Yapay zeka eğitim ortamları öğretmenler için bir tehdit midir?
Ankara24.com, Halktv kaynağından alınan verilere dayanarak duyuru yapıyor.
“Yapay zeka sınavları ortadan kaldırmaz; ancak neyi ve neden ölçtüğümüzü köklü biçimde sorgulamamızı zorunlu kılar. Yapay zeka öğretmeni devre dışı bırakmaz; öğretmenliğin niteliğini yükseltir ve daha fazla uzmanlık gerektiren bir meslek haline getirir.”
Doç. Dr. Sedat Akayoğlu ile yapay zekanın eğitime etkilerini konuştuk.
Doç. Dr. Sedat AkayoğluHER ŞEYDEN ÖNCE, YAPAY ZEKA EĞİTİM ORTAMLARI ÖĞRETMENLER İÇİN BİR TEHDİT MİDİR?
Yapay zekayı bir tehdit olarak konumlandırmak, çoğu zaman eğitimin kendi iç sorunlarıyla yüzleşmekten kaçınmanın bir yoludur. Eğitim tarihine baktığımızda, her yeni teknolojinin benzer tepkilerle karşılandığını görürüz. Bir dönem hesap makinelerinin matematiği bitireceği düşünülmüştü; daha sonra internetin bilgiye erişimi kolaylaştırmasıyla öğretmenin rolünün anlamsızlaşacağı iddia edilmişti. Bugün yapay zeka etrafında şekillenen korkuların önemli bir kısmı da bu tarihsel çizginin devamı niteliğindedir.
Ancak yapay zekanın önceki teknolojilerden ayrıldığı kritik bir nokta vardır. Yapay zeka yalnızca yeni bir araç sunmaz; aynı zamanda yıllardır sorgulanmadan sürdürülen pedagojik alışkanlıkları görünür hale getirir. Özellikle yabancı dil eğitiminde hala öğrenciden ezbere kelime listeleri öğrenmesini, kalıp cümleleri hatırlamasını ve sınavda doğru seçeneği işaretlemesini bekliyorsak, yapay zeka bu yaklaşımı doğrudan anlamsızlaştırır. Çünkü bu tür görevleri çok daha hızlı, çok daha tutarlı ve hatasız biçimde yerine getirebilir.
Bu noktada tehdit olan yapay zekanın kendisi değil; öğrenmeyi hatırlamaya, tekrar etmeye ve doğru cevabı bulmaya indirgeyen anlayıştır. Yapay zeka bize şu soruyu zorunlu olarak sordurur: “Gerçekten neyi öğretmek istiyoruz?” Eğer hedefimiz dili iletişim aracı olarak kullanabilen, anlam üretebilen ve eleştirel düşünebilen bireyler yetiştirmekse, yapay zeka bu süreci destekleyen güçlü bir araç haline gelir. Ancak hedef yalnızca doğru cevabı bulmaksa, o zaman sistem tehdit altındadır. Bu tehdidin kaynağı ise teknoloji değil, pedagojik vizyon eksikliğidir.
YAPAY ZEKA ÖĞRETMENİN ROLÜNÜ NASIL ETKİLİYOR? ÖĞRETMENİN ROLÜ ZAYIFLIYOR MU?
Yapay zekanın öğretmenliği zayıflattığı iddiası, öğretmenlik mesleğini yalnızca bilgi aktarma üzerinden tanımlayan dar bir bakış açısına dayanır. Oysa özellikle yabancı dil öğretmenliği, hiçbir zaman yalnızca bilgi aktarmaktan ibaret olmamıştır. Öğrencinin motivasyonunu canlı tutmak, dil kaygısını azaltmak, yanlış öğrenmeleri fark etmek ve dili gerçek yaşam bağlamlarıyla ilişkilendirmek öğretmenin temel rolleridir.
Somut bir örnek üzerinden düşünelim. Bir öğrenci yapay zeka destekli bir uygulamayla telaffuz çalışması yapabilir ve anında geri bildirim alabilir. Bu, özellikle bireysel pratik açısından çok değerlidir. Ancak öğrenci aynı hatayı tekrar tekrar yapıyorsa ve nedenini anlayamıyorsa ya da konuşurken özgüven sorunu yaşıyorsa, burada devreye giren yine öğretmendir. Yapay zeka hatayı gösterebilir; fakat hatanın arkasındaki bilişsel ve duyuşsal nedenleri açıklamak ve çözüm üretmek insan rehberliği gerektirir.
Bu noktada öğretmenin rolü zayıflamak yerine dönüşmektedir. Öğretmen artık her soruya cevap veren kişi olmaktan çıkıp, öğrenme sürecini tasarlayan, yöneten ve anlamlandıran bir profesyonele dönüşmektedir. Bu da yeni bir yeterlik alanını zorunlu kılar: öğretmen için yapay zeka okuryazarlığı. Öğretmenin hangi aracı, hangi pedagojik amaçla, hangi öğrenci profili için kullandığını bilinçli biçimde seçmesi gerekir. Dolayısıyla yapay zeka öğretmeni devre dışı bırakmaz; öğretmenliğin niteliğini yükseltir ve daha fazla uzmanlık gerektiren bir meslek haline getirir.
YAPAY ZEKA DESTEKLİ KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ ÖĞRENME GERÇEKTEN FIRSAT EŞİTLİĞİ Mİ YARATIYOR, YOKSA YENİ BİR EĞİTİM EŞİTSİZLİĞİ RİSKİ Mİ DOĞURUYOR?
Yapay zekanın kişiselleştirilmiş öğrenme potansiyeli, özellikle yabancı dil eğitimi açısından son derece değerlidir. Aynı sınıf ortamında çok farklı seviyelerde öğrenciler bulunabilir. Bir öğrenci konuşma becerisinde oldukça güçlüdür; bir diğeri okuma-anlama ya da kelime bilgisinde zorlanıyordur. Yapay zeka destekli sistemler, bu farklılıkları analiz ederek her öğrenciye farklı öğrenme yolları sunabilir.
Ancak bu potansiyelin gerçek bir fırsat eşitliğine dönüşebilmesi için kritik bir koşul vardır: erişim eşitliği. Eğer yapay zeka araçları yalnızca belirli okullarda, özel kurumlarda ya da belirli ekonomik imkanlara sahip öğrenciler tarafından kullanılabiliyorsa, bu durum eğitimde yeni bir ayrışma yaratır. Bir öğrenci sürekli geri bildirim alırken, diğeri geleneksel ve sınırlı kaynaklarla ilerlemek zorunda kalıyorsa, eşitsizlik derinleşir.
Bu nedenle yapay zeka meselesi yalnızca sınıf içi bir pedagojik tercih değil, aynı zamanda kamusal bir eğitim politikası meselesidir. Öğretmenlerin desteklenmesi, altyapının güçlendirilmesi ve etik ilkelerin net biçimde belirlenmesi olmadan bu teknolojinin eşitlik üretmesi mümkün değildir. Yapay zeka doğru planlandığında dezavantajlı öğrenciler için önemli bir fırsat yaratabilir; yanlış planlandığında ise eşitsizliği otomatikleştiren bir mekanizmaya dönüşebilir.
ÖĞRENCİLERE YAPAY ZEKAYI KULLANMAYI MI ÖĞRETMELİYİZ, YOKSA YAPAY ZEKAYI SORGULAMAYI MI?
Bu soru, yapay zeka çağında eğitimin en kritik sorularından biridir. Öğrencilere yalnızca yapay zeka araçlarını kullanmayı öğretmek, onları güçlü kılmaz; aksine bağımlı hale getirebilir. Çünkü yapay zeka her zaman doğru bilgi üretmez, bağlamı kaçırabilir ya da eksik ve yanlı cevaplar sunabilir.
Örneğin bir öğrenci, yazma ödevi için yapay zekadan bir metin aldığında, bu metnin dilsel olarak doğru olması onu otomatik olarak iyi bir öğrenme ürünü yapmaz. Öğrencinin şu soruları sorması gerekir: Bu metin benim seviyeme uygun mu? Hangi kelimeleri neden kullandı? Alternatif bir ifade mümkün mü? Bu sorgulama yapılmadığında öğrenme gerçekleşmez; yalnızca sonuç üretilmiş olur.
Bu nedenle öğrencilere kazandırılması gereken temel beceri, eleştirel yapay zeka okuryazarlığıdır. Yapay zekaya soru sormayı değil, verilen cevabı değerlendirmeyi öğretmeliyiz. Bu beceri yalnızca yabancı dil eğitimi için değil, öğrencilerin akademik ve mesleki yaşamları boyunca ihtiyaç duyacakları temel bir yeterliktir.
YAPAY ZEKA VARKEN HALA CEVABI BELLİ SORULARLA ÖLÇME-DEĞERLENDİRME YAPMAK PEDAGOJİK OLARAK SAVUNULABİLİR Mİ?
Yapay zeka, ölçme-değerlendirme anlayışımızı en sert biçimde sorgulayan alanlardan biridir. Eğer bir sınavda öğrenciden yalnızca bilgiyi hatırlaması, tanım yazması ya da doğru seçeneği işaretlemesi bekleniyorsa, bu tür görevler artık yapay zeka tarafından saniyeler içinde yapılabilmektedir. Bu durumda başarısız olan öğrenci değil, ölçme aracıdır.
Yabancı dil sınavlarında hala tek doğru cevabı olan dil bilgisi sorularına ağırlık verilmesi, öğrencinin dili gerçek anlamda kullanma becerisini ölçmez. Oysa yapay zeka çağında ölçmemiz gereken beceriler çok daha üst düzeydedir: metni yorumlama, farklı bakış açılarını karşılaştırma, gerekçelendirme ve özgün üretim.
Nasıl ki bugün yabancı dil öğretiminde mektup yazmayı öğretmiyorsak, çünkü iletişim biçimleri değiştiyse; aynı şekilde ölçme-değerlendirme araçlarımızın da güncellenmesi gerekir. Yapay zeka sınavları ortadan kaldırmaz; ancak neyi ve neden ölçtüğümüzü köklü biçimde sorgulamamızı zorunlu kılar. Bu dönüşümü görmezden gelmek, eğitimde geride kalmak anlamına gelir.
Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:86
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 14 Ocak 2026 05:02 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















