Ankara24.com
close
up
Menu

ÇANKAYA BELEDİYE BŞK. EMLAK VE İSTİMLAK MÜDÜRLÜĞÜ

Trabzon da hafif sıklet maçında kavga: Ortalık bir anda karıştı

Trabzon da boks maçında kavga kamerada Trabzon Haberleri

Türkiye, İran ve Pakistan dan kritik görüşme! Ateşkeste sıcak saatler

Bolu da vahşet: Anne, 2 aylık bebeğini öldürdü!

Bakan Fidan dan diplomasi trafiği Dış Haberler

CHP de ecdat sancısı! Başkan hem itiraf etti hem kıvrandı! Özel in savunması pes dedirtti

Sami Uğurlu: Alacağımız puanlar geleceğimiz belirleyecek!

Recep Uçar: İlk 8’de bitirmek istiyoruz!

Konserde feci olay! Denize giren genç hayatını kaybetti Sözcü Gazetesi

Çanakkale Zafer Kupası nda ödüller sahiplerini buldu

Kaza sonrası can pazarı: Çok sayıda yaralı var Sözcü Gazetesi

Bakan Memişoğlu duyurdu: 12 şehir hastanesi daha geliyor

Yatağan da bir bisiklet tamirhanesinde yangın paniği Muğla Haberleri

Tecrübeli hoca kendilerini Süper Lig de tutacak puanı açıkladı!

İran ın eski büyükelçisinin Avrupa daki lüks yaşamı eleştirilerin odağında

Alkollü araç kullanan sürücüye toplam 92 bin 500 lira ceza Bursa Haberleri

Bilal Erdoğan: Eğitim, tüm toplumun ortak sorumluluğu olarak ele alınmalı

West Ham ın kurtarıcısı Callum Wilson! Premier Lig de senaryoyu değiştiren gol... West Ham United Everton maç sonucu 2 1 Fanatik Gazetesi Futbol Haberleri Spor

Köpek saldırısında yaralanan 3 yaşındaki bebek 34 gün sonra evine kavuştu Türkçe bilmeyen babaya mahalle bakkalı aracığıyla para teklif etmişler Kayseri Haberleri

Orta Doğu yeniden şekillenirken Filistin gölgede mi kalıyor? Dış Haberler

Orta Doğu yeniden şekillenirken Filistin gölgede mi kalıyor? Dış Haberler

Ankara24.com, Haberturk kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi paylaşıyor.

Orta Doğu’da İran merkezli savaşın gölgesinde şekillenen yeni jeopolitik denklem, yalnızca askeri bir çatışma süreci değil; İsrail’in “Yeni Orta Doğu” vizyonu, ABD’nin küresel hegemonya mücadelesi ve Çin’in yükselişiyle derinleşen çok katmanlı bir güç rekabetinin sahaya yansıması olarak öne çıkıyor. Uluslararası raporlar, İsrail’in İran’a yönelik stratejisinin bölgesel güç dengelerini kalıcı biçimde değiştirmeyi hedeflediğini, ABD’nin ise enerji koridorları ve ticaret hatları üzerinden küresel üstünlüğünü koruma çabasında olduğunu ortaya koyuyor. Hürmüz Boğazı ve Bab el-Mendeb hattı gibi kritik geçiş noktaları üzerinden yürüyen bu mücadele, yalnızca bölgeyi değil küresel ekonomiyi ve güvenlik mimarisini de doğrudan etkileyen bir kırılma sürecine işaret ediyor.

Bu büyük jeopolitik hesaplaşmanın en ağır bedelini ise Filistin sahası ödüyor. Batı Şeria’da hız kazanan yerleşim politikaları ve “sessiz ilhak” süreci, Gazze’de derinleşen insani kriz ve Lübnan’a yayılan göç dalgası, bölgedeki demografik ve siyasi yapıyı köklü biçimde dönüştürüyor. Uluslararası kuruluşların raporlarına göre milyonlarca insan temel ihtiyaçlara erişim mücadelesi verirken, uluslararası hukuk mekanizmalarının zayıflaması ve “güçle barış” anlayışının öne çıkması, krizi daha da derinleştiriyor. Uzmanlara göre Ortadoğu, yalnızca bir savaşın değil; küresel düzenin yeniden yazıldığı, Filistin meselesinin ise varoluşsal bir eşikte yeniden tanımlandığı tarihsel bir döneme girmiş durumda.

Netanyahu’nun “yeni Orta Doğu” hesabı

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun uzun süredir dile getirdiği “İran tehdidini ortadan kaldırma” hedefi, son askeri ve diplomatik gelişmelerle birlikte daha sistematik bir stratejiye dönüşmüş durumda. Üç yıldan buyana Gazze’de bir soykırım politikası yöneten Netenyahu’nun, Tel Aviv’in güvenlik mimarisi; Hamas’ın zayıflatılması, Hizbullah’ın askeri kapasitesinin sınırlandırılması ve Suriye’de rejim sonrası oluşan güç boşluğunun değerlendirilmesi üzerine kurulu üç ayaklı bir planla ilerliyor. International Institute for Strategic Studies(IISS) ve Brookings Institution gibi önde gelen uluslararası düşünce kuruluşlarının analizlerinde, bu yaklaşımın yalnızca taktiksel değil, aynı zamanda İran’ın bölgesel nüfuzunu kalıcı olarak kırmayı hedefleyen uzun vadeli bir doktrin olduğu vurgulanıyor.

ABD merkezli güvenlik raporları ise İsrail’in İran’a yönelik hamlelerini “önleyici savaş doktrini” kapsamında değerlendiriyor. RAND Corporation tarafından yayımlanan analizlerde, İran’ın nükleer kapasitesi ve bölgesel milis ağlarının İsrail açısından “çok katmanlı tehdit” oluşturduğu belirtilirken, bu tehdidin erken aşamada bertaraf edilmesinin Tel Aviv’in stratejik öncelikleri arasında yer aldığı ifade ediliyor. Ancak aynı raporlar, bu tür bir askeri yaklaşımın yalnızca İran’ı değil, NATO müttefiklerini ve Körfez ülkelerini de içine çekebilecek geniş çaplı bir bölgesel savaşı tetikleme riskine dikkat çekiyor. İngiliz Chatham House analizlerinde ise bu stratejinin, kısa vadeli güvenlik kazanımları sağlasa bile uzun vadede istikrarsızlığı derinleştirebileceği uyarısı öne çıkıyor.

Netanyahu’nun Şubat ayında Narendra Modi ile yaptığı görüşmede dile getirdiği “İsrail’in etki alanının Hindistan’dan Sudan’a kadar uzanacağı” yönündeki açıklamalar, bu stratejinin yalnızca askeri değil, ideolojik ve jeopolitik boyutlarını da ortaya koyuyor. ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin “İsrail’in genişleme hakkı”na ilişkin ifadeleri de bu söylemi destekleyen bir çerçeve sunuyor. Council on Foreign Relations ve Avrupa merkezli analizlerde, bu tür söylemlerin bölgesel güç projeksiyonunu meşrulaştırma çabası olarak değerlendirildiği, aynı zamanda “Yeni Ortadoğu” vizyonunun enerji hatları, ticaret koridorları ve güvenlik mimarisi üzerinden şekillenen daha geniş bir jeopolitik tasarımın parçası olduğu belirtiliyor.

ABD’nin küresel hegemonya mücadelesi

Washington yönetiminin İran’a yönelik baskı politikası, yalnızca bölgesel bir güvenlik meselesi olarak değil, küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir mücadele alanı olarak değerlendiriliyor. ABD’nin stratejik hedefi; Çin’in ekonomik ve jeopolitik yükselişiyle hız kazanan çok kutuplu dünya düzenine karşı kendi hegemonik konumunu korumak. Council on Foreign Relations ve Center for Strategic and International Studies (CSIS) tarafından yayımlanan analizlerde, İran’ın Orta Doğu’daki enerji geçiş hatları ve bölgesel nüfuzunun kırılmasının, yalnızca Tahran’ı değil, Pekin’in küresel ticaret ağlarını da doğrudan etkileyeceği vurgulanıyor. Bu çerçevede İran, ABD açısından sadece bir “bölgesel rakip” değil, aynı zamanda küresel rekabette kritik bir düğüm noktası olarak görülüyor.

Enerji ve ticaret hatları üzerindeki kontrol mücadelesi, bu stratejinin en kritik ayağını oluşturuyor. Hürmüz Boğazı ve Bab el-Mendeb hattı, dünya petrol ticaretinin önemli bir bölümünün geçtiği iki stratejik boğaz olarak öne çıkarken, International Energy Agency (IEA) raporları bu güzergâhlarda yaşanacak herhangi bir kesintinin küresel enerji piyasalarında ciddi dalgalanmalara yol açabileceğini ortaya koyuyor. RAND Corporation analizlerinde ise ABD’nin İran’a yönelik askeri ve ekonomik baskısının, bu geçiş noktalarında kontrolü güçlendirme ve müttefikleri üzerinden alternatif enerji rotaları oluşturma amacını taşıdığı belirtiliyor.

Bu bağlamda İran’a yönelik baskının yalnızca Tahran’ı sınırlamakla kalmadığı, aynı zamanda Kuşak ve Yol Girişimikapsamında Çin’in Orta Doğu, Afrika ve Avrupa arasında kurmaya çalıştığı ticaret ağlarını da hedef aldığı ifade ediliyor. Chatham House ve Brookings Institution raporlarında, ABD’nin İran politikasının Çin’in enerji güvenliği ve lojistik hatları üzerindeki bağımlılığını artırmayı amaçladığına dikkat çekilirken; bu stratejinin uzun vadede küresel ekonomik rekabeti daha sert ve kırılgan bir zemine taşıyabileceği uyarısı yapılıyor.

Filistin dosyası: Savaşın gölgesinde derinleşen kriz

İran ve Lübnan hattında tırmanan askeri gerilim uluslararası gündemi belirlerken, Filistin sahasında yaşanan gelişmeler daha karmaşık ve kritik bir evreye giriyor. Birleşmiş Milletler ve Human Rights Watch raporlarına göre, İsrail hükümetinin Batı Şeria’da yürüttüğü yerleşim politikaları son dönemde belirgin şekilde hız kazanmış durumda. Yeni yerleşim birimleri, yollar ve askeri kontrol alanlarıyla bölgenin coğrafi bütünlüğü giderek parçalanırken, uluslararası gözlemciler bu sürecin Filistin topraklarını birbirinden kopuk “adacıklara” dönüştürdüğüne dikkat çekiyor. Avrupa merkezli araştırma kuruluşları da bu tabloyu, “sahada fiili bir statü değişimi” olarak tanımlıyor.

Sahadaki askeri yoğunluk ise bu dönüşümü daha da görünür kılıyor. Uluslararası Af Örgütü ve Arapça yayın yapan bölgesel analiz platformları, Batı Şeria’da kontrol noktalarının hızla arttığını, hareket özgürlüğünün ciddi şekilde kısıtlandığını ve Filistinlilere yönelik baskının sistematik hale geldiğini vurguluyor. Bu çerçevede birçok uzman, yaşanan süreci “sessiz ilhak” olarak nitelendiriyor. Demografik mühendislik iddiaları da bu analizlerin merkezinde yer alıyor; zira uzun vadede nüfus yapısının değiştirilmesi ve Filistin varlığının coğrafi olarak daraltılması hedefinin güdüldüğü ifade ediliyor.

Gazze’de ise insani tablo çok daha ağır bir boyuta ulaşmış durumda. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi(OCHA) ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi raporları, yaklaşık 1 milyon insanın temel altyapıdan yoksun şekilde çadırlarda yaşam mücadelesi verdiğini ortaya koyuyor. ABD öncülüğünde hazırlandığı belirtilen ve 20 maddeden oluşan planın ikinci aşamasına geçilmemesi, bölgedeki toparlanma sürecini fiilen durdurmuş durumda. Refah Sınır Kapısı’nın kapalı tutulması ve yardımların sınırlı şekilde ulaştırılması, gıda, su ve sağlık hizmetlerine erişimi ciddi biçimde kısıtlarken, uluslararası kuruluşlar bu durumun “kontrollü insani daralma” yarattığına dikkat çekiyor.

Sahadaki askeri gerçeklik ise Gazze’nin coğrafi yapısında kalıcı değişimlere işaret ediyor. İsrail ordusunun Gazze’nin doğusunda, toplam alanın yaklaşık %60’ına denk gelen bölgede kontrol sağladığı ve bu alanlarda geniş çaplı yıkım gerçekleştirdiği belirtiliyor. International Crisis Group ve çeşitli Batılı güvenlik raporlarında, bu stratejinin “askeri güvenlik kuşağı” adı altında uzun vadeli bir kontrol hattı oluşturmayı hedeflediği ifade ediliyor. Uzmanlara göre bu durum, yalnızca askeri bir önlem değil; aynı zamanda Gazze’nin demografik ve fiziksel yapısını dönüştürmeye yönelik daha geniş bir stratejinin parçası olarak değerlendiriliyor.

Lübnan ve bölgeye yayılan etki

Lübnan’ın güneyinden Litani Nehri’ne kadar uzanan hatta yaşanan kitlesel göç, yalnızca yerel nüfusu değil, bölgede yaşayan Filistinli mültecileri de doğrudan etkileyen çok katmanlı bir krize dönüşmüş durumda. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ve UNRWA verilerine göre, son haftalarda on binlerce kişi güvenlik gerekçesiyle yer değiştirmek zorunda kalırken, özellikle Beyrut’un güney banliyölerinden ve sınır hattına yakın köylerden gerçekleşen göç dalgası mevcut altyapıyı zorlayan bir baskı oluşturuyor. Bu bölgelerde bulunan mülteci kamplarında zaten sınırlı olan su, elektrik ve sağlık hizmetlerinin daha da yetersiz hale geldiği, uluslararası yardım kuruluşlarının raporlarına da yansımış durumda.

Sahadaki bu hareketlilik, yalnızca insani bir kriz değil, aynı zamanda güvenlik dengelerini etkileyen bir faktör olarak değerlendiriliyor. International Crisis Group ve Chatham House tarafından yayımlanan analizlerde, Lübnan’ın güneyinde yaşanan nüfus hareketlerinin ülkenin kırılgan mezhepsel dengelerini yeniden tetikleyebileceği uyarısı yapılıyor. Özellikle Hizbullah’ın etkin olduğu bölgelerde artan askeri gerilim ve sivil nüfusun yer değiştirmesi, hem yerel güç dengelerini hem de Lübnan devletinin kontrol kapasitesini zayıflatabilecek bir risk unsuru olarak öne çıkıyor. Arapça yayın yapan bölgesel analizlerde ise bu sürecin, Lübnan içinde yeni bir “iç göç haritası” oluşturduğu ve bazı bölgelerde kalıcı demografik değişimlerin başlayabileceği ifade ediliyor.

Uzmanlara göre bu gelişmeler, Lübnan’ı yalnızca geçici bir krizle değil, uzun vadeli bir yapısal dönüşümle karşı karşıya bırakabilir. Dünya Bankası ve Avrupa merkezli politika raporlarında, ülkenin zaten ekonomik çöküş, yüksek enflasyon ve zayıf kamu hizmetleriyle mücadele ettiği bir dönemde bu tür nüfus hareketlerinin “çoklu kriz” riskini artırdığına dikkat çekiliyor. Filistinli mültecilerin yoğun olarak yaşadığı kamplarda artan baskı, sosyal gerilimleri tırmandırırken; güvenlik uzmanları, bu durumun hem radikalleşme riskini hem de sınır ötesi çatışmaların yayılma ihtimalini güçlendirdiğini vurguluyor. Bu nedenle Lübnan’daki gelişmeler, artık yalnızca yerel bir mesele değil; bölgesel istikrarı doğrudan etkileyen kritik bir kırılma noktası olarak değerlendiriliyor.

Uluslararası hukuk tartışması ve “güçle barış” paradoksu

ABD Başkanı Donald Trump’ın öncülüğünde şekillendiği belirtilen yeni “barış konsepti”, uluslararası sistemde ciddi bir tartışma başlatmış durumda. Birleşmiş Milletler mekanizmalarının yerine alternatif olarak öne sürülen ve “Barış Konseyi” olarak adlandırılan yapı, özellikle Batılı hukuk çevreleri ve diplomatik platformlarda “kurumsal erozyon” eleştirilerine neden oluyor. Council on Foreign Relations ve European Council on Foreign Relations (ECFR) tarafından yayımlanan analizlerde, bu yaklaşımın II. Dünya Savaşı sonrası kurulan çok taraflı sistemin temel ilkelerini zayıflatabileceği ve uluslararası karar alma süreçlerini dar bir güç eksenine indirgeme riski taşıdığı vurgulanıyor.

Avrupa merkezli hukuk raporları, “güç yoluyla barış” söyleminin pratikte uluslararası hukukun seçici uygulanmasına kapı araladığını belirtiyor. Chatham House ve International Crisis Group analizlerinde, askeri kapasitenin diplomatik araçların önüne geçtiği bir düzenin, özellikle kriz bölgelerinde daha fazla çatışma üretme potansiyeline sahip olduğu ifade ediliyor. Bu çerçevede, devletlerin uluslararası normlara bağlılık yerine güç projeksiyonuna dayalı hareket etmeye başlamasının, küresel istikrarı zayıflatan bir eğilim olduğu değerlendiriliyor. Orta Doğu merkezli Arapça analizlerde ise bu yaklaşımın “hukukun yerini fiili durumların aldığı yeni bir dönem” anlamına geldiği yorumu öne çıkıyor.

Uluslararası hukuk uzmanları, bu dönüşümün en somut etkisinin hesap verebilirlik mekanizmalarında görülebileceğini belirtiyor. Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi kurumların etkinliğinin sorgulanmaya başlanması, savaş suçları ve insan hakları ihlallerine ilişkin süreçlerin zayıflamasına yol açabilir. Human Rights Watch ve Uluslararası Af Örgütü raporlarında da benzer şekilde, güç merkezli yeni güvenlik anlayışının uzun vadede daha fazla belirsizlik, daha az hukuki koruma ve daha yüksek çatışma riski anlamına geldiği ifade ediliyor. Bu nedenle uzmanlara göre, mevcut tartışma yalnızca bir politika değişikliği değil; küresel düzenin temel kurallarının yeniden yazıldığı kritik bir kırılma anına işaret ediyor.

Filistin için varoluşsal tehdit ve yeni strateji arayışı

Filistin sahasında yaşanan gelişmeler, artık yalnızca siyasi bir kriz değil, birçok uluslararası analize göre doğrudan “varoluşsal bir tehdit” olarak tanımlanıyor. İsrail iç siyasetinde sağ ve aşırı sağın güç kazanmasıyla birlikte, çatışmayı yönetme yaklaşımının yerini “sahada kalıcı sonuç üretme” stratejisinin aldığı değerlendiriliyor. International Crisis Groupve Crisis Group analizlerinde, Batı Şeria ve Gazze’de eş zamanlı yürütülen askeri ve idari politikaların, Filistinlilerin siyasi ve coğrafi varlığını daraltmayı hedefleyen daha geniş bir planın parçası olduğu vurgulanıyor. Bu çerçevede, yerleşim faaliyetleri, güvenlik uygulamaları ve ekonomik kısıtlamalar birlikte değerlendirildiğinde, sahada geri dönüşü zor bir gerçekliğin oluştuğuna dikkat çekiliyor.

Bu tablo karşısında Filistinli aktörler açısından en kritik başlık, ulusal birlik ve sahadaki koordinasyon ihtiyacı olarak öne çıkıyor. Birleşmiş Milletler raporları ve Arapça yayın yapan bölgesel analizler, Filistin içindeki siyasi parçalanmışlığın sahadaki direnci zayıflattığını, buna karşılık ortak bir stratejik çerçevenin oluşturulmasının hem diplomatik hem de toplumsal dayanıklılığı artırabileceğini ortaya koyuyor. Özellikle yerel düzeyde dayanışma ağlarının güçlendirilmesi, sivil savunma mekanizmalarının geliştirilmesi ve uluslararası hukuk araçlarının daha etkin kullanılması, uzmanlar tarafından “çok katmanlı direnç stratejisi” olarak tanımlanıyor.

Uluslararası alanda ise hukuki ve diplomatik fırsatların dikkat çektiği görülüyor. Uluslararası Adalet Divanı’nın danışma kararları ve Filistin devletini tanıyan ülkelerin sayısındaki artış, Filistin açısından önemli bir diplomatik zemin oluşturuyor. Human Rights Watch ve Uluslararası Af Örgütü gibi kuruluşların raporlarında, sahadaki uygulamaların uluslararası hukuk açısından daha fazla sorgulanmaya başlandığı ve bu durumun hesap verebilirlik mekanizmalarını güçlendirebileceği ifade ediliyor. Uzmanlara göre, Filistin tarafının bu süreci etkin bir şekilde yönetebilmesi, yalnızca sahadaki gelişmeleri değil, uluslararası kamuoyunun yönünü de belirleyebilecek kritik bir faktör olarak öne çıkıyor.

Sessizlik değil, yeni bir dönemin eşiği

Orta Doğu’da son dönemde yaşanan gelişmeler, yalnızca askeri bir çatışma sürecinden ibaret değil; küresel güç dengelerinin yeniden tanımlandığı tarihsel bir kırılma anına işaret ediyor. İran’a yönelik operasyonlar, Filistin’de derinleşen kriz ve Lübnan’daki kırılgan yapı birlikte ele alındığında, bölgenin yeni bir jeopolitik düzene doğru evrildiği görülüyor. International Crisis Group ve Chatham House analizlerinde, bu sürecin yalnızca bölgesel aktörleri değil, aynı zamanda ABD ile Çin arasındaki küresel rekabeti de doğrudan etkilediği vurgulanıyor. Özellikle enerji hatları, ticaret koridorları ve güvenlik mimarisi üzerinden şekillenen bu yeni denklem, Ortadoğu’yu küresel güç mücadelesinin merkez üslerinden biri haline getiriyor. Avrupa merkezli raporlar ise bu dönüşümü, “Soğuk Savaş sonrası düzenin fiilen sona erdiği yeni bir geçiş dönemi” olarak tanımlıyor.

Ancak uzmanlara göre bu büyük jeopolitik dönüşümün en kritik riski, sahadaki insani krizlerin görünmez hale gelmesi. Birleşmiş Milletler ve Human Rights Watch raporlarında, uluslararası gündemin büyük güç rekabetine odaklanmasının, Gazze, Batı Şeria ve Lübnan’daki sivil durumun kalıcı bir krize dönüşmesine zemin hazırladığı belirtiliyor. Bu nedenle yalnızca askeri çözümlerin değil; siyasi uzlaşı mekanizmalarının, uluslararası hukuk araçlarının ve toplumsal dayanıklılığı artıracak politikaların birlikte devreye alınması gerektiği vurgulanıyor. Uzmanlar, çok katmanlı ve koordineli bir strateji geliştirilmediği takdirde, bölgedeki kırılganlığın uzun yıllar sürecek daha derin ve kontrolsüz krizlere evrilebileceği uyarısında bulunuyor.

*Fotoğraf: AA, temsilidir

Gelişmeleri kaçırmamak için Ankara24.com'dan en güncel haberleri takip edin.
seeGörüntülenme:22
embedKaynak:https://www.haberturk.com
archiveBu haber kaynaktan arşivlenmiştir 27 Nisan 2026 18:27 kaynağından arşivlendi
0 Yorum
Giriş yapın, yorum yapmak için...
Yayına ilk cevap veren siz olun...
topEn çok okunanlar
Şu anda en çok tartışılan olaylar

ÇANKAYA BELEDİYE BŞK. EMLAK VE İSTİMLAK MÜDÜRLÜĞÜ

26 Nisan 2026 00:03see162

Trabzon da hafif sıklet maçında kavga: Ortalık bir anda karıştı

26 Nisan 2026 00:06see158

Trabzon da boks maçında kavga kamerada Trabzon Haberleri

26 Nisan 2026 00:54see157

Türkiye, İran ve Pakistan dan kritik görüşme! Ateşkeste sıcak saatler

26 Nisan 2026 00:17see156

Bolu da vahşet: Anne, 2 aylık bebeğini öldürdü!

26 Nisan 2026 00:37see155

Bakan Fidan dan diplomasi trafiği Dış Haberler

26 Nisan 2026 00:31see155

CHP de ecdat sancısı! Başkan hem itiraf etti hem kıvrandı! Özel in savunması pes dedirtti

26 Nisan 2026 01:32see154

Sami Uğurlu: Alacağımız puanlar geleceğimiz belirleyecek!

26 Nisan 2026 00:13see151

Recep Uçar: İlk 8’de bitirmek istiyoruz!

25 Nisan 2026 21:09see148

Konserde feci olay! Denize giren genç hayatını kaybetti Sözcü Gazetesi

27 Nisan 2026 00:39see147

Çanakkale Zafer Kupası nda ödüller sahiplerini buldu

26 Nisan 2026 00:54see146

Kaza sonrası can pazarı: Çok sayıda yaralı var Sözcü Gazetesi

27 Nisan 2026 01:00see145

Bakan Memişoğlu duyurdu: 12 şehir hastanesi daha geliyor

25 Nisan 2026 21:24see144

Yatağan da bir bisiklet tamirhanesinde yangın paniği Muğla Haberleri

26 Nisan 2026 02:31see143

Tecrübeli hoca kendilerini Süper Lig de tutacak puanı açıkladı!

26 Nisan 2026 00:30see143

İran ın eski büyükelçisinin Avrupa daki lüks yaşamı eleştirilerin odağında

25 Nisan 2026 20:58see143

Alkollü araç kullanan sürücüye toplam 92 bin 500 lira ceza Bursa Haberleri

27 Nisan 2026 01:50see142

Bilal Erdoğan: Eğitim, tüm toplumun ortak sorumluluğu olarak ele alınmalı

27 Nisan 2026 01:58see141

West Ham ın kurtarıcısı Callum Wilson! Premier Lig de senaryoyu değiştiren gol... West Ham United Everton maç sonucu 2 1 Fanatik Gazetesi Futbol Haberleri Spor

25 Nisan 2026 19:35see139

Köpek saldırısında yaralanan 3 yaşındaki bebek 34 gün sonra evine kavuştu Türkçe bilmeyen babaya mahalle bakkalı aracığıyla para teklif etmişler Kayseri Haberleri

27 Nisan 2026 01:01see138
newsSon haberler
Günün en taze ve güncel olayları