Ankara24.com
close
up
“Sana kızgın değilim”: Minneapolis’te bir annenin ölümü ve ICE şiddetinin anatomisi

“Sana kızgın değilim”: Minneapolis’te bir annenin ölümü ve ICE şiddetinin anatomisi

T24 sayfasından alınan verilere göre, Ankara24.com bilgi veriyor.

Delal Arya

Görüntülerde, 37 yaşındaki üç çocuk annesi Renee Nicole Good’un siren sesleri eşliğinde yolu kapatacak şekilde durmuş bordo renkli Honda Pilot’un sürücü koltuğunda oturduğu görülüyor. Videoyu çeken ICE ajanı Jonathan E. Ross, aracın önünden geçerek açık sürücü camının yanından arka plakaya doğru yürüyor. Aynı anda Good’un camdan, “Sorun değil, dostum,” dediği duyuluyor. Ardından sözlerini sürdürerek, “Sana kızgın değilim,” diye ekliyor.

“I’m not mad at you.”

Bu dört basit kelime, ödüllü bir şair olan Renee’nin bu dünyaya bıraktığı son şefkat kırıntısıydı. Minneapolis’te, Portland Avenue’nun o dondurucu sabahında, bir federal ajan tarafından yüzünden vurulmadan yaklaşık yirmi saniye önce kurduğu bu sakin cümle, aslında o korkunç andan önceki son masumiyetti.  

Bir kadın olarak, bir komşu olarak, her sabah çocuklarını aynı yoldan geçerek okula bırakan bir anne olarak o sabahtan beri yüreğimdeki ağırlık hafiflemedi. Çünkü bu sözler, silahsız bir kadının nezaketinin, karşısındaki o devasa ve ruhsuz kurumsal şiddet dalgasını durdurmaya yetmediğini en acı şekilde yüzümüze çarpıyordu. Artık bu şehirde, mahallelerimizde, okullarımızın çevresinde ve parklarımızda olup bitenler birer “istisna” değil.  Şehrin sokaklarında dolaşan, önlerine çıkan bütün Somalilileri ve Güney Amerikalıları acımasızca sokaklarda kovalayarak yakalayan, kendilerini protesto edenlere gaz sıkan bu federal ajanlar normal olamaz.  Bütün bunlar Belediye Başkanımız Jacob Frey’ın de vurguladığı gibi, ICE’ın şehrimize pompaladığı o kaotik düzenin “sadistçe tahmin edilebilir” bir sonucu haline geldi.

Renee’nin o yumuşak, anlayışlı sesine karşılık, tetiği çeken ICE ajanının ağzından dökülen küfürlü ifade, Minneapolis sokaklarını saran karanlık zihniyetin çıplak bir özeti aslında.

O an, hepimizin hissettiği şey şuydu: Orada can veren yalnızca bir anne değil, aynı zamanda kamusal alanın, güvenliğimizin, hukukun ve vicdanın da yaralanması.

Renée Nicole Good’un ölümü, Minneapolis’te aylardır biriken bir gerilimin kırılma anıydı. Kasım ayından bu yana ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı (ICE), St. Paul ve Minneapolis’ten oluşan Twin Cities bölgesinde benzeri görülmemiş bir operasyon yürütüyordu. İç Güvenlik Bakanlığı’nın “Operation Metro Surge” (Metro Takviye Operasyonu) adını verdiği bu süreçte, iki binden fazla federal ajan Minneapolis ve St. Paul’a konuşlandırıldı.

Ancak mahallelerde hissedilen tablo, bu operasyonun “tehlikeli suçlulara” yönelik dar bir müdahaleden çok daha fazlasıydı. Baskınlar işyerlerine, evlere ve kamusal alanlara yayıldı. Genç yaşlı gözetmeden yapılan gözaltılar sokak ortasında, okulların çevresinde, çocukların ve komşuların gözleri önünde yapıldı. Hatta daha da ileri giderek Cuma namazı toplanan Somalileri gözaltına aldılar. Aynı şekilde Pazar kilisesi sonrası etraftaki otobüs duraklarından Güney Amerikalıları topladılar.

Nezaketin ve toplumsal aidiyetin en kırılgan anlarında gerçekleşen bu gözaltılar, yalnızca sertliği değil, aynı zamanda devletin saygıyla davranması beklenen anlarda sergilediği kabalığı da görünür kıldı. Üç çocuk annesi bir şair olan Renee’nin öldürülmesi ise, bu sürecin en görünür ve en geri dönülmez anıydı.

ICE nedir ve nasıl bu noktaya geldik?

Ama bu noktada durup, Renee’nin ölümüne giden sürecin merkezindeki kurumu tanımlamak gerekiyor. ICE (Immigration and Customs Enforcement), yani ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından çıkarılan 2002 tarihli Homeland Security Act (İç Güvenlik Yasası) kapsamında kuruldu. Bu yasa ile Department of Homeland Security (DHS), yani İç Güvenlik Bakanlığı oluşturuldu ve ICE, bu yeni güvenlik mimarisinin alt kurumlarından biri hâline geldi.

ICE’ın kuruluş gerekçesi, başlangıçta ulusal güvenlik ve göçmenlik yasalarının uygulanması olarak tanımlanmıştı. Ancak yıllar içinde, özellikle Donald Trump’ın ikinci kez Beyaz Saray’a dönüşüyle birlikte, kurumun misyonu, bütçesi ve sahadaki görünürlüğü dramatik biçimde genişletildi. Bugün ICE, Trump yönetiminin seçim kampanyasında merkezî bir vaat olan kitlesel sınır dışı etme politikasının ana yürütücüsü konumunda.

Yerel polis departmanlarından farklı olarak ICE, bir şehir ya da eyalet halkına karşı hesap verebilir bir kurum değil. Şerifler veya polis şefleri gibi seçilmiş ya da yerel yönetime bağlı da değil. Doğrudan federal hiyerarşiye bağlı. Bu fark, Minneapolis’te yaşananların neden bu kadar hızlı bir biçimde kontrolden çıktığını anlamak açısından hayati önemde.

Yerel polis ile ICE arasındaki temel fark

ICE kendisini “kamu güvenliği” ve “ulusal güvenlik” şemsiyesi altında tanımlar. Ancak yetkileri, ABD’deki ortalama bir polis departmanından hem daha dar hem de daha muğlaktır. ICE ajanları, yasadışı göçmenlik şüphesi taşıdıkları kişileri durdurma, gözaltına alma ve tutuklama yetkisine sahiptir. ABD vatandaşlarını ise yalnızca sınırlı koşullarda, örneğin bir tutuklamaya müdahale edildiğinde ya da bir ajana saldırı olduğunda alıkoyabilirler.

Buna rağmen, bağımsız haber kuruluşu ProPublica’nın verilerine göre Trump’ın ilk döneminin yalnızca ilk dokuz ayında, 170’ten fazla olayda ABD vatandaşları ICE ajanları tarafından iradeleri dışında tutuldu. Bu vakaların büyük kısmında, vatandaşlar yanlışlıkla “belgesiz göçmen” sanılmıştı.

Yerel polisler genellikle belirli prosedürlere, vücut kamerası kurallarına ve yerel savcılara karşı sorumluyken, ICE ajanları, çoğu zaman maskeli, kimliksiz ve şehir sakinlerine yabancı bir güç olarak hareket ediyor. Minneapolis’te yaşanan travmanın temelinde, işte bu hesap vermezlik boşluğu yatıyor.

ICE’ın güç kullanımı, ABD Anayasası, federal yasalar ve DHS’nin kendi iç yönergeleriyle belirlenmiş durumda. Hukuken, federal kolluk kuvvetleri ölümcül gücü yalnızca ciddi ve yakın bir tehdit söz konusuysa kullanabilir. Ancak ABD Yüksek Mahkemesi, yıllar içinde kolluk kuvvetlerine “anlık kararlar” konusunda geniş bir takdir payı tanıdı. Bu da sahadaki ajanların eylemlerinin sonradan sorgulanmasını son derece zorlaştırıyor.

DHS’nin 2023 tarihli politika notu da ölümcül gücün ancak “kaçınılmaz” durumlarda ve “makul bir ölüm ya da ağır yaralanma tehdidi” varsa kullanılabileceğini söylüyor. Renee Nicole Good’un ölümüne dair görüntüler ise, bu kriterlerin sağlanmadığını açıkça gösteriyor.

Bir şehrin kısa sürede değişen yüzü

Minneapolis, yakın zamana kadar göçmen dostu, mahalle dayanışması güçlü bir şehir olarak biliniyordu. Fakat şehir bir süredir tanınmaz halde. Aylardır kriz üstüne kriz yaşıyoruz. Eyalet Milletvekili Melissa Hortman ve kocasının evlerinde suikasta kurban gitmesi, ardından Katolik Okulu’ndaki silahlı saldırı, Vali Tim Walz’ın yeniden seçilme umutlarını suya düşüren yolsuzluk skandalı derken kuzeydeki bu soğuk eyalet Başkan Trump’ın göçmenlik politikalarının yeni merkezi haline getirdi.

Trump yönetiminin gönderdiği iki binden fazla federal ajanla, sokaklarımızın ritmi tamamen değişti. Minneapolis son birkaç aydır bir şehir gibi değil, bir işgal bölgesi gibi nefes alıyor. Sokaklarımızda isimsiz, maskeli federal ajanlar kol geziyor, göçmenleri kelimenin tam anlamıyla avlıyor ve kendilerine karşı çıkanlara sert müdahalelerde bulunuyor. Her gün otobüslerce insan uçaklara bindirilip Minneapolis’ten gönderiliyor.

Minnesota’dan Demokrat Kongre üyeleri Angie Craig, Ilhan Omar ve Kelly Morrison, 10 Ocak 2026 tarihinde Minneapolis yakınlarındaki bir ICE (Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) gözetim merkezini denetlemek ve gözaltındakilerin durumlarını incelemek isteseler de girişleri sertçe engellendi. İçeridekilerin durumları da belirsizliğini koruyor.

Belediye Başkanı Frey’ın da belirttiği gibi, hamile bir kadının sokakta sürüklendiği, ağır silahlı ajanların kütüphanelerde ve alışveriş merkezlerinde insan avına çıktığı bu süreçte, Renee’nin öldürülmesi maalesef bir sürpriz değildi. Bu ajanlar, mahallelerimize sadece ‘güvenlik’ getirdiklerini iddia ediyorlar; ancak bizlerin hissettiği tek şey, her köşe başında pusuya yatmış bir tehdit.

Vali Tim Walz (ortada) “Parti sana gözlerinle ve kulaklarınla gördüğün şeyleri reddetmeni söyledi”

Renée Nicole Good’un ölümünün ardından Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey’ın kullandığı dil, alışık olduğumuz “sakinleştirici” belediye başkanı tarzından belirgin biçimde ayrılmıştı. Frey, federal yetkililerin olayı daha ilk saatlerde “meşru müdafaa” olarak çerçevelemesine ve Renee’nin arabasını ajan Jonathan E. Ross’un üzerine sürdüğünün söylenmesine açıkça itiraz etti. Pek çok Minneapolisli için bu, gerçeğin üzerinin örtülmesine karşı yükseltilmiş bir alarm sesiydi. Frey’ın açıklamalarının merkezinde tek bir talep vardı: şeffaflık. Federal makamların, özellikle de FBI’ın, soruşturmayı tek başına yürütürken eyalet ve yerel birimleri dışarıda bırakmasının kamu güvenini zedelediğini söyledi. Bu itiraz, yalnızca siyasi bir restleşme değildi, aksine, “Bu şehirde olan biten hakkında söz söyleme hakkımız var” diyen bir yerel sahiplenmeydi. Ulusal basına da yansıyan bu çıkış, Frey’ın “gerçeklerin saklanmasına” karşı durduğunu ve eyalet soruşturmacılarının sürece dahil edilmesini ısrarla savunduğunu gösteriyordu. Jacob Frey’ın sözleri, herkes için değil belki ama bu şehirde kendini korunmasız hisseden birçok aile için, “Yalnız değilsiniz” mesajını taşıdı.

Elbette bu tavır, Washington’la açık bir gerilimi de beraberinde getirdi. İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem’le Frey arasında hem kullanılan dil hem de soruşturmanın kim tarafından yürütüleceği konusunda net bir çatışma yaşandı. Ancak Minneapolis sokaklarında bu çatışma, çoğu kişi tarafından bir güç gösterisi olarak değil, “Belediye başkanımız federal anlatıyı sorgusuz sualsiz kabul etmiyor” duygusuyla okundu.

Aynı şekilde Minnesota Valisi Tim Walz yalnızca trajediyi değil, aynı zamanda gerçeklik algımızı da hedef alan bir saldırı olduğunu vurgulamak için George Orwell’ın 1984 adlı romanından bir alıntı yaptı: “Parti sana gözlerinle ve kulaklarınla gördüğün şeyleri reddetmeni söyledi.” Bu söz, federal yetkililerin Renee Nicole Good cinayetini çerçeveleme çabalarını ve video kanıtlarının üzerini örtme yönündeki girişimlerini eleştirmek için kullanıldı.

Bu, özellikle Renee’nin ölümünden sonra kendini çaresiz hisseden mahalleler için önemliydi. Renee’nin son sözleri, kurşundan sonra duyulan küfürlü ifade ve videoların hızla yayılması, Minneapolis’te kolektif bir travma yaratmıştı. Böyle bir atmosferde Frey’ın sert tonu, pek çok insan için bu dil yasın içinden konuşan, diplomatik değil insani bir tepkiydi. Frey bu krizle birlikte, 2020’de George Floyd’un öldürülmesinden sonraki döneme kıyasla daha mücadeleci bir siyasi figür olarak öne çıktı.

Yerel polis ve federal güç: Tersine dönen roller

2020’de George Floyd’un öldürülmesinden bu yana Minneapolis Polis Departmanı (MPD), halkın güvenini büyük ölçüde yitirmişti. Ancak bugün, hiçbir kural tanımadan hareket eden ve sayıca polis teşkilatının üç katı olan federal ajanların yarattığı zorbalık karşısında, yerel polis beklenmedik bir biçimde koruyucu kalkan rolüne büründü. Emniyet Müdürü Brian O’Hara, bir basın toplantısında, ICE ajanlarının insanları araçlarından yaka paça alırken arkada motoru çalışan, park pozisyonuna alınmamış arabalar bıraktığını; bu araçların yollarda başıboş sürüklenerek büyük tehlike yarattığını anlattı.

ICE Watch: Sivil bir nöbet

Bu kaosun ortasında, mahalle sakinleri ellerini kollarını bağlayıp oturmuyor elbette. İnsanlar kendilerini ve komşularını korumak için ICE Watch adında bir dayanışma ağı kurdu. ICE Watch, bir “örgüt” değil, bir mahalli refleks. İnsanların WhatsApp ya da Facebook grupları üzerinden, anti-göçmen baskınları hakkında bilgi paylaştığı, birbirini uyardığı, okulların, ibadethanelerin, kütüphanelerin çevresinde olan biteni haber verdiği gayrı resmi bir düzenleme.

Bu tür sivil nöbetler, ABD Anayasası çerçevesinde, kamuya açık alanlarda görev yapan federal ajanları izleme ve kaydetme hakkının bir uzantısı olarak görülür. Hukukçuların büyük bölümü, bu faaliyetlerin müdahale içermediği sürece koruma altında olduğunu vurgular. Buna rağmen, Başkan Yardımcısı JD Vance’in bu sivil denetimi “yerli terörizm” olarak yaftalama girişimi, kelimelerin nasıl silaha dönüştürülebileceğini gösteriyor.

Renee de o sabah, yalnızca bu izleme faaliyetinin bir parçası olarak oradaydı. Elinde silah yoktu; elinde bir telefon, cebinde bir düdük, yüreğinde çocuklar için duyulan kaygı vardı. Eşi Becca Good’un söylediği gibi: “Bizim düdüklerimiz vardı; onların ise silahları.”

Okullar: Sığınağın yıkıldığı yer

Bu kuşatmanın en savunmasız hedeflerinden biri de okullar oldu. Bir anne olarak beni en çok uykusuz bırakan, çocuklarımızın sığınağı olan okullarımızın birer baskın alanına dönüştürülmesi. Birkaç sokak üstümüzdeki Roosevelt Lisesi’nde yaşananlar bir kabus gibiydi: Sınır Devriyesi ajanlarının okulun dağılma saatinde, bahçesinde insanları yere yatırması, okul çalışanlarını kelepçelemesi ve kimyasal gazlar kullanması kabul edilemezdi. Bu olaydan sonra Minneapolis Devlet Okulları güvenlik endişeleri nedeniyle iki gün tatil edildi. Sonrası için de isteyen aileler için online eğitip seçeneği konuldu.

Ekvatorlu bir arkadaşım Renee’nin öldürüldüğü sabah, Latino ağırlıklı bir ilkokulun çevresinde ICE ajanlarının devriye gezdiği anlatıyor. O sabah, çocuklarını okula bırakmaya gelen üç ebeveynin alınıp götürüldüğü gözleriyle görmüş. Öğretmenlerin okulu kilitlediğini, buna rağmen ICE ajanlarının oyun parkına girdiklerini, mahalle sakinlerinin ise okulun etrafında koruyucu bir halka oluşturduğu söylüyor. O sabah orada olanların ortak hissi şu: Bir okul, savaş alanı gibi kuşatılmış.

Renee’nin de o sabah kalkan olmak için oraya gelmiş olabileceğini düşünüyorum. Bunu kesin olarak bilmiyorum. Bildiğim tek şey, o sabah bir annenin çocukların olduğu bir çevrede şiddetsiz bir tanıklık yürüttüğü ve artık hayatta olmadığı.

Sokaklardaki av

Sadece mülteciler değil, bu toprakların yerli halkı da hedef alındı. Oglala Sioux kabilesine mensup dört evsiz insanın bir köprü altında alıkonulması, Amerikan yerlilerinin yaşadığı Little Earth konut kompleksinin kuşatılması Vali Yardımcısı Peggy Flanagan tarafından “utanç verici bir ırksal profilleme” olarak nitelendirildi. Bir yerli gencin Hy-Vee adındaki süpermarketin otoparkında aracından sürüklenerek çıkarılması ve saatlerce alıkonulması, federal birimlerin artık hiçbir hukuk kuralı tanımadığını gösteriyor.

Karalama kampanyası ve şeffaflığın yokluğu

Renee’nin ölümünden sonra başlatılan karalama kampanyası, adaletin nasıl boğulabildiğinin bir özeti gibi. Siyasi figürlerin Renee’yi “radikal” etiketlerle yaftalaması, buna karşın katil zanlısı ajana dokunulmazlık atfetmesi… video kayıtlarının açıkça başka bir tablo çizmesine rağmen, FBI’ın tüm delillere el koyarak yerel makamların soruşturmaya katılımını sınırlaması… Şeffaflığın yokluğu, yasın üzerine eklenen ikinci bir yük oldu. En çok canımızı yakan ise, yönetimden gelen tepkiler. Başkan Yardımcısı JD Vance’in Renee’yi “dejenere bir solcu” olarak yaftalaması, katil zanlısı ajana “mutlak dokunulmazlık” atfetmesi ve ona “minnet borcumuz olduğunu” söylemesi, adaletin üzerine çekilen kara bir perde.

Bu, hukukun üstünlüğünün değil, zorbalığın yönetimi.

Trump Minnesota’ya karşı

Bu trajedi, “Trump Minnesota’ya Karşı” destanının yeni bir sayfası oldu diyebiliriz. Başkanın demokratik kaleleri hedef almasının simgesi haline geldi. Sırf Trump’la aynı fikirde olmayan demokrat bir valimiz olduğu için tüm gücünü Minnesota’ya karşı püskürtmeye başladı. Bu siyasi intikamın en çirkin yüzü, şehrimizi Kongre'de temsil eden ilk Somalili ve Müslüman kadın olan Ilhan Omar’a yönelik saldırılarda vücut buldu. Trump, hiçbir dayanağı olmadan Omar’ı “çöp” olarak nitelendirdi ve destekçilerine, 2000 yılından beri ABD vatandaşı olan bu kadına karşı “onu geri gönderin” (send her back) sloganları attırdı.

Bu tabloya bir de geçen yıl Minnesota Valisi Tim Walz’ın, Kamala Harris’in başkan yardımcısı adayı olarak Trump’a karşı ulusal sahnede yer alması eklendi. Trump’ın Walz’a yönelik sert ve küçümseyici dili, Minnesota’nın artık sadece politik olarak değil, kişisel olarak da hedefte olduğunu düşündürüyor. Türkiye’den gelmiş biri olarak Minnesota’ya bir kayyum atanır mı diye düşünmeden de edemiyorum.

Dayanışmanın sessiz gücü

Ama Minneapolis teslim olmuyor. Okul aile birliklerindeki ebeveynler, evinden çıkmaya korkan Latino ve mülteci aileler için market alışverişi yapıyor, paketleri kapılarına bırakıyor. Kafeler ve kitabevleri, sokaktaki ajanlardan kaçan insanlara sığınak oluyor. İnsanlar mahallelerinde baskın yapılan yerlerin önünde koruma kalkanı oluşturmaya devam ediyorlar. Arabalarını ICE araçlarının önüne kırıp yollarını kesenleri, yüzlerine biber gazı yemelerine rağmen pankartlarını çıkarıp dimdik duranları gördüm. Komşum Mary’nin oğlu göçmen arkadaşlarının güvenli bir şekilde okula girip çıkması için bahçede nöbet tutuyor. İlkokul çocukları öğretmenleriyle birlikte pankartlar hazırlayıp sokaklarda yürüyor. Geceleri halk ICE’ın kaldığı otellerin önünde davullar, düdükler çalıp bağırarak onların uyumalarını engellemeye çalışıyorlar. Cumartesi günü dondurucu soğuğa rağmen Powderhorn Park’ta toplanan binlerce insan, dondurucu soğuğa rağmen sanatla, dev kuklalarla “Renee İçin Adalet” diye haykırdı. George Floyd’un öldürülmesinden sonra da aynı tepkileri veren bu halk, yas tutmayı ve direnç göstermeyi aynı anda sergilemeye devam ediyor.

Gene de kötü haberlerin ardı arkası kesilmiyor. Kristie Noem daha fazla ICE ajanının eyaletimize gönderildiğini açıkladı. Önümüzdeki günlerde kapı kapı gezeceklerini ve insanları evlerinden alacaklarını da söyledi.

Türkiye’deki okur için bir not

Türkiye’den bakan bir okur için, federal ajanların okul çevresinde devriye gezmesi, ebeveynlerin çocuklarını bırakırken alıkonulması, öğretmenlerin sınıfları kilitlemesi akıl almaz görünebilir. Ama burada yaşanan tam olarak buydu: Hukuki sınırların belirsizleştirildiği, korkunun idari bir araca dönüştüğü bir dönem. ICE Watch gibi sivil ağlar, işte bu belirsizlikte insani bir pusula olmaya çalıştı. Ne daha fazlası ne daha azı.

Gene de Türkiye’den gelmiş biri olarak insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: “Buraya da bir gün kayyum mu atanır?” Elbette ABD’de böyle bir şeyin birebir karşılığı yok, ama merkezî iktidarın bir eyaleti sürekli baskı altında tutması, seçilmiş yöneticileri etkisizleştirmeye çalışması, bizdeki kayyum deneyimini hatırlatmadan da etmiyor.

Amerika bugün bir yol ayrımında. Ya federal ajanların vatandaşları yargısız infaz edebildiği bir düzene boyun eğeceğiz ya da hesap verebilirliği savunacağız. Renee’nin son nefesinde sergilediği nezaket, bugün sokaklarda verilen mücadelenin temeli. Bir emre uymamak asla bir ölüm cezası olmamalı.

Bugün penceremden dışarı baktığımda, sokaklarda devriye gezen o isimsiz, maskeli adamları görüyorum. Ama aynı zamanda komşularımın kapılarına astıkları "Renee İçin Adalet" pankartlarını da görüyorum. Biz buradayız, gitmiyoruz ve sessiz kalmayacağız. Çünkü Renee’nin son nefesinde dediği gibi, biz aslında kimseye kızgın olmak istemiyoruz; biz sadece özgürce ve güvenle yaşamak istiyoruz.

Gelişmeleri kaçırmamak için Ankara24.com'dan en güncel haberleri takip edin.
seeGörüntülenme:39
embedKaynak:https://t24.com.tr
archiveBu haber kaynaktan arşivlenmiştir 12 Ocak 2026 16:30 kaynağından arşivlendi
0 Yorum
Giriş yapın, yorum yapmak için...
Yayına ilk cevap veren siz olun...
topEn çok okunanlar
Şu anda en çok tartışılan olaylar

Gökhan Alaş: Genç çocuklarla alakalı bir hayalim var!

11 Ocak 2026 17:46see152

110 yaş ve üstü yaşamın sırrı bulundu Sözcü Gazetesi

11 Ocak 2026 18:02see148

Ters yönde ilerleyen otomobil bariyere çarptı: O anlar kamerada

12 Ocak 2026 00:37see145

Ambulans uçak kalp hastası bebek için havalandı

11 Ocak 2026 05:26see141

Demet Akalın ın hedefinde şimdi de Edis var Magazin haberleri

11 Ocak 2026 17:51see140

Mansur Yavaş: Ankara da trafik sıkışıklığının nedeni AVM lerin önü

11 Ocak 2026 17:21see138

Nevşehir de Gazze ye destek yürüyüşü düzenlendi VİDEO İZLE

11 Ocak 2026 21:40see138

Bursa’da otel yangını… Mahsur kalanlar var

12 Ocak 2026 02:13see138

Norveç Nobel Komitesi nden Trump açıklaması

11 Ocak 2026 07:03see137

Bakan Yumaklı: Halkımızı susuzlukla, trafikle, çöple, çamurla mağdur etmeyin

11 Ocak 2026 20:14see131

Yeni İnfaz Düzenlemesi iddialarına yanıt: Gündemimizde yok

12 Ocak 2026 00:33see128

Tunceli’de olumsuz hava koşulları nedeniyle eğitime 2 gün ara verildi Gündem Haberleri

11 Ocak 2026 18:40see125

Kullandığı traktörün altında kaldı: Yaşamını yitirdi

12 Ocak 2026 00:28see125

Bundesliga da Bayern Münih ten Wolfsburg a 8 gol Futbol Haberleri

12 Ocak 2026 00:27see121

Fenerbahçe duyurdu: Milyonların izleyeceği dev final iki sene boyunca İstanbul da

11 Ocak 2026 18:20see120

İran Cumhurbşkanından Gösteri Açıklaması

11 Ocak 2026 18:24see118

İç çamaşırı ve botunun içine uyuşturucu saklayan 2 şüpheli tutuklandı

11 Ocak 2026 20:18see117

İstanbul Modern’den geri adım: Gazze’nin acısını paylaşıyoruz Kültür Sanat Haberleri

12 Ocak 2026 04:03see116

Emekliler bin 62 liralık zamma isyan etti: Kefen parası istemiyoruz hesabını sandıkta soracağız

11 Ocak 2026 17:23see116

Kocaeli de fırtına tedbiri: Motosikletlere yasak

12 Ocak 2026 01:00see114
newsSon haberler
Günün en taze ve güncel olayları