Tek sorun Venezuela nın ABD çizgisinde olmaması Dünya Haberleri
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak duyuru yapıyor.
Atlantik üzerinden yaptığı seferi tamamlayıp yerlilerce Abya Yala olarak bilenen Amerika’nın sömürgeleştirilmesinin yolunu açan soykırımcı Kristof Kolomb, zengin ve çok güzel bitki örtüsü nedeniyle “Yeryüzündeki cennet” olarak tanımlamıştı. Nobel Barış Ödülü sahibi ama soykırımcı İsrail destekçisi muhalefet lideri María Corina Machado ise “Lütuf ülkesi” olarak tanımlıyor, bugünlerde yoğun bir şekilde gündeme düşen Venezuela’yı.
ABD, uluslararası hukuku çiğneyerek Venezuela’ya müdahale etti ve seçimle işbaşına gelmiş olan Nikolas Maduro ve eşini kaçırdı.
ABD ile Venezuela’nın karşı karşıya gelişi yeni değil. Bunu anlamak için biraz tarihi arka plana bakmak gerekiyor.
KÜÇÜK VENEDİK
Venezuela ismi İtalyanca “Veneziola” kelimesinden kaynaklanmakta ve “piccola Venezia” yani “Küçük Venedik” demektir. Bu ismi, Maracaibo Gölü'nde yerlilerin kazıklar üzerine inşa ettiği evleri gören ve bunların Venedik'i anımsattığını düşünen Amerigo Vespucci vermiştir.
İSPANYA SÖMÜRGE DÖNEMİ
Venezuela toprakları, 1522’de İspanya tarafından sömürgeleştirilmiştir. İspanyolların Meksika’dan başlayıp Orta Amerika (hatta bugünkü ABD topraklarının batısı ve güneyinin önemli bir kısmının) üzerinden tüm Güney Amerika’da 19. yüzyılın başlarına kadar süren ve dışarıdan yerleşimleri de içeren, bir sömürge dönemi olmuştur. Bu kuşaktaki 20 ülkenin resmi dilinin İspanyolca olması, işte bu sömürge döneminin bir mirasıdır.
SİMON BOLİVAR’IN DAMGASI
Birçok Latin Amerika ülkesinde “Kurtarıcı” olarak isimlendirilen, Amerika'daki İspanyol egemenliğine son vermeye yemin etmiş Simon Bolivar önderliğindeki Venezuela, bağımsızlığını 1811 yılında İspanya’yı yenerek kazanmıştır. 1821’de Bolivar başkanlığında Kolombiya, Venezuela, Ekvator, Peru, Panama’nın dahil olduğu Büyük Kolombiya Cumhuriyeti kurulmuştur. Simon Bolivar’ın ideali bütün Latin Amerika ülkelerini, “Birleşik Latin Amerika Devleti” altında federal bir çatı altında birleştirmek olsa da 1830’da ölmesinin ardından Büyük Kolombiya dağılmış, Bolivar’ın ideali gerçekleşememiştir.
TAM BAĞIMSIZ VENEZUELA
1830 yılı ocak ayında Büyük Kolombiya Cumhuriyeti’nden ayrılan Venezuela 1958 yılına kadar sürekli darbe ve askeri yönetimlere sahne olmuş, bu tarihten sonra ülkede demokratik sisteme geçilmiş, ülke kesintisiz hükümetlerle yönetilmiştir. Hugo Chavez’in işbaşına gelmesine kadar da ABD'nin Latin Amerika’daki en önemli müttefiki olmuş, ABD tarafından Latin Amerika’nın model ülkesi olarak lanse edilmiştir.
HUGO CHAVEZ İLE DEĞİŞEN DENGELER
ABD öncülüğündeki küreselleşme dolayısıyla borç batağına saplanan Latin Amerika ülkeleri, 1990’lı yıllarda Bolivarcılık ideolojisine sığınmaya başladılar. Hugo Chavez bunun en canlı örneği idi.
1998 seçimlerini kazanan Hugo Chavez’in başkanlık dönemi Venezuela-ABD ilişkilerinde bir dönüm noktası oluşturdu. Chavez antiemperyalist mücadelenin simgesi olan Bolivarizmi diriltti, bu sefer İspanyollar değil de ABD aleyhine. Bolivarizm çizgisine yakın siyasetçiler Latin Amerika’da Brezilya, Arjantin, Uruguay, Bolivya ve Ekvator’da da işbaşına geldiler.
HALKI İÇİN ÇALIŞTI
Latin Amerika’nın emperyalist güçler tarafından sömürüldüğüne inanan Bolivarcı Chavez, birçok zengin tabii kaynak üzerinde ve hatta adeta bir petrol okyanusu üzerinde oturan ülkenin tabii kaynaklarına sahip çıktı. Petrolün millileştirilmesi ABD’yi çok rahatsız etti. Chavez, 2007’de Orinoco petrol yataklarındaki projeleri kontrol altına alınca, ABD’li şirketler ExxonMobil, Conoco Phillips ülkeyi terk edip dava açarak tazminat istediler.
ÜLKEDE REFAH ARTTI
Petrol fiyatlarının yükselmesinin de katkısıyla Venezuela ekonomisi yüzde 47,4 büyüdü. Ülkede toprak reformu yapılıp tarıma önem verildi. Sosyal hizmetlerin bütçesi artırıldı, binlerce okul yapılıp öğretmen sayısı 5 katına çıkarıldı. Okuma yazma yaygınlaştırıldı. Ücretsiz üniversiteler kuruldu. Yoksulluk yüzde 7’lere kadar geriletildi. Nüfusun neredeyse tamamına temiz su sağlandı. Ucuz toplu konut yapıldı, sağlık hizmetleri iyileştirildi, benzin, elektrik, gaz, su ve iletişim bedavalaştırıldı. Yoksul halk desteklendi.
Refahın halka yayılması ile Venezuela Bolivarcı idare altında bir örneklik oluşturmaya başladı.
Chavez’in çabaları sadece ülke içi ile de sınırlı kalmayacaktı.
DIŞARIYA YÖNELİK ADIMLAR
Chavez önderliğindeki yeni Venezuela içeriyi düzene sokmakla iktifa etmedi, antiemperyalist söylem ile ABD hegemonyasına karşı çıktı. Neoliberal ekonomiyi eleştirdi. OPEC’de etkili oldu. İslam ülkeleri, Rusya, Çin ile iyi ilişkiler geliştirme yolunda adımlar attı, Filistin’in savunucusu oldu. ABD’nin dahil olduğu Latin Amerika ile ilgili anlaşmalardan çekildi.
Latin Amerika'da bölgesel entegrasyonun sağlanması için şifresiz yayın yapan bölgesel televizyon ve radyo kanalı kurdu.
Kredi vermede şartlar dayatan Dünya Bankası ve IMF’ye alternatif olarak Latin Amerika ülkeleri ile birlikte Bankosur’u kurdu. Bankosur bölgesel bağımsızlık ve dahili kalkınmayı sağlama girişimini de temsil etmekte idi.
ABD HEGEMONYASINA ALTERNATİF BİR GÜÇ OLUŞTURMA
Chavez ülkesinin egemenliği için içeride çalışmakla kalmamış, bölgede de ABD hegemonyasına alternatif bir güç oluşturma çabalarına başlamıştı. İdeolojik karşıtlık üzerinden ABD’ye karşı bir cephe açmakla kalmayıp bölgesel birlikteliklerle bu cepheyi genişletmek istiyordu.
Bu istikamette Latin Amerika için Bolivarcı İttifak ALBA, Güney Amerika Ulusları Birliği UNASUR, Latin Amerika ve Karayipler Devletleri Topluluğu CELAC gibi bölgesel örgütlerin kurulmasına önayak oldu.
Bu örgütlerin hepsi ABD'nin benzer örgütlerine alternatif oluşturuyordu.
ABD TEHDİT ALGILADI
Chavez’in hem ülke içindeki hem de dışındaki icraatları, Kuzey ve Güney Amerika’yı içeren Batı Yarıküreyi kendi tek nüfuz alanı ve “arka bahçesi” olarak gören ABD’yi oldukça rahatsız etti ve Chavez’i bölgesel bir tehdit olarak algıladı. ABD’li yetkililer onu tehdit ve tehlike olarak nitelediler.
MONROE HAKİMİYET DOKTRİNİ DEVREDE
1823 Monroe doktrinine göre, yabancı güçlerin Amerika kıtasına herhangi bir müdahalesi, Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı potansiyel olarak düşmanca bir eylemdir. Batı Yarımkürenin Alaska’dan Patagonya’ya kadar daima ABD kontrolünde olması gerekir.
ABD'nin 26’ncı Başkanı Theodore Roosevelt 1904’te doktrine “Orta ve Güney Amerika’da bir devlet ABD'nin güvenini kazanamazsa ABD müdahale edecektir” ilavesini yaptı. Monroe Doktrini esasen pasif olsa da 20’nci yüzyılda daha özgüvenli bir Amerika Birleşik Devletleri bölgesel jandarma rolünü üstlenmeye istekliydi. Uzun vadede Roosevelt eki, Batı Yarımküre ile Avrupa arasındaki ilişkilerle pek ilgili olmasa da Küba, Nikaragua, Haiti ve Dominik Cumhuriyeti'ne ABD müdahalesini haklı çıkarma enstrümanına dönüştü.
Monroe doktrinine Trump da bir ek yaptı: “Batı Yarımküre siyasi, ekonomik, ticari ve askeri olarak ABD tarafından kontrol edilmelidir.” Dolayısıyla, özünde Avrupalı güçlerin bölgede nüfuzunu engellemeye yönelik doktrin, tüm yarımkürenin ABD tarafından her tür kontrol edilmesine dönüştürüldü.
Venezuela ile ilgili işte bu doktrin çalıştırılmaya başlandı.
CHAVEZ SONRASI
Bolivarcı görüşü dirilterek ABD’ye kafa tutan Hugo Chavez 2013 yılında 58 yaşında kanserden hayatını kaybetti. Kansere yol açan bazı müdahalelerle öldürüldüğünü öne sürenler de oldu.
MADURO DÖNEMİ
Chavez gibi Nicolas Maduro da hep seçilerek devlet başkanlığını yürüttü. Selefinin yolunda yürümeye devam etti ama ABD tarafından daha büyük müdahalelere maruz kaldı. Maduro’ya karşı “yapıcı kaos” metodu devreye sokuldu. İstikrarsızlaştırma başlatıldı. Medyatik, askeri, ekonomik, diplomatik saldırı enstrümanları kullanıldı.
Obama 2015 yılında Washington’ın çıkarları açısından Venezuela’yı “ulusal güvenliğe sıra dışı tehdit” olarak ilan etti. Trump ilk döneminde Maduro’yu diktatör ilan etti, ekonomik, mali ve ticari abluka uygulamaya başladı. Yaptırımlar ülkeyi felç etti. Ülke milyonlarca göç verdi. Dış müdahale Chavez ölene kadar başarılı olmadı. Ama yaptırımlar, engellemeler ve müdahaleler nedeniyle Maduro’nun Chavez’in gösterdiği başarıyı gösteremediğini belirtmek durumundayız.
ABD DÜŞMANLIĞININ SEBEPLERİ
Trump’ın ilk başkanlık döneminde sarf ettiği “Savaşmak zorunda olduğumuz ülke budur ve hemen arka bahçemizdedir” ifadesi, bize önemli bir ipucu vermektedir.
Öncelikle Bolivarcılar ideolojik olarak ABD’nin karşısındadır. ABD onların Venezuela’da bir örneklik oluşturmalarının önünü almak istemiştir. Bolivarcıların anti-Amerikan ideolojilerini yaymak istemeleri, ABD karşıtı güçleri örgütlemeleri, Obama’nın da ifade ettiği gibi ABD açısından “ulusal güvenliğe sıra dışı tehdit” oluşturmaktadır. ABD kendisine karşı bölgede jeopolitik bir blok görmek istememektedir.
Ülkenin Çin, Rusya, Türkiye ve İran’a açılması da Monroe doktrini ile ilişkilendirilmektedir.
Ülkedeki oldukça zengin petrol, gaz, altın, elmas, demir, alüminyum hammaddesi boksit ve stratejik koltan madeni gibi trilyon dolarlara ulaşacak tabii kaynaklar, ABD'nin iştahını kabartmaktadır. Tatlı su kaynaklarını da unutmamak gerekir.
Bu çoklu nedenlerden dolayı ABD, Bolivarcıları bitirmek ve kurulacak yandaş bir hükümetle hem ulusal güvenlik, daha doğrusu hegemonyasına tehdit olarak gördüğü ideolojik bir rakibini saf dışı edip, ülkedeki tabii kaynaklara çökmek istiyor. Böylece, Batı Yarımküre dışı aktörleri de kendi kontrolünde tutabilecektir.
ASIL SORUN
Venezuela’da asıl sorun, Chavez zamanından beri antiemperyalist Bolivar doktrinini diriltmek, yaymak ve benzer reflekslere sahip güçleri organize etmek isteyenlere karşı Monroe doktrini üzerinden, özellikle de Theodore Roosevelt döneminden beri, Batı Yarımküreyi dizayn eden ABD'nin bu düşman gördüğü süreci, Trump eliyle kinetik bir şekilde durdurma girişimidir. Sorun Venezuela yönetiminin, ABD’nin belirlediği çizgide gitmemesidir. Bu yönetimin gönderilip uyumlu bir yönetimin getirilmesi ile tabii kaynaklar bonus olarak ABD'nin kucağına zaten düşecektir.
Bolivarcıların Filistin yanlısı tavırlarından hareketle ABD'nin askeri müdahalesindeki siyonist boyut unutulmamalıdır. Ve hatta, belki ileride ortaya çıkacaktır, müdahalede ABD-İsrail iş birliği de gözardı edilmemelidir.
Venezuela’da olanlar, Trump’ın bir sonraki aşamada gözünü Grönland’a diktiği bir dönemde, önemli bir laboratuvar işlevi görmektedir ve dost-düşman herkes tarafından ve çok incelikle analiz edilmesi gerekir.
Bolivar-Chavez ruhu bu yeni dalga emperyalist stratejiye ne kadar direnebilecek, zaman gösterecek.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:87
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 09 Ocak 2026 11:30 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















