Verdiğimiz zararın farkında mıyız?
Ankara24.com, Hurriyet kaynağından alınan bilgilere dayanarak haber veriyor.
Düşünün ki tekstil demir-çelikten sonra en çok enerji israf eden yani doğalgaz-su harcayan sektör. Birleşmiş Milletler’in (BM) son raporuna göre; moda endüstrisi, küresel karbon emisyonlarının yüzde 10’unu ve küresel atık suyun tam yüzde 20’sini oluşturuyor!
Tabii ki hiçbir şey satın almayalım demiyorum. Ama ne giydiğimizinsatın aldığımızın farkına varalım ve bilerek seçelim. Mesela bugün üretimde çok daha az su-elektrik harcayan teknolojileri kullanan markalar var. ‘Susuz boyama’ ve ‘susuz finish’
(son bitim işlemi) gibi yeni teknolojiler kullanıldığında, bir ayda 4 kişilik bir ailenin tam 43 yıllık su ihtiyacı kadar su tasarruf ediliyor!
Gerçek maliyet
Sadece havaya, suya, toprağa verilen zarardan bahsedemeyiz elbette. Üretim aşamasında diğer canlılara da çok zarar veriliyor. Mesela giydiğimiz bir kazağın yumuşacık yünleri karşılığında bir koyun yara bere içinde kalabiliyor. Doğru şekilde kırpılmazsa... Aynı şekilde aldığınız tişörtü Bangladeş’te bir günde 10 kuruşa çalışan bir çocuk işçi üretmiş olabilir.
Bugün çok şükür ki farkındalığı artan tüketiciler, bir ürünün ‘gerçek maliyeti’ni sorgulamaya başladılar. Asıl maliyetin ödediğim para değil, dünya kaynakları ve üretim sürecine dahil olan canlılar olduğunun farkındalar. Tam da bu yüzden mesela elyaf üretimi için ağaç kullanan birçok tekstil markası artık sadece ‘kendini çok kısa zamanda yenileyen ağaçlar’ı tercih ediyor.
Giydikten sonrası da...
Ne var ki sıkıntı sadece bir kumaşın üretim sürecinde değil. Siz onu giyerken de çevreye ve kendinize ciddi zarar verebilirsiniz. Örneğin petrol türevi olan sentetik malzemeler ucuz oldukları için tercih ediliyor ama teninize zarar vermekle kalmayıp çevreye de ciddi zarar veriyorlar. Çamaşır makinesinde yıkanırken açığa çıkan büyük miktarda mikroplastik, bu yolla suya yani derelere, denizlere dolayısıyla canlılara karışıyor. Biz de suyla ve balıklarla birlikte bu mikroplastikleri içimize alıyoruz.
O giysiyi siz elden çıkardıktan sonrası da başka bir muamma. Bazı kumaşlar doğada kolaylıkla çözünürken, çoğunluğu çok uzun süre kaybolmuyor. Tam da bu yüzden bizler de
markalar da geri dönüşümü kolay kumaşları (pamuk, keten, kenevir, yün gibi) tercih etmeliyiz. Son olarak; ikinci el giyimi teşvik etmek çok önemli. Özellikle e-ticaret aktörlerinin acilen müşterileri buna teşvik etmeleri şart.
Kısacası ‘sürdürülebilirlik’ konusuna topyekûn bakmamız, üretimin ilk adımından son adımına kadar dahil olan her şeyi ve herkesi hesaba katmamız gerekiyor. Her bir parçanın bu zincirin bir halkası ve birbiriyle bağlantılı olduğunu hatırlayarak elbette. O zaman, yani elinizi cebinize bilinçle attığınızda, başka bir dünya yaratmak mümkün.
Adil üretim: Tamamen geri dönüşümlü materyaller kullanan ve atıklardan yeniden giysi üreten (ileri dönüşüm) Reflect Studio’nun kurucu ortağı Eray Erdoğan, şirketin çalışanlarına her yıl kârın yüzde 10’unu dağıttığını söylüyor. Çünkü çevreyi, doğayı, diğer canlıları gözeten bir markanın, o canlılara dahil olan çalışanlarını da düşünmesi gerektiğini vurguluyor.
Tabiatla işbirliği: Gozen Enstitüsü’nün kurucusu Ece Gözen hiçbir bitki ve hayvansal ürün kullanmadan, laboratuvar ortamında bakterilerden vegan deri ve biyoplastik üretiyor. Yani bilim, teknoloji, sanat ve tasarımı harmanlayarak ‘biyotasarım’ yapıyor. İşi “Canlı organizmalarla işbirliği yaparak üretiyorum” diye özetliyor.
Yavaş moda: Moda içerik üreticisi ve stil anlatıcısı Neslişah Kartal “Vintage, ikinci el ve arşiv parçalarını tercih etmemin sebebi; kıyafetin ömrünü uzatmak ve döngüsünü sürdürülebilir kılmak. Eklektik stil yaklaşımımda, elimizdeki parçaları dönüştürerek her gün farklı bir estetik yakalanabileceğini göstermeye çalışıyorum. Bu bakış hem tüketim baskısını azaltıyor hem de özgünlüğe alan açıyor” diyor.
Destekçimiz yapay zekâ: Vogue Türkiye’nin 11 yıl yayın yönetmenliğini yapmış, internet tabanlı bir aplikasyon olan Refabric’in kurucu ortağı ve yönetim kurulu başkanı Seda Domaniç: “Yapay zekâ sayesinde bir kıyafet, bir ülkenin pazarında ne
kadar talep görecekse, ona göre üretim yapmak bugün mümkün. Pazarda karşılığı olmayan bir tasarım, bırakın satışa sunulmayı, artık üretilmeyeceği için de her sezon ortaya çıkan ‘satılmamış kıyafet yığınları’ ortadan kalkacak.”
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:45
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 23 Kasım 2025 07:41 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















