Tablo tersine döndü: İran’ın sessiz zaferi! ‘Yeni bir nükleer seçenek’
Ankara24.com, Hurriyet kaynağından alınan verilere dayanarak açıklama yapıyor.
Donald Trump, çatışmalar boyunca ve sonrasında tek bir mesajı öne çıkardı: ABD hedeflerine ulaşmış, İran ağır darbe almış ve Washington istediği sonucu elde etmişti. Beyaz Saray’ın söyleminde savaşın kazananı konusunda açıkçası pek bir belirsizlik yoktu. Ancak savaşın dumanı dağılmaya başladıkça ve ateşkes ihtimalleri ortaya çıktıkça tablo, zafer hikâyesinden çok daha karmaşık bir gerçeğe işaret etmeye başladı.
Çünkü analistlere göre İran, savaşın şu aşamasına kadar sessiz fakat son derece önemli bir kazanım elde etti. Üstelik bu kazanım, yalnızca ABD ve İsrail’i değil, dünyanın en büyük ekonomilerini ve küresel enerji piyasalarını da yakından ilgilendiriyor.
Özellikle analistler, Tahran’ın son kriz sırasında sergilediği kapasitenin bölgedeki güç dengelerini değiştirdiğini ve İran’a uzun yıllar etkisini sürdürebilecek yeni bir jeopolitik koz kazandırdığını belirtiyor.
Peki bu kazanım ya da kazanımlar neler? Bundan sonra neler olabilir? Biraz daha yakından bakalım…
TİCARETİN KALBİNİ YENİ BİR ‘NÜKLEER SEÇENEK’ HALİNE GETİRDİ
Savaş öncesinde dünya petrol tüketiminin ve LNG ticaretinin yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştiriliyordu. Basra Körfezi’ni Umman Körfezi ve Hint Okyanusu’na bağlayan dar su yolu, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt, Bahreyn ve Irak gibi enerji ihracatçısı ülkelerin küresel pazarlara açılan en önemli kapısı konumunda bulunuyor.
Bu nedenle bölgede yaşanacak herhangi bir güvenlik sorunu yalnızca Orta Doğu’yu değil, Avrupa’dan Asya’ya kadar uzanan geniş bir ekonomik alanı doğrudan etkiliyor. Son çatışmalar sırasında yaşanan gelişmeler ise İran’ın bu kritik geçiş noktası üzerindeki etkisini uluslararası kamuoyuna yeniden hatırlattı.
Siyasi risk danışmanlığı şirketi Eurasia Group’un kıdemli analistlerinden Gregory Brew, CNN’e yaptığı açıklamada İran’ın gösterdiği askeri kapasitenin stratejik sonuçlarına dikkat çekerek, “İran, ABD ve İsrail’in yoğun bombardımanına rağmen Hürmüz Boğazı’nı kapatma ve kapalı tutma kapasitesine sahip olduğunu gösterdi. Bu artık Tahran’ın elinden alınamayacak yeni bir güç unsuru” değerlendirmesinde bulundu.
Brew’e göre bu durum İran için adeta yeni bir “nükleer seçenek” niteliği taşıyor. Bu durum Tahran’ın doğrudan nükleer silah geliştirmese bile küresel enerji akışını etkileyebilecek kapasitesi sayesinde önemli bir stratejik koz elde ettiğini düşünüyor.
‘MESELE YALNIZCA ENERJİ DEĞİL’
İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) araştırmacılarından Oral Toğ da ‘yeni nükleer seçenek’ benzetmesinin işlev bakımından doğru olduğunu belirterek, “Ama burada asıl mesele şu: İran bunu sadece kriz anında fırsatçı biçimde kullanmıyor. Hürmüz’ün statüsünü kalıcı olarak değiştirmek istiyor ve bunun üç nedeni var” dedi ve şu görüşleri paylaştı:
-- Birincisi caydırıcılık. Çünkü küresel petrolün yaklaşık beşte biri, günde 20 milyon varil, bu geçitten akıyor. Bu, Tahran’a anında devreye giren asimetrik bir koz veriyor. İkincisi gelir. Yaptırımlarla daralan rejimin bu geçişten doğacak gelire ihtiyacı var. Üçüncüsü siyasi nüfuz. İran, ihracatı buradan geçen Arap ülkeleri ve bu bölgeye ekonomik bağı olan devletler üzerinde etki sahibi olmak istiyor. Yani mesele yalnızca enerji değil, bölgesel ağırlık meselesidir.
-- Ancak bir sınır var: Tam ve sürekli kontrolün bedelini İran da öder. Kendi ihracatı aynı sudan geçer, Çin gelirine bağımlıdır. Boğazı sürekli kapatırsa Pekin’i ve Yeni Delhi’yi de karşısına alır. Bu yüzden kapasitenin sınırları ile niyeti ayırmak gerekir. Coğrafya sabit olduğu için potansiyel kaldıraç kalıcıdır. İran şimdi bu kozu kalıcı bir statüye çevirmeye çalışıyor. Asıl soru şu: Bu yeni statüyü kalıcı kılmayı başarabilecek mi? Bu da sahadaki güce ve müzakerenin sonucuna bağlı.
YAPTIRIMLARA RAĞMEN YENİ BİR YÖNETİM MODELİ GÜNDEMDE
Son aylarda bazı enerji piyasası gözlemcileri, tamamen kapalı bir Hürmüz Boğazı yerine İran’ın etkisi altında ancak kontrollü şekilde açık tutulan bir boğaz senaryosunun küresel ekonomi açısından daha olası hale geldiğini savunuyor.
Enerji ve ticaret istihbaratı şirketi Kpler tarafından yayımlanan analizlerde, İran ile Umman’ın birlikte yönettiği bir geçiş sistemi ihtimali tartışmaya açıldı. İngiltere merkezli bazı akademisyenler de benzer görüşleri dile getirerek, Hürmüz’de yeni bir yönetim modelinin ortaya çıkabileceğini öne sürdü.
Bu görüşün arkasında yapısal bir gerçek olduğunu söyleyen Oral Toğa, “Hürmüz’ün su yolları ve karasuları İran ile Umman arasında paylaşılıyor. Ana geçiş şeridi Musandam tarafından, yani Umman’a yakın geçiyor. Bu yüzden yönetilen her modelde Umman vazgeçilmez. İki ülke zaten yardımcı bakan düzeyinde ortak bir protokol taslağı üzerinde çalışıyor. İran için Umman’ı işin içine katmanın asıl getirisi meşruiyet. Çünkü statüyü tek başına değiştiremez” dedi.
“Ama iki kıyıdaş devletin ortak düzenlemesi görüntüsü işi kolaylaştırır, tek taraflı zorlama algısını siler ve haraç görüntüsünü hafifletir” diyen Toğa, şöyle devam etti:
“ABD’nin endişesi tam bu noktada ortak yönetim, ücret sistemini normalleştirebilir ve Devrim Muhafızları’nın denetimini kalıcı kılabilir. Ancak Umman’ın çıkarları farklı. Maskat geleneksel olarak tarafsız arabulucudur, açık seyrüsefere muhtaçtır ve ikincil yaptırım riskini istemez. Nitekim kendi gemilerini İran’ın koridorunun dışından geçirerek akışı sürdürüyor. Bu da normalleşme istediğini gösterir. O halde en olası sonuç dar ve teknik bir protokoldür. İran bunu fiili kontrole çevirmeye çalışır; Umman ise uluslararası hukukla sınırlı tutmaya çalışır. Kısa cevap şu: İran, Umman ile hukuken daha güçlü görünür, ama Umman onu tam bir ortak yapmaz.”
PGSA GEÇİŞ TAHRAN’IN RIZASINA BAĞLI OLDUĞU FİKRİNİ YERLEŞTİRDİ
Bu tartışmalar sürerken İran yönetimi de boğaz üzerindeki etkisini kurumsal yapıya dönüştürecek adımlar attı. Geçtiğimiz ay kurulan Fars Körfezi Su Yolu İdaresi (PGSA), boğazdan geçen gemilerin denetlenmesi ve bazı durumlarda geçiş ücretlerinin tahsil edilmesi amacıyla faaliyet göstermeye başladı.
Tahran yönetiminin bu girişimi uluslararası arenada büyük yankı uyandırdı. ABD yönetimi, PGSA’ya yönelik yaptırım kararı alırken, nakliye şirketlerinin İran ile anlaşma yapmasını yasakladı. Ayrıca İran’a herhangi bir geçiş ücreti ödeyen şirketlere yönelik ikincil yaptırımlar uygulanabileceği yönünde uyarılarda bulundu. Buna rağmen bazı petrol tüccarları ve deniz taşımacılığı şirketlerinin, küresel piyasalardaki arz sıkıntısını hafifletmek amacıyla İran ile çeşitli anlaşmalar yaptığı yönündeki iddialar da dikkat çekici.
PGSA’nın Devrim Muhafızları ve onun deniz gücü NEDSA üzerinden işlediğine dikkat çeken Oral Toğa, “Aslında PGSA, statüyü değiştirme çabasının somut aracı. Gemiler, [email protected] adresinden başvuruyor; mülkiyet, sigorta, mürettebat ve yük bilgisini veriyor, izin alıyor. Bazıları geçiş başına 2 milyon dolara kadar ödüyor, çoğunlukla yuanla” dedi.
İsrail bağlantılı gemilerin tümden yasak olduğunu, ABD bağlantılı ve düşman sayılan bayraklıkların ise ağır kısıtlı olduğunu vurgulayan Toğa, “Burada üç hedef bir arada: Birincisi, geçişi izne bağlayarak boğazın statüsünü fiilen değiştirmek. İkincisi, geçişi gelire çevirmek. Üçüncüsü, kimin geçeceğini seçerek siyasi ayrım yapmak. ABD bunu reddediyor. OFAC, 27 Mayıs’ta Economic Fury kapsamında PGSA’yı yaptırım listesine aldı; ücret ödeyeni ve kolaylaştıranı ikincil yaptırımla tehdit etti. Hukuki zafiyet de açık: Uluslararası seyre açık boğazlarda geçiş kesintisiz ve hızlı olmalıdır; engellenemez ve izne bağlı bir koridora çevrilemez. PGSA bu ilkeyle çelişiyor. Yine de asıl önemi bugünkü geliri değil, emsal değeri. Resmen tanınmasa bile bir şeyi başardı: Geçişin artık Tahran’ın rızasına bağlı olduğu fikrini yerleştirdi” şeklinde konuştu.
EKONOMİK OLARAK GERİ DÖNÜŞ OLDUKÇA ZOR
Pek çok uzman, Hürmüz Boğazı’nın tamamen kapanmaması durumunda bile petrol fiyatlarında kalıcı bir jeopolitik risk primi oluşacağını düşünüyor. Enerji ve yenilenebilir enerji üzerine çalışmalar yapan prestijli bir araştırma ve danışmanlık şirketi olan Wood Mackenzie’nin rafineri, kimya ve petrol piyasalarından sorumlu kıdemli başkan yardımcısı Alan Gelder’e göre en kritik konu, enerji akışının yeniden eski seviyelerine ulaşabilmesi. Çatışma öncesinde boğazdan günlük yaklaşık 140 tanker geçiş yapıyordu.
Gelder, tanker başına talep edildiği belirtilen yaklaşık 2 milyon dolarlık geçiş ücretinin petrol fiyatlarına varil başına yaklaşık 1 dolar ek yük getirebileceğini ifade ediyor. Ancak asıl sorunun lojistik ve güvenlik riskleri olduğuna dikkat çekiyor. Öte yandan enerji danışmanlık şirketi Rystad Energy’nin Jeopolitik Analiz Başkanı Jorge Leon, piyasalardaki etkinin çok daha büyük olabileceğini düşünüyor.
Leon’a göre petrol fiyatlarında varil başına yalnızca 1-2 dolarlık değil, 10 ila 20 dolar arasında değişebilecek kalıcı bir jeopolitik risk primi oluşabilir. Bu nedenle uzmanlar, savaş öncesinde görülen varil başına 60 dolar seviyelerinin kısa vadede geri dönmesinin oldukça zor olduğunu belirtiyor.
Hürmüz riski fiyatı kalıcı olarak zirvede tutmaz, ama kalıcı bir risk primi yaratır. Önce iki şeyi ayıralım. Birincisi ani sıçrama: Brent, 7 Nisan’da 138 dolara çıktı; Nisan ortalaması 117 dolar oldu. Bu, 2022’den beri en yüksek seviye. Mayıs ve Haziran’da ise 106 dolar bandında seyretti. İkincisi yapısal seviye: Arz yeniden akınca bu akut prim söner. EIA, boğaz açılınca fiyatın yıl sonuna doğru 89 dolara gerileyeceğini öngörüyor.
Ama bir Hürmüz primi artık kalıcıdır. Çünkü piyasa şunu öğrendi: Geçit istendiği an yeniden kapanabilir. Buna yüksek savaş sigortası ekleniyor, rota uzatma maliyeti ekleniyor. BAE’nin 1 Mayıs’ta OPEC’ten ayrılmasıyla daralan yedek kapasite de tabanı yukarı itiyor. Yani kalıcı olan zirve fiyat değil; daha yüksek bir taban ve daha fazla oynaklıktır.
Peki İran ne yapar? Akılcı strateji topyekûn kapatma değildir; ayarlı zorlamadır. Çünkü tam kapatma kendi ihracatını yok eder, Çin’i karşısına alır ve ezici bir askeri yanıtı davet eder. Bu yüzden Tahran tehdidi inandırıcı ama örtük tutar. Seçici izinlerle primi canlı tutar, PGSA ile gelir sağlar, Çin gibi alıcıları kayırır, rakipleri cezalandırır.
Burada kritik bir denge var: İran statüyü değiştirmeyi ister, ama müzakereden iyi bir koz koparırsa bu konuda gevşeyebilir. Mesela yaptırımların kalkması, dondurulan varlıkların çözülmesi veya elverişli bir nükleer formül. Böyle bir kazanç gelirse, İran statü ısrarını yumuşatabilir. Ne var ki bu bile İran’ın zaferi olarak okunur, çünkü boğazı bir pazarlık kozuna çevirmiş olur. Yani geçit, tek seferlik bir silah değildir; kalıcı bir pazarlık aracıdır. Tek büyük risk hesap hatasıdır: İran fazla ileri giderse, kaçındığı o askeri yanıtla karşılaşır.
İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) araştırmacılarından Oral ToğaEN KÖTÜ SENARYO NE?
Analistlerin en büyük korkusu ise Hürmüz Boğazı’nın uzun süreli kapanması senaryosu. Wood Mackenzie Ekonomi Başkanı Peter Martin’e göre boğazın yıl sonuna kadar kapalı kalması halinde petrolün varil fiyatı 200 dolara yaklaşabilir. Böyle bir senaryo yalnızca enerji maliyetlerini artırmakla kalmayacak, aynı zamanda küresel ekonomik büyümeyi ciddi biçimde tehdit edecek yeni bir krizin kapısını aralayabilecek. Enerji maliyetlerindeki yükseliş; ulaşım, üretim, lojistik ve sanayi sektörlerine doğrudan yansıyacak. Bu durum enflasyon baskılarını artırırken merkez bankalarının faiz politikalarını da yeniden şekillendirebilir.
KÖRFEZ ÜLKELERİ ALTERNATİF ARAYIŞINDA
Yaşanan gelişmeler, Körfez ülkelerini enerji ihracatı için alternatif güzergâhlara yönelmeye zorluyor.
Suudi Arabistan hâlihazırda Doğu-Batı Boru Hattı’nı kullanarak petrol ihracatının bir bölümünü Kızıldeniz kıyılarına yönlendiriyor. Birleşik Arap Emirlikleri ise Habshan-Fujairah hattı üzerinden Hürmüz Boğazı’nı bypass eden sevkiyatlar gerçekleştiriyor ve ikinci bir alternatif boru hattı üzerinde çalışmalarını sürdürüyor.
Ancak tüm bölge ülkeleri için benzer çözümler mümkün görünmüyor. Özellikle Kuveyt, Katar ve Bahreyn gibi ülkelerin alternatif güzergâh oluşturabilmesi için milyarlarca dolarlık yeni altyapı yatırımlarına ihtiyaç duyuluyor. Uzmanlar, sınır aşan enerji boru hatlarının hem siyasi hem de ekonomik açıdan son derece karmaşık projeler olduğunu vurguluyor.
KATAR İÇİN DURUM DAHA DA ZOR
Dünyanın en büyük LNG ihracatçılarından biri olan Katar açısından durum daha da karmaşık. Katar’ın Hürmüz Boğazı’na alternatif oluşturabilmesi yalnızca yeni boru hatları inşa etmekle sınırlı değil. Aynı zamanda boru hattıyla taşınan doğal gazın sıvılaştırılarak LNG’ye dönüştürülmesini sağlayacak dev tesislerin kurulmasını da gerektiriyor.
Bu tür projelerin maliyetinin milyarlarca doları bulabileceği ve tamamlanmasının uzun yıllar sürebileceği belirtiliyor.
Üstelik uzmanlara göre yeni enerji altyapıları da İran’ın füze ve insansız hava aracı kapasitesine karşı tamamen güvenli olmayabilir. Bu nedenle alternatif hatlar inşa edilse bile bölgedeki jeopolitik risklerin ortadan kalkması beklenmiyor.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:73
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 05 Haziran 2026 07:06 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















