Yalnızlık, Alzheimer ı tetikliyor
Haberturk sayfasından alınan bilgilere göre, Ankara24.com açıklama yapıyor.
Ünlü oyuncu Serhat Kılıç'ın 5 Eylül'de evinde ölü olarak bulunması sonrasında çağımızın hastalığının yalnızlık olduğu konusu yeniden gündeme geldi. Yapılan bir araştırmaya göre dünyada her 6 kişiden biri, yalnız yaşamasa da yalnızlık yaşıyor.
Serhat Kılıç (1975-2026)
Sosyologlara göre yalnızlık, sadece insanı içten içe çökerten, yaşama sevincini yerle yeksan eden bireysel bir duygu durumu değil, toplumsal yapıların çözülmesine ve bireyin toplumdan yabancılaşmasına yol açan ciddi bir makro sorun.
Temsili fotoğraf
"Günümüz toplumu akışkan bir yapıda olduğu için artık kalıcı, uzun vadeli ilişkiler kurmak zor. İnsanlar hem yalnızlıktan korkuyor hem de özgürlüklerini kısıtlayacağı düşüncesiyle sıkı bağlar kurmaktan kaçınıyor. Bu çelişki, modern insanı sürekli bir güvensizlik ve yalnızlık döngüsüne sokuyor."
Polonyalı sosyolog Zygmunt Bauman, yalnızlığı bu şekilde tanımlarken, bağlarından koparılan ve yalnızlaştırılan modern insanın aslında zihinsel bağlarını da yavaş yavaş yitirdiğini dile getirmişti. Bauman, yalnızlığın toplumsal ve nörolojik artçı sarsıntılarının, gelecekte insanlığı sadece sosyal bir krizle değil, devasa bir sağlık ve bakım kriziyle de baş başa bırakacağını da belirtmişti.
Temsili fotoğraf
Yalnızlık, meğer çağımızın hastalığı olmakla yetinmeyip bir de çağımızın bir diğer hastalığı olan Alzheimer'ı tetiklemekte başrolü oynuyormuş.
Şöyle;
Alzheimer hastalığıyla yaşayan bir kadının hafızasını kaybetme sürecini ve ailesinin yaşadıklarını konu edinen oldukça ilginç bir çekim hikâyesine sahip 'Sâdan Hanım' adlı belgeselin gösterime gireceğini öğrenince Alzheimer'ı günümüzdeki yaşam koşullarında hangi şartların tetiklediği konusunda Prof. Dr. Başar Bilgiç'e birkaç soru yönelttim. Prof. Dr. Bilgiç'in söyledikleri bir hayli dikkat çekici.
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi ve Türkiye Alzheimer Derneği Tıbbi Kurul Başkanı Prof. Dr. Başar Bilgiç, dikkat çekici veriler paylaştı.
• Ulusal Tablo: Türkiye nüfusunun yüzde 0,81 ila yüzde 0,92'sine tekabül eden, yaklaşık 700 ile 800 bin arasında Alzheimer hastası bulunuyor.
• Küresel Projeksiyon: 2050'de dünya genelinde Alzheimer hastası sayısının 140 milyona ulaşması öngörülüyor. Bu rakam, o dönemin öngörülen dünya nüfusunun yüzde 1,44'üne denk geliyor.
• Ekonomik Yük: Hastalığın küresel ölçekteki toplam ekonomik maliyeti 2 trilyon doları buluyor.
"İHMAL EDİLMEMELİ"
Prof. Dr. Başar Bilgiç'e Alzheimer'a yakalanmamak için günümüzün yaşam koşulları içinde özellikle neler yapmamız, neler yapmamamız gerektiğini sordum. Nelerin özellikle yapılması, nelerin yapılmaması gerektiği konusunda Prof. Dr. Bilgiç'in söyledikleri oldukça kıymetli.
"Modern tıbbın sunduğu imkânlar, aşıların ve antibiyotiklerin yaygınlaşması, temiz suya erişim ve hijyen standartlarının yükselmesi, beslenme koşullarının iyileşmesi ve genel kültürel gelişim sayesinde insan ömrü tarihte hiç olmadığı kadar uzadı. Ancak yaşam süresinin uzaması, Alzheimer açısından en önemli risk faktörü olan yaşlanmanın daha fazla insanı etkilemesi anlamına gelir. Çünkü yaş, hastalık için en güçlü ve değiştirilemez risk unsurudur. Bunun yanında hareketsiz yaşam tarzı, sağlıksız beslenme, kronik stres, uyku bozuklukları, sosyal izolasyon, hava kirliliği, işitme kaybının ihmal edilmesi, tekrarlayan kafa travmaları ve genetik yatkınlıklar da riski artırır. Özellikle hipertansiyon, diyabet, yüksek kolesterol ve obezite gibi damar sağlığını bozan durumlar beyin dokusunu olumsuz etkileyerek nörodejeneratif süreci hızlandırabilir."
"UZUN SÜRELİ YALNIZLIKTAN VE ZİHİNSEL PASİFLİKTEN KAÇINILMALI"
"Korunma açısından Akdeniz tipi beslenmek, obeziteden kaçınmak, düzenli fiziksel egzersiz yapmak, yeterli ve kaliteli uyumak; tansiyon, kan şekeri ve kolesterolü kontrol altında tutmak önemlidir. İşitme sorunları ihmal edilmemeli, tütün ve alkol kullanımından, aşırı şeker, tuz ve trans yağ tüketiminden mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. Bunun yanı sıra eğitim düzeyinin artırılması ve öğrenmenin yaşam boyu sürdürülmesi, yeni bir dil öğrenmek, müzikle ilgilenmek, enstrüman çalmak, resim ve benzeri sanatsal faaliyetlerde bulunmak zihinsel rezervi destekler. Güçlü sosyal bağları korumak, aile ve arkadaşlarla düzenli iletişim içinde olmak, toplumsal ve ortak etkinliklere katılmak da zihinsel ve duygusal sağlığın sürdürülmesine katkı sağlar; uzun süreli yalnızlık ve zihinsel pasiflikten kaçınmak gerekir."
Oldukça ilginç bir çekim hikâyesine sahip olduğunu belirttiğim 'Sâdan Hanım', 4 yıllık çekimlerden sonra belgesele dönüştürüldü. 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü haftasında sinemalarda gösterime girecek olan 'Sâdan Hanım', Alzheimer hastalığıyla yaşayan bir kadının hafızasını kaybetme sürecini, ailesinin yaşadıkları üzerinden anlatıyor. Yönetmen Göksel Gülensoy, kayınvalidesi Sâdan Ünüvar'ın günlük yaşamını 2015'ten itibaren dört yıl boyunca kaydetti. Sâdan Hanım'ın vefatının ardından tamamlanan belgeselde gerçek görüntüler, aile arşivi ve dramatik canlandırmalar bir araya getirildi.
Sâdan Ünüvar (1927-2018)
DÖRT YIL BOYUNCA KAMERANIN ÖNÜNDE DEĞİŞEN BİR HAYATGöksel Gülensoy, Alzheimer hastalığının yalnızca hastayı değil, aynı evde yaşayan aile bireylerini de nasıl değiştirdiğini günlük hayatın içinden görüntülerle takip etti. Sâdan Ünüvar'ın hastalık ilerledikçe değişen davranışları, hatırladığı ve unuttuğu olaylar, ailesiyle ilişkileri ve gündelik yaşamı filmin gerçek görüntülerini oluşturdu. Yapım sürecinde 140 saatin üzerinde görüntü kaydedildi. Sâdan Hanım'ın ailesinden kalan 8 mm görüntüler de filmin anlatısına dâhil edildi. Böylece geçmişe ait aile görüntüleriyle Alzheimer hastalığının ilerleyen dönemlerinde kaydedilen güncel görüntüler aynı hikâyede buluşturuldu. İzleyicilerle, 5 yıl aradan sonra 18 Eylül'de yeniden buluşacak olan Sâdan Ünüvar'ın gençlik yıllarını Canan Ergüder canlandırdı. Dramatik bölümlerde Serap Aksoy, Altuğ Yücel, Mansur Ark, Gökçe Ayçiçek, Ebru Nil Aydın, Kenan Ece ve diğer oyuncular rol aldı.
Filmin kişisel tarafını ise Göksel Gülensoy'un kendi korkusu oluşturdu. Kayınvalidesinin hafızasının giderek kaybolmasına tanıklık eden Gülensoy, bir süre sonra aynı hastalığın kendi geleceği için de bir tehdit olup olmadığını düşünmeye başlayarak korkularını "Düşünsenize, unuttuğunuzu bile hatırlamıyorsunuz."
"ÇOK BOYUTLU BİR SAĞLIK SORUNU"
Prof. Dr. Başar Bilgiç, Alzheimer ile ilgili şu ek bilgileri de verdi.
♦ "Alzheimer hastalığı günümüzde ülkemizde yaklaşık 700 bin ila 800 bin kişiyi etkilediği düşünülen önemli bir sağlık sorunudur. Mevcut gidişat devam ettiği takdirde, tüm dünyada 2050'de yaklaşık 140 milyon Alzheimer hastası olması öngörülmektedir. Bu rakamlar, Alzheimer hastalığının yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda önemli bir sosyal sorun olduğunu da göstermektedir. Sosyal düzeni sürdürebilmek için sağlıklı bir sinir sistemi gerekir. Alzheimer hastalığı, kişinin yalnızca hafıza ve düşünme becerilerini değil; günlük yaşamını sürdürme, iletişim kurma, karar verme ve bağımsız yaşama kapasitesini de zaman içinde etkiler. Bu nedenle hastalık, sadece bireyin kendisini değil; hastaya bakım veren aile yakınlarını, bakıcıları ve içinde yaşadığı toplumu da doğrudan etkiler. Hastalık ilerledikçe hastaların günlük yaşam aktiviteleri için daha fazla desteğe ihtiyaç duyması, aile bireylerinin zaman ve emek yükünü artırır. Hasta yakınları zaman zaman iş hayatlarına ara vermek veya çalışma sürelerini azaltmak zorunda kalabilir. Bunun yanı sıra bakım verme sorumluluğu; stres, kaygı, tükenmişlik ve sosyal izolasyon gibi önemli psikolojik ve sosyal sorunlara da yol açabilir. Alzheimer hastalığında beyinde zaman içinde ilerleyici bir hasar ve beyin dokusunda küçülme meydana gelir. Hastalık ilerledikçe hafıza, düşünme, yön bulma, konuşma ve davranışlarla ilgili sorunlar belirginleşir. Bu bilişsel ve davranışsal değişiklikler, kişinin bağımsızlığını giderek azaltır ve sürekli bakım ihtiyacını artırır. Alzheimer hastalığının ekonomik etkileri de oldukça büyüktür. Tanı, tedavi, ilaç, hastane başvuruları, bakım hizmetleri ve uzun süreli gözetim gereksinimi sağlık sistemi üzerinde önemli bir maliyet oluşturur. Bunun yanında, aile bireylerinin iş gücüne katılımının azalması ve ücretsiz bakım emeğinin artması da toplum açısından ciddi bir ekonomik kayıp anlamına gelir. Dünya genelinde Alzheimer hastalığının yaklaşık 2 trilyon dolarlık bir ekonomik yük oluşturduğu tahmin edilmektedir. Dolayısıyla Alzheimer hastalığı, yalnızca beyinde ilerleyen bir hastalık değil; bireyin yaşamını, aile ilişkilerini, bakım sistemlerini, iş gücünü ve toplumun ekonomik kaynaklarını etkileyen çok boyutlu bir sağlık sorunudur."
♦ "Alzheimer hastalığını doğru tanımak gün geçtikçe daha önem kazanmaktadır. Çünkü artık günümüzde Alzheimer hastalığının fizyopatolojisine yönelik yeni geliştirilmiş tedaviler vardır ve beyinde biriken amiloid adlı proteini temizleme mekanizması ile hastalık yavaşlatılabilmektedir. Bu nedenle doğru tanı koyarak uygun hastalarda bu tedavileri kullanmak oldukça önemlidir. Biz hastalara tanı koyarken öncelikle şunları yaparız. İlk olarak hastayı iyi bilen bir yakınından hastanın şikayetlerini ve hastanın mevcut durumunu öğrenmeye çalışırız. Sonra hastayı muayene etmeye geçip onun zihinsel işlevlerini değerlendiririz. Bundan sonra tercihen MR yöntemi ile beyni gözümüzle görmek isteriz. Bazı hastalarda zihinsel işlevleri değerlendiren nöropsikolojik testleri de talep edebiliriz. Ama günümüzde en önemlisi 'Biyomarker' ismi verilen yöntemleri kullanmaktır. Çünkü “biyomarker”lar oldukça hassas bir şekilde tanı ve ayırıcı tanı yapabilmektedir. Biyomarker olarak geleneksel yaklaşımda beyin omurilik sıvısında amiloid, fosfo tau ve total tau adlı proteinlerin düzeylerini ölçüyoruz. Amiloid ve Tau isimli proteinlerin beyinde biriktiğini gösteren nükleer tıp yöntemleri (PET görüntüleme) de mevcut ama bunlar ülkemizde bir iki merkezde mevcut olsa da hem erişimi çok kısıtlı hem de oldukça pahalılar. Ancak tanı sürecinde asıl devrim niteliğindeki gelişme kanda bakılan biyomarkerlardır. Artık basit bir kan örneği ile bakılabilen kan bazlı biyomarkerlar, özellikle de fosforile tau proteini olan p-tau217, Alzheimer tanısında ve diğer demans türlerinden ayrımında son derece yüksek bir doğruluk sunmaktadır. Klinik çalışmalarda p-tau217'nin beyindeki amiloid ve tau patolojisini tespit etmede beyin omurilik sıvısı ve PET taramalarıyla neredeyse eşdeğer hassasiyet gösterdiği kanıtlanmıştır. Bu sayede belden sıvı alma gibi invaziv işlemlere ya da pahalı görüntüleme yöntemlerine gerek kalmadan, sadece kanda p-tau217 ve amiloid oranlarına bakarak hastalığı çok erken evrede ve son derece güvenilir bir şekilde teşhis edebiliyoruz."
♦ "Alzheimer hastalığı oldukça karmaşık bir hastalıktır ve hastalığa neden olan birçok faktör bulunmaktadır. Bunların başında anormal protein birikimleri gelir ki amiloid ve tau denilen proteinler bu hastalıkta biriken ana protein birikimleridir. Bunun dışında oksidatif stresin yarattığı sorunlar, immün sistem bozuklukları, vasküler sorunlar, kalsiyum metabolizma bozuklukları, mitokondrial bozukluklar, glenfatik sistemdeki sorunlar, asetil kolin eksikliği, kolesterol metabolizmasındaki sorunlar, insülin direncinin beyinde artması, sinaptik bozukluklar, mikrobiyata dengesizliği ve de bir takım genetik durumlar hastalığın fizyopatogenezinde rol oynamaktadır. Alzheimer hastalığını karmaşık kılan bunlardan hangisinin tetikleyici hangilerinin de artçı sorunlar olduğunun bilinmemesidir ama gün geçtikçe bulmacada cevaplar çoğalmaktadır."
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:79
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 17 Eylül 2026 08:06 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















