Terörsüz Türkiye süreci ve komisyonun nihai raporu Turgay Yerlikaya
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi yayımlıyor.
Terörsüz Türkiye projeksiyonunun konuşulduğu ilk günden bu yana hem mental hem de siyasi olarak önemli bir mesafe kat edildi. Saha pratikleri cihetinden özellikle Suriye’deki gelişmeler, sürecin önündeki engelleri kaldırdığı gibi sürece olan inancı tahkim etti. Bir devlet projesi olarak gündeme gelen ve tedrici biçimde siyasal alanın konusu haline gelen bu sürecin önemli kilometre taşlarından biri de meclis komisyonu idi. Sürecin yol haritasına dair normatif bir çerçeve iddiası da olan komisyonun nihai raporu, benzer bir tema üzerine farklı siyasi partilerin müzakere edebildiği gerçeğini de göstermiş oldu.
Rapora altlık teşkil eden ve her bir partinin müstakil olarak kaleme aldığı çerçevelerde de görüldüğü üzere geçiş sürecine dair yapılacak düzenleme önümüzdeki günlerin en kritik konu başlığı. Yasal bağlama ilişkin çalışmaların yapılabilmesi için komisyonun işaret ettiği kritik eşik ise münfesih terör örgütünün silah bırakma sürecinin güvenlik birimleri tarafından tescil edilmesi. Objektif bir değerlendirme ile tespiti hedeflenen bu pratik durumun hemen ardından gündeme gelecek konu ise amaca matuf geçici bir hukuki düzenlemenin yapılması.
Bu konuda da oldukça ihtiyatlı bir tutum takınan komisyon, nihai raporunda, yapılacak yasal düzenlemenin maşeri vicdanı rahatsız edecek biçimde olmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Bunun bir af ya da cezasızlık olmadığını ifade eden nihai rapor, sürecin başından bu yana toplumsal anlamda oluşabilecek tedirginlikleri izale etmek için de önemli bir çaba sarf etti. Nitekim AK Parti ve MHP’nin parti raporlarında, ısrarla kırmızı çizgiler üzerine vurgular yapılmış ve geniş toplumsal kesimlerin rızası gözetilmişti.
Terör örgütü üyelerinin silahları bırakmasının ardından tabi tutulacakları yasal düzenlemeyi güçlendirmek adına önerilen toplumsal bütünleşme süreci de oldukça dikkat çekici. Bu süreçte eğitim, istihdam ve psikososyal destek programlarının tavsiye edilmesi, hem bireylerin toplumla bütünleşmesini temin edecek hem de bölgesel kalkınmaya ekonomik ve sosyal açıdan katkı sağlayacaktır.
TÜRKİYE MODELİ VE DEMOKRATİKLEŞME ÇAĞRISI
Sürecin Türkiye’ye özgü yanlarının da ele alındığı bu metinde, Türkiye Modeli’nin sacayakları da ayrıntılı biçimde vurgulanmaktadır. Dış Müdahale ve hakemliğin reddi, sürecin meclis merkezli ilerleyişi, salt güvenlik odaklı değil çok boyutlu bir yaklaşımın esas alınması ve terör örgütünün kendisini feshetmesi gibi parametreler, söz konusu modelin ayırt edici özellikleri olarak öne çıkarılmaktadır.
Komisyonun nihai raporunda dikkat çeken ve kısmen sürecin kendisinden bağımsız olarak değerlendirilmesi gereken kısmı, demokratikleşme ile ilgili öneriler bölümü. Bu yönde önerilerde bulunmayı komisyonun bir görevi olarak kabul eden ilgili aktörler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kararlarının bağlayıcı olduğu üzerine bir hatırlatma yapmaktadır. Bu konuda Avrupa Konseyi üye ülkeleri ile mukayese yapılan raporda, Türkiye’nin komisyon üyesi ülkelere oranla AİHM’in kararlarını uygulamada çok daha hassas olduğu vurgulanmakla birlikte bu oranın çok daha yukarılara taşınabileceği ifade edilmektedir. İfade özgürlüğü, infaz düzenlemesi ve siyasi etik konusunda da önerilerde bulunan rapor, genel bir demokratikleşme çıtası oluşturmak adına farklı alanları içeren bir yol haritası ortaya koymaktadır.
Raporun bu başlık altındaki en dikkat çekici bölümü ise kanaatimce yerel yönetimlere yönelik reform çağrısıdır. İdari sistemin daha demokratik ve hukuki standardı daha yüksek olacak şekilde organize edilmesini tavsiye eden rapor, bu konudaki muğlaklığı artırmaktadır. Net ve çerçevesi çizili olmayan bu reform çağrısının içeriği konusunda çok daha fazla tartışmaya ihtiyaç olduğu açık. Raporun yerel yönetimler kısmında önerdiği bir diğer husus ise “başkanın kanunda yer alan sebeplerle görevden el çektirilmesi durumunda sadece belediye meclisi tarafından seçim yapılması hususunda mevzuatın düzenlenmesi” dir. Bu öneriden terörle mücadelenin bir boyutu olarak süregelen kayyum politikası ile ilgili eleştirilerin dikkat alındığı gibi bir sonuç ortaya çıksa da daha geniş düzlemde teröre alan ve imkan sağlayan siyasal alan gerçeğini hatırda tutmakta fayda var.
Bir bütün olarak sürecin taşıyıcı aktörleri olarak öne çıkan AK Parti ve MHP’nin yanı sıra siyaset alanındaki sorumluluğu paylaştıran komisyonun, kısmi şerh ve itirazlara rağmen ortak bir rapor üzerinde mutabık olması önemli bir başarı. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un da yapıcı tavrı ile mesafe kat eden komisyon, kendisi ile ilgili misyonu tamamlamış gözüküyor. Bundan sonraki süreçte özellikle komisyonda yer alan siyasi partilerin daha kararlı bir tavırla süreci yönetmeleri ve terörsüz Türkiye’yi gerçekleştirmeleri beklenmektedir. Öcalan’ın da bağlayıcı metin olan 27 Şubat tarihli çağrıyı sahiplenmesi ve muğlaklığı artırıcı yeni açıklamalardan kaçınması gerekmektedir. Son açıklamasında da yoğun bir retorik ile cümleleri sofistike hale getiren Öcalan’ın, Marx’ın, Hegel’in diyalektiğine yönelik hesaplaşmasından mülhem atıflar yerine Türkiye’nin tarihsel gerçekliğine uygun bir düşünce zeminine yaklaşması çok daha isabetli olacaktır.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:80
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 23 Şubat 2026 04:02 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















