Beyaz kıyafetten çilek ve kremaya: Bazıları 149 yıldır değişmedi! Wimbledon ı Wimbledon yapan 12 gelenek
Haberturk sayfasından elde edilen bilgilere dayanarak, Ankara24.com duyuru yapıyor.
Her yıl yaz aylarında milyonlarca tenis tutkunu Londra'daki All England Lawn Tennis and Croquet Club'ın yolunu tutuyor. Ancak Wimbledon'ı diğer Grand Slam turnuvalarından ayıran tek şey dünyanın en iyi tenisçilerinin burada mücadele etmesi değil. 1877'den bu yana düzenlenen turnuva, değişen spor dünyasına rağmen geleneklerinden vazgeçmeyen ender organizasyonlardan biri olmayı sürdürüyor. Çim kortların özenle korunmasından oyuncuların giydiği beyaz kıyafetlere, çilek ve kremadan reklamsız kortlara kadar birçok ayrıntı, Wimbledon'ın kimliğinin ayrılmaz bir parçası olarak görülüyor. Teknolojiyi benimserken köklü geleneklerini de koruyan turnuva, modern tenis ile tarih arasında köprü kurmaya devam ediyor.
1- BEYAZ GİYİM KURALI: WIMBLEDON'IN EN KATI GELENEĞİ
Wimbledon denildiğinde akla ilk gelen gelenek hiç kuşkusuz oyuncuların tamamen beyaz kıyafetlerle korta çıkması. Bu kuralın kökeni 19. yüzyıldaki Viktorya dönemine kadar uzanıyor. O yıllarda ter izlerinin renkli kıyafetlerde görünmesi "zarif olmayan" bir görüntü olarak kabul edildiği için tenis oyuncularının beyaz giymesi tercih ediliyordu.
Bugün ise bu tercih bir zorunluluğa dönüşmüş durumda. Wimbledon kurallarına göre sporcular, kort çevresine adım attıkları andan itibaren "neredeyse tamamen beyaz" kıyafet giymek zorunda. Kırık beyaz, krem rengi ya da büyük renkli desenler kurallara aykırı kabul ediliyor. Ayakkabılar, şapkalar, bileklikler ve görünür iç giysiler için de benzer sınırlamalar uygulanıyor.
2023 Wimbledon'ından itibaren kadın sporcuların regl dönemlerinde daha rahat mücadele edebilmesi amacıyla koyu renk iç şort giymesine izin verilmesi ise bu katı kuralda yapılan nadir güncellemelerden biri oldu.
2- ÇİLEK VE KREMA: WIMBLEDON'IN EN LEZZETLİ SİMGESİ
Wimbledon'da bir tenis maçı izlerken elinde çilek ve krema olmayan seyirci görmek neredeyse imkansız. Bu gelenek, turnuvanın ilk yıllarına kadar uzanıyor. Haziran sonu ile temmuz başı, İngiltere'de çileğin en taze olduğu dönem olduğundan organizasyon boyunca çilek ve krema servis edilmeye başlandı. Zamanla bu ikili, turnuvanın sembolü haline geldi.
2026 verilerine göre turnuva boyunca yaklaşık 2,5 milyon çilek ve 17 bin litreden fazla krema tüketilmesi bekleniyor. 2010-2024 yılları arasında fiyatı hiç değişmeyerek 2.50 Sterlin'de sabit tutulan bu ikonik porsiyon, enflasyonun etkisiyle 2025'te 2,70 Sterlin'e, 2026’da ise 2,85 Sterlin'e yükseldi. Buna rağmen çilek ve krema, seyirciler için yalnızca bir yiyecek değil; Wimbledon deneyiminin ayrılmaz bir parçası olmaya devam ediyor.
3- DÜNYANIN SON GRAND SLAM ÇİM KORTU
Avustralya Açık sert zeminde, Fransa Açık toprak kortta, Amerika Açık ise sert kortta oynanıyor. Wimbledon ise Grand Slam takviminde çim kort geleneğini sürdüren tek organizasyon olma özelliğini taşıyor.
Çim kort, topun daha hızlı ilerlemesine ve daha alçak sekmesine neden oluyor. Bu da güçlü servis atan ve file önünde etkili oynayan tenisçilere avantaj sağlayabiliyor.
Ancak Wimbledon'daki çimler sıradan bir saha zemini değil. Turnuva boyunca kortlar tam 8 milimetre yüksekliğinde biçiliyor ve yıl boyunca uzman ekipler tarafından özenle bakılıyor. Kullanılan çim türü ise yüksek dayanıklılığıyla bilinen çok yıllık çim (perennial ryegrass). Bu hassas bakım, Wimbledon'ın kusursuz görüntüsünün arkasındaki en önemli nedenlerden biri.
4- BÜYÜK REKLAM PANOLARINA YER VERİLMİYOR
Modern spor organizasyonlarında dev sponsor logoları görmek alışılmış bir durum. Wimbledon ise bu konuda farklı bir yol izliyor.
Kort çevresindeki reklam kullanımı son derece sınırlı tutuluyor. Turnuvanın yeşil-mor estetiğini bozacak büyük reklam panolarına yer verilmiyor. Amaç, sporun ön planda olduğu sade ve klasik atmosferi korumak.
Bu nedenle Wimbledon maçlarını birkaç saniye izleyen biri bile, yeşil kortlar, beyaz kıyafetler ve reklamsız görüntüsü sayesinde organizasyonu hemen tanıyabiliyor. Bu sade görünüm, turnuvanın en güçlü görsel kimliklerinden biri olarak kabul ediliyor.
5- 1902'DEN BERİ AYNI MARKA TENİS TOPLARI KULLANILIYOR
Wimbledon'da kullanılan tenis topları da yıllardır değişmeyen geleneklerden biri. Turnuvanın resmi top tedarikçisi Slazenger, 1902 yılından bu yana Wimbledon için top üretiyor. Bu iş birliği, spor dünyasının en uzun soluklu sponsorluk anlaşmalarından biri olarak kabul ediliyor.
Her yıl yaklaşık 55 bin tenis topu kullanılıyor. Ancak bu toplar doğrudan korta çıkarılmıyor. Basınç ve zıplama özelliklerinin değişmemesi için yaklaşık 20 derece sıcaklıkta kontrollü ortamda saklanıyor. Kullanıldıktan sonra ise topların önemli bir bölümü hayır kurumlarına destek amacıyla taraftarlara satılıyor.
6- KRALİYET LOCASI: HERKES GİREMİYOR, DAVET ŞART
Wimbledon'da tribünler dolup taşsa da Merkez Kort'ta öyle bir bölüm var ki, oraya bilet satın alarak girmek mümkün değil. Centre Court'un en dikkat çeken noktalarından biri olan Royal Box (Kraliyet Locası), yalnızca davetlilere ayrılıyor.
1922'den bu yana kullanılan bu özel locada İngiliz Kraliyet Ailesi üyelerinin yanı sıra devlet başkanları, diplomatlar, spor efsaneleri, sanatçılar ve Wimbledon'a katkı sağlayan isimler ağırlanıyor. Yaklaşık 74 kişilik kapasiteye sahip loca için davetler, All England Club Başkanı tarafından yapılıyor.
Royal Box'a girişin de kendine özgü bir protokolü var. Davetlilerin resmi kıyafet kurallarına uyması şart. Erkeklerin ceket ve kravat, kadınların ise şık gündüz kıyafeti giymesi bekleniyor. Bu yönüyle Royal Box, sadece maç izlenen bir alan değil; Wimbledon'ın zarafet anlayışını yansıtan sembollerden biri olarak görülüyor.
7- KRALİYETİ SELAMLAMA GELENEĞİ
Wimbledon'ın en eski ritüellerinden biri de korta çıkan oyuncuların Kraliyet Locası'nı selamlamasıydı.
Uzun yıllar boyunca tenisçiler, kortta hükümdar veya Kraliyet Ailesi'nin üst düzey üyeleri bulunduğunda eğilerek ya da reverans yaparak saygılarını sunuyordu. Bu gelenek 2003 yılında büyük ölçüde kaldırıldı.
Bugün ise bu uygulama yalnızca Birleşik Krallık Hükümdarı veya Galler Prensi kortta bulunduğunda zorunlu tutuluyor. Diğer kraliyet ailesi üyeleri için böyle bir zorunluluk bulunmasa da bazı oyuncular, turnuvanın köklü geleneğine saygı göstermek amacıyla Kraliyet Locası'nı selamlamaya devam ediyor.
8- WIMBLEDON'IN EN MEŞHUR KUYRUĞU: "THE QUEUE"
Bir Grand Slam turnuvası için gece boyunca sırada beklemek kulağa sıra dışı gelebilir. Ancak Wimbledon'da bu durum onlarca yıldır süren bir gelenek.
The Queue adı verilen sistem sayesinde binlerce tenis tutkunu, turnuva boyunca gece çadır kurarak ertesi gün satışa çıkacak biletleri bekliyor. Wimbledon yönetimi bu geleneği o kadar benimsiyor ki, sıraya girenlere numaralı kartlar dağıtılıyor, kamp kuralları belirleniyor ve kuyruk resmi olarak organize ediliyor.
Dünyanın birçok büyük spor organizasyonu ağırlıklı olarak çevrim içi bilet satışına yönelmiş olsa da Wimbledon, bu uygulamayı koruyarak taraftarlara son dakika bilet alma şansı sunmaya devam ediyor. The Queue, bugün turnuvanın maçlar kadar konuşulan simgelerinden biri hâline gelmiş durumda.
9- TOP TOPLAYICI ÇOCUKLAR AYLARCA EĞİTİM ALIYOR
Kort kenarında kusursuz bir uyum içinde çalışan ve "BBG" (Ball Boys and Girls) olarak adlandırılan top toplayıcı çocuklar, Wimbledon'ın en ikonik unsurlarından biri.
Her yıl Londra'daki okullardan yüzlerce öğrenci başvuruyor ancak bunların yalnızca yaklaşık 250'si seçiliyor. Seçilen adaylar, şubat ayından itibaren turnuva başlayana kadar yaklaşık 5 ay boyunca çok sıkı bir eğitimden geçiyor.
Topu doğru açıyla yuvarlamaktan saha içindeki pozisyon almaya, koşu güzergâhlarından oyuncuların hareketlerini doğru şekilde takip etmeye kadar her hareket titizlikle öğretiliyor. Amaç, maçın akışını hiçbir şekilde etkilemeden görevlerini kusursuz şekilde yerine getirebilmeleri.
Bu disiplinli sistem sayesinde Wimbledon'da yıllardır top toplayıcılarla ilgili ciddi bir aksaklık yaşanmaması da organizasyonun titizliğinin göstergesi kabul ediliyor.
10- GÜVERCİNLERE KARŞI GİZLİ KAHRAMAN: RUFUS
Wimbledon'da her şey kusursuz görünür. Bunun arkasında ise pek bilinmeyen ilginç bir gelenek bulunuyor. Turnuva boyunca kortların üzerinde dolaşan güvercinlerin oyunları aksatmaması için Rufus adlı eğitimli bir Harris şahini görev yapıyor.
Sabah erken saatlerde kortların üzerinde uçurulan Rufus, güvercinleri bölgeden uzaklaştırıyor. Böylece maçlar sırasında kuşların sahaya inmesi büyük ölçüde önleniyor.
Rufus yıllar içinde turnuvanın en tanınan sembollerinden biri oldu. Hatta bir dönem kaybolması İngiliz basınında geniş yer bulmuş, kısa süre sonra bulunarak yeniden görevine dönmüştü.
11- SEYİRCİLERİN SESSİZLİĞİ DE BİR GELENEK
Wimbledon atmosferini televizyon başında izleyenlerin en çok dikkatini çeken ayrıntılardan biri de tribünlerdeki sessizlik. Servis kullanılacağı sırada binlerce kişinin aynı anda sessizleşmesi, turnuvanın yıllardır koruduğu görgü kurallarından biri.
Alkışlar genellikle sayı bittikten sonra yükseliyor. Amaç, oyuncuların tamamen oyuna odaklanmasını sağlamak ve rakibe saygıyı korumak. Bu nedenle Wimbledon'da tribün kültürü, diğer Grand Slam turnuvalarına kıyasla çok daha sakin ve kontrollü kabul ediliyor.
12- MOR VE YEŞİL... WIMBLEDON'IN DEĞİŞMEYEN RENKLERİ
Wimbledon denildiğinde akla sadece beyaz gelmiyor. Turnuvanın resmi renkleri olan koyu yeşil ve mor, yüzyılı aşkın bir süredir organizasyonun görsel kimliğini oluşturuyor.
Logolardan skor tabelalarına, tribün süslemelerinden personel kıyafetlerine kadar birçok noktada bu iki renk kullanılıyor. Bu sade renk paleti, Wimbledon'ın klasik görünümünü korumasına katkı sağlarken organizasyonun dünyanın en kolay tanınan spor markalarından biri olmasını da sağlıyor.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:75
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 02 Temmuz 2026 07:36 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















