakanı Rıza Salihi Emiri: Düne kadar, yani son bir ay içinde, İran’da 20 eyalette toplam 129 kültürel miras merkezi saldırıya uğramıştır. Bu merkezler ağırlıklı olarak Tahran, İsfahan, Kirmanşah, Senendec, Huzistan, Hürremabad ve diğer birçok eyalette bulunmaktadır. En fazla zarar Tahran’daki kültürel miras merkezlerinde görülmüş, ardından İsfahan ve Kirmanşah gelmiş ve diğer eyaletlerde de benzer şekilde hasar oluşmuştur.
Bu saldırılarla ilgili olarak dünya kamuoyunun ve özellikle Türkiye toplumunun vicdanının dikkat etmesi gereken iki önemli nokta vardır:
Birinci nokta şudur:
Çocuk katili İsrail rejimi, hiçbir uluslararası kurala bağlı olmadığını bir kez daha kanıtlamıştır. İran’da şu anda yaşananlar insanlığa karşı suçtur ve tüm uluslararası hukuk kurallarına aykırıdır.
İkinci nokta ise şudur:
Uluslararası kuruluşlar, insanlığa karşı işlenen bu suçları durdurma konusunda yetersiz olduklarını göstermiştir. Yaptıkları tek şey, bazı kuruluşların bizimle empati kurması olmuştur.
Biz artık kesin olarak inanıyoruz ki; kendi toprağımızı, tarihimizi, kültürümüzü ve medeniyetimizi ancak güçlü bir şekilde savunabiliriz. Aksi takdirde düşman hiçbir ilkeye bağlı kalmaz. Eğer güçlü olmasaydık, bugün kültürümüzden ve medeniyetimizden hiçbir iz kalmayabilirdi.
Bu nedenle, şehit liderimizin, silahlı kuvvetlerimizin ve devletimizin benimsediği strateji – ki bu stratejinin temelinde milletin iradesi vardır – düşman karşısında direnç göstermektir. Bugün bu strateji hem İranlılar hem de dünya tarafından takdir edilmektedir.
Neden? Çünkü sadece bu bir ay içinde 129 kültürel alan zarar görmüştür. Bunların bazıları dünya mirası niteliğindedir. Örneğin Gülistan Sarayı, Çehel Sütun ve Hürremabad’daki eserler gibi birçok kültürel varlığımız zarar görmüştür.
Hasarın boyutu farklılık göstermektedir. Örneğin Saadabad Sarayı ciddi şekilde zarar görmüştür. Bugün Saadabad Sarayı’nın yöneticisiyle bir toplantı yaptım; saray müzesi çok ağır hasar almıştır.
Gülistan Sarayı da ciddi zarar görmüştür. Bu saray, İran medeniyetinin en önemli simgelerinden biridir. Çehel Sütun ise İran mimarisinin zirvesidir; özellikle Safevi dönemine ait ahşap, ayna ve ünlü “orsi” (geleneksel pencere) sanatının eşsiz bir birleşimidir.
Biz bu eserleri, Kültürel Miras Araştırma Enstitüsü’ndeki restorasyon ekiplerimizin çabasıyla onaracağız. Ancak bilinmelidir ki; tarihi eserlerin kalıcı değeri, geçmişte oluşturulmuş tarihsel atmosferlerinden kaynaklanır. Restorasyon hiçbir zaman geçmişi geri getiremez; sadece tahrip olan kısmın bir bölümünü yeniden inşa edebilir.
Bugüne kadar tüm uluslararası kuruluşlarla yazışmalar yaptım. Dünya ülkelerinin kültür bakanlarıyla, Birleşmiş Milletler’den Lahey’e, ISESCO’dan UNESCO’ya kadar tüm kurumlarla iletişime geçtik ve resmi şikayetlerde bulunduk.
Ancak acı gerçek şudur:
Dünyada bu saldırıları durdurabilecek ne hukuki bir araç ne de siyasi bir mekanizma bulunmaktadır.
Burada önemli bir noktayı da unutmamak gerekir:
Amerika bu saldırılarda İsrail’in kesin ortağıdır. Resmen savaşa dahil olmuştur.
Amerika’nın ilk füzesi, Minab’daki Şehit Tayyib Okulu’nda 168 çocuğun hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Önümüzdeki hafta bu çocukların kırkıncı günü için anma programları düzenlenecektir.
Amerika da bir çocuk katilidir. Neden ilk ve ikinci saldırıları bir okula yönelmiş ve çocukları hedef almıştır?
Eğer Amerika’nın insanlığa karşı işlediği suçlara bakarsak; Vietnam’ı, soykırımları, Hiroşima’yı sayabiliriz. Ve üçüncü olarak da Minab’daki okulda gerçekleştirilen çocuk katliamını saymak gerekir.
Ancak bugün dünya bu büyük suç karşısında sessizdir. Halklar ve insanlığın vicdanı İran halkı ve Minab’daki çocuklarla dayanışma göstermiştir, ancak uluslararası kuruluşlar Amerika ve İsrail karşısında açık bir tavır almaya cesaret edememektedir.
Bu, bilinmesi gereken önemli bir gerçektir. Türkiye de bunu bilmelidir. Türkler bizim kardeşimizdir ve tüm Müslümanlar şunu bilmelidir: Eğer İsrail fırsat bulursa İslam dünyasında bir soykırım gerçekleştirebilir. Bunun önüne geçmenin tek yolu güçlü bir direnişin ortaya konulmasıdır.
Bugün milletimiz, bölgesel güç karşısında direnme kararı almıştır. Ve dünya artık şu gerçeği anlamıştır:
Onların saldırısı gayrimeşrudur, bizim direnişimiz ise meşrudur.
Çetiner Çetin: Sahadan ve ekranlardan gördüğümüz kadarıyla İranlı bakanlar, siyasetçiler ve dini temsilciler halkla birlikte meydanlarda yer alıyor. Bir kültür bakanı ve siyasetçi olarak meydanlardaki atmosferi nasıl tanımlarsınız? Halkın bu süreçteki duruşunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Kültür ve Turizm Bakanı Rıza Salihi Emiri:Bu çok iyi bir soru. Ben, Sayın Doktor Pezeşkiyan’ın kabinesinin bir üyesi olarak şuna inandım ki biz henüz İran milletini tam anlamıyla tanımamışız. Bir mucize gerçekleşti. Esfend ayının onuncu günü sabahın erken saatlerinde, liderin şehadeti resmi televizyondan ilan edildiğinde, insanlar aynı sabah erken saatlerde Tahran’da ve ülkenin tamamında sokaklara çıktılar. Oysa İran’da sabahın erken saatlerinde insanların şehir sokaklarına çıkması hiçbir zaman alışılmış bir durum değildi.
28 Şubat ve 29 Şubat sabahından bugüne kadar —ki üzerinden tam bir ay geçti— İran’ın tamamında, yani otuz bir ilde, beş yüz otuz ilçede, bin üç yüz yerleşim yerinde ve sayısız köyde insanlar sokaklarda. Kendiliğinden oluşan bir strateji ortaya koydular: Savaşçılar sahada, halk sokakta. Bu bir slogan haline geldi. Millet sokakta, direniş güçleri ve silahlı kuvvetler sahada. Ve bu söylem ulusal bir söyleme dönüştü; sahayla sokak arasında bir ikili yapı oluştu.
Siz de Tahran’daydınız, farklı yerlere gittiniz. Biz de geceleri sokaklara çıkıyoruz, halkın içinde bulunuyoruz. Ve ben itiraf ediyorum ki son kırk dört yılda İran’ın tamamında bu büyüklükte bir toplumsal kalabalık görmedim. Gayriresmî istatistikler —siyasi partiler, sosyologlar ve medya tarafından bize iletilen verilere göre— ülkede yaklaşık otuz ila kırk milyon insan sokaklara çıktı. Bu, ümmetin yüce şehidi Ayetullah Hamaney’in yüce makamını yüceltmek ve aynı zamanda direnişlerinden dolayı silahlı kuvvetlere teşekkür etmek içindi. Halkın sokaklardaki varlığı, direnişin itici gücü olarak görülüyor.
Şimdi düşünün; Amerika karadan müdahale etmek isterse, nasıl bir milletle karşı karşıya kalacak? Böyle bir millet karşısında hangi gerekçeyle hareket edebilir? Milyonlarca insanı sokaklarda, meydanlarda ve şehirlerde öldürebilir mi? Dolayısıyla Amerika silahlı kuvvetlerin karşısında değil, devletin karşısında değil, siyasi sistemin karşısında değil; bir milletin karşısında durmaktadır.
İkinci konu ise mazlumiyet meselesidir. Gazze’ye bakın. Gazze’de yaşananlar karşısında her özgür insanın, Müslüman olsun ya da olmasın, yüreği sızlıyor. Büyük Türk milleti de Gazze ile dayanışma gösterdi ve göstermeye devam ediyor. Şu an sizinle konuştuğumuz anda bile çocuk katili rejim Gazze’deki suçlarını sürdürmeye devam ediyor. Uluslararası toplum ise ya sessiz kalmış ya da bu suçlara onay vermiştir.
Bugün bizim savaşçılarımız, şehitlerimizin kanının intikamının yanı sıra aslında Gazze’nin de intikamını alıyorlar. Emin olun, Gazze’den Lübnan’a kadar, eğer direniş tercih edilmezse, Hizbullah Lübnan’dan diğer ülkelere doğru saldırıya geçecektir. Nitekim aynı çocuk katili rejim, Katar ile en üst düzeyde ilişkilere sahip olmasına rağmen, Doha’da Hamas kadrolarına saldırdı. Yani hiçbir sınır tanımıyor.
Bir diğer önemli nokta ise bize sıkça sorulan şu sorudur: Bu savaşın sonucunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Eğer uygun görürseniz bu soruya da cevap vermek istiyorum.
Bakın, bize sıkça şu soru soruluyor: Bu savaşı nasıl değerlendiriyorsunuz? Ben bunu üç basit cümleyle ifade edeyim.
Çetiner Çetin: Bölgesel tabloya baktığımızda Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt gibi Körfez ülkelerinin İran’ı suçlayan açıklamaları dikkat çekiyor. Aynı zamanda bu ülkelerin ABD ile iş birliği içinde olduğu ve İran’a yönelik saldırılara zemin hazırladığı yönünde değerlendirmeler var. Bu ülkelerin tutumunu nasıl yorumluyorsunuz? Buna karşılık Türkiye’nin yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz? Kültür ve Turizm Bakanı Rıza Salihi Emiri:Birincisi, bu savaş hak ile batıl arasındaki bir savaştır. Dolayısıyla hak ile batıl arasındaki savaşta belirleyici olan, bir milletin inanç ve değerleridir; bu da askeri araçlardan daha güçlüdür. Yani biz, çocuk katili İsrail rejiminin batıl olduğuna dair derin bir inançla, milletimizin bilinci ve silahlı kuvvetlerimizin kararlılığıyla bu savaşa direniş için girdik. Onlar üç günde işi bitireceklerini öngördüler. Amerikalılar, iki bin düşünce kuruluşu, ağır askeri ve güvenlik bütçeleri ve istihbarat servisleriyle bu savaşın iki haftada biteceğini hesapladılar. Şu anda dördüncü haftayı geride bıraktık ve yarından itibaren beşinci haftaya giriyoruz. Karşı tarafta ise İsrail’in üç günü otuz güne çıktı ve hâlâ sonuç yok. Dolayısıyla bugün İslam, küfre karşı karşıya gelmiştir. Bu savaş, inançla savaşan ve ideallerini savunan bir millet için kader savaşıdır.
İkinci nokta: Amerika ve İsrail’in küresel ölçekte, özellikle İslam dünyasının zihninde oluşmuş olan ihtişamlı ve korkutucu imajı bir efsaneye dönüşmüştü. İran, son bir ayda bu askeri efsaneyi yerle bir etmeyi başardı. Amerikalıların kendisi bile, dün yapılan gösterilerde gördüğünüz gibi Trump’ı aşağılamıştır. Dünya da Trump’ı aşağıladı. Özellikle büyük Türk milleti hem İsrail’i hem de çocuk katili Amerika rejimini kınadı. Türk televizyonlarının sürekli halkla yaptığı röportajlar takip ediliyor ve bize yansıtılıyor; biz Türk medyasının izleme verilerine sahibiz. Görüyoruz ki İslam dünyası ve komşularımız —Pakistan’dan Türkiye’ye kadar— bu durumu kınamaktadır. Bazı devletler de halklarıyla birlikte hareket ediyor; bunlardan biri de Türkiye’dir. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, sadece bir Cumhurbaşkanına özellikle teşekkür etti; o da Erdoğan’dı. Bu mesaj çok açıktır: Biz kardeşlerimizi zor zamanlarda tanırız, rahatlık ve huzur zamanlarında değil. Elbette Türkiye de zor zamanlardan geçecektir; o zaman İran’ın desteğine güvenebilir. Komşulukta biz her zaman Türklerle birlikte olacağız. Dolayısıyla Türkiye halkının, Türkiye devletinin ve Sayın Erdoğan’ın bu desteği, zor zamanlarda Türkler için bir dayanak olacaktır.
Üçüncü nokta: Bugün dünyanın bütün askeri çevreleri farklı platformlarda analizler yapıyor. Hiçbir askeri otorite şu ana kadar düşmanın zaferinden söz etmiyor. Bakın, bunların amacı siyasi sistemi çökertmekti. Şimdi ise Hürmüz Boğazı’nı açmakta bile aciz kaldılar. Dolayısıyla “rejimi çökertme” söylemi yavaş yavaş eridi, bu iddia çöktü ve konu Hürmüz’ün güvenliğine indirgenmiş oldu. Bir aydır Hürmüz Boğazı’nı açmak için çabalıyorlar ama başarısız oldular. Eğer bu bir yenilgi değilse, buna ne denir? Tahran’da rejimi değiştireceklerini söyleyenler başarısız oldu; bugün geldikleri nokta sadece Hürmüz Boğazı’nı açma talebidir. Bu çok kritik bir noktadır.
İran, “kader sahası” olarak adlandırdığı bir alana girmiştir. Bu anlayışla düşmana karşı tüm gücü ve motivasyonuyla direnecektir. Biz inanıyoruz —bu inanç bizim temelimizdir— ki hak, batıla galip gelecektir. Birincisi bu. İkincisi, Amerika ve İsrail’in Ortadoğu’daki ve bugünkü dünyadaki efsanevi gücü aslında sahte bir efsaneydi; bir balondu ve patladı. Bugün Amerika’nın gelişmiş silahlarla iki haftada Ortadoğu’da bir siyasi sistemi devirebileceği, Venezuela örneği üzerinden kurulan tez tamamen çürütülmüştür.
Bunun mesajı şudur: Bölge devletleri, özellikle Körfez’deki kardeşlerimiz, İsrail ve Amerika ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmelidir. Amerika, Orta Doğu ve Körfez’in güvenliğini sağlamak için gelmişti; ancak bugün kendi güvenliğini sağlamakta bile zorlanmaktadır.
Peki biz zarar gördük mü? Evet, ciddi zarar gördük. Şehitler verdik, her gün vermeye devam ediyoruz. Masum halkımız şehit oluyor. Ancak biz şunu unutmuyoruz: Eğer bizim İran’ımız, gelecek yüzyıllar için bağımsızlık, onur, güvenlik ve kalkınma talep ediyorsa, bugün direnmek zorundayız. Bugünkü direnişimiz, düşmanın yenilgisini getirecek; düşmanın yenilgisi ise İran’ın Ortadoğu’da ve dünyada güvenliğini garanti altına alacaktır.
Biz bölgede Avrupa’dan Türkiye’ye, Pakistan’dan Arap komşularımıza kadar kardeşlerimizle kalıcı bir barış içinde yaşayabiliriz. Ancak bunun bir şartı vardır: Dış müdahale eden unsur bölgeden çıkmalıdır. Bu müdahaleci unsur iki ülkedir: Ortadoğu’da İsrail ve bölgede Amerika. Onların bu bölgede hiçbir hakkı ve payı yoktur; ne enerji alanında, ne ekonomik kaynaklarda ne de siyasi alanda.
Biz tüm ülkelerin bağımsızlığına ve devletlerin egemenliğine inanıyoruz. Ancak bu bağımsızlık ve istikrar, Amerika ve İsrail’in o ülkelerin topraklarından İran’a saldırı düzenlemesine araç olmamalıdır. Bu çok açık bir hukuki ilkedir. Küçük bölge ülkelerinde Amerika’nın büyük askeri üsler kurması, buradan bize saldırması ve sonra İran’dan sessiz kalmasını beklemesi kabul edilemez.
Türkiye neden bu projede İsrail ile birlikte hareket etmedi? Çünkü Türkiye uzun vadeli çıkarlarını düşünmektedir; toplumunun uzun vadeli çıkarlarını ve İran ile komşuluğunu dikkate almaktadır. Körfez ülkeleri de kalıcı komşuluk gerçeğini göz önünde bulundurmalıdır. Biz de bölge ülkeleriyle komşuluk ilişkisine inanıyoruz.
Bugün sevindirici haber şudur: Türkler öncülük etti; Mısır, Pakistan ve diğer bölge ülkeleriyle birlikte barış ve ateşkes için çaba gösteriyorlar, İsrail ve Amerika’nın bölgedeki etkisini sınırlamaya çalışıyorlar. Bu nedenle onlara teşekkür etmeliyiz. Devletimiz ve Dışişleri Bakanlığımız ile çok yapıcı ve iyi ilişkiler yürütüyorlar; bu ilişkiler her geçen gün devam etmektedir.
İnşallah bir ay sonra bu röportajı ya burada ya da ofisimde tekrar yapacağız. O zaman bugün söylediklerimi yeniden değerlendireceğiz. Göreceksiniz ki İran başı dik, güçlü, kalıcı ve dirençli bir şekilde ayakta kalacak; düşmanlarımız ise aşağılanmış ve zayıflamış olacaktır.
Çetiner Çetin: Son olarak, bu savaş sürecinde Türk yetkililerin sergilediği tutumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Türk halkına iletmek istediğiniz özel bir mesaj var mı Kültür ve Turizm Bakanı Rıza Salihi Emiri:Benim bakış açım kültürel bir bakış açısıdır; bölgeyle olan kültürel ortaklıklar üzerinden değerlendiriyorum. Irak’la ortaklıklarımız var, Türkiye ile yüzyıllara dayanan derin kültürel ortaklıklarımız var. Mısır’la kültürel ortaklıklarımız var; Körfez bölgesindeki tüm ülkelerle derin kültürel bağlarımız bulunuyor.
Ben, kabine üyesi ve Kültürel Miras ve Turizm Bakanı olarak, halklar arasında —özellikle İran milleti ile diğer milletler arasında— kültürel ve turistik ilişkilerin geliştirilmesini, bu ilişkiler yoluyla bölge halkları arasındaki bağların güçlendirilmesini hedefliyorum. Türkiye’nin kültür ve turizm bakanlarıyla birkaç kez görüştük; Irak’la görüştüm; Mısır’da Kahire’de görüştük; komşu ülkelerle, Pakistan’la ve diğerleriyle temas kurduk; hatta Suudi Arabistan’ın turizm bakanıyla da görüştük. Çünkü biz inanıyoruz ki halklar arasındaki ilişkiler, devletler arasındaki ilişkilerin temelini oluşturur. Yani halklar arasındaki ilişkiler güçlendikçe, devletler arasındaki ilişkiler de güçlenecektir. Bu nedenle benim kabine üyesi olarak görevim, halklar arasındaki ilişkileri güçlendirmektir; askeri alanda ise gerçekten uzmanlık gerektiren bir değerlendirme yapmam mümkün değildir.
Öncelikle büyük Türk milletine ve dünyadaki Türklere teşekkür etmem gerekir; hakka sahip çıkma ve batıla, yani Siyonist rejime ve çocuk katili Amerika’ya karşı durma konusundaki uyanık vicdanları için.
İkinci olarak şu önemli noktayı ifade etmeliyim: İran milletinin hafızasında ve İran devletinin hafızasında şu gerçek kalacaktır ki, zor zamanlarda Türkler İran milletinin yanında yer aldı. Bu, Türklerden aldığımız en büyük mesajdır. Yani zor zamanlarda düşmanların yanında değil, İran milletinin yanında yer aldınız. Bu, bölgedeki diğer milletler için de bir ders olabilir. Irak böyledir, Pakistan böyledir, Umman böyledir; bölgedeki diğer ülkelerin halkları da bizim halkımızın yanında yer aldı. Ancak Türkiye, Pakistan ve Irak’ta devletler de halklarıyla birlikte bizim yanımızda durdu.
Biz bölge devletlerine samimi bir şekilde şunu tavsiye ettik: İsrail’in “Büyük İbrahim Projesi”nin aracı olmayın; Amerika’nın bölgedeki aracı olmayın. Bu çok basit bir sözdür ve uygulanabilir bir şeydir. Türkiye’nin askeri üsleri yok mu? Türkiye bölgenin en büyük askeri güçlerinden biri değil mi? Buna rağmen neden düşmanların safında yer almadı? Çünkü Türkiye İran milletine uzun vadeli ve stratejik bir bakışla bakıyor, kısa vadeli değil.
Bugün Körfez’de bir ayrışma oluştu. Bazı ülkeler, halklarının etkisiyle Siyonist rejim ve Amerika’dan uzaklaşmaya başladı. Bu olumlu bir gelişmedir. Ancak ikinci önemli nokta şudur: Eğer bugün bunlar İran’da başarılı olursa, yarın sıra mutlaka Türkiye’ye, Irak’a, Pakistan’a ve diğer bölge ülkelerine gelecektir. Bu nedenle İran, bölge milletlerinin düşmanlarının başarılı olmaması için direnişin öncüsü ve ön hattıdır.
Yani bu sadece İran ile İsrail arasındaki bir savaş değildir. Bu, Ortadoğu’nun İsrail ile savaşıdır; İslam dünyasının İsrail ile savaşıdır. Bu savaşta tüm Müslüman milletler bizim yanımızdadır. Eğer onlar kazanırsa, bölgeyi ateşe verirler; eğer İran milleti kazanırsa, onlar Ortadoğu’dan çekilmek zorunda kalacaktır.
Ben inanıyorum ki onlar on iki günlük savaşta yenildiler. Bu savaşta da Allah’ın izniyle yenilecekler—çünkü biz ilahi takdire inanıyoruz; bu vahyin sözüdür, peygamberin sözüdür, Kur’an’ın sözüdür— hak ile batıl arasındaki mücadelede mutlaka hak galip gelecektir. Batıl olan, yani milletlerimizin düşmanı olan taraf mutlaka yenilecektir.
Şu an hangi durumda olduğumuzdan bağımsız olarak, bugün bile değerlendirme yapacak olursak, milletimiz galiptir. Neden? Çünkü onlar karar ve strateji düzeyinde yenildiler; bunu resmen kabul ettiler. Eğer kazansalardı, neden savaştan müzakereye yöneldiler ve doğrudan müzakere teklif ettiler? Kazanan taraf müzakereye ihtiyaç duymaz. Müzakereyi başlatan taraf, savaşta yenilmiş olan taraftır.
Helikopter indirme ya da küçük bir toprak parçasını ele geçirerek bölgede güç gösterisi yapabilecekleri düşüncesi yanlıştır. Açıkça söylüyorum: Amerikalılar bunu bir kez daha tecrübe etti. Bilmelidirler ki, Körfez bölgesi Amerikan askerleri için bir mezarlığa dönüşecektir. O günü göreceksiniz; Türkiye’deki Müslüman kardeşlerimiz de görecek ki Amerikalılar için bu topraklar bir mezar olacaktır.
Eğer Amerikalılar Vietnam’da gerçekten kazanmış olsaydı, bugün Vietnam diye bir şey kalmazdı. Ama Vietnam halkı o topraklardan yeniden doğdu ve bugün dünyada varlığını sürdürüyor. Eğer onların dediği gibi olsaydı, Japonya atom bombası sonrasında bugün var olmazdı. Ama Japonya ayakta kaldı.
Bizim milletimiz de bu adaletsiz ve zalim savaşta mutlaka galip gelecektir. Ve biz bu zaferi siz Türklerle ve bölge halklarıyla birlikte kutlayacağız.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:48
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 31 Mart 2026 13:38 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















