Yetişkin yaşlarında pointe ile özgürleşiyorlar
Haberturk sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com haber yayımlıyor.
En zarif, aynı zamanda en disiplinli ve fiziksel olarak en zorlayıcı sanat dallarından biri olan balede o tüy gibi hafif dönüşler, yer çekimine meydan okuyan sıçrayışlar ve kusursuz bir akıcılıkla sergilenen hareketler, aslında yıllar süren acımasız bir emeğin, kusursuz bir geometrinin ve çelik gibi bir iradenin ürünü olarak sahneleniyor.
İstanbul Opera ve Bale Festivali'nde sahnelenen 'Kuğu Gölü Balesi' Yüzyıllar önce saray salonlarında bir güç gösterisi olarak sahnelenen bale, bugün insan iradesinin, disiplininin ve estetik arayışının en saf manifestosu kimliğine sahip. Sahnede izlediğimiz gösteri, bir ömrün adanmışlığını temsil ediyor. Klasik eserlerin zamansızlığıyla modern çağın getirdiği yenilikleri harmanlayan bale, insan bedeninin sınırlarını zorlamaya ve benliğe iyi gelmeye devam ediyor.
BALENİN TARİHİ
Balenin kökleri, 15'inci ve 16'ncı yüzyıl İtalya'sındaki Rönesans saraylarına dayanır. İlk dönemlerinde bir sahne gösterisinden ziyade, soyluların gücünü, zarafetini ve görgüsünü sergilediği saray dansları olarak ortaya çıktı. İtalyan aristokrat Catherine de Medici'nin Fransa Kralı II. Henri ile evlenmesi, baleyi Fransız sarayına taşıdı. Kral XIV. Louis ise balenin kaderini sonsuza dek değiştirdi. Kendisi de tutkulu bir dansçı olan kral, 1661'de Kraliyet Dans Akademisi'ni kurarak baleyi kurumsallaştırdı.
Bugün hâlâ tüm dünyada bale terimlerinin Fransızca olmasının sebebi de budur. 19'uncu yüzyılda bale, saray tekelinden çıkıp tiyatro sahnelerine taşındı. Giselle ve La Sylphide gibi eserlerle balenin romantik dönemi başladı. Bu dönemde balerinler, havada uçuyormuş izlenimi yaratmak için 'Point Tekniği' olan parmak uçlarında yükselme ve 'Tütü' adı verilen beyaz tül etekler baleyle özdeşleşti.
Kendi içinde büyüleyici bir paradoks barındıran bale, sahnedeki dansçılar, seyircilere maksimum çabayla sıfır efor görüntüsü sunmanın o muazzam illüzyonunu yaşatıyor. Bizler, sahnede adeta uçarcasına, yerçekimine meydan okuyarak hareket eden bir sanatçıyı hayranlıkla seyrederken, o zarafetin arkasındaki fizyolojik yıkımı ve dökülen alın terini göremiyoruz. Zira; bir bale sanatçısının vücudu, insan anatomisinin sınırlarını zorlayan karmaşık bir motor beceri gerektiriyor. Pointe adı verilen bale pubuçlarının içinde, neredeyse tüm vücut ağırlığını sadece birkaç ayak parmağına bindiren bir balerin, fizik yasalarını yeniden yazar. Kusursuz bir dönüş için sadece güçlü kaslar yetmez; kusursuz bir kulak - beyin koordinasyonu, denge merkezinin milimetrik kontrolü ve keskin bir zihinsel odaklanma şart.
Kelimelerin bittiği yerde başlayan bu evrende sanatçı; aşkı, ihaneti, ölümü ya da deliliği tek bir söz söylemeden anlatıyor. Sadece kolunun açısıyla, başının eğimiyle ve yüz mimikleriyle hikâyeyi ruhumuza işliyor. Bu yönüyle bale, salt bir dans değil; bedenle yazılan bir dramaturji olarak tanımlanıyor.
ÇOCUKLUK DÜŞLERİNİ GERÇEĞE DÖNÜŞTÜRÜYORLAR Çocukluk yıllarında imkânsızlıklar, sosyo - ekonomik şartlar ya da aile engeli nedeniyle o çok arzuladıkları bale pabuçlarını giyemeyenler, içlerindeki tutkuyu yıllarca büyüterek sahneye taşıyor. Onlar, dünyanın en zor ve en katı disiplin gerektiren bu sanatını yetişkinlik dönemlerinde icra ederek, yarım kalan çocukluk düşlerini gerçeğe dönüştürüyor. Bedenin en zorlu sınavı olan baleyle olgunluk yaşlarında tanışsalar da, içlerindeki ritmi asla kaybetmeyenler, geç kalındığı düşünülen o sahnelerin tozunu yutmayı başarıyor.
YAŞ ARALIĞI 20 - 55 ARASINDA Bunun en somut ve ilham verici örneklerine geçtiğimiz günlerde Atatürk Kültür Merkezi'nde sahnelenen, Ekin Akbaş'ın imzasını taşıyan 'Devinim' adlı bale gösterisinde şahit oldum.
Sahneye çıkan isimler arasında; 1972 doğumlu Gila Bardavit, 1976 doğumlu Mirey Braunştayn ile Hanzade Göl, 1977 doğumlu Pınar Budak Daştan, 1979 doğumlu Aleyna Feride Çoban ile Başak Er Karaçöp ve 1980 doğumlu Aysu Altınsu yer alıyordu. Hepsi de birer aile kurduktan, kurumsal hayata atılıp kariyer basamaklarını tırmandıktan sonra Ekin Akbaş'ın eğitmenliğinde bu zorlu eğitime başlamış ve içlerindeki o köklü ukteyi sahne üzerinde bertaraf etmiş.
Sahnede sadece bu isimler değil, yaşları 20'li ve 30'lu olan pek çok farklı jenerasyondan dansçı da vardı. Bu manzara, bale sanatını icra etmenin yaş sınırlarını çoktan aştığını ve her yaş grubundan insanı derinden yakaladığını kanıtlar nitelikteydi.
MOTİVASYON OLARAK YANSIYOR Gösteri öncesinde yapılan konuşmalarda dile getirilen cümleler, oldukça ufuk açıcı bir gerçeği gözler önüne serdi. İleri yaşlarda bale yapmak, sadece nostaljik bir çocukluk hayalini gerçekleştirme amacını taşımıyor. Balenin özünde barındırdığı o yoğun özveri, adanmışlık ve katı disiplin, bireyin kişisel gelişiminde köklü bir rol oynuyor. Bu disiplin süreci sonucunda elde edilen mental ve fiziksel kazanımlar, kişilerin kurumsal iş hayatlarına ve özel yaşantılarına da pozitif birer verimlilik ve motivasyon olarak yansıyor. Baleye, yetişkinlik zamanlarıda başlayanların bir diğer ortak duygusu ise kendilerine bir özgürlük alanı açılması üzerine.
YÜZDE 21.8 ARTTI Toplumun baleye olan ilgisi sadece onu amatör ya da profesyonel olarak icra etmekle sınırlı değil; seyirci bazında da sanata olan talep muazzam bir yükselişte. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü tarafından sahnelenen eserlerin seyirci istatistikleri bu gerçeği açıkça ortaya koyuyor.
Opera ve bale eserlerinin düzenli sahnelendiği 6 ilimizde, 2024 - 2025 sezonunda seyirci sayısı 511.376'ya ulaşarak tarihi bir başarıya imza attı. Bununla birlikte, gösteri sayısı da bir önceki yıla oranla % 21.8 artış gösterdi.
Bu veriler ve 'Devinim' gibi ilham veren bağımsız projeler gösteriyor ki; bale artık ulaşılmaz, fildişi kulelerine hapsedilmiş bir sanat dalı değil. Aksine, her yaştan insanın ruhuna dokunan, disipliniyle hayatları dönüştüren ve salonları dolduran yaşayan bir tutku haline geldi.
22 TEMSİL SUNULDU Opera ve baleye olan ilginin bir göstergesi olan İstanbul Opera ve Bale Festivali, bu yıl 17'nci kez düzenlendi. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen festival, 10 Haziran'da 'Kuğu Gölü Balesi'nin temsiliyle sona erdi. Atatürk Kültür Merkezi ve Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi'nde sanateverlerle buluşan festivalde, operadan baleye, modern danstan konserlere geniş bir yelpazede 13 eser, 22 temsille sunuldu.
İstanbul Opera ve Bale Festivali'nde dikkat çeken unsurlardan biri de Sedat Gürel – Güzin Gürel Sanat ve Bilim Vakfı iş birliğiyle
yürütülen 'Opera Studio İstanbul Projesi' kapsamında yetişen genç solistlerin 'Opera Studio Sezon Finali' konserinde sahne almalarıydı. Amacı; yetenekli, ancak maddi olanaklardan yoksun çocuk ve gençlerin sanat eğitim ve öğretimlerine katkıda bulunmak, burslar vermek, uluslararası sanat yarışmalarına katılmalarını sağlamak, teşvik ödülleri ihdas etmek, ulusal ve uluslararası yarışmalar ve sempozyumlar düzenlemek veya düzenlenmelerine katkıda bulunmak olan vakfın ortaya koyduğu vizyon, genç solistlerin aldığı alkışlarla gözler önüne serildi.
Bizde olsalar neler olurdu? Haberi Görüntüle
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:39
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 14 Haziran 2026 09:11 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















