Peki bunlar neyin hazırlığı? Onlar “cephe” kurarken biz Kudüs’ü kurtaracağız.. Sözlerimiz can yakacak.Tarih bizden yana çünkü. Artık coğrafya silahını ateşleme zamanı geldi. İbrahim Karagül
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi yayımlıyor.
İsrail, Yunanistan ve Rum Kesimi, son zamanlarda Fransa’yı da yanlarına alarak, Türkiye’nin batısında bir şeylere hazırlanırken, Doğu Akdeniz ve Ege’de Türkiye’ye kaşı savaş hazırlıkları yaparken, Türkiye çok daha geniş kapsamlı bir çalışma içinde.
Onlar, Kıbrıs, Girit, Ege boyunca Türkiye karşıtı cephe kurmaya çalışırken Türkiye, Libya’dan Mısır’a, Somali’den Sudan’a, Basra Körfezi’nden Kızıldeniz’e çok daha geniş ve çok daha büyük bir savunma kalkanı kurma çabası içinde.
TÜRKİYE VE BÖLGE ÜLKELERİ NEYİN HAZIRLIĞINI YAPIYOR?
Bir bakıyorsunuz Türk özel birlikleri Somali’de operasyonlara katılıyor. Bir bakıyorsunuz Mısır ordusu ile birlikte ortak tatbikatlar yürütüyor. Bir bakıyorsun “Tek Devlet, Tek Ordu” sloganı ile Libya’da başka bir şey inşa ediyor.
Bir bakıyorsunuz Türkiye, Libya, Mısır orduları arasında ortak bir şeyler planlanıyor. Bir bakıyorsunuz Türkiye Somali’de Afrika’nın en büyük ordularından birini inşa ediyor.
Bütün bunlar olurken Mısır ordusu İsrail sınırının sıfır noktasında kapsamlı bir tatbikata başlıyor. İsrail endişeleniyor ve tatbikatı durdurmasını istiyor. Mısır bunu reddediyor. Aynı anda Mısır, Türkiye, Libya, Somali arasında ortak bir şeyler yürütülüyor.
PARÇA PARÇA GÖRDÜĞÜMÜZ ASLINDA BİR BÜYÜK HARİTADIR!
Dünya İsrail-İran savaşına kilitlenmişken, ABD’nin Körfez ülkelerini savunmasız bırakmasının yol açtığı şoku yaşarken, BAE-İsrail ekseninde bütün bölgeyi patlatmaya ayarlı yeni bir cephe şekillenirken, Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan, Pakistan gibi bölgenin güçlü ülkeleri hem kendilerini hem coğrafyanın geleceğini kurtarmak için ölümcül kararlar almaya çalışıyor.
Parça parça izlediğimiz hazırlıklar, “ikili ilişkiler” gibi gözlemlediğimiz olaylar, Hindistan sınırından Doğu Afrika’ya uzanan büyük coğrafyada müthiş bir güvenlik arayışının güçlü adımları olarak öne çıkıyor.
Ve kareler birbirini tamamladığında ortaya başka bir harita çıkıyor.
İSRAİL MISIR’I NASIL ÇEVRELEDİ? TÜRKİYE MISIR’A NASIL YARDIM ETTİ?
Mesela Mısır; Sudan iç savaşı ile güneyden, Libya iç savaşı ile batıdan “çevrelenmişti”. İsrail ile ilişkileri her zaman iyi olan bu ülke, güney ve batıda yürütülen çevreleme planlarının İsrail eksenli olduğunu biliyordu. Asıl tehdit İsrail’den gelmesine rağmen İsrail bu bölgelerde Mısır için yeni tehditler üretip onu meşgul ediyordu.
Türkiye’nin, Sudan ve Libya’da doğru yerde duruşu, bu iki ülkeyi yeniden toparlama çabaları aslında Mısır’ın da güvenliğini sağlıyordu.
Sudan’da BAE-İsrail etkisinin zayıflaması Mısır’ı rahatlatıyordu. Libya’da “Tek Devlet, Tek Ordu” sloganı ile Libya’nın bölünmüşlüğünü birleştirme çabaları Mısır’ı rahatlatıyordu.
İSRAİL’İN SİNA VE SÜVEYŞ PLANLARI ENDİŞE VERİCİ…
Ve bu rahatlamayı, bu hafta İsrail sınırının sıfır noktasında Mısır ordusunun tatbikatları ile gördük. Türkiye-Mısır ortak tatbikatları ile gördük.
Tehlike doğudan, İsrail’den geliyordu ve Mısır buna hazırlanmak zorundaydı. Çünkü İsrail’in Gazze sonrası en büyük hedefi Sina Yarımadası’ydı ve burayı patlatacaklardı. Şimdi Türkiye ve Mısır’ın bu yeni tehlikeye karşı birlikteliğinin ilk görüntülerini, ilk adımlarını izliyoruz.
Dahası; Hürmüz Boğazı’na yönelik ABD-İsrail ablukası Süveyş Kanalı’nı tehlikeye atıyor. Aynı senaryonun Süveyş’te de yaşanması kuvvetle muhtemel. İsrail’in Sina planları ile Süveyş planları artık gözlenemez noktaya geldi.
TÜRKİYE SÜVEYŞ VE SİNA İÇİN DE DESTEK VERİR. ÖYLEYSE MISIR DA TÜRKİYE’Yİ DÜŞÜNMELİ!
Mısır, Sudan ve Libya ile meşgul edilirken aslında kendi toprak bütünlüğü, varoluşu İsrail tarafından tehdit ediliyor. Her devlet bunu görür ve buna hazırlanmak zorundadır.
Soykırım yaşanırken “Gazze’de Mısır savunuluyor” diye çılgınca söylemler geliştirmemizin ana nedeni buydu.
Türkiye hem Sudan’da hem Libya’da Mısır’a güvenlik alanında rahat nefes aldırdı. Eminim Türkiye, Süveyş ve Sina konusunda da Mısır’a bütün imkanları ile destek verecektir.
Türkiye bunları yaparken Mısır’ın da Yunanistan ve Rum kesimi ile ilişkilerini dengeli bir hale getirmesi, bu ilişkiyi Türkiye için tehdit olmaktan çıkarması gerekiyor. Yunanistan’la değil Türkiye ile “Deniz Yetki Anlaşması” imzalaması gerekiyor.
S. ARABİSTAN VE KÖRFEZ ÜLKELERİ TÜRKİYE İLE ORTAKLIKLAR KURMALI.
İran’a yönelik saldırı bütün ülkelerin ezberini bozdu. Artık BAE dışında hiçbir bölge ülkesi İsrail ekseni ile tereddütsüz güvenlik planlaması yapamaz.
İsrail bütün ülkeler için tehdit ve artık bunu sokaktaki insan bile biliyor.
Öyleyse Suudi Arabistan ve Mısır güvenlik doktrinlerini tamamen değiştirmek zorunda. ABD üsleri, ABD ile ittifak veya İsrail ile iyi ilişkiler; bırakın koruma sağlamayı, tehdit haline geldi.
Türkiye her iki ülke için de güvenlik alanında büyük önerilerde bulunuyor, bir çıkış yolu sunuyor.
Pakistan, Türkiye, Azerbaycan ve Orta Asya ülkeleri arasında (şimdi buna Bangladeş de eklendi), yürütülen ortak askeri tatbikatlar ve yakınlaşmaların sonuçlarını Karabağ’da ve Pakistan-Hindistan savaşında nasıl gördüysek, şu an benzer bir durumu Türkiye, Mısır, Libya, Somali askeri yakınlaşması ile İsrail’in batısında da görüyoruz.
Aynı durumu Basra Körfezi’nde de görmeliyiz.
ÇIKACAK YENİ SAVAŞLARA ÇOKTAN HAZIR OLACAĞIZ… KÖRFEZ ÜLKELERİ ACELE ETMELİ...
Umarız olmaz ama olursa, muhtemel bir savaşta bir şeylerin çoktan hazırlandığını fark edeceğiz. Süveyş’te, Sudan iç savaşında, Sina’da, Somali bütünleşmesinde, Libya’nın toparlanmasında bunu göreceğiz. Bu ülkelerdeki “İsrail eli” zayıflayacak ve başka bir askeri dinamik yükselecek.
İşte bu yüzden, aynı durum Türkiye ile Suudi Arabistan arasında da olmalı.
Körfez ülkeleri (BAE hariç, o buna asla yaklaşmayacak) ile Türkiye, bölgesel ortak askeri yapılanmalar ve hazırlıklar için vakit kaybetmeksizin harekete geçmek zorunda. ABD varlığının onları korumaktan çok tehlikeye attığını artık görmeleri gerekiyor.
“İran tehdidi”nin gerçek olduğu kadar bir “körleştirme” aracı olarak kullanıldığını, bunun bir İsrail güvenlik doktrini olduğunu görmeleri gerekiyor. Bir yerli, bölgesel güç dinamiğinin inşa edilmesi gerekiyor. Türkiye buna açık ve hazır.
HAZIRLIKLAR O BÜYÜK HARİTA İÇİN YAPILIYOR.
Unutulmamalı ki bölgeye yönelik müdahale İran’la sınırlı kalmayacak. Süveyş’ten Bab-ul Mendep’e, Kızıldeniz kıyılarından Karadeniz’e kadar bir çok bölge İsrail’in, ABD gücü ile müdahale haritası içinde yer alacak.
Bütün bunlara önümüze haritaları koyarak bakmamız gerekir. Kızıldeniz hattında bir güç ortaklığı şart. Basra Körfezi çevresinde bir güç ortaklığı şart. Akdeniz’de bir güç ortaklığı şart. Kafkaslar/Orta Asya’dan Güney Asya’ya bir güç ortaklığı şart.
Şahsen ben, küçük gibi görünen adımları izlerken, kareleri birleştirdiğimde büyük coğrafyada büyük hazırlıkların yapıldığını görüyorum.
Çok zor ama imkansız değil. Bu geniş coğrafyadaki devletler, eski ezberlerden ve eski kavgalardan kurtulup yeni tehditleri yeni cümlelerle tanımladıklarında bütün bunlara mecbur olduklarını göreceklerdir.
TÜRKİYE COĞRAFYA İNŞA EDİCİ AKILDIR.
BÖLGE ÜLKELERİ DE BUNA KATILMALI…
Parçalanmış ülkeleri birleştirmeliyiz. Parçalanmış coğrafyayı birleştirmeliyiz. Savaşları ve çatışmaları bölge dışına itmeliyiz. Rejimlerin, kendilerinden çok ülkelerini, vatanlarını, halklarını düşünmesini sağlamalıyız.
Küresel iktidar alanındaki büyük kırılma, bizlere büyük fırsatlar sunuyor. Açılan bu kapılardan girmek, yüz yıldır devam eden kaos ve perişanlığa, aşağılanmaya ve sömürge politikalarına bir son vermek zorundayız.
Bu sadece Türkiye’nin görevi değil. Bölgenin güçlü ülkeleri de inşa edici bir rol üslenmek zorunda. Yoksa bu yüzyılı ıskalayabiliriz.
Evet, Türkiye coğrafya inşa edici bir akıldır. Bu akıl ile bütün bölge ülkeleri ile ortaklık yapacak bir iradeyi sahiptir. Türkiye ile yol yürüyen kazanacaktır.
COĞRAFYA SİLAHINI ATEŞLEME ZAMANIMIZ GELMİŞTİR!
İsrail’in yol açtığı tehditleri, İsrail’in coğrafyamıza yaşattığı yıkımları, ABD’nin İsrail için coğrafyanın tamamına yaşattığı kötülükleri ortadan kaldırmak için ülkelerimizin, denizlerimizin, kara ve deniz ticaret koridorlarımızın kontrolünü ele almak zorundayız. Bunun için güçlü ordular inşa etmek zorundayız.
İşte bütün bunların alttan alta yürütüldüğünü, güçlü temeller atıldığını görmek son derece sevindirici. Coğrafya silahını kullanmak kadar coğrafya gücünü ve zenginliğini de bu alana aktarmak zorundayız. İsrail’in hareket alanı ne kadar daraltılırsa, tehdit olması o kadar önlenecektir.
ONLAR SÜVEYŞ DERKEN BİZ KUDÜS DİYECEĞİZ.
BUNDAN SONRA SÖZLERİMİZ CAN ACITACAK.
Onlar Süveyş’i, boğazları tehdit etmek için cepheler kuruyorlarsa, bizler de bizim de İsrail’i boğacak cepheler inşa etmemiz kaçınılmazdır.
Onlar Tahran’ı vurdukları gibi Kahire’yi, Riyad’ı vurmayı planlarken, İstanbul’u vurmayı planlarken bizim Kudüs’ü kurtaracak arayışlara girmemiz bir zorunluluktur.
Tarih bizden yana akıyor. Zaman bizden yana şekilleniyor. Öyleyse, yüz yıldır devam eden “Savunma Çağı”nın kapatılması, “Güçlenme ve Yayılma Çağı”nın açılması şarttır. Bu kelimeler kimseye abartılı, sivri gelmesin. Hiçbir söz, İsrail soykırımı kadar, Trump’ın cümleleri kadar aşırı değildir.
Artık cümlelerimiz can acıtacak ve dünya buna alışacak. Özellikle İsrail…
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:91
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 01 Mayıs 2026 04:13 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















