Ankara24.com
close
up
Menu

TIR kabininde yıllarca süren çocuk istismarı deşifre edildi: Savcılık idam istedi

Neyi, ne zaman, ne kadar yiyorsunuz?

SPD li Karaahmetoğlu: AfD nin oy patlaması Almanya da cehennemin kapılarını araladı

Balkanlarda denge değişiyor! 18 adet K239 Chunmoo satın alacaklar

Açık ara favori... Sporting Galatasaray maçı öncesi sürpriz: Gözler Şampiyonlar Ligi nde Fanatik Gazetesi Galatasaray (GS) Haberleri Spor

Başkan Yetişkin, Kuva yı Milliye Mücahitler Derneği Aydın Şubesi nin hizmet binasını açtı Aydın Haberleri Habertürk Yerel Haberler

Denizin dibinde unutulan 121 bin ton boru parçalanmaya başladı Sözcü Gazetesi

Rize Çamlıhemşin de Eylül karı Kaçkar ve Altıparmak Dağları nı beyaza bürüdü

Adidas tek ayakkabı reklamı sonrası özür diledi

İşsizlik maaşına esnek çalışma ayarı

KBÜ lü Hyperloop takımı geleceğin ulaşım teknolojileri için çalışıyor Karabük Haberleri Habertürk Yerel Haberler

İki yılda 158 milyon kronik hastalık taraması yapıldı

Bir ilk! Cristiano Ronaldo ve Messi aynı takımda oynayacak

Kocanın selamı var dedikten sonra dehşet saçtı: 2 kadın ayaklarından vuruldu Sözcü Gazetesi

Trump, 4 ülkeyi ABD toprağı olarak gösterdi Dış Haberler

İran dan yeni Hürmüz kararı! Yakında diyerek duyurdular

Kablo döşenirken tesadüfen bulundu: 3 bin yıldır toprağın altında saklı kalmış Sözcü Gazetesi

Silivri deki gemi kazasının bulunduğu bölgede çalışmalar sürüyor

Kastamonu’da bulundu: 2 bin yıllık Eros başı

Canlı yayında dehşet! İsrail saldırısının hedefi Lübnanlı muhabir oldu

‘Tarihçiler barış çağlarının kitabını yazmaz’

‘Tarihçiler barış çağlarının kitabını yazmaz’

Ankara24.com, Hurriyet kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi yayımlıyor.

Psikolog ve yazar Gündüz Vassaf yeni kitabı ‘Günlük Yaşam Felsefesi-Şimdiye Övgü’de yine alışılmış düşünme biçimlerini sarsma niyetinde. Duru Uslu’nun kendisiyle yaptığı nehir söyleşilerden oluşan kitapta Vassaf için felsefe; akşam yürüyüşlerine, dost sofralarına, şehir kalabalığına, gündelik hayattaki en sıradan anlara sızan bir düşünme biçimi. Vassaf’la yaptığımız söyleşide neden ‘biz’ olmayı unuttuğumuzu, büyük şehirlerin insan ruhunda açtığı yaraları ve belirsizlikle yaşamayı neden yeniden öğrenmemiz gerektiğini konuştuk.

Bu kitabı yazmaya nasıl karar verdiniz?

Galiba sadece bu değil, hiçbir kitabımı yazmaya karar vermedim. Hep kendiliğinden gelen tesadüfler... Fakat burada ilk defa ömrümde “Bize bir kitap yazar mısın” çağrısı geldi. Teklif bana cazip geldi. Birisiyle konuşmak istedim ama genç birisiyle konuşmak istedim. O arada Duru Uslu’yla tesadüfen tanışmıştık. Onunla Nâzım Hikmet kamplarındada beraber olmuştuk. Bir dansı başlamıştı zaten gözlerimizde tanışıklığın. Böylece başladı söyleşi ve yer değiştirerek bir yıl kadar sürdü.

‘Gençler yalnız’

Hayatın hızlı koşuşturmasında insanlar sürekli geçmişle gelecek arasında sıkışıyor. Sizce şimdiyi kaçırmamızın
en temel nedeni ne?

Alışkanlık, tekrar, tekrarda güven hissetmek. Farklı bir şey yapmaktan korkmak. Yani farklılığımızı düzenin sınırları içinde farklı renkli ayakkabılar giyerek, sağ ayağındaki çorabın sol ayağındaki çoraba benzememesini sağlayarak, ki o da artık moda oldu, göstermeye çalışıyoruz. Hatta ayağında bir pabuç, öbür ayağında başka bir pabuç giyenler bile türemeye başladı. Ama bu farklılık değil. Bu dikkat çekmek. İnsan kendi farklılığıyla dikkat çeker. Farklı bir ses çıkararak, hayata farklı bir renk vererek...

“Paylaşmaya mecbur değilsin gördüğün her şeyi. Rüyanda sincaplarla konuştuğunu kimseyle paylaşmaya mecbur değilsin. Çok ilginç diye” demişsiniz... Neden bu kadar her şeyimizi sosyal medyada paylaşmaya başladık?

Bir ‘Ben, ben, ben’ var değil mi... O kadar çok ‘ben’ kelimesini kullanıyoruz ki bizi unuttuk neredeyse. Biz sadece yapay aitliklerimizde var... “Biz Fenerbahçeliler, biz Galatasaraylılar”... Fakat orada konuşurken de yine ben diyoruz: “Ben olsam takımı böyle kurardım. Hayır, ben olsam şunu yapardım.”  Hep bir ben var ve hep bir farklılık var. İnsan sosyal bir hayvan. Ben diye kükreyen bir hayvan değil. Fakat o bizi unuttuk. Takım olmayı unuttuk, biz olmayı unuttuk. Zaten düzen de biz olmamızı istemiyor. Tüketim tercihlerimizi, bizi bölmek istiyor.

“New York metrosunda itilme korkusuyla sırtını duvara yaslayanlar gördüm” diyorsunuz ve bu durumu toplumsal patolojiyle ilişkilendiriyorsunuz...

Fakat bu yine türümüzün bir özelliği değil. Kentlerin özelliği, büyük şehirlerde yaşamanın özelliği. Fareleri bile kapana koyduğunuz zaman birbirlerini yemeye, öldürmeye başlıyorlar. Şehirlerde insan saldırgan oluyor, depresyona giriyor, uykusuz oluyor, intihar ediyor. Şehirlerde anonim cinayet oluyor. Şehir, türümüzün kurduğu en sağlıksız yaşam biçimi ve bu saldırganlık buradan kaynaklanıyor. İstanbul’da bir hafta araba kullanmak kaç kişiyi neredeyse katil olabileceği konumuna getiriyor. Yani bu şehrin insanı patolojik bir insandır. Ve bunu şuradan biliyoruz, o şehir düzenini kuran egemenler, zenginler şehir dışına kaçıyor.

Gündemimizde okul baskınları gibi üzücü olaylar var. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bütün bunlar eğitim sisteminin aksamasıyla, okula bir aitlik hissetmemekle ve asi gençlerin biraz kalburüstü olması, kahramanlaşmasıyla, ‘Ben bu okulu takmam, ben bu hocayı takmam’ demesiyle; o tatminsizlik bir olay çıkarmaya, o kişinin kahramanlaşma arzusuna kadar gidiyor. Çünkü hiçbir yerde kendisini duyuramıyor. Spor yapmıyor, takımda golcü olmuyor, film çeviremiyor, sosyal medyada dost bulamıyor. Tek başına kalınca sistemin de dışında. İntihar eden çok, depresyonda olan çok. Bunların bir kısmının da saldırgan olması kaçınılmaz. Asıl üstünde durmamız gereken o yalnızlık. Yani sistemin gençleri ittiği yalnızlık.

İnsanlarda ‘Üçüncü Dünya Savaşı’ çıkacağına dair bir endişe var. Sürekli yeni çatışmalar da yaşanıyor. Siz bugünkü savaş ortamını ve Amerika’nın İran üzerindeki politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Amerika’nın İran üzerindeki durumu 40 yıldır böyle. Değişen bir şey yok. Yaşadığımızı çok abartıyoruz. Son birkaç yüzyıla bakarsak savaşlar giderek azalıyor, çoğalmıyor. Ama biz çok abartıyoruz. Halbuki türümüzün tarihinde nice barış dönemi var. Japonya’da bir 250 yıllık samuray dönemi var, İspanya’da Endülüs dönemi var. Bu barış çağlarından aslında çok var. Hiç söz edilmez. Tarihçiler barış çağlarının kitabını yazmaz. Ancak iş savaşa gelince yazmadan edemezler. Kütüphanelerde savaş kitapları yüzlerce, barış kitabı bulamazsınız.

“Neyi yapmaktan keyif alacağım” sorusuyla güne başladığınızı söylüyorsunuz. Size neler yapmak keyif veriyor?

Sıradan bir gün olacaksa genellikle uzun zamandır yapmadığım bir şey yapmaya vakit ayırıyorum. Mesela hiç gitmediğim bir kitapçıya gitmek veya yeni bir mahallede azıcık yürümek, bir arkadaşımı aramak... Alışılagelmişin dışında bir şey yapmak o gün için bana bir ışık veriyor. Yeni biriyle konuşarak onu da kendimi de mutlu etmek. Şu bile olabilir: Bilgisayardan 15 dakikalığına Hawaii’ye hayali bir yolculuk bile yapabilirsiniz veya safariye gidebilirsiniz Kenya’da. Çok kolay bunları yapmak. Ama bunu yapacağımıza tekrar
aynı şeyleri yapıyoruz. Tekrar, hayatımızda mutluluğa değil, tam tersine mutsuzluğa yol açıyor.

‘Vakit en kıymetli şey’

Kitapta en sevdiğim söz: “Kediden, martıdan, sincaptan öğreneceklerim var. Onların canlarının sıkıldığını görmedim.” Can sıkıntısı konusunun sık sık altını çiziyorsunuz...

Kendimize en büyük hakaret ‘Canım sıkılıyor’ demek. Yıllar önce ada vapurundayım, kitap okuyorum. İki kişi çekirdek çitliyorlar. Bana da ikram ettiler. Bir-iki kere sordular, teşekkür ettim, üçüncüsünde “Vakit geçer” dediler. Vakit en kıymetli şeyimiz. Vakti geçirmeye çalışmak büyük bir hakaret. Halbuki geçenlerde Floransa’daydık, evimizde akşam yemeğine misafirimiz var, 90 yaşında bir İngiliz... Sofra sonrası lokum ikram ettim ona. Tozu genzine takıldı, öksürdü. Bir 20-30 saniye sonra kendine geldi ve o öksürmesinin 30 saniyesi için “Ne kadar büyük bir zaman kaybıydı, değil mi” dedi. Çünkü o zamanın kıymetini çok iyi biliyor. Canım sıkılıyor demek o zamanı boşa harcıyoruz demek. Kendimizi öldürüyoruz demek. İnsanın kendisine yapabileceği en büyük hakaret.

‘Belirsizliklerle dans edebilmeliyiz’

Doya doya, tadını çıkararak yaşamak için neler yapmak lazım?

Mesela anneniz, babanız sağsa bir teşekkür edin onlara. Onlar sizin doğum gününüzü kutlayacağına, sizi doğurdukları için teşekkür edin. Çünkü onlar olmasaydı siz âşık olamayacaktınız.

Sıradan hayatınızda her gün dünyaya farklı bakmanızı sağlayacak yürüyüşler yapabilirsiniz. Sol tarafından yürü bugün yolun, ertesi gün sağ tarafından yürü. Bir gün sadece insanların ayakkabılarının renklerine bak. Çok farklı dünyalar geçecek sizin yanınızdan. En sıradan bir şeyi zenginleştirebiliriz. Bizim bakışımıza bağlı.

Kendimizi tanımaya çalışıyoruz. Yeter, yetti gayrı. Hâlâ tanıyamadık kendimizi. Ama başka canlıları tanıyalım. Belki onları tanıyarak kendimizi daha iyi tanıyabiliriz. Mesela denizatı... Dişi yumurtalarını erkeğe veriyor, erkek doğuruyor. O zaman bu doğallığı görebilirsek, sen o musun bu musun, tartışmaları bırakıp her şey bize doğal gelecek. Normal diye bir şey yok. Normal, düzenin bize bir şey satabilmek için kurduğu ölçüler.

Belirsizlikten neden bu kadar korkuyoruz?

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra oldukça belirli bir düzende yaşamaya başladık. Fakat düzenin çivisinin çıkmasıyla çok belirsiz bir düzene girdik. O aitlikler artık tutmuyor. Ama Trump gibi popülistler hâlâ 200 yıl öncesinin ulus-devlet propagandasını yapıyor, eskiye bir özeniş sunuyorlar. Halbuki belirsizlik doğanın kanunu zaten. Yaşam belirsiz. Her an değişiyoruz. O belirsizlikten kaçıp sabitlere sığınacağımıza o belirsizliğin keyfini yaşayabilmeliyiz. Belirsizlikle dans edebilmeliyiz.

Durumu takip etmeye devam edin, Ankara24.com her zaman en yeni haberleri sunuyor.
seeGörüntülenme:113
embedKaynak:https://hurriyet.com.tr
archiveBu haber kaynaktan arşivlenmiştir 26 Nisan 2026 07:43 kaynağından arşivlendi
0 Yorum
Giriş yapın, yorum yapmak için...
Yayına ilk cevap veren siz olun...
topEn çok okunanlar
Şu anda en çok tartışılan olaylar

TIR kabininde yıllarca süren çocuk istismarı deşifre edildi: Savcılık idam istedi

08 Eylül 2026 00:29see176

Neyi, ne zaman, ne kadar yiyorsunuz?

07 Eylül 2026 07:03see172

SPD li Karaahmetoğlu: AfD nin oy patlaması Almanya da cehennemin kapılarını araladı

07 Eylül 2026 18:56see143

Balkanlarda denge değişiyor! 18 adet K239 Chunmoo satın alacaklar

08 Eylül 2026 00:56see142

Açık ara favori... Sporting Galatasaray maçı öncesi sürpriz: Gözler Şampiyonlar Ligi nde Fanatik Gazetesi Galatasaray (GS) Haberleri Spor

08 Eylül 2026 07:49see142

Başkan Yetişkin, Kuva yı Milliye Mücahitler Derneği Aydın Şubesi nin hizmet binasını açtı Aydın Haberleri Habertürk Yerel Haberler

07 Eylül 2026 20:39see142

Denizin dibinde unutulan 121 bin ton boru parçalanmaya başladı Sözcü Gazetesi

07 Eylül 2026 19:22see141

Rize Çamlıhemşin de Eylül karı Kaçkar ve Altıparmak Dağları nı beyaza bürüdü

08 Eylül 2026 08:12see141

Adidas tek ayakkabı reklamı sonrası özür diledi

08 Eylül 2026 00:48see140

İşsizlik maaşına esnek çalışma ayarı

08 Eylül 2026 07:28see140

KBÜ lü Hyperloop takımı geleceğin ulaşım teknolojileri için çalışıyor Karabük Haberleri Habertürk Yerel Haberler

07 Eylül 2026 19:55see139

İki yılda 158 milyon kronik hastalık taraması yapıldı

08 Eylül 2026 02:08see139

Bir ilk! Cristiano Ronaldo ve Messi aynı takımda oynayacak

07 Eylül 2026 21:47see139

Kocanın selamı var dedikten sonra dehşet saçtı: 2 kadın ayaklarından vuruldu Sözcü Gazetesi

08 Eylül 2026 18:22see138

Trump, 4 ülkeyi ABD toprağı olarak gösterdi Dış Haberler

08 Eylül 2026 01:34see135

İran dan yeni Hürmüz kararı! Yakında diyerek duyurdular

07 Eylül 2026 04:28see133

Kablo döşenirken tesadüfen bulundu: 3 bin yıldır toprağın altında saklı kalmış Sözcü Gazetesi

07 Eylül 2026 20:51see133

Silivri deki gemi kazasının bulunduğu bölgede çalışmalar sürüyor

07 Eylül 2026 19:25see133

Kastamonu’da bulundu: 2 bin yıllık Eros başı

08 Eylül 2026 07:11see133

Canlı yayında dehşet! İsrail saldırısının hedefi Lübnanlı muhabir oldu

07 Eylül 2026 20:04see133
newsSon haberler
Günün en taze ve güncel olayları