Ankara24.com
close
up
Menu

Eski AK Partili İl Başkanına silahlı saldırı! Hastaneye kaldırıldı

ÇANKAYA BELEDİYE BŞK. EMLAK VE İSTİMLAK MÜDÜRLÜĞÜ

Öznur Çağalı sessizliğini bozdu: O fotoğraftaki sarışın kadın ben değilim

Türkiye ile Maldivler arasında sağlık alanında iş birliği Malatya Haberleri

Diş ağrısı şikayetiyle gitti, 25 dişinden oldu

Trabzon da boks maçında kavga kamerada Trabzon Haberleri

Türkiye, İran ve Pakistan dan kritik görüşme! Ateşkeste sıcak saatler

Ümraniye de futbolcunun silahlı saldırıda öldürülmesine ilişkin iddianame hazırlandı

Trabzon da hafif sıklet maçında kavga: Ortalık bir anda karıştı

Altaylı futbolculardan Ata Demirer’e sürpriz!

Bakanlık açıkladı: Doruk Madencilik işçilerine ilk ödeme yapıldı Sözcü Gazetesi

Bakan Fidan dan diplomasi trafiği Dış Haberler

Mehmet Şef in oğlu Emre Yalçınkaya siyasete girdi, parti rozetini taktı

Bolu da vahşet: Anne, 2 aylık bebeğini öldürdü!

CHP de ecdat sancısı! Başkan hem itiraf etti hem kıvrandı! Özel in savunması pes dedirtti

Antalya da rüşvet iddiası davasında 3 sanığa tahliye Eski SGK il müdürü ve 2 başmüfettiş yurt dışı çıkış yasağıyla tahliye edildi Antalya Haberleri

Herkes ona gıpta ederken ölümle savaşıyordu… Sanki prenses değil orman perisi… Ağaçlar en yakın dostu oldu

Emine Erdoğan: Aile meselesini küresel gündeme taşıyan bir ülkeyiz

23 Nisan töreninden sonra skandal açıklama! Tepki toplayan kaymakam paylaşımı apar topar sildi

İran dini lideri Hamaney in sağlık durumu nasıl? NYT den yeni iddia! Dış Haberler

‘Tarihçiler barış çağlarının kitabını yazmaz’

‘Tarihçiler barış çağlarının kitabını yazmaz’

Ankara24.com, Hurriyet kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi yayımlıyor.

Psikolog ve yazar Gündüz Vassaf yeni kitabı ‘Günlük Yaşam Felsefesi-Şimdiye Övgü’de yine alışılmış düşünme biçimlerini sarsma niyetinde. Duru Uslu’nun kendisiyle yaptığı nehir söyleşilerden oluşan kitapta Vassaf için felsefe; akşam yürüyüşlerine, dost sofralarına, şehir kalabalığına, gündelik hayattaki en sıradan anlara sızan bir düşünme biçimi. Vassaf’la yaptığımız söyleşide neden ‘biz’ olmayı unuttuğumuzu, büyük şehirlerin insan ruhunda açtığı yaraları ve belirsizlikle yaşamayı neden yeniden öğrenmemiz gerektiğini konuştuk.

Bu kitabı yazmaya nasıl karar verdiniz?

Galiba sadece bu değil, hiçbir kitabımı yazmaya karar vermedim. Hep kendiliğinden gelen tesadüfler... Fakat burada ilk defa ömrümde “Bize bir kitap yazar mısın” çağrısı geldi. Teklif bana cazip geldi. Birisiyle konuşmak istedim ama genç birisiyle konuşmak istedim. O arada Duru Uslu’yla tesadüfen tanışmıştık. Onunla Nâzım Hikmet kamplarındada beraber olmuştuk. Bir dansı başlamıştı zaten gözlerimizde tanışıklığın. Böylece başladı söyleşi ve yer değiştirerek bir yıl kadar sürdü.

‘Gençler yalnız’

Hayatın hızlı koşuşturmasında insanlar sürekli geçmişle gelecek arasında sıkışıyor. Sizce şimdiyi kaçırmamızın
en temel nedeni ne?

Alışkanlık, tekrar, tekrarda güven hissetmek. Farklı bir şey yapmaktan korkmak. Yani farklılığımızı düzenin sınırları içinde farklı renkli ayakkabılar giyerek, sağ ayağındaki çorabın sol ayağındaki çoraba benzememesini sağlayarak, ki o da artık moda oldu, göstermeye çalışıyoruz. Hatta ayağında bir pabuç, öbür ayağında başka bir pabuç giyenler bile türemeye başladı. Ama bu farklılık değil. Bu dikkat çekmek. İnsan kendi farklılığıyla dikkat çeker. Farklı bir ses çıkararak, hayata farklı bir renk vererek...

“Paylaşmaya mecbur değilsin gördüğün her şeyi. Rüyanda sincaplarla konuştuğunu kimseyle paylaşmaya mecbur değilsin. Çok ilginç diye” demişsiniz... Neden bu kadar her şeyimizi sosyal medyada paylaşmaya başladık?

Bir ‘Ben, ben, ben’ var değil mi... O kadar çok ‘ben’ kelimesini kullanıyoruz ki bizi unuttuk neredeyse. Biz sadece yapay aitliklerimizde var... “Biz Fenerbahçeliler, biz Galatasaraylılar”... Fakat orada konuşurken de yine ben diyoruz: “Ben olsam takımı böyle kurardım. Hayır, ben olsam şunu yapardım.”  Hep bir ben var ve hep bir farklılık var. İnsan sosyal bir hayvan. Ben diye kükreyen bir hayvan değil. Fakat o bizi unuttuk. Takım olmayı unuttuk, biz olmayı unuttuk. Zaten düzen de biz olmamızı istemiyor. Tüketim tercihlerimizi, bizi bölmek istiyor.

“New York metrosunda itilme korkusuyla sırtını duvara yaslayanlar gördüm” diyorsunuz ve bu durumu toplumsal patolojiyle ilişkilendiriyorsunuz...

Fakat bu yine türümüzün bir özelliği değil. Kentlerin özelliği, büyük şehirlerde yaşamanın özelliği. Fareleri bile kapana koyduğunuz zaman birbirlerini yemeye, öldürmeye başlıyorlar. Şehirlerde insan saldırgan oluyor, depresyona giriyor, uykusuz oluyor, intihar ediyor. Şehirlerde anonim cinayet oluyor. Şehir, türümüzün kurduğu en sağlıksız yaşam biçimi ve bu saldırganlık buradan kaynaklanıyor. İstanbul’da bir hafta araba kullanmak kaç kişiyi neredeyse katil olabileceği konumuna getiriyor. Yani bu şehrin insanı patolojik bir insandır. Ve bunu şuradan biliyoruz, o şehir düzenini kuran egemenler, zenginler şehir dışına kaçıyor.

Gündemimizde okul baskınları gibi üzücü olaylar var. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bütün bunlar eğitim sisteminin aksamasıyla, okula bir aitlik hissetmemekle ve asi gençlerin biraz kalburüstü olması, kahramanlaşmasıyla, ‘Ben bu okulu takmam, ben bu hocayı takmam’ demesiyle; o tatminsizlik bir olay çıkarmaya, o kişinin kahramanlaşma arzusuna kadar gidiyor. Çünkü hiçbir yerde kendisini duyuramıyor. Spor yapmıyor, takımda golcü olmuyor, film çeviremiyor, sosyal medyada dost bulamıyor. Tek başına kalınca sistemin de dışında. İntihar eden çok, depresyonda olan çok. Bunların bir kısmının da saldırgan olması kaçınılmaz. Asıl üstünde durmamız gereken o yalnızlık. Yani sistemin gençleri ittiği yalnızlık.

İnsanlarda ‘Üçüncü Dünya Savaşı’ çıkacağına dair bir endişe var. Sürekli yeni çatışmalar da yaşanıyor. Siz bugünkü savaş ortamını ve Amerika’nın İran üzerindeki politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Amerika’nın İran üzerindeki durumu 40 yıldır böyle. Değişen bir şey yok. Yaşadığımızı çok abartıyoruz. Son birkaç yüzyıla bakarsak savaşlar giderek azalıyor, çoğalmıyor. Ama biz çok abartıyoruz. Halbuki türümüzün tarihinde nice barış dönemi var. Japonya’da bir 250 yıllık samuray dönemi var, İspanya’da Endülüs dönemi var. Bu barış çağlarından aslında çok var. Hiç söz edilmez. Tarihçiler barış çağlarının kitabını yazmaz. Ancak iş savaşa gelince yazmadan edemezler. Kütüphanelerde savaş kitapları yüzlerce, barış kitabı bulamazsınız.

“Neyi yapmaktan keyif alacağım” sorusuyla güne başladığınızı söylüyorsunuz. Size neler yapmak keyif veriyor?

Sıradan bir gün olacaksa genellikle uzun zamandır yapmadığım bir şey yapmaya vakit ayırıyorum. Mesela hiç gitmediğim bir kitapçıya gitmek veya yeni bir mahallede azıcık yürümek, bir arkadaşımı aramak... Alışılagelmişin dışında bir şey yapmak o gün için bana bir ışık veriyor. Yeni biriyle konuşarak onu da kendimi de mutlu etmek. Şu bile olabilir: Bilgisayardan 15 dakikalığına Hawaii’ye hayali bir yolculuk bile yapabilirsiniz veya safariye gidebilirsiniz Kenya’da. Çok kolay bunları yapmak. Ama bunu yapacağımıza tekrar
aynı şeyleri yapıyoruz. Tekrar, hayatımızda mutluluğa değil, tam tersine mutsuzluğa yol açıyor.

‘Vakit en kıymetli şey’

Kitapta en sevdiğim söz: “Kediden, martıdan, sincaptan öğreneceklerim var. Onların canlarının sıkıldığını görmedim.” Can sıkıntısı konusunun sık sık altını çiziyorsunuz...

Kendimize en büyük hakaret ‘Canım sıkılıyor’ demek. Yıllar önce ada vapurundayım, kitap okuyorum. İki kişi çekirdek çitliyorlar. Bana da ikram ettiler. Bir-iki kere sordular, teşekkür ettim, üçüncüsünde “Vakit geçer” dediler. Vakit en kıymetli şeyimiz. Vakti geçirmeye çalışmak büyük bir hakaret. Halbuki geçenlerde Floransa’daydık, evimizde akşam yemeğine misafirimiz var, 90 yaşında bir İngiliz... Sofra sonrası lokum ikram ettim ona. Tozu genzine takıldı, öksürdü. Bir 20-30 saniye sonra kendine geldi ve o öksürmesinin 30 saniyesi için “Ne kadar büyük bir zaman kaybıydı, değil mi” dedi. Çünkü o zamanın kıymetini çok iyi biliyor. Canım sıkılıyor demek o zamanı boşa harcıyoruz demek. Kendimizi öldürüyoruz demek. İnsanın kendisine yapabileceği en büyük hakaret.

‘Belirsizliklerle dans edebilmeliyiz’

Doya doya, tadını çıkararak yaşamak için neler yapmak lazım?

Mesela anneniz, babanız sağsa bir teşekkür edin onlara. Onlar sizin doğum gününüzü kutlayacağına, sizi doğurdukları için teşekkür edin. Çünkü onlar olmasaydı siz âşık olamayacaktınız.

Sıradan hayatınızda her gün dünyaya farklı bakmanızı sağlayacak yürüyüşler yapabilirsiniz. Sol tarafından yürü bugün yolun, ertesi gün sağ tarafından yürü. Bir gün sadece insanların ayakkabılarının renklerine bak. Çok farklı dünyalar geçecek sizin yanınızdan. En sıradan bir şeyi zenginleştirebiliriz. Bizim bakışımıza bağlı.

Kendimizi tanımaya çalışıyoruz. Yeter, yetti gayrı. Hâlâ tanıyamadık kendimizi. Ama başka canlıları tanıyalım. Belki onları tanıyarak kendimizi daha iyi tanıyabiliriz. Mesela denizatı... Dişi yumurtalarını erkeğe veriyor, erkek doğuruyor. O zaman bu doğallığı görebilirsek, sen o musun bu musun, tartışmaları bırakıp her şey bize doğal gelecek. Normal diye bir şey yok. Normal, düzenin bize bir şey satabilmek için kurduğu ölçüler.

Belirsizlikten neden bu kadar korkuyoruz?

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra oldukça belirli bir düzende yaşamaya başladık. Fakat düzenin çivisinin çıkmasıyla çok belirsiz bir düzene girdik. O aitlikler artık tutmuyor. Ama Trump gibi popülistler hâlâ 200 yıl öncesinin ulus-devlet propagandasını yapıyor, eskiye bir özeniş sunuyorlar. Halbuki belirsizlik doğanın kanunu zaten. Yaşam belirsiz. Her an değişiyoruz. O belirsizlikten kaçıp sabitlere sığınacağımıza o belirsizliğin keyfini yaşayabilmeliyiz. Belirsizlikle dans edebilmeliyiz.

Durumu takip etmeye devam edin, Ankara24.com her zaman en yeni haberleri sunuyor.
seeGörüntülenme:80
embedKaynak:https://hurriyet.com.tr
archiveBu haber kaynaktan arşivlenmiştir 26 Nisan 2026 07:43 kaynağından arşivlendi
0 Yorum
Giriş yapın, yorum yapmak için...
Yayına ilk cevap veren siz olun...
topEn çok okunanlar
Şu anda en çok tartışılan olaylar

Eski AK Partili İl Başkanına silahlı saldırı! Hastaneye kaldırıldı

24 Nisan 2026 18:36see144

ÇANKAYA BELEDİYE BŞK. EMLAK VE İSTİMLAK MÜDÜRLÜĞÜ

26 Nisan 2026 00:03see138

Öznur Çağalı sessizliğini bozdu: O fotoğraftaki sarışın kadın ben değilim

24 Nisan 2026 17:10see138

Türkiye ile Maldivler arasında sağlık alanında iş birliği Malatya Haberleri

24 Nisan 2026 18:21see137

Diş ağrısı şikayetiyle gitti, 25 dişinden oldu

24 Nisan 2026 11:23see135

Trabzon da boks maçında kavga kamerada Trabzon Haberleri

26 Nisan 2026 00:54see134

Türkiye, İran ve Pakistan dan kritik görüşme! Ateşkeste sıcak saatler

26 Nisan 2026 00:17see133

Ümraniye de futbolcunun silahlı saldırıda öldürülmesine ilişkin iddianame hazırlandı

24 Nisan 2026 20:06see133

Trabzon da hafif sıklet maçında kavga: Ortalık bir anda karıştı

26 Nisan 2026 00:06see132

Altaylı futbolculardan Ata Demirer’e sürpriz!

24 Nisan 2026 16:54see132

Bakanlık açıkladı: Doruk Madencilik işçilerine ilk ödeme yapıldı Sözcü Gazetesi

24 Nisan 2026 18:59see132

Bakan Fidan dan diplomasi trafiği Dış Haberler

26 Nisan 2026 00:31see132

Mehmet Şef in oğlu Emre Yalçınkaya siyasete girdi, parti rozetini taktı

24 Nisan 2026 14:04see131

Bolu da vahşet: Anne, 2 aylık bebeğini öldürdü!

26 Nisan 2026 00:37see131

CHP de ecdat sancısı! Başkan hem itiraf etti hem kıvrandı! Özel in savunması pes dedirtti

26 Nisan 2026 01:32see130

Antalya da rüşvet iddiası davasında 3 sanığa tahliye Eski SGK il müdürü ve 2 başmüfettiş yurt dışı çıkış yasağıyla tahliye edildi Antalya Haberleri

24 Nisan 2026 18:16see130

Herkes ona gıpta ederken ölümle savaşıyordu… Sanki prenses değil orman perisi… Ağaçlar en yakın dostu oldu

24 Nisan 2026 16:19see129

Emine Erdoğan: Aile meselesini küresel gündeme taşıyan bir ülkeyiz

24 Nisan 2026 19:22see129

23 Nisan töreninden sonra skandal açıklama! Tepki toplayan kaymakam paylaşımı apar topar sildi

24 Nisan 2026 13:29see128

İran dini lideri Hamaney in sağlık durumu nasıl? NYT den yeni iddia! Dış Haberler

24 Nisan 2026 10:40see127
newsSon haberler
Günün en taze ve güncel olayları