Memurlar için grev hakkı yıllar önce bakan seviyesinde fiilen tanınmıştı Ahmet Ünlü
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi yayımlıyor.
Memur-Sen genel Başkanı Ali Yalçın, Siverek ve Kahramanmaraş’taki okul saldırıları sonrasında okul güvenliği sağlanmadığı müddetçe öğrenci ve öğretmen okula gitmemeli diyerek iş bırakma eylemi başlattıklarını bildirdi.
KANUN GREVİ YASAKLASA DA FİİLİ DURUM KANUNUN ÖNÜNE GEÇİYOR
Siverek ve Kahramanmaraş’taki okul saldırılarında hayatını kaybedenlere rahmet yaralananlara şifa diliyorum. Yaşanan olayın küçümsenmesi mümkün değildir. Olaylar sonrasında Eğitim-Bir-Sen tarafından önü arkası düşünülmeden alınan iş bırakma eylemleri sonucunda milyonlarca öğrenci okullarından mahrum kalmıştır. Nasıl olsa hiçbir yaptırımı yok. Yıllardan beridir bu konuyu gündeme getiriyor ve kanuni düzenleme yapılması gerektiğini belirtiyorum ancak bu konuda bir arpa boyu yol alınamadı ve canı sıkılan hiçbir yaptırımla karşılaşmadan iş bırakma kararı alarak yoluna devam ediyor.
Memurlar için grevsiz toplu sözleşmenin anlamsız olacağını ve grevin eninde sonunda geleceğini konuyla ilgili olanlar bilirler. Şuan itibariyle memurlar fiilen grev hakkını almışlardır. Yıllar önce Milli Eğitim Bakanının grev yapan öğretmenler hakkında soruşturma açılmayacak yönündeki açıklaması ise grev hakkının fiilen tanındığının resmileşmesiydi.
Ancak Anayasanın 53 üncü maddesi sadece memurlar için toplu sözleşme hakkını düzenliyor. Grev hakkı ise 54 üncü maddede sadece işçiler için düzenlenmiştir. Memurlar tarafından tertip edilen grev düzenlemesi fiilen var ama lokavt yoktur. Bu iki kavram ise bir birinin tamamlayıcısıdır. Bu çerçevede Anayasal düzenleme kaçınılmaz hale gelmiştir. Şimdi ise fiili greve iş bırakma diyorlar.
Geçmiş yıllarda, sendikaların aldıkları işe gelmeme kararına uyan memurlar hakkında disiplin soruşturması açılmış ancak hem idari yargı hem de Danıştay, verilen bu cezaları iptal etmiştir. Açıkça grev kararları yargı mercilerince meşru hale getirilmiş ancak, yasal boyut kazanamamıştır. Elbette yargı mercileri de kafasına göre karar vermiyor onlar da AHİM kararlarını esas alıyorlar.
Anayasal düzenleme yapılmadan da memurlara grev hakkı verilmesi mümkün değildir. Ancak, uygulama öyle bir hal almıştır ki işçiler için yasak olan alanlarda dahi memurlar grev yapar hale gelmiştir. Bu durumun gözden kaçırılması mümkün değildir.
Hatta yıllar önce bir bakan grev nedeniyle eğitimin aksamasına üzüldüğünü fakat grev yapan öğretmenler hakkında soruşturma açılmayacağını söyleyerek bu konuda Bakanlar Kurulu üyeleri arasında da mutabakat olmadığını göstermişti. Beğenseniz de beğenmeseniz de 657 sayılı Kanun şuan yürürlüktedir ve bunun hükümlerini kabul etmemezlik yapamazsınız. Anlayacağınız üzere sendikaların kafasına göre uyguladıkları ve hiçbir yaptırımla da karşılaşmadıkları grev fiilen uygulanmaktadır. Sonuçları üzerinde ise hiç kimse durmak ve bilgi sahibi olmak istemiyor.
Tekraren söylemek gerekirse memurlar açısından grev hakkı fiili hale getirilmiştir. Hukuki sürecin ise biran önce yerine getirilmesi gerekmektedir. Yani kanunun açık suç saydığı bir konuda bir Bakan yıllar önce açıkça soruşturma açılmayacağını söyleyerek grevi fiili durum haline sokmuştur.
ÖĞRETMENLER GREV YAPMAMALIDIR
Her ne olursa olsun öğretmenlerin ve sağlık personelinin bağlı bulundukları memur sendikalarının grev kararı almalarını onaylamamız doğru değildir. Bu alanlar hassas alanlardır. Öğretmenlerin elbette hak aramaları doğaldır ve yaşanan müessif olaylar hepimizi derinden etkilemiştir. Elbette öğretmenlerin ve öğrencilerin güvenliği her durumda sağlanmalı, mali durumu iyileştirilmelidir. Ancak, bütün bunların yanında öğrencilerin derslerden mahrum bırakılarak yapılan bu hak arayışı hiçbir şekilde onaylanamaz. Ben eyleme katılan öğretmenlerin bu durumu içlerine sindirdiklerini de asla düşünmüyorum.
Eskilerin eskimeyen bir sözü vardır. Kem alatla Kemalat olmaz. Yani yanlış araçlarla doğru sonuca ulaşılamaz. Milyonlarca öğrencinin eğitim hakkı birkaç günlük de olsa elinden alınarak hak aranamaz. Aynı durum sağlık çalışanları açısından geçerlidir. Bir hastanın haksız yere hayatını kaybetmesi sonucunu doğurabilecek bir hak arayışı asla haklı olamaz. O hastaların bizim de yakınımız olabileceği gerçeği unutulmamalıdır.
4688 sayılı Kanunun ‘’Sendika üyelerinin ve yöneticilerinin güvencesi’’ başlıklı 18 inci maddesinde; ‘’Kamu görevlileri, iş saatleri dışında veya işverenin izni ile iş saatleri içinde sendika veya konfederasyonların bu kanunda belirtilen faaliyetlerine katılmalarından dolayı farklı bir işleme tabi tutulamaz ve görevlerine son verilemez......’’ hükümleri bulunmaktadır. Ancak bu hükümde yer alan ‘’işverenin izni ile’’ ibaresine karşın, yargı organları uluslar arası anlaşmalara atıfla, işverenin izni olmaksızın işe gelmeme eylemine uyanlara verilen disiplin cezalarını iptal etmektedir.
Bu durum, bu hususun toplu sözleşmeyi düzenleyen 4688 sayılı Kanun görüşmelerinde çözülmesini zorunlu kılıyordu. Ancak Devletin bürokratları soruna eğilmedi. Bu nedenle, sorunlu grev uygulamalarıyla karşılaşmaktayız.
İŞÇILERDE DAHI HER IŞ KOLUNDA GREV YAPMAK MÜMKÜN DEĞILDIR
İşçilere ilişkin 6356 sayılı Kanunda grev kararı her iş kolunda uygulanamamaktadır. Örneğin Kanunun 62 nci maddesine göre hangi konularda grev kararı sayılmış olup, hastanelerde grev kararı alınamamaktadır. Yürürlükten kaldırılan 2822 sayılı Kanunda eğitim-öğretim kurumlarında da grev kararı alınamamaktaydı ancak 6356 sayılı Kanunda eğitim-öğretim kurumları kapsam dışına çıkarıldı. Eğitim-öğretimin grev kapsamında çıkarılmasının üzerinde çok düşünülerek alındığını düşünmüyorum. Bu nedenle Kanuna eğitim-öğretimin ilave edilmesinin faydalı olacağını düşünüyorum.
Ancak, 4688 Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanununda grevle ilgili hiçbir düzenleme olmamasına rağmen Danıştay’ın önceki kararlarına güvenilerek her sektörde grev kararı alınabilmiştir.
Memur açısından, Anayasada grev düzenlemesi öngörülmediğinden 4688 sayılı Kanunun Anayasal açıdan grev ve lokavt uygulamalarının nasıl olacağını düzenlemesi söz konusu olamaz. Ancak, bu durum ortada iken memur sendikalarının aldığı kararlar doğrultusunda greve giden memurlar hem kurumlarıyla hem polisle sorunlar yaşayacaktır. Bu sorunların asgariye indirilebilmesi amacıyla, sorunun kaynağında olan Anayasa değişikliği zorunlu hale gelmiştir. İşte bu değişiklikten sonra da konunun tüm boyutlarını ele alan yeni bir memur sendika yasası ile kamu personel reformunun çıkarılması gerekmektedir. Ayrıca memur sendikalarının da kamu yararını düşünerek, 6356 sayılı Kanunda dahi yer verilmeyen hizmet kollarında grev kararı alırken daha dikkatli davranmaları gerekmektedir.
Sonuç olarak MEB Bakanının diplomatik hatası sonucu yaptığı bir açıklamayla memurların yapmış olduğu grev meşruiyet kazanmış ve hukuki zeminde de yasal düzenlemeyi zorunlu hale getirmiştir. Ancak yıllar geçmiş olmasına rağmen hukuki zemin oluşturulmamıştır.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:43
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 19 Nisan 2026 04:03 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















