‘Bazıları’nın kararı… Nedret Ersanel
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak duyuru yapıyor.
Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in Perşembe günü yaptığı açıklamalar içinde, “Atlantik ittifakı içinde ABD ile Avrupa Birliği arasındaki çatlakların belirginleşmesi, dünya düzeni geleceği açısından da problemdir. Yeni güvenlik mimarilerinden bahsediliyor ama önemli olan uluslararası toplum için referans olacak temel ahlaki değerler ne olacaktır?”
Devam ediyor…
“Bütün tartışmalar Türkiye’de yapılacak NATO zirvesini daha kritik hale getirecektir. Bazıları açısından tamam mı devam mı gibi bir sorunun cevabının bulunacağı bir tablo ortaya çıkacaktır”…
Süper…
***
Entelektüel, hatta maddi varoluşunu Batı’ya endeksleyen bir kaç ezik/‘loser’ dışında, ABD’nin İran’da kaybettiğini görmeyen kalmadı…
‘Geçit’ diye yazmıştık (13/03), ABD geçidin kapısında durduruldu. Vahimi, kimse ‘süvarilere’ yardıma gelmedi. Ne NATO kımıldadı, ne Avrupa, ne Körfez, ne Türkiye. Bölgede kullanmaya alışık oldukları terör örgütleri dahi kıpırdamadığı gibi bir de CENTCOM’u dolandırdılar. Ardı kırıklar bile ABD’nin gözünden sürmeyi çekiyorsa, düşkünlük budur…
Bir de tabi, Çin ve Rusya’nın İran’ın arkasında nasıl/neden durduğunu anlamadılar…
***
Bugün İslamabâd’da başlayacağı söylenen-siz bu satırları okurken başlamış olabilir-, ABD-İran ateşkes müzakerelerinin kırılganlığı üzerine tonla laf ediliyor ama bunun önemi yok. Kırılsa da önemi yok…
Taraflar anlaşamadan masayı devirseler, savaş yeniden başlasa, Amerika İran’ı yeniden ve daha şiddetli vursa, askerî sonuçlarını satın almıyor dünya. Siyasi sonuçlarını ise satın aldı bile…
Savaşın sürmesi küresel ekonomi, enerji sistemi, tedarik zincirlerinin canına biraz daha okur, bu da herkesi etkiler ama İran’ın kaybetmediği, ABD’nin de kazanmadığı gerçeğini değiştirmez…
Bu anlamıyla fiilen devam etse bile savaş bitmiş sayabiliriz. Yeni dünya düzenine geçiş sürecinin yeniliklerindendir bu…
***
Tahran’ın Amerika’nın önüne koyduğu ve Washington’un da, “çöpe attık” dediği 10 maddelik taslakda Lübnan hariç uzlaşılmayacak konu yok aslında. O da İsrail mikrobu ile ilgili…
Nükleer mesele bile tahmin ettiğimizden hızlı çözülebilir. Kaldı ki, Cenevre görüşmelerinde bağlanmıştı. Trump demişti ki, “ABD, İran ile işbirliği içinde, yerin derinliklerine gömülü nükleer malzemeyi ortaya çıkaracak ve ortadan kaldıracaktır”. Dikkat isteyen tanımlama, “İran ile işbirliği içinde”dir. Şimdi başka formül bile bulunsa, ‘iş birliği’ iş başında olabilecektir…
Bu sözlerin tarihi daha dikkat isteyebilir; 27 Şubat.. 28’inde savaş başladı. O tarihte Umman Dışişleri Bakanı’nın CBS News’a verdiği mülakat bu uzlaşıyı uzun uzun anlatıyor. Bugün o tokalaşma masada yeniden hatırlanacaktır…
***
Müzakerelerin barışa evrilmesi, Beyaz Saray’ın savaşı bitirme yönünde kesin siyasi iradeye sahip olup-olmadığı ile İsrail’i dizginlemeye arzulu/muktedir olup-olmadığı ile ilgilidir…
Trump’ı bu kararlılığa yöneltip, teşvik edecek olan da Amerika iç siyaseti ile dünyanın İran savaşına nasıl baktığına ilişkin dengelerdir. Dünya savaşın bitmesini istiyor, Çin-Rusya barışa karşı çıkmıyor (devam etse de ABD biraz daha batsa aklı ayrıca vardır) ve başını Batılı Amerikan müttefiklerinin çektiği grup daha çok istiyor.. Türkiye zaten…
ABD iç politikasındaki dengeler de iyice savruluyor; Yine Trump’ın, “İran petrolü orada duruyor, alabiliriz ama Amerikan halkı savaş istemiyor” sözü arada kaybolup-gidecek bir tespit değildi…
***
Bitip-bitmediği belli olmayan savaşın etkileri görülmeye başladı. Asıl iş de orada.. Alakasız görünen bir kaç örnek verelim…
Hindistan.. Başbakan Modi’yi her gün yerin dibine sokuyor Hint basını ve muhalefeti. İktidar üyeleri bile ses çıkarmıyor. Onlara göre, Modi yönetiminin inanılmaz hataları, başta İran’a ilk bombalar düşerken, Netanyahu ile kucaklaşması şöyle bir sonuç üretti; Pakistan, küresel bir oyuncuya dönüştü!
Asıl hedefin Çin ve Pasifik olarak kabul edildiği bir süreçte, olmaz ya, Pekin şimdi Tayvan’a müdehale etse ne lazım gelir? Bu yüzden Tayvan’ın siyasi aktörleri Çin’e ziyarette bulunmaya başladılar…
Kuzey Kore.. İran savaşı özelinde öyle bilgiler dilden dile dolaşıyor ki; İsrail, İran’a nükleer saldırıda bulunsa, bir diğer delinin de Pyongyang’da oturduğunu hatırlıyoruz…
Körfez ülkelerinin, Ortadoğu’nun, Hazar Havzası ülkelerinin yön arayışlarını uzun uzadıya paylaştığım için artık tekrarlamıyorum…
***
Ve tabii, Ortadoğu’nun merkez sorunu olan, İran’da olduğu gibi yine İsrail’in hayasızlığından çıkan Filistin meselesinin, İsrail soykırımının da, ABD/İsrail yenilgisinden etkilenmemesi mümkün değil…
Savaşın politik dalgaları o kıyıya da vuracak. İran savaşı nihayete erdiğinde, uluslararası bakışların Tel Aviv’in üzerine bu sefer daha yakıcı biçimde döneceği görülecektir. Pek çok ülke, İsrail’e yükselmenin ABD’yi kızdırıp kızdırmayacağını eskisi kadar bakmıyor. Yaklaşan İsrail seçimlerine de herhalde etkisi olacaktır. İran’la ateşkes olasılığının Netanyahu’nun ensesinde boza pişirmeye başladığını görüyoruz. Lübnan kudurganlığının sebebi o zaten…
***
Bir diğer müzakere başlığı Hürmüz’ün önemine “para” özelinde de bir-iki not düşelim…
Tamam, dünya enerji yolları içinde ayrıcalıklı bir yere sahip ve stratejik bir rütbesi var.
İş o kadar mı? Körfez sistematiği/şebekesi ve Hürmüz ayağı, dolara dünya para birimi ünvanını veren döngünün kalp atışıdır.
Stratejik ve maddi açıdan yüklü diğer geçitler, boğazlar da var ama başka herhangi bir enerji veya ticaret yoluyla kıyaslanamaz Hürmüz. Hatta Amerika’ya o yolları da tutmak için gereken karşılıksız para basma imkânını veren, başlatan da bu jeopolitiktir. ABD açısından savaşın nedeni buydu. Trump’ın eline bırakırlar mı dersiniz?
Görüntülenme:43
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 11 Nisan 2026 04:12 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda
İletişim








En çok okunanlar


















