Nobel ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar Diyarbakır da beyin kanseriyle ilgili çalışmasını anlattı: Diyarbakır Son Dakika Haberleri Habertürk Yerel Haberler
Haberturk sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com duyuruda bulunuyor.
Nobel ödüllü Türk akademisyen Prof. Dr. Aziz Sancar, "Biz farelerde tedavi konusunda önemli ilerleme yaptık fakat bu insanlarda çalışır mı, çalışmaz mı bilmiyorum. Bunu bilmek için daha çok çalışmalar yapmak lazım." dedi.
Prof. Dr. Sancar, Dicle Üniversitesince (DÜ) 15 Temmuz Kültür ve Kongre Merkezi Cahit Sıtkı Tarancı Salonu'nda öğrenciler ve akademisyenlerin katılımıyla düzenlenen söyleşi programına katıldı.
Program, saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı.
Sancar, burada yaptığı konuşmada, kaide olarak sadece Türkiye'de ve öteki Türk devletlerinde seminer ve ders verdiğini söyledi.
Nobel almış insanların genellikle bir konferans için 10 bin ile 100 bin dolar arasında ödeme aldıklarını dile getiren Sancar, "Bana da öyle teklifler geldi fakat gitmedim ama Türkiye'nin gelebileceğim yerlerine ve Türk davetlerine para almadan gittim." dedi.
Salondaki kalabalığı işaret eden Sancar, hayatında bu kadar büyük bir kalabalığın önünde ilk defa konuşma yaptığını dile getirdi.
Sancar, Mardin'in Savur ilçesinde doğduğunu anlatarak, şunları kaydetti:
"Aslında benim Diyarbakırlı tarafım da var. Benim babaannem Diyarbakırlıdır. Kendimi hem Mardinli hem Diyarbakırlı sayarım ve bunu sadece sözlerle değil faaliyetlerle de gösterdim. Askerliğimi Diyarbakır'da yaptım. Profesör olduktan sonra Amerika'da Birleşmiş Milletler'in bir programı vardı. Yabancı kökenli profesörleri kendi ülkelerine yardım için 4 aylığına gönderiyorlardı. Ben de o program vasıtasıyla Diyarbakır'a, bu üniversiteye geldim ve burada mikrobiyoloji dalında ders verdim, araştırmalar yaptım. O bakımdan Diyarbakır ile benim bağlantım çoktur ve Diyarbakır'ı, Mardin ve Savur kadar severim."
Prof. Dr. Aziz Sancar daha sonra beyin kanserinin tedavisine yönelik son çalışmasıyla ilgili sunum yaptı.
Sancar, "Biz farelerde tedavi konusunda önemli ilerleme gösterdik fakat bu insanlarda çalışır mı, çalışmaz mı bilmiyorum. Bunu bilmek için daha çok çalışmalar yapmak lazım. Daha büyükbaş hayvanlarda denemek ve daha ayrıntılı analizler yapmak lazım. O bakımdan umarım burada hiç kimsenin beyin kanseri hastası yoktur ama eğer varsa lütfen beni ağlatmayın, çünkü ağlatıcı mektuplar geliyor, 'Annem ölüyor, kızım ölüyor.', 'Hocam bana yardım edin' diye mektuplar geliyor. Bir şey yapamıyorum, çünkü o seviyeye ulaşmış değiliz ama çalışıyoruz." ifadelerini kullandı.
Beyin kanseri üzerine yaptıkları çalışmaları daha iyi ifade etmek adına sunumunu İngilizce yapacağını ifade eden Sancar, tercüman eşliğinde yaptığı sunumda, en kötü kanserlerden biri olan beyin kanserinin (glioblastoma) tedavisi için bir metot geliştirdiklerini kaydetti.
Yıllardır glioblastomanın tedavisinde TMZ (temozolomide) ilacının kullanıldığını anlatan Sancar, "Öncelikle cerrahi bir müdahale yapılıyor. Oradaki tümör temizleniyor. Ardından ışın tedavisiyle, radyoterapiyle kalan hücreler temizlendikten sonra TMZ tedavisi uygulanıp bekleniyor. Bizim burada geliştirdiğimiz şey ise ortaya yeni bir ilaç molekülü koymak. Kısaltılmış adı 'EdU' olan molekülü hocamlar keşfettiler ve bunun üzerine çok ciddi başarılar elde ettiler." dedi.
Sancar, DNA hasarı üzerine 50, beyin kanseri üzerine de 3 yıldır çalıştığını kaydederek, şunları aktardı:
"DNA hasar mekanizması şu şekil işliyor. Sigara, çevre kirliliği veya ultraviyole radyasyonundan kaynaklı DNA hasara uğruyor. DNA hasara uğradığı zaman bu hasarı tedavi etme mekanizmalarını çalıştırıyor ve ardından bir süre sonra kanser gelişiyor."
Glioblastomanın pankreas kanseri gibi en ölümcül kanserlerden biri olduğunu dile getiren Sancar, beyin kanserinde teşhisten sonra ortalama yaşam süresinin 12 ay olduğunu, 2 yıl içinde tüm hastaların hayatını kaybettiğini belirtti.
Çalışmayı fareler üzerinde gerçekleştirdiklerini bildiren Sancar, şöyle devam etti:
"Enjeksiyonla farelerin beynine insan kanser hücresini yerleştirdik ve kanser hücresi orada büyümeye başladı. Bu kanser hücreleri laboratuvarda ateş böceğinden elde edilen lusiferaz enzimiyle entegre edilmişti. Dolayısıyla mikroskop altında parlıyordu. Farenin beynini incelediğimiz zaman TMZ'nin veya EdU'nun veya her ikisinin birlikte kullanıldığı farelerde tümör büyüklüğünü inceleyebildik. Yanlış anlamayın bu farenin kanser hücresi değil, hasta insandan alınan kanserli hücrenin fareye yerleştirilmesi sonucu yapıldı bu çalışmalar. Hakikat bize söyledi ki TMZ ve EdU birlikte kullanıldığı zaman insan beyin kanseri hücresi tedavi edilebiliyor. Bu iki ilacın birlikteliğinde ne kadar gün geçerse geçsin artık bireylerin sağlıklı bir hayat yaşamaya başladığını, kesinlikle nüksetmediğini görüyoruz. Fareye enjekte etmeseniz, dokuyu direkt dışarı çıkarsanız ve ona her iki ilacı uygulasanız yine kanserli hücrelerin iyileştiğini görmekteyiz. Beynin yapısı düşünüldüğü zaman kan beyin bariyeri diye bir mesele var. Kimyasalların çok azı bu kan beyin bariyerini geçiyor. Dolayısıyla beyin hücreleri, sinir hücreleri çok ciddi bir koruma altındadır, ancak EdU bu korumayı geçebiliyor ve çoğalmayan sinir hücrelerine kesinlikle toksik olmayan bir etki gösteriyor. Sinir hücrelerine asla zarar vermiyor. Sadece kanser hücreleriyle ilgileniyor, bu hücreleri tedavi ediyor. EdU ve TMZ'nin kombinasyonu beyin kanserinin tedavisinde çok ciddi bir potansiyel taşımaktadır. Biz bunu fareler üzerinde denedik, her ne kadar insan hücresiyle fare üzerinde denenmiş olsa da bu gerçek insanlara verildiği zaman ne olacağını bilmiyoruz."
DÜ Rektörü Prof. Dr. Kamuran Eronat da Sancar'ı üniversitede ağırlamaktan dolayı mutluluk duyduğunu belirtti.
Sancar'ın 1986'da DÜ Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı'nda bıraktığı bilim izinin bugün 37 bin öğrencinin geleceğini aydınlatan bir mirasa dönüştüğünü belirten Eronat, şöyle konuştu:
"Diyarbakır'a ve bu topraklara duyduğunuz vefa gençlerimiz için en büyük rehberdir. Gerçekten vefa erdemdir. Sayın hocamızın elde ettiği başarıyı, aldığı Nobel Ödülü'nü, madalyasını ülkemize armağan etmesi, Anıtkabir'de sergilenmek üzere oraya bağışlaması bunun en büyük göstergesidir. Kendisini yetiştiren bu topraklara, bu ülkeye vefa duygusunu her fırsatta dile getirmiştir."
Eronat, Sancar'ın coğrafyanın kader olmadığını kanıtladığını dile getirerek, "Zor şartlarda ve zor bir bölgede nasıl erdemli bir kişiliğe ve başarıya sahip olunabileceğini bize göstermiştir, ispat etmiştir. Bugün burada bulunmanızın öğrencilerimize yalnızca bilimin gücünü değil, hayallerin emekle gerçeğe dönüşebileceğini de göstereceğine inanıyoruz." dedi.
Üniversitede yerleşkesinde 101 ağacın bulunduğu badem bahçesini, ağaç sayısını 2 bine çıkararak "Aziz Sancar Ormanı"na dönüştüreceklerini belirten Eronat, konuşmasını şöyle tamamladı:
"Biliyoruz ki bu bahçe her bahar yeniden çiçek açacak. Gençlerimize bilimin, umudun ve kalıcı eserler bırakmanın değerlerini hatırlatacaktır. Son olarak Dicle Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezine değerli hocamızın ismini vermek için huzurunuzda kendisinden izin istiyoruz."
Programda, Aziz Sancar ve eşi Gwen Sancar'a çocuklar tarafından çiçek takdim edildi.
Eronat, Aziz Sancar'a programa katılan öğrencilerin Sancar hakkında kaleme aldığı notların yer aldığı defteri hediye etti.
Programa, çok sayıda akademisyen ve öğrenci katıldı.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:67
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 22 Ekim 2026 21:24 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















