Sessizlik bozuldu, gizli hesap ortaya çıktı: Yeni cephe! Neden şimdi harekete geçtiler? Kritik hatta ne oluyor?
Hurriyet sayfasından alınan verilere göre, Ankara24.com bilgi veriyor.


Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
Yemen’de İran destekli Husi hareketi ile Suudi Arabistan arasındaki gerilim, uzun süren görece sessizliğin ardından yeniden yükselişe geçti. Bir süredir geri planda kalan Husilerin son hamleleri, bölgede yeni bir hesaplaşmanın başlayabileceği yorumlarını beraberinde getirdi. Riyad yönetimi gelişmeleri yakından takip ederken, uzmanlar yaşanan sürecin sadece iki taraf arasındaki gerilimle sınırlı kalmayacağına dikkat çekiyor.
Bölgede gerilim her geçen gün artarken dün Husiler, Suudi Arabistan’ın güneyinde yer alan Necran Havalimanı’nda kamikaze insansız hava aracı (İHA) saldırısı gerçekleştirdiklerini iddia etti. Husilerin Sözcüsü Yahya Seri, yaptığı açıklamada saldırıya ilişkin bilgi verdi. Seri, Necran vilayetindeki havalimanında “hassas bir hedefin” kamikaze İHA ile vurulduğunu öne sürdü.
Şimdi herkes aynı soruya yanıt arıyor: Husilerin yeni stratejisi ne ve bu hamle bölgedeki dengeleri nasıl değiştirecek?
SUUDİ ARABİSTAN’DAN DENİZ GÜVENLİĞİ HAMLESİ
Husilerin Suudi Arabistan’ın uyguladığı iddia edilen ablukaya karşılık olarak başlattığı saldırılar sonrasında Riyad yönetimi harekete geçti. Suudi Arabistan, geçtiğimiz perşembe günü yaptığı açıklamada, Kızıldeniz’de uluslararası deniz taşımacılığını ve enerji yollarını korumak amacıyla bir savunma koalisyonu oluşturduğunu duyurdu.
Riyad yönetimi, bölgedeki deniz güvenliğinin yalnızca kendi çıkarları açısından değil, küresel enerji arzı açısından da kritik olduğunu vurguladı. Ancak Husiler, Suudi Arabistan’ın Yemen limanları ve havaalanları üzerindeki kısıtlamaları kaldırmasını ve Yemen petrol gelirlerinin kamu hizmetleri ile devlet çalışanlarının maaşları için kullanılmasını talep ediyor.
Washington Post’ta yer alan haberde Husi yanlısı siyasi yorumcu Hüseyin el-Bukhaiti, Suudi Arabistan’ın bu talepleri karşılamaması halinde daha fazla tırmanış yaşanabileceğinin üzerinde durdu.
El-Bukhaiti, Husilerin taleplerinin yalnızca askerî değil, aynı zamanda ekonomik ve insani boyut taşıdığını savunarak, Yemen’deki kaynakların ülke genelinde kullanılması gerektiğini ifade etti. Ancak Suudi Arabistan’ın bu talepleri kabul etme ihtimalinin düşük olduğu belirtiliyor. Riyad’ın özellikle ABD ile artan askerî iş birliği nedeniyle Husilere karşı daha sert bir tutum izlemesi bekleniyor.
HEDEFTE SUUDİ PETROL GÜCÜ VAR
Uzmanlara göre Husilerin son hamlelerinin merkezinde Suudi Arabistan’ın ekonomik damarları bulunuyor. İran’ın ABD ve İsrail saldırılarına karşılık olarak Hürmüz Boğazı’ndaki faaliyetleri kısıtlama girişiminin ardından Suudi Arabistan, petrol ihracatının önemli bölümünü Doğu-Batı Petrol Boru Hattı üzerinden Kızıldeniz kıyılarına yönlendirmişti.
Bu stratejik hat, Suudi Arabistan’ın Basra Körfezi dışındaki en önemli enerji çıkış yollarından biri olarak değerlendiriliyor. Husiler açısından ise bu durum, Riyad’ın ekonomik gücünü hedef almak için önemli bir fırsat oluşturdu. Hüseyin el-Bukhaiti, Suudi Arabistan’ın temel gücünün petrol gelirlerine dayandığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Petrol, Suudi Arabistan’ın omurgasıdır. Birine zarar vermek istiyorsanız, onu en fazla acı hissettiği noktadan vurursunuz.”
‘İŞLETİLEN MANTIK, ABLUKAYA ABLUKA FORMÜLÜ’
Peki, bu adımlar Yemen iç siyasetindeki dengeleri değiştirmeye yönelik mi, yoksa daha geniş bölgesel bir hesaplaşmanın parçası mı?
İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) araştırmacılarından Dr. Çağatay Balcı, “Bu tırmanış, 2015-2022 savaşına bir geri dönüş değil, Husi hareketinin kendisini iç savaş aktöründen bölgesel bir boğaz aktörüne dönüştürme girişimi. Tetikleyici zincir net: 3 Temmuz’da Tahran-Sana arasında 10 yıl sonra kurulan doğrudan uçuş bağlantısı Riyad’ın kırmızı çizgisini ihlal etti. Sana Havalimanı’na yönelik saldırının ardından, 20 Temmuz’da ‘deniz seyrüsefer yasağı’ ilan edildi; bunu tanker saldırıları ile Cizan ve Yenbu’daki Aramco tesislerinin vurulması izledi. İşletilen mantık, ‘ablukaya abluka’ formülü” dedi ve şöyle devam etti:
"Amaç, 12 yıllık liman ve hava sahası kısıtlamalarının Riyad açısından da taşınamaz bir bedeli olduğunu kanıtlayarak Sana’nın fiili otoritesini tanıyan bir mutabakatı dayatmak. Tekrarlayan provokasyonlar üzerinden taviz devşirme örüntüsü, hareketin dış politika davranışının alışılagelmiş bir niteliği. Hamlelerin iç siyasal işlevi de en az bu kadar belirleyici. Dünya Gıda Programı’nın mart ayında faaliyetlerini sonlandırması ve derinleşen ekonomik daralma, Sana yönetimini kaynak kıtlığının siyasi maliyetini erteleme arayışına itti; dışarıdaki düşmanın görünür hâle getirilmesi de bu ihtiyacın en ucuz aracını sundu. Buna ocak ayında Aden’in düşmesi ve Güney Geçiş Konseyi’nin dağılmasıyla yıllardır ilk kez sadeleşen Husi karşıtı kamp ile Marib-Cevf hattındaki hareketlenme de eklenmeli."
'GENİŞ ÇAPLI BÖLGESEL BİR HESAPLAŞMANIN PARÇASI'
St. Petersburg Devlet Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler üzerine doktora yapan Buğra Bekir Işılak da Husilerin son dönemde Suudi Arabistan’a yönelik gerçekleştirdiği saldırıların yalnızca askerî hedeflerle sınırlı olmadığını belirterek, bu eylemlerin Riyad üzerinde ekonomik ve siyasi baskı oluşturmayı amaçlayan daha geniş kapsamlı bir stratejinin parçası olduğunu söyledi
Husilerin Aramco tesisleri, Yenbu’daki petrol nakil noktaları ve Necran Havalimanı gibi kritik hedefleri seçmesinin tesadüf olmadığını vurgulayan Işılak, “Bu saldırılar yalnızca askerî sonuçlar hedefleyen operasyonlar olarak değerlendirilmemeli. Aynı zamanda Suudi Arabistan’ın enerji altyapısını, ekonomik kapasitesini ve siyasi karar alma süreçlerini baskı altına almayı amaçlayan stratejik hamleler. Örgüt, bu hedefler üzerinden Riyad’ın güvenlik algısını sarsmayı ve maliyetlerini artırmayı hedefliyor” ifadelerini kullandı.
Husilerin Suudi Arabistan'a deniz trafiği yasağı ilan etmesinin de dikkat çekici bir gelişme olduğuna işaret eden Işılak, “Bu adım, örgütün çatışmayı yalnızca kara sahasıyla sınırlı tutmak istemediğini, enerji güvenliği ve uluslararası ticaret hatlarını da mücadelenin bir parçası hâline getirmeye çalıştığını gösteriyor. Kızıldeniz ve deniz ulaşımı üzerinden oluşturulan baskı, bölgesel güvenlik kadar küresel enerji arzı açısından da önemli sonuçlar doğurabilecek nitelikte” dedi.
Saldırıların Yemen iç savaşının ötesinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Işılak, "Bu operasyonlar her ne kadar Yemen iç savaşındaki mevcut dengeleri koruma amacı taşıyor gibi görünse de, esas itibarıyla daha geniş çaplı bölgesel bir hesaplaşmanın parçası. Husiler, Suudi Arabistan'ın Yemen'de yeniden askerî seçeneğe yönelmesini caydırmaya çalışırken, aynı zamanda Kızıldeniz'i ve enerji altyapısını bir baskı unsuru olarak kullanarak müzakere masasında elini güçlendirmeyi hedefliyor" değerlendirmesinde bulundu.
KONTROLDEN ÇIKABİLİR UYARISI
Washington merkezli düşünce kuruluşu New America’nın Gelecek Güvenlik Programı’nda Husiler üzerine çalışmalar yapan Adam Baron ise taraflar arasındaki karşılıklı hamlelerin yanlış hesaplama riskini artırdığı uyarısında bulundu. Baron, Husiler ve Suudi Arabistan’ın birbirlerinin sınırlarını test ettiği bir süreç yaşandığını belirterek, bu tür dönemlerde küçük bir yanlış adımın daha büyük bir çatışmaya dönüşebileceğini söyledi.
“Tarafların birbirlerine tepki verdiği ve kırmızı çizgileri test ettiği durumlarda, olayların kontrolden çıkması için uygun bir ortam oluşur” değerlendirmesinde bulundu.
İRAN FAKTÖRÜ VE BABÜLMENDEP TEHDİDİ
Husilerin yeniden harekete geçmesinde İran faktörü, bölgesel dengeler açısından en önemli unsurlardan biri olarak değerlendiriliyor. Buğra Bekir Işılak, İran ile Husiler arasındaki ilişkinin yalnızca askerî destek boyutuyla ele alınamayacağını belirterek, taraflar arasındaki iş birliğinin karşılıklı stratejik çıkarlar temelinde şekillendiğini söyledi.
İran'ın Husilerin askerî kapasitesinin gelişiminde önemli bir rol üstlendiğini ifade eden Işılak, “Tahran'ın sağladığı füze ve insansız hava aracı teknolojisi, eğitim, istihbarat ve lojistik destek sayesinde Husiler, Yemen'deki iç savaşın sınırlarını aşan bir operasyonel kapasiteye ulaştı. Bugün örgüt yalnızca Yemen sahasında değil, Suudi Arabistan'ı ve Kızıldeniz'deki uluslararası deniz ticaretini hedef alabilecek düzeyde bir caydırıcılık oluşturabiliyor. Bu tablo, İran'ın doğrudan askerî çatışmaya girmeden rakipleri üzerinde baskı kurmasına imkân tanıyan vekil aktör stratejisinin en önemli örneklerinden biri” dedi.
Husilerin Kızıldeniz'de gemilerden geçiş ücreti alınmasına yönelik söylemlerinin de dikkatle takip edilmesi gerektiğini belirten Işılak, “Bu yaklaşım, İran'ın uzun yıllardır Hürmüz Boğazı üzerinden uyguladığı baskı modelinin Babülmendep'e taşınmaya çalışıldığını gösteriyor. Deniz ticaretini ve enerji koridorlarını baskı aracı olarak kullanma anlayışı, yalnızca bölgesel aktörleri değil, küresel ekonomiyi de doğrudan etkileyebilecek bir stratejinin yansıması” ifadelerini kullandı.
Bununla birlikte Husilerin yalnızca İran'ın talimatlarıyla hareket eden bir yapı olarak değerlendirilmesinin eksik kalacağını da vurgulayan Işılak, "Husiler, İran'la yakın ilişkiler kurmadan önce de Yemen'in iç dinamikleri içerisinde ortaya çıkmış ve kendi siyasi ajandasını oluşturmaya başlamış bir hareket. Örgütün Yemen'deki siyasi ve askerî hâkimiyetini pekiştirmek, ekonomik kaynaklarını artırmak ve uluslararası müzakere süreçlerinde elini güçlendirmek gibi İran'dan bağımsız stratejik hedefleri bulunuyor. Bu nedenle Husileri sadece İran'ın vekil gücü olarak tanımlamak, sahadaki gerçekliği tam anlamıyla da yansıtmaz” değerlendirmesinde bulundu.
‘BABÜLMENDEP ARTIK ALTERNATİF GÜZERGÂH DEĞİL, TEK ÇIKIŞ KAPISI’
Bu noktada akla gelen soru şu: Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı’nda artan gerilim, küresel enerji taşımacılığı ve bölgesel güvenlik açısından ne tür riskler oluşturuyor? Husilerin bu bölgedeki kapasitesi ne kadar etkili olabilir?
Asıl meselenin boğazın küresel enerji sistemindeki işlevinin tersine dönmesi olduğunun altını çizen Dr. Çağatay Balcı, “Hürmüz’ün fiilen kapanmasının ardından Suudi Arabistan, ham petrol ihracatının yaklaşık yüzde 70-75’ini Doğu-Batı Boru Hattı üzerinden Yenbu’ya yönlendirdi; Yenbu, haziran ayında Krallığın deniz yoluyla yaptığı ihracatın yüzde 92’sini karşılar hâle geldi. Babülmendep artık alternatif güzergâh değil, tek çıkış kapısı” dedi.
“Husilerin bu hattı hedeflemesi tamamlayıcı bir baskı değil, kaçış vanasının kapatılması” diyen Dr. Balcı, “Sonuçlar ölçülebilir durumda: Brent yaklaşık 20 dolarlık sıçramayla 100 doların üzerine çıktı, harp riski primleri boğazda gövde değerinin binde beşine yükselirken kuzey Kızıldeniz hattında binde bir seviyesinde kaldı, günlük geçiş sayısı 41’den 29’a geriledi, dev tankerler Ümit Burnu rotasına yönelerek sefer sürelerine iki haftaya varan yük bindirdi. En kırılgan taraf, motorin ve jet yakıtı arzı sıkışan Avrupalı rafinericiler” ifadelerini kullandı.
Kapasite değerlendirmesinde iki ayrımın korunması gerektiğini ifade eden Dr. Balcı, şu bilgilerin altını çizdi:
-- Hareketin klasik anlamda bir deniz erişimi engelleme (sea denial) kabiliyeti yok. Trafik durmuş değil, saldırıların önemli bölümü sınırlı hasarla sonuçlanıyor ve kimi füzeler önleniyor. Ancak sigortayla finanse edilen bir deniz ticareti düzeninde, güzergâhı sigortalanamaz kılabilme yeteneği, kapatma yeteneğiyle işlevsel olarak eşdeğer. Husiler denizi kapatmıyor; riski üretip fiyatlandırmayı armatörlere bırakıyor.
-- 30 kilometrelik dar kesit, zorunlu geçiş rejimi ve düşük seyir hızı, kıyıdaki aktöre yapısal üstünlük tanırken; kıyı konuşlu gemisavar füzeleri, insansız su üstü araçları, mayınlar ve ticari otomatik tanımlama sistemi verisine dayalı ucuz deniz istihbaratı, kayda değer bir tespit-vuruş döngüsü kurmakta. En kalıcı hasar ise fiyatlarda değil, rejimde… Hürmüz’deki geçiş bedeli ile Babülmendep'teki seyrüsefer izni mantığı, boğazlarda serbestiyi haktan imtiyaza dönüştüren bir emsal üretiyor.
Husiler, modern bir donanmaya sahip olmamalarına rağmen, balistik füzeler, insansız hava araçları ve gemisavar kabiliyetleri sayesinde ticari gemiler üzerinde ciddi bir caydırıcılık oluşturabiliyorlar.
Bunun sonucunda sigorta primleri, navlun ücretleri ve teslimat süreleri artarken, birçok şirket gemilerini Ümit Burnu'na yönlendirmek zorunda kalabiliyor. Bu durum hem enerji arzını yavaşlatıyor hem de küresel ticarette ek maliyetler yaratıyor.
Husilerin kapasitesi, boğazı askerî anlamda tamamen kontrol etmeye yeterli olmasa da asimetrik savaş yöntemleriyle küresel deniz ticaretini aksatabilecek düzeyde olduğu ifade edilebilir.
Buğra Bekir Işılak‘TEK TELEFONLA BOĞAZI KAPATABİLİRİZ’ İDDİASI
Husi yanlısı yorumcu Hüseyin el-Bukhaiti, örgütün bölgesel mücadelede bağımsız karar aldığını ancak İran ile iş birliğinin doğal olduğunu da savundu. El-Bukhaiti, İran ile Husiler arasındaki ilişkiyi ABD ile İsrail arasındaki stratejik ortaklığa benzeterek, iki tarafın birbirine destek vermesinde olağan dışı bir durum olmadığını söyledi.
Uzman isim İran’dan gelecek ‘tek bir telefonla’ Husilerin Babülmendep Boğazı’nın tamamını kapatma kapasitesine sahip olduğunu iddia etti. Ancak şu ana kadar Husilerin açıklamalarında doğrudan tüm uluslararası deniz trafiğini durdurma tehdidinden ziyade, özellikle Suudi bağlantılı gemilere yönelik baskı öne çıkıyor. Buna rağmen denizcilik sektöründeki güvenlik endişeleri nedeniyle sigorta maliyetlerinin yükseldiği ve bunun sonucunda Kızıldeniz üzerinden yapılan taşımacılığın yavaşladığı belirtiliyor.
İran’ın Husiler üzerindeki etkisi bu süreçte ne kadar belirleyici? Yaşanan gelişmeler İran’ın bölgesel stratejisinin bir uzantısı olarak mı değerlendirilmeli, yoksa Husiler kendi çıkarları doğrultusunda mı hareket ediyor?
SUUDİ TANKERİNE SALDIRI İDDİASI
Washington Post’ta yer alan haberde Husi askeri sözcüsü Tuğgeneral Yahya Saree, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, Suudi bayraklı petrol tankeri NCC’nin hedef alındığını duyurdu. Saree, saldırının geminin yapılan uyarıları dikkate almaması nedeniyle gerçekleştirildiğini öne sürdü. Deniz takip şirketlerinin verileri de olayın ardından tanker hareketlerinde değişiklik yaşandığını gösterdi. TankerTrackers.com tarafından incelenen uydu görüntülerine göre, petrol taşıyan tanker Kızıldeniz’de görüntülendi. Daha sonra geminin kuzeye doğru yön değiştirdiği değerlendirildi.
Denizcilik analiz şirketi Kpler’in verilerine göre ise tanker 23 Temmuz’dan bu yana takip sinyali göndermedi. Uzmanlar, bu tür olayların yalnızca doğrudan saldırı riski oluşturmadığını, aynı zamanda bölgedeki tüm deniz taşımacılığı maliyetlerini artırdığını belirtiyor
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:120
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 05 Ağustos 2026 07:02 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















