Stil mi, kimlik mi? Gençler kendilerini neden tek bir akımın içinde tanımlamak istiyor?
Ankara24.com, Haberturk kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi paylaşıyor.
Çocukluk ve ergenlik döneminde bir kıyafet, bir saç modeli ya da odanın dekorasyonu hiçbir zaman yalnızca estetik bir tercih olmayabilir. Bu yaşlarda gençler yalnızca neyi sevdiklerini değil, nasıl görünmek istediklerini, çevreleri tarafından nasıl algılandıklarını ve kendilerini hangi gruba ait hissettiklerini de keşfetmeye çalışıyor.
Bugün bu arayışın en görünür taraflarından biri, sosyal medyada yayılan estetik dünyalar. Cottagecore doğaya ve romantik kır yaşamına, clean girl sade ve bakımlı bir görünüme, gothic daha karanlık bir görsel dile, anime estetiği ise Japon animasyon kültüründen ilham alan saç, makyaj ve kıyafetlere dayanıyor. Birbirinden farklı bu tarzların ortak noktası ise gençlere kendilerini belirli bir görsel dil üzerinden ifade etme imkanı sunmaları.
Ancak asıl soru şu: Bir genç gerçekten kendi zevkini mi keşfediyor, yoksa sosyal medyada gördüğü hazır bir personaya yaklaşarak kendisine bir kimlik mi kuruyor?
Uzman Klinik Psikolog Aybeniz Yıldırım'a göre belirli bir estetik akıma ilgi duymak, kimlik gelişiminin doğal bir parçası olabilir. Fakat sosyal medya ve akran baskısı devreye girdiğinde bu arayış, kabul görme ihtiyacıyla iç içe geçebiliyor.
Ergenlik döneminde gençlerin kendilerini yaşıtlarıyla daha fazla kıyasladığını belirten Yıldırım, sosyal medyada karşılaşılan "ideal" görüntülerin bu süreci yoğunlaştırabildiğini söylüyor. Özellikle Kore kültürünün etkisiyle uzun bacak, beyaz ten ya da belirli bir makyaj görünümü gibi fiziksel özelliklere ulaşma isteğinin danışanlarında daha görünür hale geldiğini belirtiyor.
Araştırmalar da sosyal medyanın beden algısıyla ilişkisini ortaya koyuyor. Yoğun görsel içerik tüketen ergenlerin daha fazla beden memnuniyetsizliği bildirdiği çalışmalar bulunuyor. 10-21 yaş arasındaki 17 binden fazla gencin takip edildiği bir başka uzun dönemli araştırmada ise, bazı gelişim dönemlerinde daha yüksek sosyal medya kullanımının bir yıl sonraki yaşam memnuniyetindeki düşüşle ilişkili olduğu görüldü.
Sosyal medya ve ergen ruh sağlığı üzerine 13 çalışmanın değerlendirildiği bir sistematik inceleme de daha yoğun ve problemli kullanımın depresyon, kaygı ve psikolojik sıkıntıyla ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.
Bu nedenle bir tarzı sevmekle görünüş baskısı arasında önemli bir fark var. Genç kendisini belirli bir görüntüye ulaşmak zorunda hissediyor, bedenini sürekli kusurları üzerinden değerlendiriyor veya kabul görmek için değişmeye başlıyorsa konu artık yalnızca stil tercihinden ibaret olmayabiliyor. Yıldırım, bu noktada beden dismorfik bozukluğu, yeme bozuklukları, sosyal kaygı ve depresyon gibi sorunların ortaya çıkabildiğine dikkat çekiyor.
Sosyal medyada çoğunlukla insanların en iyi hallerini görüyoruz. Özenle seçilmiş kıyafetler, kusursuz ciltler ve belirli yaşam tarzları öne çıkarken gündelik hayatın sıradan tarafları görünmez kalıyor.
Yıldırım, gençlerin zamanla bu görüntüleri bir seçenekten çok kabul edilmenin koşulu gibi algılayabildiğini söylüyor. Böylece "Ben bunu gerçekten seviyor muyum?" sorusu, "Böyle görünürsem arkadaşlarım beni kabul eder mi?" sorusuna dönüşebiliyor.
Akran grubunun etkisi de burada devreye giriyor. Yıldırım, aynı arkadaş grubundaki gençlerin çoğu zaman benzer tarzlara yöneldiğini ve farklı görünmenin dışlanma korkusu yaratabildiğini belirtiyor. Bir başka çalışmada da ergenlerin daha fazla beğeni alan içerikleri sosyal olarak daha fazla onaylama eğiliminde olduğu görüldü.
Fakat sosyal medyanın hikayesi yalnızca olumsuz değil. Johns Hopkins'ten uzmanların değerlendirmesine göre sosyal medya, gençlere kendilerini ifade etme ve benzer ilgi alanlarına sahip insanlarla bağlantı kurma fırsatı da sağlayabiliyor. 2024 tarihli bir ankette gençlerin yüzde 74'ü sosyal medyanın kendilerini akranlarına daha bağlı hissettirdiğini söyledi.
Dolayısıyla mesele bir gencin sosyal medyada belirli bir estetik dünyaya ilgi duyması değil; bu dünyanın hayatında nasıl bir yer kapladığı.
Aynı tarz giyinmek, benzer makyajlar yapmak veya belirli bir estetik dili benimsemek, ergen için kendisini dış dünyaya anlatmanın bir yolu olabilir. Aidiyet hissetmek de gelişim sürecinin doğal bir parçası.
Asıl mesele, bu aidiyetin kişinin bütün kimliğinin yerini alıp almaması.Yıldırım'a göre bir spor kulübüne ya da müzik grubuna aidiyet nasıl anlaşılabilirse, belirli bir estetik çevresine yakınlık duymak da aynı şekilde anlaşılabilir. Ancak bunun hayatın tamamını belirleyecek bir noktaya ulaşmaması, gencin kendi özgünlüğünü ve aileden gelen kültürel parçalarını tamamen geride bırakmaması gerekiyor.
Çünkü "Arkadaşlarım da böyle yapıyor" cümlesi bazen basit bir stil tercihinden çok daha büyük bir sosyal baskının işareti olabiliyor. Bu nedenle Yıldırım'ın seanslarda yönelttiği soru oldukça basit: "Sen nasıl hissediyorsun?"
Belki de bu sorunun önemi tam olarak burada yatıyor. Çünkü mesele gencin hangi estetiği seçtiğinden çok, o estetiği neden seçtiğini fark edebilmesi.
Bir estetik akımın sınırları kıyafetin çok ötesine geçebiliyor. Giyim tarzını değiştiren bir genç, odasını, makyajını, sosyal medya hesabını ve takip ettiği kişileri de aynı görsel dünya etrafında şekillendirebiliyor.
Yıldırım, ebeveynlerin çocuklarında belirli kişileri veya grupları takip etmeye başladıktan sonra ciddi değişimler gözlemleyebildiğini söylüyor. Bunun artık yalnızca kız çocuklarında değil, erkek çocuklarda da görüldüğünü belirtiyor.
Burada dikkat edilmesi gereken, değişimin kendisinden çok gencin hayatına etkisi. Yeni bir tarz benimsemek tek başına alarm işareti değil. Ancak bütün hayat tek bir estetik, görüş veya grubun etrafında şekillenmeye başladıysa daha yakından bakmak gerekiyor.
Dünya Sağlık Örgütü'nün Avrupa Bölge Ofisi'nin 2024'te yayımladığı verilere göre problemli sosyal medya kullanımı 2018'de yüzde 7 iken 2022'de yüzde 11'e yükseldi. Araştırma, Avrupa, Orta Asya ve Kanada'daki 44 ülke ve bölgede yaklaşık 280 bin gencin verilerine dayanıyordu. Kızlarda problemli sosyal medya kullanımı oranı yüzde 13 ile erkeklerin yüzde 9'luk oranının üzerindeydi.
WHO'nun tanımına göre problemli kullanım yalnızca uzun süre ekran başında kalmak anlamına gelmiyor. Kullanımı kontrol etmekte zorlanmak, kullanmadığında yoksunluk hissetmek, diğer aktiviteleri ihmal etmek ve günlük yaşamda olumsuz sonuçlarla karşılaşmak da bu tabloya dahil. Aynı rapor, sorunlu olmayan ancak yoğun sosyal medya kullanan gençlerin daha güçlü akran desteği ve sosyal bağlantılar bildirebildiğini de ortaya koyuyor.
Bu yüzden amaç estetiği ortadan kaldırmak değil, onun arkasındaki duyguyu anlamak. Genç neden böyle görünmek istiyor? Gerçekten sevdiği için mi, yoksa böyle görünmezse kabul edilmeyeceğini düşündüğü için mi?
Çocuğunun bir anda gothiccore giyinmeye başlaması, odasını tamamen değiştirmesi veya belirli bir sosyal medya estetiğine yönelmesi karşısında ebeveynin ilk refleksi bunu eleştirmek olabilir. Ancak Yıldırım'a göre ergenlik dönemindeki bir genci fazla yargılamak, tam tersine onu o gruba daha fazla yaklaştırabilir.
Genç, ailesinin kendisini anlamadığını düşündüğünde kendi iç dünyasına çekilebilir ve ait hissettiği gruba daha güçlü biçimde bağlanabilir.
Bu nedenle amaç estetiği ortadan kaldırmak değil, onun arkasındaki duyguyu anlamaya çalışmak. Genç neden böyle görünmek istiyor? Bu görünüm ona ne hissettiriyor? Bunu gerçekten sevdiği için mi yapıyor, yoksa böyle görünmezse arkadaşları tarafından kabul edilmeyeceğini mi düşünüyor?
Yıldırım, bu nedenle bazı danışanlarını aile üyeleriyle birlikte seanslara alarak gencin dünyasının ebeveynleri tarafından da görülmesini ve anlaşılmasını sağlamaya çalıştığını belirtiyor.
Johns Hopkins uzmanları da ebeveynlerin çocuklarıyla sosyal medya hakkında açık konuşmalar yapmasını ve kendi kullanım biçimleriyle örnek olmasını öneriyor. Ekransız zamanlar ve alanlar oluşturmak, bildirimleri azaltmak ve çevrim içi davranışlar üzerine sınırlar hakkında konuşmak da sağlıklı dijital alışkanlıklar arasında sayılıyor.
Belki de bugün çocukların ve ergenlerin etrafında gördüğümüz estetik kalabalığını anlamanın en doğru yolu, onları seçtikleri akımdan çıkarmaya çalışmak değil. Bir dünyanın içinde ne aradıklarını sormak.
Kaynak: Harvard University, World Health Organization, John Hopkins Medicine, National Library Of Medicine
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:75
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 26 Ağustos 2026 09:59 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















