Anneliği sizden öğrenecek değiliz!
Halktv sayfasından alınan bilgilere göre, Ankara24.com açıklama yapıyor.
Sosyal medyada ara sıra sizin de karşınıza çıkıyordur.. Yoksul sözcüğünün tarif edemeyeceği barakalar.. Her yağmurda evi sele boğan çatılar.. Ayakkabısız, “var mı bir isteğin, hayalin” sorusuna “kahvaltılık” yanıtını veren çocuklar.. Ve elbette çaresiz zavallı anneler..
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, bunları… Ankara’nın çeperinde, yani burnunun dibinde yaşanan trajediyi görmemiş.. Bosch’un Anneler Günü için hazırlattığı reklam üzerinden fırtına estirmiş!
Neymiş, reklamdaki -başı açık, seküler- kadınlar kedilerinden, köpeklerinden “oğlum” diye söz ediyormuş.
Bakan Göktaş “ Annelik bir iletişim kurgusu değil, bir neslin ve bir geleceğin taşıyıcısıdır. Bu değerin, hak ettiği hassasiyetle ele alınması bir tercih değil, bir sorumluluktur.” buyurdu.
Eksik kalır mı! RTÜK Başkanı Mehmet Daniş de verdi veriştirdi:
"Anayasamızın 41. maddesinde aile yapısının temel unsurları bellidir. Anne, baba ve çocuk. Ailenin kurucu unsurları dışındaki her türlü konumlandırma, hayatın olağan akışına aykırı bir anlatıdır."
*. *. *
Annelik meselesine geçmeden, bazı veriler ne anlatıyor ona bakalım.
• Mesela Türkiye’de geniş tanımlı 13 milyon işsiz var.
• İşi olduğu halde maaşını alamayanların, asgari ücretle evin ihtiyacını karşılayamadığı için kredi kartlarına hücum edenlerin sayısı ise vahim boyutlarda.
• 2026 yılı itibarıyla yaklaşık 42,4 milyon kişi bankalara bireysel kredi veya kredi kartı borçlusu durumunda. 2 milyondan fazla kişi de yasal takip sürecinde.
Bunlar resmi veriler. Sonuçlarını ise Müge Anlı ya da Esra Erol’un programlarından alıyoruz: Ek gelir adına yasaların dışına çıkıp cezaevine düşen ya da evi terk edip kayıplara karışan BABALAR.. Ve çocuklarını geride bırakıp sosyal medyada on gün önce tanıdığı erkeklere kaçan ANNELER!
Farkında değiller. Ekonomik kriz ahlaki krize dönüştü. Aile kurumu kapanması zor yaralar aldı. Çocuklar da ya suça yöneldi ya da kalabalıkta yok olup gitti.
*. *. *
Ben çok isteyerek anne olmuş bir kadınım. Oğlum için canımı verebilirim. Hatta “öldürebilirim”..
Öte yandan bu duygularımdan bağımsız, anneliği de sorgularım. “Bir insanı tüm sorumluluğuyla alıp büyütmenin” neden kadınlara yüklendiğini tarihi, toplumsal boyutlarıyla anlamaya çalışırım. Çocuk yetiştirmenin aslında kamusal bir görev olduğu, dolayısıyla hayatın buna göre örgütlendiği bir sistem hayal ederim.
Mesela, çalışanların küçük çocukları olan annelerden seçildiği özel kreşler.. Doğumdan başlayarak ilköğretim çağına kadar sürecek, anneyle çocuğu ayırmayacak ama her ikisine de hayatın içinde yer verecek bir sürecin olduğu özel kurumlar..
Bu arada annelere evdeki işlerinde de destek verilecek. Yemekten çamaşıra üzerindeki yük ya alınacak ya da hafifletilecek. Ve elbette, duygusal ve toplumsal yaraların fark edilip iyileştirildiği merkezlerde özel katkı verilecek.
Farkındayım, ütopik bir bakış açısı.
Ya bugünkü durum? “Distopik” bir dünya!
Bakmayın TÜİK verilerine.. 6 yaş üzeri okuma yazma bilenlerin yaklaşık yüzde 98 oranına ulaştığı masalına..
Sabah programlarına çıkan kadınlar özel olarak seçilmiyorsa, pek azı okuma yazma biliyor. Zaten daha çocuk yaşta “yoldan çıkmasın” diye evlendirilip reşit olmadan birkaç çocuk doğuruyorlar. Üstelik ne yazık ki küçük bir tarla bölünmesin diye akraba evliliği özendiriliyor. Bu da, çocuk kadınların sırtındaki yüke bir de engelli çocuk ekliyor. Sonuçta kendilerini içinde buldukları hayatta yapabildikleri tek şey dışarı bakmak! Öğrendikleri birkaç kelimeyle, sosyal medyadan sevgili bulmak.
Hal böyleyken, insanları kedi köpek sevgisi üzerinden kriminalize etmek ancak böyle bir iktidara yakışır. Ne aile umurlarında.. Ne de anneleri ezilmiş babaları buharlaşmış çocuklar!
Bütün dertleri aileyi kutsallaştırıp sorunları bu tanımın içine tıkarak sorumluluğu azaltmak. Olmuyor mu? Ailelere, tarikat kapılarını göstermek.. Devletin görmezden geldiği çocukları o kapıların ardındaki orta çağ karanlığına teslim etmek.
“YA İNSTAGRAM ÇOCUKLARI”
İktidarın çocuklar söz konusu olunca bildiği tek şey yasaklar.. Parmak sallamalar… Kendilerinden olmayanı şeytanlaştırmalar.
Çıkardıkları yasalar, gazetelerinde atılan manşetlerden biliyoruz, hayvanlardan da nefret ediyorlar. O yüzden Bosch reklamında birkaç nefret objesi bir araya gelince “mükemmel fırtına” koptu.
Peki ya başı açık ya da kapalı, annelerin çocuklarını sosyal medyada sergilemeleri? Bundan bir övünç ya da maddi karşılık beklemeleri? Küçücük çocuklara 7 yıldızlı otellerde lüks doğum günü kutlamaları düzenlemeleri.. Böylece bir bakıma “tüketim çılgınlığının müstakbel neferi” madalyası takılması... Sahi biz ne yapıyoruz evlatlarımıza?
Bu konuda sosyal medyadan ilginç bir yazıyı paylaşmak istiyorum.
Bir ebeveyn diyor ki:
“Bebekler ya da çocukların günlük yaşamından kesitler, komik diyaloglar videolar akıp duruyor ve bu görüntüler binlerce kişi tarafından her gün izleniyor. Dahası izlenme sayısını arttırmak için hesap üzerine hesap açılıyor…Bu çocuklar reşit olduğu zaman ailelerinin bu yaptığına nasıl bir tepki verecekler acaba? İşte örneklerden sadece biri:
L., özellikle Instagram üzerinde popülerlik kazanan ve annesi tarafından yönetilen bir çocuk… Beş ayrı hesapta her gün üç yaşındaki çocuğu izliyorsunuz ve beğeniyorsunuz… Annenin işi beğeni sayısını arttırmak, eleştirel bir yorum yazarsanız sizi engelliyor.
“Mağduriyetin Metalaşması”: Dilenci çocuk, fiziksel dünyada insanların acıma duygusunu sömürerek para toplamak için kullanılır. Instagram çocuğu ise dijital dünyada ebeveynleri tarafından "sevimlilik", "lüks" veya "mükemmellik" üzerinden beğeni ve reklam geliri (sharenting) toplamak için bir vitrin nesnesine dönüştürülür.
“Mahremiyetin İhlali”: Sokaktaki dilenci çocuğun en savunmasız, kirli veya üzgün anları sokaktan geçen herkesin seyrine açıktır. Instagram çocuğunun ise banyodan uyku anına, ağlama krizlerinden en özel hallerine kadar tüm hayatı milyonlarca yabancının ekranına servis edilerek mahremiyeti elinden alınır.
“Onay ve Hayatta Kalma Refleksi”: Sokaktaki çocuk, daha fazla sadaka alabilmek için belli bir "rolü" (çaresizlik, açlık) oynamayı öğrenir. Dijital dünyadaki çocuk ise daha fazla beğeni almak ve ailesini mutlu etmek için "kamera karşısında mutlu çocuk" rolünü profesyonelce sergilemeye başlar. Her iki grup da özgün benliğini, dışarıdan gelecek onaya göre şekillendirir.
“Geleceğin İpotek Altına Alınması”: Sokakta dilendirilen çocuğun eğitim ve sağlıklı gelişim hakkı elinden alınırken, Instagram çocuğunun da dijital ayak izi silinemez şekilde kaydedilerek gelecekteki seçme özgürlüğü ve dijital itibarı ebeveynleri tarafından ipotek altına alınır. Bu iki grup arasındaki en temel fark, birinin yoksulluktan, diğerinin ise ilgi ve kazanç hırsından kaynaklanmasıdır; ancak her iki durumda da çocuğun "kendi olma hakkı" ihlal edilmektedir.
*. *. *
Neymiş, kediye köpeğe evlat muamelesi yaparak aile kurumunu parçalıyorlarmış!
Bu MERHAMETSİZ bakışa, Berkin çocuğumuzu hatırlatan bir paylaşım en güzel yanıtı vermiş.
Elif Çongur demiş ki:
“Onbeş yaşında aylarca hastanede yaşam savaşı vermiş, on dört kiloya düşmüş ölü bir çocuğun annesini meydanlarda yuhalatanlardan öğrenecek değiliz anneliği..”
Bence de!!!
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:51
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 06 Mayıs 2026 08:58 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















