Ankara24.com
close
up
Menu

Inter’i İtalya Kupası’nda finale Hakan Çalhanoğlu taşıdı!

Köyün Neşesi Dursun a Son Veda

Şanlıurfa da kayalıklarda mahsur kalan 2 küçük kardeş kurtarıldı Şanlıurfa Haberleri

Çalışma Bakanı Görevden Ayrıldı

T.C. BÜYÜKÇEKMECE İCRA DAİRESİ

Eskişehir de Ağaç Dallarına Saldırı

AB Komisyonu Başkanı Leyen in Türkiye paniği: Bölgeyi etkilerine bırakamayız Avrupa Haberleri

Dışişleri, İsrailli yasa dışı yerleşimcilerin saldırılarını kınadı Dış Haberler

Ataşehir Belediyesi ne yönelik soruşturmada savcılığın sevk yazısı ortaya çıktı: Rüşvet iddiası hastane projeleriyle başladı

Tedesco dan Galatasaray ve Asensio açıklaması!

Ve Wolverhampton küme düştü! Premier Lig e ilk veda... Fanatik Gazetesi Futbol Haberleri Spor

Fenerbahçe teknik direktörü Domenico Tedesco: İstediğimiz ruhu göremedik Fanatik Gazetesi Fenerbahçe (FB) Haberleri Spor

İran dan Trump ın ateşkesine cevap: Zaman kazanmaya çalışıyor elimiz tetikte

Ertan Torunoğulları: Penaltı pozisyonu bizim lehimize olsaydı VAR devreye girmezdi, maç devam ederdi Fenerbahçe Futbol Şube Sorumlusu Ertan Torunoğulları: Derbide, VAR da iki kulübün de temsilcileri olsun Konya Haberleri

Milli güreşçi Rıza Kayaalp e tebrikler art arda geldi

CH 47 Ağır Nakliye Helikopteri kaza kırıma uğradı VİDEO İZLE

İlhan Palut: Fenerbahçe galibiyeti bir öz güven ve bir enerji verecekse bu açıdan da bu galibiyetin bize getirdiği artılar olacaktır Konya Haberleri

Von der Leyen Türk korkusunu itiraf etti VİDEO İZLE

Ali Yıldırım Sezer’den Rubin’e tarihi hatırlatma: Buradayız ve hazırız

İran Silahlı Kuvvetleri: ABD’yi uyarıyoruz, elimiz tetikte

Ateşkes masası kuruldu, sahada cephe derinleşti: Lübnan ın İsrail saldırganlığı karşısında zor seçenekleri Dış Haberler

Ateşkes masası kuruldu, sahada cephe derinleşti: Lübnan ın İsrail saldırganlığı karşısında zor seçenekleri Dış Haberler

Haberturk sayfasından alınan bilgilere göre, Ankara24.com açıklama yapıyor.

Bu amaçla Washington, Lübnan ile İsrail arasında doğrudan müzakerelerin başlatıldığını duyurdu. İlk oturum, ateşkes ilanından iki gün önce ABD Dışişleri Bakanlığı binasında büyükelçiler düzeyinde gerçekleştirildi. Böylece Hizbullah ile İsrail arasında ilan edilen ateşkes, sanki bu görüşmelerin doğal sonucuymuş gibi bir tablo ortaya çıktı.

İRAN CEPHESİNDEN LÜBNAN'A UZANAN SAVAŞ: HİZBULLAH’IN HESAPLI DÖNÜŞÜ

ABD ile İsrail’in 28 Şubat 2026’da İran’a yönelik başlattığı ortak saldırının ardından bölgesel dengeler hızla değişirken, Lübnan sahası da doğrudan bu yeni denklemine dahil oldu. Saldırının ilk gününde İran lideri Ayetullah Ali Hamaney ile çok sayıda üst düzey askeri ve güvenlik isminin hayatını kaybettiği yönündeki haberler, Beyrut’ta ve özellikle Hizbullah çevresinde “varoluşsal tehdit” algısını derinleştirdi. Lübnanlı güvenlik kaynakları ve yerel medya raporlarına göre bu gelişme, Hizbullah’ın uzun süredir sürdürdüğü “kontrollü gerilim” politikasını terk ederek yeniden aktif çatışma hattına dönmesinde belirleyici oldu. Nitekim örgüt, 2 Mart 2026 sabaha karşı Güney Lübnan’dan Hayfa’nın güneyindeki Meşmar el-Karmel füze savunma üssünü hedef alan roket saldırıları düzenlediğini açıkladı. Hizbullah, bu saldırıyı yalnızca Hamaney suikastına “intikam” olarak değil, aynı zamanda “Lübnan’ı ve halkını savunma” doktrini çerçevesinde gerekçelendirdi.

Bu saldırı, Hizbullah’ın yaklaşık 15 ay sonra İsrail’e karşı gerçekleştirdiği ilk doğrudan roketli operasyon olarak kayda geçti. Lübnanlı askeri analizlerde, bu hamlenin sembolik bir misillemenin ötesinde, İsrail’in 27 Kasım 2024 ateşkesinden sonra sahada kurmaya çalıştığı tek taraflı dengeyi bozmayı hedeflediği vurgulanıyor. Çünkü bu süreçte İsrail’in ateşkesi sistematik biçimde ihlal ettiği, Hizbullah’a ait mevziler ile lojistik ve komuta unsurlarına yüzlerce saldırı düzenlediği ifade ediliyor. Yerel raporlara göre bu saldırılarda, aralarında üst düzey saha komutanlarının da bulunduğu yaklaşık 500 Hizbullah mensubu hayatını kaybetti. Bu tablo, örgütün sahadaki caydırıcılığının ciddi biçimde aşındığını gösterirken, aynı zamanda yeniden denge kurma ihtiyacını da beraberinde getirdi.

Öte yandan Hizbullah, bu dönemde resmi olarak ateşkese bağlı kaldığını duyurmasına rağmen, Lübnan iç siyasetindeki baskılar ve bölgesel dengeler nedeniyle hareket alanının ciddi biçimde daraldığını kabul etmek zorunda kaldı. “Gazze’ye destek savaşı” sürecinde aldığı ağır kayıplar, hem askeri kapasitesini hem de moral üstünlüğünü zayıflattı. Lübnanlı yorumcular, örgütün eski genel sekreteri Hasan Nasrallah başta olmak üzere siyasi, askeri ve güvenlik kadrolarında yaşadığı kayıpların, karar alma mekanizmasını da etkilediğine dikkat çekiyor. Bu nedenle Hizbullah’ın mevcut stratejisinin, doğrudan geniş çaplı bir savaşa girmekten ziyade elindeki gücü korumak, kontrollü müdahalelerle caydırıcılığını yeniden tesis etmek ve uygun koşullar oluştuğunda yeniden toparlanmak üzerine kurulu olduğu değerlendiriliyor.

DEVLET İLE DİRENİŞ ARASINDA SIKIŞAN LÜBNAN: SİLAHSIZLANDIRMA BASKISI VE SİYASİ KIRILMA

İsrail, Hizbullah’ın askeri kapasitesini ve insan kaynağını hedef alan operasyonlarını sürdürürken, eş zamanlı olarak ABD ile birlikte Lübnan siyasi yönetimi üzerindeki baskıyı da artırdı. Bu baskının odağında Cumhurbaşkanı Joseph Aoun ve 2025 başında Nevaf Selam liderliğinde kurulan hükümet yer aldı. Amaç, Lübnan ordusunu doğrudan sahaya dahil ederek Hizbullah’ın silahsızlandırılması sürecini devlet eliyle yürütmek ve nihayetinde örgütün askeri kanadını hukuki olarak yasaklatmaktı. Lübnanlı siyasi analizlerde, bu sürecin yalnızca bir güvenlik meselesi değil; aynı zamanda ülkenin egemenlik tanımını ve güç dengelerini yeniden şekillendirmeyi hedefleyen kapsamlı bir dış müdahale olarak görüldüğü ifade ediliyor.

Nitekim 7 Ağustos 2025’te gerçekleştirilen hükümet oturumunda, ABD’li temsilci Thomas Barrack tarafından sunulan ve 27 Kasım 2024 ateşkesini kalıcı hale getirmeyi amaçlayan önerinin kabul edilmesi, bu baskının somut bir sonucu olarak değerlendirildi. Söz konusu planın, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına yönelik takvim içermesi Lübnan kamuoyunda ciddi tartışmalara yol açtı. Beyrut merkezli yerel raporlar, bu kararın özellikle Şii siyasi çevrelerde “egemenliğin dışarıya devri” olarak yorumlandığını, buna karşılık bazı Sünni ve Hristiyan siyasi aktörlerin ise bunu “devlet otoritesinin yeniden tesisi için kaçınılmaz bir adım” olarak savunduğunu ortaya koyuyor. Aynı dönemde İsrail’in Güney Litani’de tam kontrol sağlayamaması ve ABD baskısıyla ateşkese razı olması, sahadaki askeri denge ile siyasi süreç arasındaki karmaşık ilişkiyi daha da görünür hale getirdi.

Öte yandan Lübnan hükümeti, ülkeyi yeni bir yıkıcı savaştan uzak tutma çabası içinde temkinli bir denge politikası izlemeye çalıştı. Hizbullah’ın 2 Mart 2026’daki saldırısından saatler sonra Cumhurbaşkanı Aoun başkanlığında yapılan olağanüstü toplantı, bu hassas dengenin en somut göstergelerinden biri oldu. Toplantı sonrası yayımlanan kararda, Lübnan topraklarından herhangi bir askeri eylemin başlatılmasının reddedildiği ve savaş-barış kararının yalnızca devlet otoritesine ait olduğu vurgulandı. Kararda ayrıca Hizbullah’ın güvenlik ve askeri faaliyetlerinin derhal yasaklanması çağrısı yer aldı. Lübnanlı yorumculara göre bu adım, devletin uluslararası baskılara yanıt verme çabası kadar, iç kamuoyuna “kontrol bizde” mesajı verme girişimiydi. Ancak sahadaki gerçeklik, yani Hizbullah’ın askeri varlığı ve toplumsal tabanı dikkate alındığında, bu kararların uygulanabilirliği konusunda ciddi soru işaretleri bulunuyor.

ATEŞKESİ REDDEDEN STRATEJİ: İSRAİL’İN LÜBNAN’DA GENİŞLEME VE DAYATMA POLİTİKASI

İsrail, Kasım 2024 anlaşmasına rağmen saldırılarını sürdürdü ve Hizbullah’ın roket saldırılarını geniş kapsamlı bir savaş başlatmak için fırsata çevirdi. İsrail bu saldırı için yaklaşık beş askeri tümen yığdı ve açık hedefini de ilan etti: Sınır ile Litani Nehri arasındaki bölgeyi tamamen işgal etmek ve Hizbullah’ı buradan nihai olarak çıkarmak. İsrail daha önce defalarca, Lübnan hükümeti Hizbullah’ı Litani’nin güneyinden çıkarmayı ve silahsızlandırmayı başaramazsa bu işi kendisinin yapacağını söylemişti.

İsrail, Hizbullah’ın iki yılı aşkın savaş sürecinde aldığı ağır darbelere rağmen savaş kabiliyetini koruduğunu görünce Gazze modelini Lübnan’da tekrarlamaya yöneldi. Litani’nin güneyindeki geniş alanları yaşanmaz bölge ilan etti. Bir milyondan fazla Lübnanlıyı yerinden etti. Bazı köyleri tamamen yerle bir etti. Beyrut’un güney banliyöleri, Bekaa ve ülkenin başka bölgeleri de bombardımandan nasibini aldı. Hizbullah’la bağlantılı olduğu düşünülen mali, sosyal ve eğitim kurumları da hedefler arasındaydı.

9 Mart 2026’da Cumhurbaşkanı Aoun, savaşın durdurulması için bir girişim sundu. Bu girişim, kapsamlı bir ateşkesi her türlü siyasi çözümün temel kapısı olarak tarif ediyor; buna paralel olarak İsrail’in Lübnan topraklarından çekilmesini, Lübnan ordusunun uluslararası sınır boyunca yeniden konuşlanmasını, böylece devlet otoritesinin güneyde tesis edilmesini ve devlet dışı silah meselesinin ele alınmasını öngörüyordu. Buna karşılık Lübnan, uluslararası himayede İsrail ile doğrudan müzakerelere girmeye ve kalıcı güvenlik düzenlemeleri ile iki taraf arasındaki çatışma halinin sona erdirilmesini konuşmaya hazır olduğunu ortaya koyuyordu.

Ancak İsrail bu öneriyi görmezden geldi ve hedeflerine ulaşmak için savaşı sürdürmekte ısrar etti. Çünkü zayıf konumdan sunulan, karşılığında garantili bir kazanım içermeyen tavizler, güçlü tarafın iştahını daha da kabartır. İsrail aslında Lübnan’la doğrudan müzakere istiyordu; fakat bu talep artık kendisine altın tepside sunulmuştu. Bu nedenle öneriye cevap verme gereği bile duymadı.

MEDYA CEPHESİNDE AYRIŞMA: LÜBNAN’DA İÇ FAY HATLARI YENİDEN AÇIĞA ÇIKIYOR

Savaş süreci boyunca bazı Lübnan medya organlarında öne çıkan söylemler, yalnızca Hizbullah’ı hedef alan eleştirilerle sınırlı kalmadı; İsrail’in ihlallerini görmezden gelen, hatta açık biçimde normalleşme ve stratejik yakınlaşma çağrıları yapan bir çizgiye evrildi. Beyrut merkezli siyasi analizlerde ve yerel basın raporlarında, özellikle bazı televizyon kanalları ve köşe yazarlarının “Hizbullah’ın silahlı varlığının Lübnan’ı sürekli savaşa sürüklediği” tezini işleyerek, çözümün Batı eksenli bir güvenlik mimarisine entegre olmaktan geçtiğini savunduğu dikkat çekiyor. Buna karşılık farklı medya grupları ve yorumcular ise İsrail’in saldırılarının ülkenin egemenliğine yönelik doğrudan bir tehdit olduğunu vurgulayarak bu söylemleri “ulusal birlik fikrini zedeleyen ve dış müdahaleye alan açan bir dil” olarak nitelendiriyor. Bu karşıt medya anlatıları, kamuoyunun da keskin biçimde bölündüğünü ortaya koyuyor.

Lübnanlı akademisyenler ve saha gözlemcileri, bu tartışmaların yüzeydeki politik ayrışmadan çok daha derin bir kırılmayı yansıttığına işaret ediyor. Özellikle iç savaş döneminde (1975–1990) şekillenen tarihsel hafızanın, bugün yeniden aktif hale geldiği ve bazı kesimlerde “eski ittifak reflekslerinin” canlandığı ifade ediliyor. Yerel raporlarda, sosyal medya ve televizyon tartışmalarında kullanılan dilin giderek sertleştiği, mezhepsel ve ideolojik kutuplaşmanın yeniden görünür hale geldiği belirtiliyor. Bu durum, yalnızca siyasi pozisyon farklılıklarını değil, aynı zamanda Lübnan toplumunun kimlik, güvenlik ve gelecek tahayyülüne ilişkin derin bir kriz yaşadığını gösteriyor. Analistlere göre bu kırılma, dış baskılarla birleştiğinde, ülkenin yeniden iç gerilimler ve hatta kontrolsüz çatışma riskleriyle karşı karşıya kalabileceğine dair ciddi bir uyarı niteliği taşıyor.

“SARI HAT” STRATEJİSİ: 45 GÜNLÜK SAVAŞ SONRASI LÜBNAN’DA YENİ GÜVENLİK DÜZENİ

45 gün süren yoğun çatışmaların ardından İsrail, Güney Litani bölgesinin tamamında tam kontrol sağlamayı başaramadı ve ABD baskısıyla ateşkesi kabul etmek zorunda kaldı. Ancak bu süreçte sahada fiili bir durum yaratarak “sarı hat” adını verdiği güvenlik kuşağını elinde tutmayı sürdürdü. Lübnanlı güvenlik kaynaklarına ve yerel medya raporlarına göre bu hat, yalnızca askeri bir sınır değil; aynı zamanda sivillerin geri dönüşünü sınırlayan, bazı köylerin boş kalmasına yol açan bir “tampon alan” işlevi görüyor. Özellikle Nebatiye ve Sur hattında yaşayan birçok sivilin evlerine dönmesine izin verilmediği, bazı bölgelerde ise altyapının bilinçli şekilde kullanılamaz hale getirildiği ifade ediliyor. Bu durum, sahada kalıcı bir demografik baskı oluşturulduğu yönündeki değerlendirmeleri güçlendiriyor.

Öte yandan ateşkesle birlikte Lübnan hükümeti ile İsrail arasında doğrudan müzakere kanallarının açılması, sürecin yalnızca askeri değil aynı zamanda stratejik bir yeniden dizayn içerdiğini ortaya koydu. Lübnanlı siyasi analizlerde, bu müzakerelerin temel amacının ülkeyi İran ekseninden kademeli olarak koparmak ve İbrahim Anlaşmaları hattına dahil etmek olduğu vurgulanıyor. Yerel raporlar, özellikle Washington’un bu süreci bölgesel bir yeniden yapılanma projesi olarak gördüğünü ve Lübnan’ın bu denklemde kritik bir halka haline geldiğini belirtiyor. Bu çerçevede “sarı hat”, yalnızca geçici bir askeri önlem değil; aynı zamanda Lübnan’ın gelecekteki siyasi yönelimini şekillendirebilecek daha geniş bir güvenlik ve jeopolitik mühendisliğin sahadaki ilk adımı olarak değerlendiriliyor.

WASHINGTON’DA TEMAS: ATEŞKES MEMORANDUMU VE LÜBNAN-İSRAİL HATTINDA YENİ DÖNEM

14 Nisan 2026’da Washington’da büyükelçiler düzeyinde gerçekleştirilen görüşme, İsrail ile Lübnan arasında 1993’te Madrid Barış Konferansı çerçevesinde yapılan temaslardan bu yana ilk doğrudan müzakere oldu. Trump, Lübnan’da ateşkese varıldığını ilan etmeden hemen önce ABD Dışişleri Bakanlığı, Lübnan ve İsrail heyetlerinin üzerinde mutabık kaldığı memorandumun tam metnini yayımladı.

Söz konusu memorandum, 16 Nisan 2026 itibarıyla çatışmaların durdurulmasını ve bunun “iki taraf arasında barış müzakerelerinin başlatılması için uygun zeminin hazırlanması” amacıyla yapılmasını öngörüyordu. Metinde ayrıca İsrail’in, “yakın veya mevcut tehditlere karşı kendini savunmak için gerekli gördüğü önlemleri alma hakkını” saklı tuttuğu belirtiliyor; buna karşılık “Lübnan toprakları içinde kara, hava veya deniz yoluyla, sivil, askeri ya da hükümet hedeflerini kapsayacak biçimde saldırı amaçlı askeri operasyonlar yürütmeyeceği” kayda geçiriliyordu. Memorandumda, ateşkes yürürlüğe girer girmez ve uluslararası destekle birlikte Lübnan hükümetinin Hizbullah ile Lübnan’daki diğer tüm devlet dışı silahlı grupların İsrail hedeflerine yönelik saldırı, operasyon ya da düşmanca faaliyetlerde bulunmasını engellemek için ciddi adımlar atacağı da ifade edildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın metni yayımlamasının ardından Trump, Truth Social’daki paylaşımında Lübnan’da 10 günlük bir ateşkes anlaşmasına varıldığını duyurdu. Trump, Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Genelkurmay Başkanı Dan Caine’i, “İsrail ve Lübnan ile birlikte kalıcı bir barış için çalışmakla” görevlendirdiğini söyledi. Daha sonra yaptığı başka bir paylaşımda ise İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Cumhurbaşkanı Aoun’u Beyaz Saray’a davet edeceğini ve bunun “1983’ten bu yana Lübnan ile İsrail arasındaki ilk ciddi görüşmeler” olacağını ifade etti. Burada kastedilen, 17 Mayıs 1983’te İsrail ile Lübnan arasında imzalanan, ancak Suriye’nin reddi ve çok sayıda etkili Lübnanlı siyasi gücün karşı çıkması sonucu çöken anlaşmaydı. O anlaşma, İsrail’in Beyrut dahil Lübnan’ı doğrudan işgal ettiği koşullarda imzalandığı için bir tür dayatma belgesi olarak görülmüştü.

ATEŞKESİ REDDEDEN DİRENİŞ: HİZBULLAH’IN STRATEJİK OKUMASI VE LÜBNAN’DA DERİNLEŞEN AYRIŞMA

Hizbullah, Washington’da yürütülen müzakerelerin sonuçlarını net bir dille reddederek, ortaya çıkan tabloyu İsrail’e verilmiş “bedelsiz tavizler” olarak tanımladı. Örgüt, herhangi bir ateşkesin İsrail’e Lübnan topraklarında serbest hareket alanı tanımasının kabul edilemez olduğunu vurgularken, bu tür düzenlemelerin ülkenin egemenliğini doğrudan zedelediğini savundu. Özellikle İsrail’in Güney Lübnan’daki askeri varlığını sürdürmesi, Hizbullah’a göre yalnızca mevcut çatışmayı değil, aynı zamanda “direniş hakkını” da meşrulaştıran temel bir unsur olarak öne çıkıyor.

Buna karşın Hizbullah, resmi söyleminde ateşkese bağlı kaldığını dile getiriyor. Ancak örgüt, bu ateşkesin Lübnan hükümetinin İsrail’le yürüttüğü doğrudan temasların bir sonucu olmadığını özellikle vurguluyor. Aksine, sahada güneydeki savaşçıların sürdürdüğü askeri baskı ile İran’ın bölgesel ölçekte oluşturduğu stratejik caydırıcılığın —özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden küresel enerji akışını tehdit eden hamlelerin— ABD üzerinde yarattığı baskı sayesinde bu sürecin şekillendiğini ileri sürüyor. Bu değerlendirme, Hizbullah’ın müzakere süreçlerini diplomatik kazanım değil, sahadaki güç dengelerinin bir yansıması olarak gördüğünü ortaya koyuyor.

Ortaya çıkan bu tablo, Lübnan içindeki aktörler arasında çatışmanın doğası, savaşın sürdürülebilirliği ve olası çözüm yollarına dair bakış açılarının ne denli keskin biçimde ayrıştığını gösteriyor. Bir tarafta uluslararası baskılarla şekillenen diplomatik çözüm arayışları, diğer tarafta ise sahadaki güç ve “direniş” söylemi üzerinden meşruiyet üreten bir yaklaşım bulunuyor. Bu derin görüş ayrılığı, yalnızca mevcut ateşkesin kırılganlığını artırmakla kalmıyor, aynı zamanda Lübnan’ın önümüzdeki dönemde daha geniş çaplı bir siyasi ve güvenlik krizine sürüklenme riskini de güçlendiriyor.

ATEŞKES TARTIŞMASI VE SAHADA YENİ HAT: İSRAİL’İN GÜNEY LÜBNAN’DA “GAZZE MODELİ” STRATEJİSİ

Trump’ın ateşkes ilanı, İsrail’de ciddi bir tartışma yarattı. Çünkü ülke içinde, savaşın hedefleri tam olarak gerçekleşmeden ateşkes yapılmasına karşı çıkan geniş bir kesim vardı. Netanyahu her ne kadar anlaşmayı “tarihi bir barış anlaşmasına giden diplomatik fırsat” olarak selamlasa da, askeri operasyonların tüm hedeflerine ulaşmadığını özellikle vurguladı. Hizbullah’ın tasfiyesi yönündeki çabaların sürdüğünü, bu hedefin halen tamamlanmadığını belirtti. Ayrıca “somut ilerlemenin Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına bağlı olduğunu, bunun ise henüz gerçekleşmediğini” söyledi.

Bu çerçevede İsrail ordusu, 18 Nisan’da Güney Lübnan’da Gazze’deki hat benzeri bir “sarı hat” oluşturduğunu açıkladı. Ordu, bu hatta yaklaşan unsurlara saldırı düzenlemeye hazırlandığını duyurdu. Bu yaklaşım, İsrail’in ateşkesi kendi yorumuna göre okuduğunu ve Hizbullah’a karşı dilediği zaman operasyon yapma serbestisini korumak istediğini ortaya koydu. Ayrıca Gazze modelinin Güney Lübnan’da da uygulanmaya çalışıldığını, bunun yalnızca askeri değil aynı zamanda nüfus yapısını hedef alan bir güvenlik mühendisliği projesine dönüştüğünü gösterdi.

Bazı medya raporları, İsrail’in bölgede geniş çaplı demografik değişiklikler planladığını da ileri sürdü. Bu plan, sınır boyunca 4 ila 10 kilometre derinliğinde bir güvenlik şeridi içinde kalan yaklaşık 55 kasaba ve köyü kapsıyor. Bu yerleşimlerin sakinlerinin geri dönmesine izin verilmiyor. Üstelik bu yaklaşım, Netanyahu’nun Güney Lübnan’dan Suriye’deki Yermuk Havzası’na kadar uzanacak bir tampon bölge kurulmasına ilişkin açıklamalarıyla da bağlantılı görülüyor. Böylece İsrail, Suriye ve Lübnan sınır hattında kalan bazı alanlar arasında kendi kontrolünde coğrafi süreklilik sağlamayı hedefliyor. Bu politika, Litani Nehri’nin kuzeyine doğru zorunlu göç dalgalarıyla birlikte ilerliyor. Daha önce Litani’nin güneyinde kontrolü pekiştirme fikri ortaya atılmış, sonrasında ise Zahrani hattına kadar ilerleme ihtimali konuşulmuştu.

ATEŞKES GÖLGESİNDE İŞGAL: İSRAİL’İN GÜNEY LÜBNAN STRATEJİSİ GENİŞLİYOR

İsrail, ateşkes yürürlükte olmasına rağmen Güney Lübnan’daki askeri operasyonlarını sürdürdü. Birçok bölgede evleri hedef aldı, bunları yıkarak halkın geri dönüşünü engellemeye çalıştı. İsrail ordusu, bu saldırıları kendi birliklerinin konuşlandığı noktalara yaklaşan savaşçıların “yakın tehdit” oluşturduğu gerekçesiyle savundu. Ayrıca “meşru müdafaa” ve “acil tehditlerin ortadan kaldırılması” kapsamında yürütülen adımların, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın yayımladığı memorandumla belirlenen ateşkes düzenlemeleriyle sınırlanamayacağını söyledi.

Bu da söz konusu ateşkesin, özünde 27 Kasım 2024 anlaşmasından çok farklı olmadığını gösterdi. Çünkü yine İsrail’in dilediği gibi yorumlayabileceği, istediği zaman ihlal edebileceği muğlak hükümler içeriyordu. İsrail ayrıca ordusunun Güney Lübnan’da işgal ettiği bölgelerde ateşkes süresince kalacağını ve Litani’nin güneyindeki bölgenin Hizbullah unsurlarına “yasak bölge” olacağını da ilan etti. İsrail’in Güney Lübnan’daki sivillerin önemli bir bölümünü Hizbullah unsuru gibi değerlendirdiği düşünüldüğünde, bu yaklaşımın aslında Güney Litani’de geniş alanların kalıcı biçimde kontrol altında tutulmasını hedeflediği anlaşılıyor.

KIRILGAN DENGE: LÜBNAN İÇ SAVAŞ RİSKİ İLE İSRAİL BASKISI ARASINDA SIKIŞTI

Lübnan, bugün ABD’nin kendisini İbrahim Anlaşmaları hattına dahil etme baskısı ile İsrail’in Güney Lübnan’da nüfuz alanı oluşturma hedefi arasında son derece zorlu bir tabloyla karşı karşıya bulunuyor. Ülke önünde iki ağır seçenek beliriyor: Ya Hizbullah’ın altyapısını dağıtma ve silahsızlandırma gerekçesiyle İsrail saldırıları sürecek ya da ABD-İsrail baskısıyla Hizbullah’ın zorla silahsızlandırılması girişimi, Lübnan’ı yeni bir iç savaşa sürükleyecek.

Bu nedenle bugün Lübnan’da ulusal diyalog ihtiyacı her zamankinden daha acil hale gelmiş durumda. Çünkü İsrail’in, Lübnanlı güçleri birbirine kırdırma fırsatını elinden almak ancak böyle mümkün olabilir. Bununla birlikte, Hizbullah’ın da artan iç ve dış baskılar karşısında silahını mutlak biçimde koruma kapasitesinin sınırlı olduğu gerçeğinin kabul edilmesi gerekiyor. Örgüt de bunun farkında görünüyor. Nitekim Hizbullah, “ulusal egemenliğin sağlanması ve fitnenin önlenmesi” temelinde, “Lübnan devletiyl​e işbirliğine açık olduğunu ve yeni bir sayfa açılabileceğini” dile getirmiş bulunuyor.

Gelişmeleri kaçırmamak için Ankara24.com'dan en güncel haberleri takip edin.
seeGörüntülenme:73
embedKaynak:https://www.haberturk.com
archiveBu haber kaynaktan arşivlenmiştir 22 Nisan 2026 10:08 kaynağından arşivlendi
0 Yorum
Giriş yapın, yorum yapmak için...
Yayına ilk cevap veren siz olun...
topEn çok okunanlar
Şu anda en çok tartışılan olaylar

Inter’i İtalya Kupası’nda finale Hakan Çalhanoğlu taşıdı!

22 Nisan 2026 00:30see174

Köyün Neşesi Dursun a Son Veda

21 Nisan 2026 00:29see169

Şanlıurfa da kayalıklarda mahsur kalan 2 küçük kardeş kurtarıldı Şanlıurfa Haberleri

21 Nisan 2026 00:38see167

Çalışma Bakanı Görevden Ayrıldı

21 Nisan 2026 01:31see166

T.C. BÜYÜKÇEKMECE İCRA DAİRESİ

22 Nisan 2026 00:46see164

Eskişehir de Ağaç Dallarına Saldırı

22 Nisan 2026 00:47see163

AB Komisyonu Başkanı Leyen in Türkiye paniği: Bölgeyi etkilerine bırakamayız Avrupa Haberleri

21 Nisan 2026 00:34see163

Dışişleri, İsrailli yasa dışı yerleşimcilerin saldırılarını kınadı Dış Haberler

22 Nisan 2026 01:16see163

Ataşehir Belediyesi ne yönelik soruşturmada savcılığın sevk yazısı ortaya çıktı: Rüşvet iddiası hastane projeleriyle başladı

22 Nisan 2026 00:30see161

Tedesco dan Galatasaray ve Asensio açıklaması!

22 Nisan 2026 00:18see160

Ve Wolverhampton küme düştü! Premier Lig e ilk veda... Fanatik Gazetesi Futbol Haberleri Spor

21 Nisan 2026 01:41see157

Fenerbahçe teknik direktörü Domenico Tedesco: İstediğimiz ruhu göremedik Fanatik Gazetesi Fenerbahçe (FB) Haberleri Spor

22 Nisan 2026 00:29see157

İran dan Trump ın ateşkesine cevap: Zaman kazanmaya çalışıyor elimiz tetikte

22 Nisan 2026 01:41see155

Ertan Torunoğulları: Penaltı pozisyonu bizim lehimize olsaydı VAR devreye girmezdi, maç devam ederdi Fenerbahçe Futbol Şube Sorumlusu Ertan Torunoğulları: Derbide, VAR da iki kulübün de temsilcileri olsun Konya Haberleri

22 Nisan 2026 01:37see153

Milli güreşçi Rıza Kayaalp e tebrikler art arda geldi

22 Nisan 2026 00:16see152

CH 47 Ağır Nakliye Helikopteri kaza kırıma uğradı VİDEO İZLE

22 Nisan 2026 00:19see151

İlhan Palut: Fenerbahçe galibiyeti bir öz güven ve bir enerji verecekse bu açıdan da bu galibiyetin bize getirdiği artılar olacaktır Konya Haberleri

22 Nisan 2026 01:37see150

Von der Leyen Türk korkusunu itiraf etti VİDEO İZLE

22 Nisan 2026 00:10see149

Ali Yıldırım Sezer’den Rubin’e tarihi hatırlatma: Buradayız ve hazırız

22 Nisan 2026 00:04see148

İran Silahlı Kuvvetleri: ABD’yi uyarıyoruz, elimiz tetikte

22 Nisan 2026 00:47see148
newsSon haberler
Günün en taze ve güncel olayları