Ankara24.com
close
up
Menu

Borsanın 10 devi: 1.71 trilyon TL ile Aselsan zirvede

Zorlu PSM 14. sezon mottosu: Dünyalar Senin

İsrail seçimleri öncesi saldırı düzenlemeyi planlıyor iddiası Dış Haberler

Bakan Göktaş: Muhalefeti çamur siyasetinden çıkmaya davet ediyorum

Almanya ortak tank projesinden çekildi Dış Haberler

Kanalizasyondan topladıkları tuvalet kağıtlarıyla dış cephe yaptılar Sözcü Gazetesi

Maltepe de kısmen çöken binada yeni gelişme! Can kaybı 4 e yükseldi

Denizli Pamukkale de pansiyonda kalan yaşlı çift banyoda ölü bulundu

Trump tan Musk a özgü yağmuru: Zamanımızın Thomas Edison udur

Foncu Bakan Ömer Bolat mı? Sözcü Gazetesi

ABD de 90 yıl sonra bir ilk! Halka açık kurşuna dizecekler

Soykırımcı İsrail, Batı Şeria da zeytin hasadı yapan Filistinlileri koruyan aktivistleri sınır dışı etmeyi planlıyor

Büyükelçi Koytak da görevden alınabilir Sözcü Gazetesi

Kayseri de iki otomobil çarpıştı: 3 ölü, 1 yaralı Son dakika haberleri

New York ta tutuklu yargılanan Maduro ve eşine yeni suçlamalar yöneltildi

BaşlıksızaBurak Yılmaz dan MHK açıklaması! Ben bir kere konuşurum Fanatik Gazetesi Futbol Haberleri Spor

İran: Uranyum zenginleştirme hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz Dış Haberler

İsmail Saymaz, Murat Ağırel ve Şaban Sevinç hakkında son dakika kararı: 2 isme gözaltı

Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı dan, Bakanlar Bolat ve Göktaş a destek açıklaması

ABD’nin gizli planı petrolü uçurdu: Akaryakıtta zam çanları çalıyor Sözcü Gazetesi

Monroe’dan Maduro’ya ABD’nin rejim mühendisliği Son Dakika Haberleri

Monroe’dan Maduro’ya ABD’nin rejim mühendisliği Son Dakika Haberleri

Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak açıklama yapıyor.

ABD’nin Amerika kıtasına yönelik dış politikasının kurucu metni kabul edilen Monroe Doktrini, bundan tam 203 yıl önce, 2 Aralık 1823’te ilan edildi. 20. yüzyılın başında Theodore Roosevelt’in getirdiği yorumla Monroe Doktrini yeni ve çok daha sert bir boyut kazandı. Roosevelt, 1904’te ABD’nin kendisini “uluslararası bir polis gücü” olarak konumlandırabileceğini ve doğrudan müdahale hakkına sahip olduğunu ilan etti. Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılması, ABD’nin bir asrı aşkın sürdürdüğü rejim mühendisliği pratiğinin güncel bir yansıması. Monroe Doktrini’nden günümüze, ABD’nin Latin Amerika’yı bir “arka bahçe” olarak kodlayan stratejik zihniyetinin sürekliliğine yakından bakmak bugünü doğru okumak açısından kaçınılmazdır.

ABD’nin Amerika kıtasına yönelik dış politikasının kurucu metni kabul edilen Monroe Doktrini, bundan tam 203 yıl önce, 2 Aralık 1823’te ilan edildiğinde ilk bakışta Avrupalı güçlerin sömürgeci emellerine karşı kıtayı koruma iddiasını taşıyordu. Ancak tarihsel gelişmeler ve Washington’ın sonraki uygulamaları dikkatle incelendiğinde, bu doktrinin basit bir savunma refleksinden ibaret olmadığı, aksine ABD’nin Amerika kıtasını kendisine kapalı bir nüfuz alanı hâline getirme iradesinin siyasi zeminini oluşturduğu açıkça ortaya çıktı.

Monroe Doktrini’nden bu yana hayata geçirilen sayısız rejim değişikliği operasyonu ise ABD’nin söz konusu doktrini zaman içinde nasıl bir hegemonya aracına dönüştürdüğünü gözler önüne seriyor. On dokuzuncu yüzyılın sonlarında direkt askeri işgallerle başlayan bu müdahaleci çizgi, Soğuk Savaş yıllarında yerini örtülü operasyonlara, darbelere ve ülkeleri bağımlı kılan ekonomik baskı mekanizmalarına bıraktı. Değişen yöntemlere rağmen değişmeyen şey ise ABD’nin gücün kendisini hakikat yerine koyarak değerleri kendi çıkarlarına göre eğip bükme alışkanlığı oldu.

Bugün Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılması ise tarihsel bir perspektifle ele alındığında ABD’nin bir asrı aşkın süredir sürdürdüğü rejim mühendisliği pratiğinin güncel bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle Monroe Doktrini’nden günümüze uzanan çizgiye yani ABD’nin Latin Amerika’yı bir “arka bahçe” olarak kodlayan stratejik zihniyetinin sürekliliğine yakından bakmak bugünü doğru okumak açısından kaçınılmaz.

Monroe’dan Roosevelt’e

ABD’nin Latin Amerika’ya yönelik müdahaleci çizgisi, 20. yüzyılın başında Theodore Roosevelt’in Monroe Doktrini’ne getirdiği yorumla yeni ve çok daha sert bir boyut kazandı. Roosevelt, 1904’te yaptığı açıklamayla Amerika kıtasındaki ülkelerin “yanlışlar” yapması durumunda ABD’nin kendisini “uluslararası bir polis gücü” olarak konumlandırabileceğini ve doğrudan müdahale hakkına sahip olduğunu ilan etti.

Bu yaklaşım, Washington’ın Latin Amerika ülkelerinin iç işlerine, mali yapılarına ve yönetim biçimlerine doğrudan müdahalesini meşrulaştıran bir zemin oluşturdu. Roosevelt’in zihniyetinde müreffeh bir ülke, her şeyden önce “düzeni sağlamış” ve “yabancılara karşı yükümlülüklerini” eksiksiz biçimde yerine getiren bir ülkeydi. Bu yükümlülüklerin pratikte ne anlama geldiği ise son derece açıktı: Amerikan şirketlerine olan borçların ödenmesi ve ABD’nin ekonomik çıkarlarını güvence altına alan taahhütlerin tavizsiz şekilde uygulanması.

Bu “müdahale hakkı” Latin Amerika’nın adım adım ABD’nin arka bahçesine dönüşmesini hızlandıran kritik eşiklerden biri oldu. Ancak zamanla değişen ise müdahalenin kendisinden çok biçimiydi. Yirminci yüzyılın ilk yarısında Deniz Piyadeleri eliyle yürütülen doğrudan askeri işgaller, Soğuk Savaş döneminde yerini CIA tarafından organize edilen darbeler zincirine ve ülkeleri Washington’a bağımlı kılan ekonomik vesayet mekanizmalarına bıraktı.

Bu yeni emperyalizm modelinde artık klasik anlamda toprak ilhakı hedeflenmiyordu. Asıl amaç, siyasal olarak Washington’la uyumlu, ekonomik olarak ise ABD sermayesine açık “dost” rejimlerin iktidara taşınmasıydı. Böylece bayrak dikmeden, işgal görüntüsü vermeden fakat sonuçları itibarıyla uzun vadeli ve kalıcı bir hâkimiyet tesis ediliyordu.

ABD sermayesinin yüksek çıkarları: Guatemala ve Şili darbeleri

Bu stratejinin en çarpıcı örneklerinden biri 1954 yılında Guatemala’da sahnelendi. Seçimle iktidara gelen Jacobo Arbenz, ülkesini modern bir devlete dönüştürmeyi ve topraksız köylülere arazi dağıtmayı hedefleyen kapsamlı bir reform programı başlatmıştı. Ancak bu girişimler kahve ve muz üretiminde öne çıkan Guatemala’nın en büyük toprak sahibi konumundaki Amerikan şirketi United Fruit Company’nin çıkarlarını doğrudan tehdit ediyordu.

Nitekim United Fruit Company’nin geçmişte avukatlığını yapmış olan ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dulles ile kardeşi, CIA Direktörü Allen Dulles, Arbenz’in milli çıkarları önceleyen reformist politikalarını kısa sürede “komünizm” etiketiyle damgaladı. Bunun ardından darbe planı devreye sokuldu. ABD, Guatemala ordusunu Arbenz’e karşı kışkırtarak yoğun bir psikolojik savaş yürüttü ve sonuçta seçilmiş yönetimi devirerek yerine Amerikan çıkarlarını güvence altına alan baskıcı bir askeri diktatörlük inşa etti. Bu müdahale, Latin Amerika’da sandıkla iktidara gelen yönetimlerin Washington’ın ekonomik ve stratejik çıkarlarıyla çatıştığında nasıl sistematik biçimde tasfiye edildiğinin ibretlik bir örneği olarak tarihe geçti.

Benzer bir rejim mühendisliği 1973 Şili darbesinde de bütün açıklığıyla karşımıza çıkmaktadır. Lider Salvador Allende’nin iktidara gelmesi, ülkedeki bakır sektöründe belirleyici konumda bulunan ABD’li Anaconda ve Kennecott şirketleriyle, telekomünikasyon devi ITT’nin çıkarlarını doğrudan tehdit ediyordu. Bu tablo karşısında ABD Başkanı Richard Nixon ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger, Allende’nin iktidarda kalmasının Latin Amerika için “tehlikeli bir emsal” oluşturacağı kanaatine vararak Şili ekonomisini felce uğratma talimatı verdi. CIA bu süreçte ekonomik, siyasi ve psikolojik savaş yöntemlerini eş zamanlı olarak devreye soktu. Muhalefeti finanse etti, grevleri teşvik etti ve ülkede kontrollü bir kaos ortamı oluşturarak askeri müdahalenin zeminini hazırladı. Sonuçta seçilmiş iktidar, yerini General Augusto Pinochet’nin yıllar sürecek kanlı diktatörlüğüne bıraktı. Şili örneği, ABD’nin Latin Amerika’da çıkarlarıyla örtüştüğünde nasıl sistematik biçimde otoriter rejimleri tercih edebildiğini gösteren en çarpıcı vakalardan biri olarak hafızalara kazındı.

Guatemala'daki ABD sermayesi United Fruit Company.

Darbe geleneğinin son halkası: Venezuela

ABD’nin yakın döneme kadar Venezuela’ya yönelik izlediği politikalar, Guatemala ve Şili örneklerinde gördüğümüz ekonomik kuşatma ve iç karışıklık üretme taktikleriyle büyük ölçüde örtüşüyordu. Şili’de uygulanan Richard Nixon’ın stratejisi benzer şekilde Venezuela’ya uygulanan ağır petrol yaptırımları ve finansal ambargolar aracılığıyla yeniden sahneye konuldu. Nasıl ki Şili’de bakırın millileştirilmesi ABD’li şirketleri ve Washington’ı harekete geçirmişse, Venezuela’nın devasa petrol rezervleri üzerindeki devlet kontrolü de bu gerilimin merkezinde yer aldı. 3 Ocak 2026 günü Devlet Başkanı Maduro’nun başkent Caracas’tan kaçırılması ise bu sürecin en radikal tezahürlerinden biri olarak tarihe geçti.

Liderlerin iç siyasetteki konumları, seçimlerin sıhhati gibi tartışmalar bir yana bırakıldığında, ABD’nin tarihsel pratiği milli çıkarlarını önceleyen liderleri, özellikle de doğal kaynaklar üzerinde ulusal egemenlik iddiasında bulunanları, sistematik biçimde birer “tehdit” ya da “düşman” olarak kodladığını göstermektedir.

Washington açısından belirleyici olan, bir ülkenin demokratik usullerle yönetilip yönetilmediğinden ziyade, Amerikan ekonomik ve stratejik çıkarlarıyla ne ölçüde uyumlu olduğudur. Bu nedenle sandık ve seçimler çoğu zaman çıkarlarla çatıştığında kolaylıkla gözden çıkarılabilen tali bir unsur olarak muamele görmektedir.

Yeni emperyalizm

ABD’nin Latin Amerika’daki “yeni emperyalizmi” klasik anlamda toprak işgalinden ziyade, ülkelerin siyasal yönelimini belirlemeye ve rejimlerin rotasını tayin etmeye dayanan bir stratejiye yaslanmaktadır. Bu yaklaşımın en ayırt edici unsuru ise demokrasi ve insan hakları söyleminin açık biçimde araçsallaştırılmasıdır. Washington, müdahalelerini çoğu zaman “özgürlük götürmek” ya da “zulümden kurtarmak” gibi evrensel ve yüce kavramlarla meşrulaştırmaktadır. Ne var ki bu seçici ahlak anlayışı, ABD’nin kendi stratejik ve ekonomik çıkarlarına hizmet eden otoriter rejimleri desteklerken, ulusal çıkarlarını önceleyen liderleri rahatlıkla tasfiye edebilmesiyle bütün açıklığıyla ortaya çıkmaktadır.

John Foster Dulles ve Allen Dulles kardeşlerin United Fruit Company ile olan organik bağları ya da Henry Kissinger’ın Amerikan şirketlerinin çıkarlarını doğrudan bir “ulusal güvenlik” meselesi hâline getirmesi, bu yapısal sorunun somut ve çarpıcı örnekleri arasında yer almaktadır. Yeni emperyalizm anlayışında bir ülkenin egemenliği küresel sermayeye ne ölçüde entegre olduğu üzerinden ölçülmektedir. Bu çerçevede ABD devirdiği rejimlerin yerine esasen Amerikan sermayesine açık yönetimler inşa etmeyi hedeflemektedir. Ancak tarihsel tecrübe açıkça göstermektedir ki bu müdahaleler çoğu zaman vadedilen demokrasiyi getirmemiş aksine uzun vadeli istikrarsızlık, şiddet ve derinleşen Amerikan karşıtlığı üretmiştir.

Post-Truth çağında evrensel değerler

Monroe Doktrini’nden bugüne 200 yıllık ABD dış politikası süreci, hakikatin güce göre eğilip büküldüğü bir dünya tasavvurunu da temsil etmektedir. Bugün darbeler, yaptırımlar ve ambargolar “demokrasi” ve “insan hakları” gibi sözde evrensel kavramlarla meşrulaştırılırken çelişkili bir biçimde hakikat, post-modern çağın ruhuna uygun biçimde güçlü olanın çıkarları doğrultusunda yeniden tanımlanmaktadır. Yani hem sabit bir hakikat telakkisi terkedilmiştir hem de hegemonik güç Batı tarafından tanımlanan “değişmez” evrensel değerler küresel politik dizayn uğruna Latin Amerika’da, Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da ve Filistin’de araçsallaştırılmaktadır.

Aslında değişmeyen tek gerçek şudur: ABD hegemonyasına meydan okuyan hiçbir siyasal ya da ekonomik model, hangi yöntemle olursa olsun, yaşatılmak istenmemektedir. ABD hegemonyasına ilişmediğin hatta kavileştirdiği ölçüde Siyonistlerin yaptığı gibi Gazze’de aleni soykırım da yapsan “insan, kadın ve çocuk hakları” kapsamı dışında tutulur ve halının altına süpürülür!

Washington, kendi güvenliğini ve refahını mutlaklaştırırken, başka milletlerin iradesini ve kaderini göreli hatta pazarlık edilebilir bir unsur olarak görmektedir. Guatemala’dan Şili’ye, Afganistan’dan Irak’a ve Venezuela’ya uzanan müdahaleler zinciri, evrensel değerlerin nasıl seçici bir ahlakla yorumlandığını açıkça ortaya koymaktadır. Oysa adalet, güce göre şekillenmeyen ve sabit bir hakikate dayanan değişmez bir ilkedir. İnsanlığın ihtiyacı olan düzen ise post-truth çağının kaygan değerleriyle değil hakikate göre hükmeden bir adalet anlayışıyla mümkündür.

Önemli haberleri ve güncellemeleri kaçırmamak için Ankara24.com'ı takip edin.
seeGörüntülenme:131
embedKaynak:https://www.yenisafak.com
archiveBu haber kaynaktan arşivlenmiştir 11 Ocak 2026 04:02 kaynağından arşivlendi
0 Yorum
Giriş yapın, yorum yapmak için...
Yayına ilk cevap veren siz olun...
topEn çok okunanlar
Şu anda en çok tartışılan olaylar

Borsanın 10 devi: 1.71 trilyon TL ile Aselsan zirvede

08 Ekim 2026 20:43see208

Zorlu PSM 14. sezon mottosu: Dünyalar Senin

09 Ekim 2026 00:56see185

İsrail seçimleri öncesi saldırı düzenlemeyi planlıyor iddiası Dış Haberler

09 Ekim 2026 01:04see181

Bakan Göktaş: Muhalefeti çamur siyasetinden çıkmaya davet ediyorum

09 Ekim 2026 01:09see181

Almanya ortak tank projesinden çekildi Dış Haberler

09 Ekim 2026 00:33see173

Kanalizasyondan topladıkları tuvalet kağıtlarıyla dış cephe yaptılar Sözcü Gazetesi

09 Ekim 2026 00:31see171

Maltepe de kısmen çöken binada yeni gelişme! Can kaybı 4 e yükseldi

09 Ekim 2026 03:44see170

Denizli Pamukkale de pansiyonda kalan yaşlı çift banyoda ölü bulundu

09 Ekim 2026 00:34see169

Trump tan Musk a özgü yağmuru: Zamanımızın Thomas Edison udur

09 Ekim 2026 01:09see168

Foncu Bakan Ömer Bolat mı? Sözcü Gazetesi

09 Ekim 2026 04:05see165

ABD de 90 yıl sonra bir ilk! Halka açık kurşuna dizecekler

09 Ekim 2026 02:53see165

Soykırımcı İsrail, Batı Şeria da zeytin hasadı yapan Filistinlileri koruyan aktivistleri sınır dışı etmeyi planlıyor

08 Ekim 2026 19:56see163

Büyükelçi Koytak da görevden alınabilir Sözcü Gazetesi

09 Ekim 2026 04:38see159

Kayseri de iki otomobil çarpıştı: 3 ölü, 1 yaralı Son dakika haberleri

09 Ekim 2026 00:34see159

New York ta tutuklu yargılanan Maduro ve eşine yeni suçlamalar yöneltildi

09 Ekim 2026 00:37see158

BaşlıksızaBurak Yılmaz dan MHK açıklaması! Ben bir kere konuşurum Fanatik Gazetesi Futbol Haberleri Spor

08 Ekim 2026 22:23see157

İran: Uranyum zenginleştirme hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz Dış Haberler

08 Ekim 2026 18:50see157

İsmail Saymaz, Murat Ağırel ve Şaban Sevinç hakkında son dakika kararı: 2 isme gözaltı

09 Ekim 2026 00:01see157

Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı dan, Bakanlar Bolat ve Göktaş a destek açıklaması

09 Ekim 2026 02:00see151

ABD’nin gizli planı petrolü uçurdu: Akaryakıtta zam çanları çalıyor Sözcü Gazetesi

08 Ekim 2026 13:45see151
newsSon haberler
Günün en taze ve güncel olayları