Merkez Bankası’ndan normalleşme sürprizi
Sabah sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com duyuruda bulunuyor.
Haftanın ekonomi gündemindeki en büyük başlık, Merkez Bankası'nın sürpriz sayılabilecek kararı oldu. Banka, bir haftalık repo ihalelerine geri döndüğünü duyurdu.
ABD/İsrail-İran arasındaki savaşın patlak vermesinin ardından Merkez Bankası aksiyon alarak 1 Mart itibariyle 1 haftalık repo ihalelerini durdurmuştu. Piyasayı gecelik faizden fonlamaya başlaması ise fiilen örtülü bir faiz artışı anlamına gelmişti. Yüzde 37'lik politika faizi işlevsiz kalmış, ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti yüzde 40'a yükselmişti. Savaşın tetiklediği belirsizlik ortamında böyle bir sıkılaştırma adımı zorunluydu.
ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK ARTTI
Merkez Bankası'nın bu haftaki kararıyla birlikte para politikasının fonlama ayağı normale dönmüş oldu. Savaş ortamı devam etse de altı ay öncesine kıyasla öngörülebilirlik bir miktar artmış durumda. Enerji piyasalarının savaşa nasıl tepki verdiği ve yükselen enerji fiyatlarının mevcut koşullarda enflasyona nasıl yansıdığı konusunda para politikası kurmaylarının elinde artık daha fazla veri bulunuyor. Dolayısıyla hesap kitap yapmak biraz daha kolaylaştı.
Merkez Bankası bir süredir yüzde 37'lik politika faizine geri dönebileceğine dair işaretler veriyordu. Böyle bir hamle gelebileceğini iki hafta önceki yazımda belirtmiştim. Ancak beklentim, kararın Orta Vadeli Program açıklandıktan sonra, sonbaharın başında alınacağı yönündeydi.
SIRADAKİ HAMLE POLİTİKA FAİZİ Mİ?
Başkan Fatih Karahan ve ekibi, bu adımı biraz erkene çekerek sürpriz yaptı. Bu kararın ardından, 2026 sonuna kadar politika faizinin bir ya da iki kez daha indirilebileceği yönündeki beklentiler güçlendi. Enflasyon hedefin üzerinde seyretse de yüksek faiz düzeyinin dezenflasyona sağladığı ilave katkı giderek sınırlı hale geldi. Hatta mevcut finansman maliyetleri reel üretim koşullarını olumsuz etkileyerek dezenflasyon sürecini desteklemek yerine belirli ölçüde zorlaştırıyor.
Merkez Bankası'nın son hamlesini para politikasında normalleşme olarak okumak gerekir. Ekonomi dışı koşulların izin verdiği ölçüde, bundan sonra politikanın kademeli biçimde gevşemesi bekleniyor. Politikaların dezenflasyona zarar vermeyecek, ancak reel ekonomiyi -özellikle sanayiyi- destekleyecek hassas bir dengede şekillendirilmesi gerekiyor. Bu da elbette yalnızca para politikasıyla sınırlı kalabilecek bir mesele değil.
ABD'NİN TAHVİL PİYASASIYLA İMTİHANI
SON günlerde ABD hazine tahvili piyasasında yaşanan gelişmeler, küresel ekonomik gündemin ön sıralarında yer alıyor. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, uzun vadeli hazine tahvili faizlerini aşağı çekmek amacıyla kamu eliyle yürütülen tahvil geri alım programını genişleteceklerini duyurmuştu. Bu programla hazine, kendi tahvillerini geri alarak yapay bir tahvil talebi oluşturacak ve böylece faiz oranlarını aşağı çekmeye çalışacak.
Amerikan Hazine tahvili piyasası, küresel finans sisteminin en likit ve en derin piyasalarının başında gelse de son dönemde yatırımcılara eskisi kadar cazip gelmediğini belirtmek gerekiyor. Yüksek enflasyon, gümrük tarifeleri, jeopolitik riskler ve Trump ile Fed arasındaki gerilim, bir süredir uluslararası yatırımcıların Amerikan Hazine tahvillerine yönelik ilgisinin bir miktar azalmasına neden oluyor.
Üstelik yatırım iştahındaki zayıflamanın arkasında yalnızca bu konjonktürel unsurlar bulunmuyor. Amerikan kamu maliyesinin görünümü de yatırımcıların tahvil piyasasına yaklaşımını etkiliyor. ABD'de bütçe açığının GSYH'ye oranı yüzde 6 seviyesinde bulunurken kamu borcu 40 trilyon dolara ulaşmış durumda. Kamu maliyesindeki bu görünümün de etkisiyle yatırımcılar, Amerikan Hazine tahvillerini portföylerine ekleyip söz konusu riskleri üstleneceklerse artık daha yüksek bir getiri talep ettiklerinin sinyalini veriyor. Nitekim koronavirüs salgınının hemen başında yüzde 1.3 seviyesine kadar gerileyen 30 yıllık ABD Hazine tahvili faizi, son günlerde yüzde 5'in üzerine çıkmış durumda.
Finans piyasaları, Bessent'in tahvil alım programının işe yarayacağına tam olarak inanmış değil. Bu tip müdahaleler, kısa vadede faizleri aşağı çekip piyasalara ayar verebilir. Ancak jeopolitik riskler bu denli yüksekken ve ABD kamu maliyesinde ciddi yapısal sorunlar varken, süreci palyatif müdahalelerle yönetmeye çalışmak belli bir aşamadan sonra etkisini yitirebilir; hatta yan etkilere yol açabilir.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:42
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 30 Ağustos 2026 07:05 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















