Amerika nın Venezuela petrolünü istemesinin gerçek nedeni 1990 lı yıllara dayanıyor Sözcü Gazetesi
Sozcu sayfasından alınan verilere göre, Ankara24.com bilgi veriyor.
Venezuela, 303 milyar varilden fazla rezerviyle dünyanın en büyük petrol zenginliğine sahip ülke. Bu miktar, Suudi Arabistan’ın 267 milyar varillik rezervini ve Kanada’yı geride bırakıyor.
Dünya toplamının yüzde 17’sini oluşturan bu kaynakların büyük kısmı Orinoco Nehri havzasında bulunuyor. Teorik olarak her Venezuelalı vatandaş milyonlarca avro değerinde bir servete sahip olabilirdi ancak yer altındaki petrol ile piyasaya sürülebilir petrol arasında büyük bir fark var.
VENEZUELA PETROLÜNÜ İŞLEMEK TEKNOLOJİ GEREKTİRİYORVenezuela petrolü, enerji sektöründe “çok ağır” ve “çok ekşi” olarak tanımlanıyor. Oda sıcaklığında pekmezi andıran kıvamıyla neredeyse katı halde bulunuyor. Borulara aktarılabilmesi için daha hafif seyrelticilerle karıştırılması gerekiyor. Yüksek kükürt ve metal içeriği nedeniyle rafine edilmesi hem pahalı hem de çevre açısından son derece zararlı. Suudi Arabistan petrolü varil başına birkaç dolara çıkarılabilirken, Venezuela’da maliyetler seyreltici ve iyileştirici maddelere duyulan ihtiyaç nedeniyle çok daha yüksek. Büyük sermaye yatırımları ve yabancı teknoloji olmadan bu rezervler ekonomik olarak kullanılamıyor.
Üretim süreci de benzer şekilde sorunlu. Venezuela petrolü yalnızca özel rafinerilerde işlenebiliyor ve çoğunlukla jet yakıtı, dizel, asfalt ve petrokimya hammaddesi olarak değerlendiriliyor. Ülkede üretim, altyapının çökmesi ve ekipmanların çalındığı iddiaları nedeniyle Başkan Nicolás Maduro döneminde günde bir milyon varilin altına düştü. Suudi Arabistan aynı dönemde günlük 9 ila 11 milyon varil üretim gerçekleştiriyor. Chavez döneminde bile Venezuela’nın üretimi 3 ila 3,5 milyon varil seviyesindeydi.
Peki, ekonomik olarak verimsiz görünen bu petrol neden ABD için önemli? Yanıt, Amerikan enerji piyasasında yaşanan “Büyük Uyumsuzluk”ta saklı.
1990’larda ve 2000’lerin başında hafif, tatlı petrol kaynaklarının tükeneceği düşünülüyordu. Bu nedenle ABD, Kanada, Venezuela ve Meksika’daki ağır ve ekşi petrol kaynaklarına yöneldi. 2005-2008 arasında Meksika Körfezi’ndeki rafinerilere 100 milyar dolardan fazla yatırım yapıldı. Koklaştırma ve kraker üniteleriyle ağır petrolü işleyebilecek kapasite oluşturuldu.
Hidrolik kırılma (fracking) ve yatay sondaj teknolojileri devreye girince 2008’den itibaren Kuzey Dakota’daki Bakken ve 2010’da Teksas’taki Eagle Ford sahalarında başlayan üretim, ABD’yi hafif ve tatlı petrol açısından zenginleştirdi.
Bu durum ironik bir tablo yarattı: Amerikan rafinerileri ağır petrol için optimize edilmişti, fakat ülke hafif petrol fazlasıyla dolup taşmıştı. 1970’lerden beri yürürlükte olan ihracat yasağı nedeniyle fiyatlar Brent petrolüne kıyasla ciddi şekilde düştü. Bu çelişki, ABD’nin 2015’te 40 yıllık ihracat yasağını kaldırmasının başlıca nedeni oldu. Bugün ABD, kendi hafif petrolünü ihraç ederken, rafinerilerinde daha verimli işleyebildiği Venezuela’nın ağır petrolüne ihtiyaç duyuyor. Eğer Venezuela üretimini artırabilirse, ABD için büyük bir finansal fırsat doğacak. Hem kendi petrolünü yüksek fiyatlarla satabilecek hem de Venezuela’dan daha ucuz lojistikle ağır petrol ithal ederek rafinerilerinde işleyip katma değerli ürünlere dönüştürebilecek.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:96
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 10 Ocak 2026 11:18 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















