Sofrada telefon var sohbet yok
Sabah sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com haber yayımlıyor.
"Akşam ne yiyeceğiz?" sorusu eskisi kadar basit değil artık. Anne işten geç geliyor, çocuk kursa gidiyor, baba toplantıdan çıkamıyor. Biri odasında ödev yapıyor, diğeri ekran karşısında bir şeyler atıştırıyor. Sonunda evin içinde herkes yemek yiyor ama aynı sofrada buluşan kimse kalmıyor.
Üstelik mesele sadece birlikte yemek yemek de değil. Sofraya telefonlar geldiğinde o kısa aile zamanı da bölünüyor. ABD'de 2026'da yayımlanan bir araştırma bu konuya özellikle dikkat çekti. JAMA Pediatrics'te yayımlanan çalışmada, aile yemekleri sırasında hem ebeveynlerin hem de çocukların medya kullanımına bakıldı. Araştırmacılar, aile yemeklerinin çocuklarla bağ kurmak ve sosyal iletişimi desteklemek için önemli bir zaman olduğunu hatırlatıyor. Yani masada telefon varsa fiziksel olarak yan yana olsak bile zihnimiz başka yerde olabiliyor.
Aslında aile sofrasının değeri sadece o gün ne yendiğiyle de ilgili değil. Daha önce yapılan geniş kapsamlı araştırmalar da düzenli aile yemekleriyle çocukların beslenme alışkanlıkları ve aile işleyişi arasında olumlu ilişkiler bulunduğunu gösteriyor. 41 araştırma derlemesini inceleyen bir umbrella review (şemsiye inceleme), daha sık yapılan aile yemeklerinin daha sağlıklı beslenme, daha iyi psikososyal iyilik hali ve bazı riskli davranışların daha düşük görülmesiyle ilişkili olduğunu ortaya koydu. Araştırmacılar yine de bu çalışmaların önemli bölümünün ilişki gösterdiğini, doğrudan neden-sonuç kurmakta sınırlılıklar bulunduğunu belirtiyor.
DÖRT DÖRTLÜK OLMASI ŞART DEĞİL
Burada anne babaların kendini suçlamasına gerek yok. Her akşam dört dörtlük bir aile sofrası kurmak zaten mümkün değil. Asıl mesele, "Her gün birlikte yemek zorundayız" baskısı yaratmak değil. Haftada birkaç akşamı bile mümkün olduğunca ortak bir zamana çevirebilmek.
Çünkü çocuk sofrada sadece yemek yemiyor. Gününün nasıl geçtiğini anlatıyor. Okulda yaşadığı bir şeyi araya sıkıştırıyor. Arkadaşından söz ediyor. Bazen hiçbir şey anlatmıyor ama anne babasının konuşmasını dinliyor. Bir süre sonra o sessizlik bile tanıdık bir aile ritüeline dönüşüyor.
İngiliz The Guardian da bu hafta yayımlanan bir yazısında ortak yemeklerin giderek kaybolan bir aile ritüeline dönüşmesine dikkat çekti. Yazıda, farklı kültürlerde yemeğin yalnızca beslenme değil, insanları bir araya getiren bir paylaşım alanı olduğu vurgulandı. Modern yaşamın hızının ise insanları aynı evde bile ayrı ayrı yemeye ittiği anlatıldı.
BURADA BİRBİRİMİZİ DİNLİYORUZ
Belki de çocukların aile sofrasından uzaklaşmasını sadece "çocuk yemek seçiyor" ya da "çocuk odasında yemeyi seviyor" diye düşünmemek gerekiyor. Bazen mesele yemek değil, birlikte geçirilen zamanın azalması.
Sofraya oturmak için büyük yemekler hazırlamak da gerekmiyor. Bir çorba, makarna, sandviç... Önemli olan masanın etrafında birkaç kişinin gerçekten birbirine bakması. Telefonların bir kenara bırakılması. "Bugün nasıldı?" sorusunun gerçekten cevabının beklenmesi.
Çünkü çocuk büyüdüğünde sofrada ne yediğini hatırlamayabilir. Ama evde herkesin bir araya geldiği o akşamları hatırlayabilir. Aile sofrasını korumak biraz da bu yüzden önemli: Çocuğa sadece yemek değil, "Burada birbirimizi dinliyoruz" duygusunu vermek.
ANNE-BABANIN EKRANI ÇOCUĞUN EKRANINI BELİRLİYOR
"Telefonu bırak" demek kolay. Asıl zor olan, bunu söylerken kendi telefonumuzu elimizden bırakabilmek. Yeni araştırmalar, çocukların ekran alışkanlıklarında anne babanın davranışının da önemli bir rol oynadığını gösteriyor.
Çocuğa "Telefonla oynama" deyip birkaç dakika sonra kendi ekranımıza bakıyorsak, çocuk için ortada küçük bir çelişki var. Hele telefon elimizden hiç düşmüyorsa...
Çocuklar söylenenden çok gördüğünü öğreniyor. Anne yemek yaparken telefonuna bakıyor, baba televizyon açıkken bilgisayardan çalışıyor, aile sohbet ederken bir yandan mesajlar cevaplanıyorsa ekran evin doğal bir parçası haline geliyor.
2025'te Clinical Child and Family Psychology Review dergisinde yayımlanan kapsamlı bir sistematik inceleme, 87 çalışmayı değerlendirdi. Araştırmada ebeveynlerin ekran kullanımındaki model olmasının çocukların ekran süresiyle güçlü biçimde ilişkili olduğu görüldü. Ebeveynlerin yemek sırasında ekran kullanması ve ekranı çocuk oyalamak ya da sakinleştirmek için kullanması da daha yüksek çocuk ekran kullanımıyla ilişkilendirildi. Buna karşılık aile içinde ekran kurallarının bulunması daha düşük kullanım ile ilişkilendirildi.
2026'da Acta Paediatrica dergisinde yayımlanan başka bir araştırma da 7 bin 947 ergenin verilerini inceledi. Çalışmada ekranı davranışı kontrol etmek için ödül veya ceza olarak kullanmak ve ergenin yatak odasında ekran bulundurması, daha yüksek ekran ve akıllı telefon kullanımıyla ilişkilendirildi.
O halde evde yeni bir kural koymadan önce küçük bir deneme yapabiliriz. Yemekte telefon yok. Sohbet sırasında telefon yok. Çocuğa "Ekranı bırak" demeden önce birkaç dakika kendi ekranımızı bırakalım. Çünkü bazen çocuğun ekran süresini azaltmanın ilk adımı, onun elindeki telefona değil, kendi elimizdeki telefona bakmak olabilir.
BİR YILDA 7 İLDE 5 BİN ÇOCUĞA DİJİTAL YAŞAM KALİTESİ DERSİ
Çocukların ekranı ne kadar süre ve nasıl kullanacakları artık oldukça önemli bir konu... Ancak bunun doğru yolunu tek başına bulmalarını da bekleyemeyiz. Dijital okuryazarlık eğitimi almaları şart! Hatta bana sorsanız, tüm ailelere bu eğitimin verilmesi gerek derim.
Geçtiğimiz hafta Vodafone Vakfı, Toplum Gönüllüleri Vakfı işbirliğiyle gerçekleştirilen Dijital Dostum projesinin basın toplantısına katıldım. Bu projeyle 8-14 yaş arası ilkokul ve ortaokul öğrencilerinin dijital teknolojileri daha güvenli, bilinçli ve dengeli şekilde kullanmalarını sağlamak amacıyla eğitimler verilecek. İlk yılda 7 ilde 5 bin öğrenciye ulaşılacak.
BAĞLANTI ÇAPI RİSKLERLE DOLU
Türkiye Vodafone Vakfı Başkanı Hasan Süel'in bu konuda söyledikleri oldukça dikkat çekiciydi: "Araştırmalar günümüzde çocuk ve gençlerin benzeri görülmemiş bir bağlantı çağında büyüdüğünü ama aynı zamanda benzeri görülmemiş dijital risk ve etkilerle karşı karşıya kaldığını gösteriyor. Global Vodafone Vakfı'nın Save The Children iş birliği ile 9 Avrupa ülkesinde yaptığı araştırmaya göre her 4 çocuk ve gençten sadece biri dijital yaşam kalitesini iyi olarak değerlendirirken, her 4 çocuktan 3'ü uyku bozuklukları, yüksek stres seviyeleri veya çevrim içi ve çevrim dışı yaşamları arasında denge kurma zorluklarıyla mücadele ediyor. Dijital okur-yazarlığı güçlendirmek ve dijital dengeyi kolaylaştıracak kalıcı önlemler almak, dijital yaşam kalitesini artırmak açısından önem taşıyor. Bu konuda alınabilecek önlemlerden biri de dijital yaşam kalitesinin eğitime entegre edilmesi."
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:87
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 26 Eylül 2026 07:07 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















