Ankara24.com
close
up
Menu

Eski AK Partili İl Başkanına silahlı saldırı! Hastaneye kaldırıldı

Öznur Çağalı sessizliğini bozdu: O fotoğraftaki sarışın kadın ben değilim

Türkiye ile Maldivler arasında sağlık alanında iş birliği Malatya Haberleri

Diş ağrısı şikayetiyle gitti, 25 dişinden oldu

ÇANKAYA BELEDİYE BŞK. EMLAK VE İSTİMLAK MÜDÜRLÜĞÜ

Ümraniye de futbolcunun silahlı saldırıda öldürülmesine ilişkin iddianame hazırlandı

Altaylı futbolculardan Ata Demirer’e sürpriz!

Mehmet Şef in oğlu Emre Yalçınkaya siyasete girdi, parti rozetini taktı

Antalya da rüşvet iddiası davasında 3 sanığa tahliye Eski SGK il müdürü ve 2 başmüfettiş yurt dışı çıkış yasağıyla tahliye edildi Antalya Haberleri

Emine Erdoğan: Aile meselesini küresel gündeme taşıyan bir ülkeyiz

23 Nisan töreninden sonra skandal açıklama! Tepki toplayan kaymakam paylaşımı apar topar sildi

Herkes ona gıpta ederken ölümle savaşıyordu… Sanki prenses değil orman perisi… Ağaçlar en yakın dostu oldu

İran dini lideri Hamaney in sağlık durumu nasıl? NYT den yeni iddia! Dış Haberler

Trabzon da boks maçında kavga kamerada Trabzon Haberleri

Trabzon da hafif sıklet maçında kavga: Ortalık bir anda karıştı

Türkiye, İran ve Pakistan dan kritik görüşme! Ateşkeste sıcak saatler

Bakanlık açıkladı: Doruk Madencilik işçilerine ilk ödeme yapıldı Sözcü Gazetesi

Usta oyuncunun cenazesinde kavga çıktı! Sensin terbiyesiz

Bakan Fidan dan diplomasi trafiği Dış Haberler

Saç kurutma hilesiyle 30 bin avro vurgun! İşte Fransa yı karıştıran görüntü

Sosyal çürümenin güncesi 1: Toplumun mayası güven bozulursa

Sosyal çürümenin güncesi 1: Toplumun mayası güven bozulursa

Halktv sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com haber yayımlıyor.

Cambazın biri eşeğini yularından tutup pazara getirmiş. Bir başka cambaz yanına yanaşmış: “Kaça bu eşek?”

“Bin lira.”

“Tamam aldım gitti, ver elini helalleşelim.”

Tam o sırada birkaç kişi alıcının kulağına fısıldamış: “Yahu görmüyor musun, bu eşek topal. Onun için ucuza veriyor!”

Alıcı duraksamış. Bu sefer başkaları satıcının yanına koşmuş: “Bu eşek topal değilmiş, tırnağına taş kaçmış. Adam taşı çıkarıp ucuza elden çıkarmaya çalışıyor!”

Satıcıya sormuşlar. O da gülerek cevap vermiş: “Eşek topal olmasına topal da, insanlar topal sansın diye taşı tırnağına ben kendim koydum!”

Hemen alıcıya koşmuşlar: “Yahu eşek gerçekten topalmış! Taşı da satıcı koymuş. Seni fena kandırdı, parayı kaptırdın!”

Alıcı bir anda dövünmeye başlamış: “Vay namussuz vay! Eğer verdiğim para sahte olmasaydı, asıl o beni kazıklayacaktı!”

İşte çağımız insanının ahlak durumu…

Son zamanlarda “toplumsal çürüme" veya “bozulma” artık adı her neyse üzerinde düşünmediğim tek bir an bile yok.

Biz bu hale nasıl ve neden geldik?

Ben bu vebalin neresindeyim?

Sevgi ve hoşgörünün anavatanı Anadolu nasıl sahtekarlığın, vandallığın, kin ve nefretin tohumlarını büyütüyor?

Fırsat buldukça “Sosyal Çürüme Güncesi” ana başlığında her hafta bu bozulmanın kendimce sebeplerini yazmaya çalışacağım.

Bu hafta “Güvensizlik Sarmalı” üzerinde bir iki kelam etmek istiyorum.

Yukarıdaki eşek hikâyesi maalesef günümüz toplumunun ve ülkemizin aynası gibi.

Herkes birbirinden şüpheleniyor.

Her olayda, her konuşmada, her haberde, her sözde illa bir hile, gizli veya art niyet, bir çıkar aranıyor.

Kimse kimseye tam olarak güvenmiyor. En kötüsü de bu güvensizlik artık günlük hayatın normal bir parçası haline geldi. Bu güvensiz ortama kimse şaşırmıyor.

Bir haber duyduğunda insanlar ilk olarak “Bu doğru mu?,Kim çıkardı bunu, ne çıkarı var?” diye düşünüyor. Birileri bir şey söylediğinde, hemen arkasında başka bir hesap mı var diye bakıyoruz.

Artık sadece olaylara değil, birbirimize de güvenmiyoruz.

Korkunç bir yalan ve güvensizlik ortamı oluşmuş durumda.

Türk sosyal yapısı Hakikat Öncesi ve Hakikat sonrası olarak iki döneme ayrılmış durumda.

Kemal Sayar “Karanlıkta Görmek” adlı eserinde hakikat sonrası toplumu: “Hakikat sonrası toplum, hakikat sonrası siyaset. Hakikat sonrası çağda gerçek ve yalan arasındaki sınır belirsizleşir; dürüstlük ve hilebazlık, kurgu ve hakikat arasındaki o keskin çizgiler silinir. Başka insanları kandırmak, bir meydan okuma, bir oyun ve nihayet bir alışkanlık haline gelir. Böylece ağızdan çıkan sözlere itimadın sarsıldığı, kandırmaca ve hilenin insan ilişkilerinde olağan sayıldığı bir dönemde yaşamaya başlarız. Bu ahlaki görececiliğin izlerini toplumsal narsizme, maneviyatın ve topluluğun çöküşüne veya dijital kültürün yükselişine dek geri sürebilirsiniz. Hakikatin sonu her sağlıklı uygarlığın temeli olan güven duygusunu aşındırır ve bizi “diğerinden kötülük bekleyen kırılgan bir toplum” haline getirir. Hakikat sonrası olmak ahlaki bir alacakaranlıkta yaşamaktır. Davranış ve değerlerimiz çeliştiğinde davranışlarımızı düzeltmek dururken, değerlerimizi gözden geçiririz. Her şey bir gösteri ise insanların itibarları, fiziksel görünümleri, aidiyet ve etnisiteleri alay konusu yapılabilir. Nasıl olsa dünya, sonunda gülüp geçtiğimiz kocaman bir sirk değil midir? Bu bir yanıyla postmodern iklimin “Herşey mubah” anlayışını yankılıyor.”

Şeklinde apaçık anlatıyor.

Gerçeğin ölümü güvenin ölümüdür. Zamanla toplumun ortak gerçeklik duygusunu yok olur. Herkes kendi doğrusunu yaşar ama kimse ortak bir zeminde buluşamaz.

Böyle toplumlarda en küçük mesele bile bu güvensizlik ortamında büyür şiddete dönüşür.

Bugün yaşadığımız birçok toplumsal gerilim aslında sadece tek tek olaylardan kaynaklanmıyor. Asıl sorun, arka planda sürekli çalışan bu derin güvensizlik hali. İnsanlar kurumlara, yetkililere, medyaya, hatta komşusuna bile mesafeli yaklaşıyor.

Bu güvensizlik zemini “Bu devirde babana bile güvenmeyeceksin.” gibi korkunç bir algının genelgeçer yargı olmasına neden oluyor.

Elbette dozunda şüphe ve sorgulama iyidir.

Tamam, sorgulayalım, hemen inanmayalım ama herkesi potansiyel tehlike gibi görmek insanı korumuyor, aksine yalnızlaştırıyor. Sürekli tetikte yaşamak insanı yoruyor. Güven tamamen gidince geriye sadece korku ve hesap kalıyor. İnsan insanın kurdu değil, yurdu olmalıdır.

“Bir ülkede sürekli yalanlar söylenmesinin vahim sonucu herkesin o yalanlara inanmaya başlaması değil, artık kimsenin hiçbir şeye inanmadığı bir iklim oluşmasıdır. Bu iklimde de istediğiniz her şeyi yapabilirsiniz.” (Hannah Arendt)

Ülkede oluşan güvensiz iklim maalesef zamanla “olağan”a dönüşüyor normalleşiyor.

Oysa bu normalleşme en tehlikeli nokta. Sürekli şüphe içinde yaşamak insanı uzun vadede korumuyor; tam tersine ruhen ve toplumsal olarak yıpratıyor.

PEKİ NE YAPMALIYIZ?

Bu güvensizlik halini düzeltmekte en büyük iş devlete düşüyor. Çünkü insanlar en başta kuralları koyana bakar. Devlet adil olursa, açık olursa, tutarlı davranırsa insanlar da yavaş yavaş rahatlar. Güven biraz yukarıdan aşağıya doğru yayılır. Devlet güven verirse kurumlar da verir, kurumlar güven verirse insanlar birbirine daha rahat güvenmeye başlar. Yani bu iş yukarıdan aşağıya inen bir zincir aslında.

Ama bu zincirin sağlam olması için sadece yukarının güçlü olması yetmez; halkaların her birinin de sağlam olması gerekir. Yani birey de sorumludur. Herkes kendi küçük dünyasında dürüstlüğü yeniden inşa etmeden büyük resim düzelmez. En basitinden, verdiğimiz sözü tutarak, bilmediğimiz konuda kesin konuşmayarak, doğruyu işimize geldiği gibi eğip bükmeyerek başlamak zorundayız. Çünkü güven, büyük nutuklarla değil küçük ama tutarlı davranışlarla geri gelir. İnsanlar birbirine yeniden güvenmeyi öğrenmeden, en mükemmel sistem bile bir süre sonra çatlamaya başlar. Bu yüzden kurtuluş sadece “yukarıdan gelecek bir düzen” değil, aynı anda aşağıdan yukarıya doğru yükselecek bir ahlak hareketidir.

Güven olmayınca gerçek bağlar kurulamıyor. Bağ olmayınca da toplum, sadece yan yana duran ama birbirine gerçekten temas etmeyen, birbirini anlamayan insanlardan oluşan samimiyetsiz, soğuk bir kalabalığa dönüşüyor. Bu kalabalıkta herkes kendini korumaya çalışıyor ama aslında herkes biraz daha yalnızlaşıyor, biraz daha sertleşiyor. Oysa bir toplumun gücü, insanların birbirinden sakındığı değil, birbirine yaslanabildiği anlarda ortaya çıkar. Bu yüzden yeniden güven inşa etmek istiyorsak, önce korku dilini terk etmemiz gerekiyor. Sürekli tehdit algısıyla yaşayan bir toplum huzur üretemez. Huzur; şeffaflıkla, adaletle ve en önemlisi insanların birbirine karşı iyi niyetli olma cesaretiyle kurulur.

Eşek hikâyesindeki gibi: Herkes bir açıdan yani sahtekârlık yapma konusunda kendince haklı görünüyor, herkes birilerini kandırdığını ya da kandırıldığını düşünüyor. Ama aslında herkes kandırılmış oluyor ve sahte bir dünyada yaşıyoruz. Bu döngüyü kırmanın yolu, “ben doğruyu yapacağım, bedeli ne olursa olsun” diyebilen insanların çoğalmasından geçer. Çünkü dürüstlük bulaşıcıdır, tıpkı güvensizlik gibi. Bir yerde gerçek konuşulmaya başlandığında, başka bir yerde de yankı bulur.

Bu döngü devam ettikçe hepimiz biraz daha yalnızlaşıyoruz. Samimi ve gerçek ilişkiler göstermelik kalabalıklara dönüşüyor. Ve en acısı, bu hal yavaş yavaş normal kabul ediliyor. İşte asıl tehlike tam da burada başlıyor: Yanlışın normalleşmesi. Eğer bir toplum yanlışla yaşamaya alışırsa, doğruyu gördüğünde bile ona yabancılaşır. Bu yüzden bugün yapılması gereken en önemli şey, bu “alışılmış bozulmuşluğu” reddetmektir. Her durumda doğruyu savunmak, haksızlığa sessiz kalmamak, “herkes yapıyor” diyerek yanlışın arkasına saklanmamaktır. Çünkü toplumlar büyük kırılmalarla değil, küçük doğruların birikmesiyle iyileşir.

Belki de bu yüzden bugün en gerçekçi ve en cesur tavır, basitçe gerçeği aramak, samimiyeti ve dürüstlüğü elden bırakmamaktır. Kolay değil, hatta çoğu zaman zor ve bedelli bir yol. Gerçeği söyleyen kişi zaman zaman yalnız kalacak, yanlış anlaşılacak, hatta dışlanacaktır. Ama şunu unutmamak gerekir: Gerçekten vazgeçilen bir yerde, eninde sonunda herkes kaybeder. Kısa vadede kazanç gibi görünen şeyler, uzun vadede toplumu çürütür. Oysa hakikate sadık kalmak, belki yavaş ama sağlam bir iyileşmenin tek yoludur.

Ortak bir gerçeklik duygusunu yeniden kurmak istiyorsak, önce birbirimize ve kendimize karşı dürüst olmayı denemeliyiz. Hikâyedeki cambazların ve alıcının aksine, “kazık atmak” ya da “kazıklanmamak” değil, doğru olmak esas olmalı. Çünkü güven, ancak doğru insanların çoğalmasıyla yeniden filizlenir. Ve o güven yeniden kurulduğunda, insanlar sadece birlikte yaşayan değil, gerçekten birlikte var olan bir ağaç gibi kardeşçe büyüyen bir topluma dönüşür. İşte o zaman bu soğuk kalabalık, yerini sıcak bir topluluğa bırakır; insanlar birbirinden korkarak değil, birbirine güvenerek yaşar. Ve belki o zaman, bu ülke yeniden huzurun, samimiyetin ve gerçekliğin yurdu haline gelebilir.

Yaşar Kemal’in dediği gibi:

“Ben diyorum ki size:

Bir dil bulacağız her şeye varan…

Bir şeyleri anlatabilen…

Böyle dilsiz, böyle düşmanca, böyle bölük pörçük dolaşmayacağız bu dünyada.

Her şeyi her şeyi söyleyebileceğiz bu dünyada.

Her şeyi birbirimize…”

Bu ortak dil sevgi dili olacak ve Anadolu fabrika ayarlarına dönecek elbet. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...

En son güncellemeleri ve haberleri takip etmek için Ankara24.com'ı izlemeye devam edin, biz durumu takip ediyor ve en güncel bilgileri sunuyoruz.
seeGörüntülenme:42
embedKaynak:https://halktv.com.tr
archiveBu haber kaynaktan arşivlenmiştir 26 Nisan 2026 05:07 kaynağından arşivlendi
0 Yorum
Giriş yapın, yorum yapmak için...
Yayına ilk cevap veren siz olun...
topEn çok okunanlar
Şu anda en çok tartışılan olaylar

Eski AK Partili İl Başkanına silahlı saldırı! Hastaneye kaldırıldı

24 Nisan 2026 18:36see142

Öznur Çağalı sessizliğini bozdu: O fotoğraftaki sarışın kadın ben değilim

24 Nisan 2026 17:10see137

Türkiye ile Maldivler arasında sağlık alanında iş birliği Malatya Haberleri

24 Nisan 2026 18:21see136

Diş ağrısı şikayetiyle gitti, 25 dişinden oldu

24 Nisan 2026 11:23see134

ÇANKAYA BELEDİYE BŞK. EMLAK VE İSTİMLAK MÜDÜRLÜĞÜ

26 Nisan 2026 00:03see132

Ümraniye de futbolcunun silahlı saldırıda öldürülmesine ilişkin iddianame hazırlandı

24 Nisan 2026 20:06see131

Altaylı futbolculardan Ata Demirer’e sürpriz!

24 Nisan 2026 16:54see130

Mehmet Şef in oğlu Emre Yalçınkaya siyasete girdi, parti rozetini taktı

24 Nisan 2026 14:04see130

Antalya da rüşvet iddiası davasında 3 sanığa tahliye Eski SGK il müdürü ve 2 başmüfettiş yurt dışı çıkış yasağıyla tahliye edildi Antalya Haberleri

24 Nisan 2026 18:16see129

Emine Erdoğan: Aile meselesini küresel gündeme taşıyan bir ülkeyiz

24 Nisan 2026 19:22see128

23 Nisan töreninden sonra skandal açıklama! Tepki toplayan kaymakam paylaşımı apar topar sildi

24 Nisan 2026 13:29see127

Herkes ona gıpta ederken ölümle savaşıyordu… Sanki prenses değil orman perisi… Ağaçlar en yakın dostu oldu

24 Nisan 2026 16:19see127

İran dini lideri Hamaney in sağlık durumu nasıl? NYT den yeni iddia! Dış Haberler

24 Nisan 2026 10:40see126

Trabzon da boks maçında kavga kamerada Trabzon Haberleri

26 Nisan 2026 00:54see126

Trabzon da hafif sıklet maçında kavga: Ortalık bir anda karıştı

26 Nisan 2026 00:06see126

Türkiye, İran ve Pakistan dan kritik görüşme! Ateşkeste sıcak saatler

26 Nisan 2026 00:17see126

Bakanlık açıkladı: Doruk Madencilik işçilerine ilk ödeme yapıldı Sözcü Gazetesi

24 Nisan 2026 18:59see125

Usta oyuncunun cenazesinde kavga çıktı! Sensin terbiyesiz

24 Nisan 2026 11:31see125

Bakan Fidan dan diplomasi trafiği Dış Haberler

26 Nisan 2026 00:31see125

Saç kurutma hilesiyle 30 bin avro vurgun! İşte Fransa yı karıştıran görüntü

24 Nisan 2026 17:37see124
newsSon haberler
Günün en taze ve güncel olayları