Sultan Abdülhamid Han’ın yetimlere uzanan eli Son Dakika Haberleri
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi yayımlıyor.
On dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde savaşlar, büyük göç hareketleri ve yeni şehirleşme ile tetiklenen sosyal sarsıntılar, devletin kimsesiz çocuklar meselesine bakışını köklü biçimde değiştirmişti. Bu dönemde geleneksel vakıf kültürüne istinat eden hayır anlayışı artık tek başına yeterli görülmemiş; yetimlerin korunması ve geleceğe hazırlanması, devletin doğrudan sorumluluk alanlarından biri haline gelmişti. Bu dönüşümün merkezinde yer alan Sultan Abdülhamid Han “şefkatli baba” olarak anılan idare anlayışıyla, bilhassa yetim çocukları devletin ve padişahın himayesine almayı hem bir merhamet meselesi hem de bir meşruiyet ve beka meselesi olarak görüyordu.
Sultan’ın bu yaklaşımı doğrultusunda kurulan Darülhayr-ı Âli, sokaklarda sahipsiz kalan ve “esbab-ı maişetten” yani geçim imkânlarından mahrum Müslüman çocukların sadece barınma ve beslenme ihtiyaçlarını karşılamakla yetinmedi. Bununla birlikte dönemin yoğun misyonerlik faaliyetleri karşısında yetim çocukların dinî ve kültürel kimliklerini muhafaza etmeyi hedefleyen koruyucu bir kalkan işlevi gördü. Kurum, yetimleri meslek eğitimi yoluyla zanaat sahibi fertler haline getirerek topluma kazandırmayı amaçlayan yapısıyla II. Abdülhamid devrinin şefkat merkezli yönetim anlayışını ve modern şartlara has bir olgu olan “sosyal devlet” refleksini en açık biçimde yansıtan müstesna örneklerden biri olarak tarih sahnesindeki yerini aldı. Gelin, bu yazıda Darülhayr-ı Âli’nin hangi şartlarda doğduğunu, nasıl şekillendiğini ve kısa ömrüne rağmen nasıl kalıcı bir miras bıraktığına birlikte bakalım.
Bir yetimin arzuhali üzerine
Aslında Darülhayr-ı Âli Mektebi’nin ortaya çıkışını hızlandıran gelişme Sultan’ı derinden etkileyen ilginç karşılaşma hadisesidir. Tarihi kayıtlara göre 1898 yılının sonbaharında, padişahın Cuma selamlığı ya da Hırka-i Saadet ziyareti dönüşü sırasında, henüz 6-7 yaşlarında bir Müslüman yetim çocuk kalabalığı yararak padişaha bir arzuhal sunmuştu. Bu dilekçede, çocuğun okumak istediği ancak kimsesi olmadığı için gidecek bir mektep bulamadığı yönünde bir serzeniş yer alıyordu.
Bu münferit olay daha sonra Sultan’ın zihninde devleti ilgilendiren daha geniş bir soruna da işaret etmişti. Yabancı misyonerlerin ve gayrimüslim cemaatlerin kurduğu yetimhanelerin, özellikle Ermeni yetimler ve kimsesiz Müslüman çocuklar üzerindeki kültürel ve dini etkisi devlet nezdinde bir “taarruz” ve güvenlik sorunu olarak algılanmıştı. Bunun üzerine Sultan, 13 Kasım 1898 tarihli bir iradeyle Sadaret’e kesin talimat vererek Müslüman yetimlerin barınacağı ve aynı zamanda bir sanat öğrenerek hayata hazırlanacağı bir mektebin derhal kurulmasını emretti. Bu talimat Darülhayr-ı Âli’nin devletin meşruiyetini, toplumsal bütünlüğünü ve geleceğini koruma refleksiyle tasarlanmış stratejik bir girişim olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Okul müdürü Cemal Efendi ve yetim öğrenciler.
Kimsesiz çocukları topluma kazandırma hedefi
Kurumun inşa süreci ve teşkilatlanması, başından itibaren mali sıkıntılar ve bürokratik tartışmalar eşliğinde ilerledi. İlk aşamada Darüleytam adı altında, kız ve erkek çocukları kapsayan ve Anadolu’daki yetimleri de içine alan geniş ölçekli bir proje tasarlanmıştı. Ancak mevcut mali imkânlar, bu hedeflerin daraltılmasını zorunlu kıldı.
Bu nedenle kurumun yalnızca İstanbul’daki Müslüman erkek yetimlere hizmet vermesi ve Darülhayr-ı Âli adıyla faaliyete geçirilmesi kararlaştırıldı. Kurumun adına eklenen “Âli” sıfatı ise, bu yapının doğrudan padişahın himayesi ve otoritesi altında kurulduğuna işaret eden bir vurguydu.
Mekân olarak, Vezneciler’de yer alan ve Zeynep Hanım Konağı adıyla bilinen yapı tercih edildi. Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın kızı Zeynep Hanım tarafından inşa edilmiş olan bu konak gerekli tadilatların ardından kuruma tahsis edildi. Sultan’ın tahta çıkış yıl dönümüne denk gelen 1 Eylül 1903’te devlet erkânının da hazır bulunduğu bir törenle kurum resmen faaliyete başladı.
Darülhayr'da okunan Mevlid-i Nebevi'den sonra talebe ve memurlara hediye dağıltıldığına ve memnuniyetlerine dair belge.
Kuruluş hedeflerine özel müfredat
Darülhayr-ı Âli’nin temel hedefi, sokaklarda sahipsiz çocukları topluma kazandırmaktı. Bu doğrultuda çocuklara hem dinî bilgiler hem de güzel sanatlar ve zanaat eğitimi verilerek, kendi ayakları üzerinde durabilecek, üretken kişiler hâline gelmeleri amaçlanmıştı.
Darülhayr-ı Âli, bu hedefler doğrultusunda sıradan bir yetimhaneden farklı olarak yatılı bir meslek mektebi şeklinde tasarlanmıştı. Hazırlık sınıfıyla birlikte yedi yıla yayılan eğitim programı, dönemin modern pedagoji anlayışıyla geleneksel değerlerin senteziydi. Sabah saatlerinde Kur’an-ı Kerim, tecvit, ilmihal ve ahlak gibi dinî derslerin yanı sıra, Türkçe (kıraat, imla, gramer), Osmanlı tarihi, coğrafya, hesap, hendese, hüsn-i hat ve resim gibi temel kültür dersleri okutuluyordu.
Öğleden sonralar ise kurumun asıl amacı olan üretim ve meslek eğitimine ayrılmıştı. Atölyelerde terzilik, kunduracılık, marangozluk, oymacılık, halıcılık ve mürettiplik [dizgicilik] gibi zanaatlar öğretilirken çocukların bir meslek sahibi olarak hayata atılmaları hedefleniyordu.
Özellikle 1906’dan itibaren Hicaz Demiryolu’nun artan personel ihtiyacını karşılamak üzere demiryolu işletmeciliği ve telgrafçılık derslerinin programa eklenmesi, kurumun devletin ihtiyaçlarıyla örtüşen yaklaşımını da açıkça ortaya koymaktadır. Böylece Darülhayr-ı Âli, yetim çocukları devletin stratejik projelerinde görev alabilecek nitelikli memur adayları olarak yetiştiren bir yapı haline gelmiştir.
Okulda gündelik yaşam nasıldı?
Darülhayr-ı Âli’de gündelik hayat, sıkı bir disiplin ve belirgin bir hiyerarşi esasına göre düzenlenmişti. Talimatname uyarınca öğrencilerin ibadetlerini aksatmamaları, kılık kıyafet düzenleri ve ahlaki gelişimleri yakından takip ediliyordu. Gün, sabah namazıyla başlıyor dersler, atölye çalışmaları ve bugünkü anlamıyla etüt sayılabilecek müzakerelerle devam ediyordu.
Öğrencilerin zamanı neredeyse saat saat planlanıyor, başıboşluğa izin verilmiyordu. Disiplin anlayışı ise cezayla ödülü dengeleyen bir sistem üzerine kuruluydu. Kurallara uymayan, tembellik eden ya da ahlaka aykırı davranış sergileyen öğrencilere teneffüsten men, izin iptali veya yemekte porsiyon azaltma gibi yaptırımlar uygulanırken, başarılı ve örnek davranışlar sergileyenler “Aferin”, “Takdir” ve “Tahsin” belgeleriyle teşvik ediliyordu. Sınavlarda dereceye girenlere verilen “Zikr-i Cemil” ve “Fevkalade Mükâfat”lar ise rekabet duygusunu ve çalışma azmini canlı tutmayı amaçlıyordu.
Devlet, üstlendiği “şefkatli baba” rolünün bir gereği olarak öğrencilerin tüm maddi ihtiyaçlarını da karşılıyordu. Her öğrenciye biri okul içinde, diğeri dışarıda kullanılmak üzere iki takım elbise, fes, ayakkabı, iç çamaşırı ve kişisel bakım malzemeleri düzenli biçimde dağıtılıyordu. Beslenme düzeni, günlük et, sebze ve ekmekten oluşan haftada bir gün börek ya da tatlıyla desteklenen menüsüyle dönemin şartlarına göre oldukça nitelikliydi. Ayrıca sınıf derecelerine göre harçlık veriliyor, bu paranın bir bölümü biriktirilerek mezuniyet sonrasında çocuklara küçük de olsa bir sermaye oluşturulması hedefleniyordu.
Mektepte Ramazan ayı faaliyetleri
Darülhayr-ı Âli’de eğitim-öğretim faaliyetleri, Ramazan ayının manevî iklimine hürmeten özel olarak yeniden tanzim edilmiş, bu mübarek ayda öğrencilerin bedenî yorgunluktan ziyade ruhî ve ahlâkî terbiyelerine odaklanılması esas alınmıştı. Kurumun normal zamanlarda yoğun biçimde yürüttüğü meslek ve atölye eğitimleri Ramazan süresince askıya alınırken ders programı, haftaları birbirini tekrar eden iki devreli bir sisteme bağlanıyordu.
Bu süreçte beden eğitimi, musiki ve yazı usulleri gibi bazı dersler geçici olarak müfredattan çıkarılırken, Kur’an-ı Kerim, ilmihal, ahlak ve müzakere derslerine geniş yer ayrılıyor, bilhassa Kur’an-ı Kerim ders saatleri artırılıyordu. Böylece Ramazan, Darülhayr-ı Âli’de yetim çocukların manevî dünyasını tahkim eden ve ahlâkî şahsiyetlerini güçlendiren müstesna bir eğitim dönemi olarak değerlendiriliyordu.
Okulun kapanışı ve mirası
23 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanı ve ardından Sultan Abdülhamid’in 1909’da tahttan indirilmesi, Darülhayr-ı Âli’nin kaderini de köklü biçimde değiştirdi. İttihatçı yönetim, Sultan’la özdeşleşen tüm kurumlara yaptığı gibi bu kurumu da gözden çıkarmıştı. Gerekçe olarak ise yüksek maliyet, beklenen faydayı sağlamadığı iddiası ve zamanla bir “sefahat yuvasına” dönüştüğü yönündeki ithamlarla yetimhaneyi hedef aldı. Meclis-i Mebusan’da yapılan hararetli tartışmaların ardından, 14 Eylül 1909 tarihli bir kanunla Darülhayr-ı Âli resmen kapatıldı. Kurumda bulunan yaklaşık 300 öğrenci İstanbul ve taşradaki diğer yatılı okullara dağıtılırken, tarihi Zeynep Hanım Konağı ise Darülfünun’a, yani bugünkü İstanbul Üniversitesi’ne tahsis edildi.
Darülhayr-ı Âli siyasi gerekçelerle kısa ömürlü olsa da modern çocuk koruma politikaları ve mesleki eğitim anlayışı açısından öncü bir tecrübe olmuştur. 1914’te kurulan Darüleytamlar ve Cumhuriyet döneminde hayata geçirilen çocuk esirgeme kurumları, büyük ölçüde bu birikimin üzerine inşa edilmiştir. Darülhayr-ı Âli, yetimleri yalnızca barındıran pasif bir yapıdan çıkarıp onları üretime katmayı, meslek sahibi kılarak topluma kazandırmayı hedefleyen aktif bir sosyal politika anlayışının sembolü konumundadır. Kurum bu yönüyle Osmanlı’dan Cumhuriyet’e devredilen sosyal devlet hafızasının en anlamlı ve öğretici örneklerinden biri olarak tarihteki yerini almıştır.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:104
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 25 Ocak 2026 04:02 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















