Traktör sektöründe alarm zilleri: Destek var ama cesaret yok
Ankara24.com, Haber7 kaynağından alınan verilere dayanarak açıklama yapıyor.
GİRİŞ 02.02.2026 18:04 GÜNCELLEME 02.02.2026 18:04
İlk Yorum Yapan Sen Ol
Facebook'ta Paylaş X'te Paylaş
Traktör sektöründe destek mekanizmaları kâğıt üzerinde güçlü görünse de, finansmana erişim zorlukları, iklim belirsizliği ve artan maliyetler çiftçinin yatırım cesaretini kırıyor. Gerçek satışların gerilediği, iç pazarın daraldığı ve ihracatın zayıfladığı tabloda sektör 2026’ya temkinli bir umutla giriyor. Cüneyt Ayaz, traktör sektörünün son durumunu Haber7 için değerlendirdi:
İç pazar daraldı, ihracat geriliyor.
Traktör sektörü alarm veriyor.
TÜİK verilerine göre Türkiye yurt içi traktör satışları 2025 yıl sonu itibariyle 40.501 adet olarak gerçekleşti. Bu rakam, bir önceki yıla göre yaklaşık %36 2023 yılına göre ise %48’lik bir düşüşe işaret ediyor. Ortaya çıkan tablo, Türk traktör sektöründe 2019 yılından sonra son 15 yılın en sert satış daralmalarından birinin yaşandığını net biçimde gösteriyor.
2023 yılında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından alınan karar doğrultusunda, Faz 5 motor emisyon standardına geçiş nedeniyle bayi ve fabrika stoklarında bulunan Euro 3 ve 4 traktörlerin 2025 yılında zorunlu olarak tescil edilmesi gerekmişti. Ancak bu tescillerin birçoğu, doğrudan çiftçiye yapılan fiilî satışları yansıtmadı.
Traktörlerin nihai kullanıcıya satılmadan bayiler üzerinden tescil edilmesinin zorunlu hale gelmesi, açıklanan tescil adetlerinin gerçek pazar talebini olduğundan yüksek göstermesine neden oldu. Yani rakamlar yukarıyı gösterirken, sahadaki gerçekler aşağıyı işaret ediyordu.
Buna ek olarak, TARMAKBİR verilerine göre üretimdeki %41’lik düşüşe karşın tescillerdeki gerilemenin %36 ile daha sınırlı kalması, tescil rakamlarının gerçek satışlardan ziyade zorunlu kayıt işlemleriyle şiştiğini ve sahadaki tabloyu tam olarak yansıtmadığını ortaya koymakta.
Bu çerçevede, fiilî satışlar esas alındığında, son 15 yılın en sert pazar daralmalarından birinin yaşandığını da söylemek mümkün.
Diğer taraftan 2025 yılında Türkiye traktör sektörü 15.328 adetlik ihracat gerçekleşti. Bir önceki yılın aynı dönemine göre %10,4 oranında bir gerilemeye karşılık gelmekte. Son dört yılın aynı dönem verileriyle kıyaslandığında traktör ihracat hacminde %23,6’lık bir düşüş dikkat çekmekte.
Traktör tarafında yaşanan daralma, tarım ekipmanları pazarında da kendini net biçimde hissettiriyor. Ekipmanlar tescile tabi olmadığı için ortada kesin rakamlar yok; ancak sahadan gelen bilgiler, ürün grubuna göre değişmekle birlikte pazarda %20 ile %60 arasında ciddi bir küçülmeye işaret ediyor.
Bu gerilemeye baktığımızda; küresel tarım makineleri pazarında da talebin zayıfladığını, başlıca ihracat pazarlarımızda ekonomik çarkların daha yavaş döndüğünü ve artan üretim maliyetlerinin sektörü ciddi biçimde zorladığını açıkça görmek mümkün.
DESTEK VAR AMA CESARET YOKSon yıllarda iklim değişikliği, çiftçinin tarlasında sadece ürünle değil, belirsizlikle de mücadele etmesine neden oluyor. Aşırı hava olayları buğdaydan mısıra, ayçiçeğinden diğer temel ürünlere kadar üretimi ciddi biçimde aşağı çekerken; hemen ardından gelen sert donlar meyve ve sebzede ağır hasarlar bıraktı. Bir yanda don, diğer yanda aşırı sıcak ve ani soğuklar… Zeytin ve fındık gibi stratejik ürünlerde çiftçinin mücadele maliyetini arttırdı.
Kâğıt üzerinde politika faizi şu anda yıllık %37 seviyesinde.
Ziraat Bankası’nın traktör kredilerinde faiz yükünün yarısını üstlenmesi çok önemli bir destek. Ancak sahaya indiğinizde tablo farklı. Krediye erişim, bankalarda karşılaşılan prosedürler ve engeller sektörü zorluyor.
Örneğin traktör kredilerinde yeniden kullanım süresi, geçmişte 1 yılda ancak 5 yılda bire kadar çıktı.
Bu durum çiftçilerin traktör kredisi kullanmak için en az beş yıl daha beklemesini anlamına geliyor.
Sürenin eskiden olduğu gibi borcun bitmesini beklemeden her yıla çevrilmesi.
Ayrıca başta gübre, ilaç, mazot vb. girdi maliyetlerinin artması, çiftçinin ürününü umduğu fiyattan satmakta zorlanması, zamanında alıcı bulamama, bulsa bile ödemenin ötelenmesi
Çiftçiyi frenliyor.
Krediye mesafeli duruluyor ve yeni yatırım kararlarını erteliyor.
Özetli tarla bekliyor, traktör bekliyor; belirsizlik ise yerinde durmuyor.
2026 TRAKTÖR SEKTÖRÜNDE TEMKİNLİ BİR UMUT2026 beklentilerine gelince.
Karamsarlıktan ziyade temkinli bir beklenti hâkim. Üreticisinden bayisine, çiftçisinden
“Traktör sektörü için acaba en kötü geride mi kaldı?” sorusuna cevap arıyor.
Çiftçinin yüksek faiz oranları ve finansmana erişimde yaşadığı zorluklar nedeniyle ertelediği yatırım kararları, finansman koşullarında sağlanacak en ufak bir rahatlamayla birlikte kontrollü biçimde yeniden talebe dönüşebilir. Özellikle tarımsal kredilerde faiz ve krediye erişim tarafında sağlanacak iyileşmeler ile iklim cephesinde yaşanabilecek görece bir normalleşme, sektöre yönelik beklentileri canlı tutarken çiftçinin yeniden traktör bayisinin kapısını çalmasının da önünü açabilir.
Kimse büyük bir sıçrama beklemiyor; ama küçük bir kıpırdanma bile sektör için moral anlamına gelecektir.
TRAKTÖR PARKI VERİLERİTÜİK’in 2025 yılı Motorlu Kara Taşıtları İstatistikleri ’ne göre Türkiye’de traktör parkının ortalama yaşı 24,9 yıla yükselmiş, bu oran bir önceki yıl 24,4 yıl seviyesinde gerçekleşmiştir.
Türkiye’de traktör parkında yaklaşık 2,3 milyon traktör bulunması ilk bakışta yüksek bir rakam gibi görünse de toplam parkın ortalama yaşının 24,9 olması tablonun ciddiyetini gözler önüne seriyor. Mevcut parkın 1 milyon 121 bini 25 yaşın, 640 bini ise 40 yaşın üzerinde; Güvenlik donanımları yetersiz ve yüksek işletme maliyetlerine sahip traktörlerin, verimli ve sürdürülebilir tarımsal üretimi desteklemesi mümkün görünmemekte.
Traktör parkındaki bu belirgin yaşlanma, uzun süredir ertelenen yenileme ihtiyacının hâlen güçlü biçimde varlığını koruduğunu açıkça ortaya koymakta.
İhracat tarafında da tablo benzer. Küresel pazarlarda mucize bekleyen yok; ancak yavaşlayan çarkların yeniden dönmeye başlaması, Türk traktör sektörüne sınırlı da olsa bir hareket alanı açabilir. Kur dengesi, üretim esnekliği ve alternatif pazarlara yönelme çabaları, 2026 yılında ihracatın yeniden toparlanması için eldeki en önemli dayanaklar olarak öne çıkabilir.
SATIŞ YAPILMIŞ GİBİ AMA.Faz 5 standardına geçiş zorunluluğu ile tescil işlemi bayiyle sınırlı kaldı.
Tescil bayide yapıldı ancak piyasaya çıkmadan traktörler ikinci el oldu.
Bu da kâğıt üzerinde traktörler çok satıldığını gösterdi.
Ancak gerçek öyle değil.
Sorunu aşmak için hükümet önemli bir adım attı.
Bundan sonra traktörler Avrupa Euro 5 standartlarına göre üretilecek.
Bir daha tescil sorunu yaşanmayacak.
Fakat, son defaya mahsus belirli markalara sınırlı adette esneklik sağlandı.
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE TARIMIN GELECEĞİBir diğer yandan bu konuya yeterince odaklanılmasa da iklimsel nedenlere bağlı Irak’tan İran’a, Suriye’den Arabistan Yarımadası’na uzanan geniş bir coğrafyada çölleşme artık istisna değil, yeni normal haline geldi. Geçtiğimiz yıl bu ülkeler içinde ciddi nüfus hareketleri yaşanmıştı. Afrika, Orta Doğu, Orta Asya ve kısmen Türkiye’nin güney bölgeleri kuraklıktan doğrudan etkilenecek alanlar arasında yer almakta.
Günümüzde Trump’ın Grönland’ı yeniden gündeme getirmesi de bu çerçevede değerlendirilmeli. İklim değişikliğiyle birlikte Grönland’da, buzulların çekildikçe tarıma elverişli görünen alanlar ortaya çıkması ile Türkiye’nin yaklaşık iki katı büyüklüğünde yeşil alana sahip olacağı ve dünya tatlı su kaynaklarının yaklaşık %10’unu barındıracağı öngörülmekte. Aynı şekilde ABD’nin kuzey bölgeleri ile Kanada, tarımsal üretim açısından çok daha stratejik alanlar hâline gelecektir.
Bu tablo, kuraklığa dayanıklı tarım modellerine geçişin artık bir tercih değil zorunluluk olduğunu göstermekte. Örneğin, özellikle Brezilya ve Arjantin’de yaygın olarak uygulanan anıza ekim yöntemi, ciddi ölçüde girdi tasarrufu sağlamakta ve toprak sağlığını korumakta. Bu uygulamanın, çiftçilere rehberlik edilerek yaygınlaştırılması büyük önem taşımaktadır. Anıza ekimin yanı sıra azaltılmış toprak işleme yöntemleri de verimliliği destekleyen temel unsurlar arasında yer almaktadır.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın bu alanda daha güçlü bir inisiyatif alması, çiftçileri destekleyerek anıza ekim uygulamalarını teşvik etmesi gerekmektedir. Hâlen büyük ölçüde geleneksel üretim alışkanlıklarıyla ilerlenmekte olup, tarım sektörünün değişen iklim koşullarına uyum sağlayabilmesi için çağın gereklerine ayak uydurması kaçınılmazdır. İklim kaynaklı göçler, önümüzdeki yıllarda dünyanın en önemli sorun başlıklarından biri olurken, bazı bölgeler Grönland örneğinde olduğu gibi bu dönüşümden görece olumlu etkilenebilecektir.
SONUÇ: RAKAMLARIN ÖTESİNDE BİR GERÇEKLİKGeride bıraktığımız 2025 yılı, tarım ve ona bağlı tüm sektörler açısından yalnızca ekonomik bir daralma değil; aynı zamanda belirsizliklerin üst üste bindiği, karar almanın zorlaştığı bir dönem olarak hafızalara kazındı. Açıklanan veriler her ne kadar belli bir tablo sunsa da sahadaki gerçeklik çoğu zaman rakamların anlattığından çok daha sert ve karmaşık.
Finansmana erişimde yaşanan güçlükler, artan girdi maliyetleri ve iklim kaynaklı riskler, çiftçinin yatırım iştahını belirgin biçimde törpülemiş durumda. Bugün yaşanan durgunluk, üretimden tamamen vazgeçilmesinden değil; öngörülemezlik nedeniyle ertelenen kararlardan besleniyor. Bu da aslında sorunun geçici olduğunu, ancak doğru adımlar atılmazsa kalıcı hâle gelebileceğini gösteriyor.
2026’ya girerken beklenti büyük sıçramalar değil; daha öngörülebilir bir ortam, daha erişilebilir finansman ve iklim koşullarına uyumlu politikalar. Küçük iyileşmelerin bile güven duygusunu yeniden inşa edebileceği bir eşikteyiz. Çünkü tarımda ve tarıma dayalı sanayide asıl belirleyici olan, yalnızca desteklerin varlığı değil; bu desteklerin sahada karşılık bulabilmesidir.
İklim değişikliği ise artık geleceğe dair soyut bir tehdit olmaktan çıktı, ekonomik ve sosyal dengelerini doğrudan etkileyen bir gerçekliğe dönüştü. Tarım politikalarının yalnızca bugünü kurtarmaya değil, değişen iklim koşullarına uyum sağlayacak yapısal dönüşümlere odaklanması kaçınılmaz.
Sonuç olarak; 2025, tarım ve ona bağlı sektörler açısından zorlayıcı bir yıl olarak geride kaldı.
2026 hâlâ doğru okumalar, sahayı merkeze alan politikalar ve güveni yeniden tesis edecek adımlarla dengelerin yeniden kurulabileceği bir alan sunmakta. Unutulmamalıdır ki tarım yalnızca çiftçinin meselesi değil; tarladan sofraya uzanan bu zincirin sağlıklı işlemesi, toplumun tamamını yakından ilgilendiren hayati bir konu. Bu nedenle üretimi ayakta tutacak, sürdürülebilirliği önceleyecek her rasyonel adım, Türkiye’nin geleceği adına atılmış doğru bir adım olacaktır.
İbrahim Can Haber7.com - Haber Şefi
Editör Hakkında İbrahim Can, 1993'te İstanbul'da doğdu. İnternet haberciliği kariyerine 2011’de başladı. İki yıla yakın küçük ölçekli sitelerde çalıştıktan sonra, 2012'nin Ekim ayında yenisafak.com'a başladı. 6,5 yıl çalıştığı yenisafak.com'da Gündem, Eğitim, Hayat, Dünya, Spor ve Video kategorilerinde çalıştı. Bir süre akşam sorumluluğu yaptı. Son olarak Ana Sayfa Editörü oldu. 2019'un Haziran ayında Haber7'de Gündem Editörü olarak göreve başladı. Hem Haber7 hem de Yeni Şafak'ta kültür sanat, eğitim ve siyaset alanları başta olmak üzere birçok alanda özel haber, infografik ve video hazırladı. Hala Haber7'de Haber Şefi olarak çalışmalarına devam etmektedir.
YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL
GÖNDER
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:68
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 02 Şubat 2026 18:05 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















