Zor soruya doğru cevap aramak Serdar Tuncer
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak duyuru yapıyor.
Son zamanlarda eskiye nazaran daha sıklıkla gördüğüm ve beni ziyadesiyle huzursuz eden, muhtemelen sizin de benzerlerini hayretle yaşadığınızı ve rahatsız olduğunuzu tahmin ettiğim bir husus var. Ne zaman böylesi bir durumla karşılaşsam aklıma Abdullah bin Selam’ın Müslüman oluşunu anlatırken kurduğu bir cümle geliyor ve ben çok mahçup oluyorum. O cümleye ve o hususa elbette geleceğim ama mesele daha iyi anlaşılsın için önce Medine Yahudilerinin ulularından ve alimlerinden olan Abdullah bin Selam’ın ihtida sürecini gelin bizzat kendisinden dinleyelim:
“Ben zamanında Tevrat’ı ve tefsirini babamdan öğrenmiştim. Babam bir gün; âhir zamanda gelecek Peygamberin sıfatını, alametini, yapacağı işler hakkındaki ayeti bana anlattı ve: “Eğer o Harun evladından gelecek olursa ona tâbi olurum, yoksa tâbi olmam” dedi. Fakat babam, Resulullah’ın Medine’ye gelişinden önce öldü. Resulullah Kuba’ya gelip Amr bin Avf oğullarının evine ininceye kadar sustum. Bir gün bahçemde hurma ağacına çıkmış yaş hurma toplarken. Benî Nâdirlerden birisinin: “Bugün Arapların bekledikleri adamları geldi” diye bağırdığını işittim ve bir kimse de gelip onun geldiğini bana haber verince, beni bir titreme tuttu, yüksek sesle “Allahu Ekber” diyerek tekbir getirdim. O sırada ağacın altında oturmakta olan ihtiyar halam tekbirimi işitince: “Allah seni umduğuna erdirmesin, elini boşa çıkarsın ey habîs! Vallahi Musa bin İmran’ın gelişini işitmiş olsaydın bundan daha fazlasını yapmazdın” diyerek bana çıkıştı.”
Hz. Peygamberi görmek için koşuşturan halkın arasına bu suretle karışan Abdullah bin Selam, efendimizi görünce kendi tabiriyle ‘cevabını ancak Peygamber olanların bilebileceği üç sual’ sorar ve aldığı cevaplar karşısında kelime-i şehadet getirerek Müslüman olur. Hadisenin öncesi ve sonrasında yaşananlar pek güzeldir. Ancak köşem elvermediğinden merakınızı celbetsin diye bu kadarını aktarmakla iktifa edeceğim.
Gelelim o cümleye. Abdullah bin Selam’ı suallerine aldığı cevaplardan daha çok etkileyen bir şey vardır ve niçin Müslüman olduğu sorulunca hep o cümleyle başlar hikayesini anlatmaya: “Resulullah’ın yüzünü görünce anladım ki bu yüzün sahibi asla yalan söylemez!”
Nübüvvetini izhardan önce Mekke’de El-Emin lakabıyla şöhret bulmuş, kâtil namzetlerine verilecek hediyelerin kendisine emanet edildiği, hiç kimsenin en ufak bir yalanını görmediği, baş düşmanlarının bile kendisine yalancı demediği, dahası dedirtmediği, sözünden öte yüzünden doğruluğun seyredildiği bir Peygamberin ümmetiyiz. Gel gör ki halimiz içler acısı. Nasıl ve neden içler acısı diyorum buna geleceğim ama önce yine Peygamberimize kulak verelim:
Safvan İbnu Süleym anlatıyor: “Ey Allah’ın Resulü! dedik, mümin korkak olur mu?” “Evet!” buyurdular. “Pekiyi cimri olur mu?” dedik, yine “Evet!” buyurdular. Biz yine: “Pekiyi yalancı olur mu?” diye sorduk. Bu sefer “Hayır!” buyurdular.
Bir başka ölçü:
“Dört huy vardır ki bunlar kimde bulunursa o kişi tam münafık olur. Kimde bu huylardan biri bulunursa, onu terk edinceye kadar o kişide münafıklıktan bir sıfat bulunmuş olur: Kendisine bir şey emanet edildiği zaman ona ihanet eder. Konuştuğunda yalan söyler. Söz verince sözünden döner. Düşmanlıkta haddi aşar, haksızlık yapar.”
Son zamanlarda bazı kardeşlerimin verdikleri sözlerde durmadıklarına hayretle şahitlik ediyorum. Geleceğim diyorlar, gelmiyorlar; vereceğim diyorlar, vermiyorlar; alacağım diyorlar, almıyorlar. İlkin gelemedi, veremedi, alamadı diyorum, hüsn-ü zanla bakmaya çalışıyorum. Başka türlü olabileceği aklıma gelmiyor. Sonra bakıyorum ki bu onlarda âdet haline gelmiş, kahroluyorum. Öyle ki yapmaya söz verdikleri şeyleri niçin yapamadıklarını izah etmeye bile ihtiyaç hissetmiyorlar. Ne bir özür var ne bir bahane ne de en ufak bir mahcubiyet!
Ahlaklı çocuklar bunlar üstelik; Müslüman, yiğit, cömert çocuklar. Olmaz! Sözlerinde dursalar ama ahlaksız olsalardı keşke, korkak, cimri, günahkâr olsalardı! Yiğit ama sözünde durmuyor, cömert ama sözüne güvenilmez, Müslüman ama sözüne itimad edilmez! Neye yaradı? Ahlak bahsine hiç girmiyorum bile. Ahlak sözünde durmak değilse, doğru sözlü olmak değilse başka nedir ki?
Kulluk peygamberimize benzemektir. İnsan ona benzediği nispette insandır! Amelimizden, tâatimizden önce ahlakımızla, en başta da yalan söylemeyişimizle, emin oluşumuzla ona benzemek borcundayız. Bir soruyla bitireyim mi: Etrafınızda her şeyiyle kendisinden emin olduğunuz kaç kişi var?
Vazgeçtim bu sorudan daha sertini emanet edeyim kalbinize: Etrafınızdaki kişiler sizin her şeyinizden emin mi?
Âh..!
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:40
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 31 Mart 2026 04:49 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















