Artık vatan kavramı değişti. “Bize ait olan” iade edilmeli. Denizlere sahip çıkma zamanı. D. Akdeniz, Adalar Denizi bizim! “Coğrafyamızın bekçileri” harekete geçmek zorunda. Artık o “dar sınırlar”a mahkûm olmayacağız! İbrahim Karagül
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak bilgi yayımlıyor.
“Vatan” kavramı artık kara sınırlarıyla tanımlanmıyor. Bir ülkenin egemenlik alanı, kara sınırları ile ölçülmüyor. “Milli sınırlar” dediğimiz, çoğu zaman “ulus-devlet” ölçekli “ülke” tanımı bu yüzyılda ayakta kalmak için yetmiyor.
Bu yüzden Türkiye, bu yüzyıla dönük güvenlik konseptini ihtiyaçlara göre yeniden belirledi. “Vatan” kavramını yeniden tanımladı. Denizlerimiz için “Mavi Vatan” dedi. Hava sahamız için “Gök Vatan” dedi. Dijital güvenlik için “Siber Vatan” dedi.
MAVİ VATAN VE GÖK VATAN İÇİN…
Bütün bunları güvence altına almak için tarihinin en güçlü donanmasını inşa etmeye girişti. Uçak gemileri dahil, aynı anda neredeyse elli savaş gemisini birden üretmeye başladı. Mini denizaltılar geliştirerek, bütün denizler için “karakol”lar kurmaya başladı.
SİHA teknolojisinde dünyanın ilk sırasına yerleşti. Dünya SİHA pazarının yüzde altmış beşine hâkim oldu. Kendi savaş uçağının seri üretimine kadar hava filolarını takviye etmek için büyük arayışlara yöneldi. İnsansız savaş uçakları, binlerce kilometre menzilli füzelerle “Gök Vatan”ı savunmaya, korumaya, güce dönüştürmeye başladı.
İŞTE DÜNYA DÜZENİNİ GERÇEKTEN DEĞİŞTİREN ADIMLAR BUNLARDIR…
Denizlerde, havada yapay zekâ ve insan ırkının bilgi sınırlarında ne varsa hepsini kullanmaya, hepsinde yeterli olmaya başladı. Artık ABD’nin, Almanya’nın “Size uçak, silah verelim ama şunlara karşı kullanamazsınız” dönemi bitti. Kendi yazılımlarını, kendi milli üretimini baş döndürücü bir hızla üretti.
Türkiye, bunları üretmekle kalmadı, “dost ve kardeş” ülkelerle paylaşmaya, teknoloji transfer etmeye başladı. Kendi savunması kadar, “Ortak ülkeler”in savunmasını da millileştirmeye yöneldi.
Böylece “Batı tekeli”ni kırdı. Aslında küresel iktidar alanındaki en büyük kırılmalardan, eksen kaymalarından birisi bu oldu. Türkiye sadece kendi savunmasını güçlendirmiyor. Dünyanın bu alandaki düzenini değiştiriyor.
DÜN TÜRKİYE’Yİ TERÖRLE VURUYORLARDI, BUGÜN “BİRLİKTE ÇALIŞALIM” DİYORLAR.
Daha düne kadar Türkiye’ye silah ambargosu uygulayan Almanya, Kanada şimdi Türkiye ile ortak askeri teknoloji yatırımları istiyor. SİHA istiyor, füze istiyor, hava savunma sistemleri istiyor.
Dün Türkiye sıkıntıdayken Patriot füzelerini çekip Türkiye’yi çaresiz bırakanların şimdi hava savunma sistemi istemelerine ne demeli. Bugün denizaltı teknolojisi, sondası, İDA istemelerine ne demeli.
Dün Fırat Kalkanı bölgesinde PKK’ya, DAEŞ’e Türk tanklarının nokta hedeflerini gösterenlerin bugün Türkiye’nin kapısına gelmelerine ne demeli. Dün La Farge şirketi üzerinden PKK tünellerinin çimentosunu sağlayan Fransa’nın bugün “Gelin birlikte savunma yatırımları yapalım” demesi nasıl karşılanmalı?
DENİZLERİMİZE SAHİP ÇIKMA, GÜÇ GÖSTERME ZAMANI GELDİ!
Öyleyse artık denizlerimize, boğazlarımıza, adalarımıza sahip olma zamanı gelmiştir. Kara ve deniz ticaret koridorlarına, askeri stratejik alanlarımıza sahip olma zamanı gelmiştir. Karadeniz’den Umman Denizi’ne, Adriyatik’ten Doğu Akdeniz’e güç gösterme zamanı gelmiştir.
Birinci Dünya savaşı ile talan ettikleri, yüz yıl boyunca başımıza vurup boyun eğdirdikleri, daralan topraklarımızı birkaç parçaya daha bölme planları yaptıkları o tarih kapanmıştır. Artık bölünme, parçalanma korkusunu atıp büyüme, birleşme adımları atmanın zamanı gelmiştir.
AKDENİZ BİZİM. ADALAR DENİZİ BİZİM!
İsrail’in Doğu Akdeniz’deki korsanlıklarından birini daha dün yaşadık. Sumud Filosu teknelerine gün ortasında müdahale edildi.
Yunanistan’ın Ege’de, denizlerimizin sıfır noktasını silahlandırdığı, İsrail’i adalara taşıdığı günleri yaşıyoruz. İşte tarih değişirken bunlara daha fazla tahammül etmeyeceğiz.
Bu denizler bizim. Doğu Akdeniz bizim. Adalar Denizi (Ege) bizim. Adalar bizim. Dağılan bir imparatorluğun ganimetleri olarak talan edildiği her yerde hak iddia etmemizin vakti geldi. Güçsüz olduğumuz için elimizden aldıklarını geri isteme vakti geldi.
MALAKKA BOĞAZI NERESİ? NİYE ORAYA KADAR GİTTİK?
Coğrafyaya aşina olmayan bir çoğumuz, Malakka Boğazı’nın neresi olduğunu bilmez. Endonezya ile Singapur ve Malezya arasındaki bu deniz geçişi, bütün Güneydoğu Asya ve Doğu Asya ekonomilerini besler.
Çin, Japonya, Güney Kore, Filipinler, Vietnam, Kamboçya ve haritadaki bütün ülkelerin ekonomileri bu boğaza bağlıdır. Yılda trilyonlarca dolarlık ticaret buradan yapılır, kaynaklar buradan taşınır.
Türkiye, bölgenin iki güçlü ülkesi, Endonezya ve Malezya ile çok ciddi savunma ortaklıklarına girdi. En son, Malezya’nın Güney Çin Denizi’nde ANKA uçurmasıyla eşzamanlı olarak Endonezya, Malakka Boğazı’nın güvenliğini Türk SİHA’ları ile kontrol etmeye hazırlanıyor.
Bayraktar TB3 ve AKINCI TİHA’lar burada konuşlandırılacak. HAVELSAN imzalı savaş yönetim sistemi Advent ile gemi veri dağıtım sistemi Fleestar, Endonezya donanmasında kullanıma giriyor.
SÖMÜRGE TARİHİ ÇÖKERKEN,
“COĞRAFYAMIZIN BEKÇİLERİ” HAREKETE GEÇMEK ZORUNDA!
Peki Türkiye neden Malakka Boğazı’na önem veriyor. Neden bu ülkelerde ortak savunma girişimlerini büyütüyor. Neden Hint Okyanusu’nda bir varlık inşa etmeye çalışıyor? Neden bu amaçla Bangladeş’le ilişkileri güçlendiriyor?
Çünkü Türkiye, Batı sömürgeciliğinin başladığı adreslere terine bir güç veriyor. O ülkelerin millileşmesi, güçlenmesi için elinden geleni yapıyor. Eğer tarih gerçekten değişecekse, coğrafya gerçekten kendi varlığını inşa edecekse, bu kritik bölgelerin sahiplerinin kontrolünde olması gerekiyor.
İngiltere’nin, Amerika’nın değil, Malezya’nın, Endonezya’nın gücünün öne çıkması gerekiyor.
Beş yüz yıllık Batı sömürgecilik tarihi çökerken, coğrafyamızın bekçileri harekete geçmek zorunda. Ülkelerine, kara ve deniz ticaret koridorlarına, kaynaklarına sahip çıkmak zorunda.
Endonezya’dan Fas’a, Atlantik’ten Pasifik’e, yeryüzünün orta kuşağının sakinleri olarak, coğrafyamıza bugün hakimiyet kuramazsak, birkaç yüz yıl daha yeni sömürgecilik tarihine mahkûm olacağız.
TÜRKİYE COĞRAFYAYA NE SÖYLÜYOR?
İşte böyle bir tarihin yenide başlamasına izin veremeyiz. Öyleyse ülkelerimiz kadar coğrafyamıza hâkim olmanın yollarını mutlak bulmalıyız.
Coğrafya için ortaklıkları, ulus üstü yapıları kurmanın yollarını mutlak bulmalıyız. Endonezya’dan Afrika’ya, yeryüzünün eksenini oluşturan kuşakta ortak savunma şemsiyesi kurmayı mutlak başarmalıyız.
Türkiye, Malakka Boğazı’nda olduğu kadar Basra Körfezi’nde de, Kızıldeniz’de de, Babülmendep Boğazı’nda da olmak zorunda. Bu yüzden Katar’da, Somali’de, Libya’da, Sudan’da olmak zorunda.
Çünkü Türkiye, coğrafyanın bütün ülkelerine şunu söylüyor: Sömürge tarihi bitti. Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana devam eden baskı ve talan dönemi bitti. “Gelin coğrafyayı ayağa kaldıralım. Ortak olalım. Medeniyetler kuşağına onurunu, haysiyetini yeniden kazandıralım.
DIŞ SINIRI KORUDAMADAN
VATANI KORUYAMAZSINIZ!
Dış sınırları korumadan, buralara güçlü kaleler inşa etmeden coğrafyayı koruyamazsınız. Coğrafyayı koruyamazsanız sınırlarınızı koruyamazsınız. Sınırlarınızı koruyamazsanız kendinizi koruyamazsınız, bir vatandan söz etmek imkânsız hale gelir.
Coğrafyanın bükün ülkeleri bu idraki keşfetmeli. Çünkü 20. yüzyılda neler yaşadığımızı hepimiz biliyoruz. Daha bugün bile İsrail’in, Irak topraklarında iki tane (bilinen) gizli askeri üs kurup saldırılarda kullandığı açığa çıktı. Batılı orduların askeri üsleri coğrafyamızın tamamına yayılmış durumda.
Türkiye’nin Yolu birçok ülkeye örnek olmalı. Endonezya’dan Suudi Arabistan’a, Mısır’dan Cezayir’e, Körfez ülkelerinden Türkistan coğrafyasına her ülke, dış sınırları korumanın, içeride güven ve huzur sağlamanın tek yolu olduğunu bilmeli.
ARTIK O “DAR SINIRLAR”A
MAHKÛM OLMAYACAĞIZ.
Öyleyse, bizi mahkûm ettikleri dar sınırlara rıza göstermeyeceğiz. Sınırlarımızın sıfır noktasına, kıyılarımızın sıfır noktasına yerleşmelerine, ülkelerimizi tehdit etmelerine rıza göstermeyeceğiz. Malakka’dan Kızıldeniz’e, Süveyş’ten İstanbul Boğazı’na bütün deniz geçişlerimize biz hâkim olacağız.
Türkiye olarak, Doğu Akdeniz’de İsrail korsanlıklarına göz yummayacağız. Adalar Denizi’nde (Ege) el koydukları adaları geri isteyeceğiz. Adil bir sınır çizilene kadar, Anadolu’nun güvenliği sağlanana kadar güç göstermeye devam edeceğiz.
ANADOLU KADAR ADALAR DENİZİ,
TÜRKİSTAN KADAR AKDENİZ DE VATAN.
Arık coğrafyamızda ABD üsleri, coğrafyamızı mahveden “İsrail garnizonu” istemiyoruz. Artık Batılı ülkelerin vesayet araçlarının tamamını reddediyoruz.
Zihinlerimizi formatlayalım: Biz onların ülkelerine girmiyoruz. Topraklarında üsler kurmuyoruz. Ülkelerinde terör örgütleri finanse etmiyoruz. Biz onlara müdahale etmiyoruz. Herkesin kendi coğrafyasına çekilme vakti gelmiştir.
Bizim vatan kavramımız değişti, aslına döndü. Buna alışacaklar. Bize Anadolu kadar Türkistan da vatandır. Akdeniz de vatandır. Adalar Denizi de vatandır. Kızıldeniz ve Basra Körfezi de vatandır.
BİZE AİT OLANLAR İADE EDİLMELİ
TARİHLE BİRLİKTE AKACAĞIZ...
Anadolu’dan Mavi Vatan’a, dış sınırlardan coğrafyanın tamamına kadar, “bize ait olanı alma” zamanı, “bize ait olana sahip olma” zamanı gelmiştir.
Medeniyetler, imparatorluklar coğrafyasının uyanma zamanı gelmiştir. Bu topraklardaki bütün yabancı unsurların evlerine dönme zamanı gelmiştir.
Çok büyük cephelerimiz var, biliyoruz. Ama tarih kendi havzasına döndü, böyle akacak. Biz de tarihle birlikte akacağız. Bugünden sonra ilk test alanımız Adalar Denizi (Ege).
Yüz yıl önce talan edilenler iade edilmeli, Anadolu doğal sınırına ulaşmalı. Çünkü bir daha Anadolu içinde cepheler kurulmasına izin veremeyiz. Bu alışkanlıklar sonsuza dek kapatılmalı.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:57
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 19 Mayıs 2026 04:04 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















