‘Medine Yolunda’ bir sîne çâk Ömer Lekesiz
Yenisafak sayfasından alınan bilgilere göre, Ankara24.com açıklama yapıyor.
Yozgatlı Fennî Efendi’nin Nâbî Merhûmunkine tahmisen yazdığı Naat-ı Şerif-i Nebevî’sini konu edinen önceki yazımı Yeni Şafak’a gönderdikten sonra, kıymetli okurlarımızdan bazılarının “Geçmişteki şairlerin Medine’ye -Peygamber Aleyhisselam’a- olan sevgisinden, özleminden söz ediyorsunuz; bizim zamanımızda onların izini süren kimse yok mu?” diye sorabileceklerini düşündüm.
Elbette, İslam ümmetine yayılan o sevgi, o özlem, zamanları aşmakta ve çok tabii olarak bu devrin şairlerince de taşınmaktadır. Hal böyle olunca bu minvalde baş vurabileceğim yüzlerce şiirden birini daha paylaşma gereği duydum:
Hayrettin Karaman Hocamızın “Dert Söyletir Aşk Ağlatır” (Tüm Şiirleri, Bursa Yıldırım Belediyesi, Bursa 2023) adlı kitabından bir şiir:
Kalbim kopup gitmiş ben ardındayım
Esen yelde kuşun kanadındayım
Aşıkın ahında, feryadındayım
Acısın hasrette koyanlar beni
Toprak bile aşık şanlı vücuda
Varlığı sebeptir cümle mevcuda
Adem’in şahsında vardı sücuda
Melekler, anlasın duyanlar beni
Asırlar boyunca nice pervane
Can attı Ravza’ya hep yâne yâne
Aşk ne engel tanır ne de bahane
Yolda bırakamaz tufanlar beni
Seniyye’den doğan ayın ondördü
Medine’ye eşsiz bir şeref verdi
Benzerini ne ins ne de cin gördü
Kavuşturun O’na ey canlar beni
Bağrına basınca dünya güzeli
Yıldızlar hasrette kalmış, ezeli
Sıvamış yaratmış Rabb’in öz eli
Yakıyor hasreti şu anlar beni
Şurası elinin değdiği yer mi
Şu duvar sesini işittim der mi
Bastığı zemine alnım değer mi
Oyalıyor geçmiş zamanlar beni
Ben vuslat isterim açık ve çıplak
Övünmesin bana duvar ve toprak
Hayatım son bulsun O’na bakarak
Nuruyla tanısın bakanlar beni
Salavât Allahtan, melekten, bizden
Rabbim ayırmasın mübarek izden
Bir damla eksilmez koca denizden
Şefaatle yusun yuyanlar beni
(27-07-1988 Medine Yolunda)
Karaman Hocamın fakih oluşundan hareketle, onun sadece “zahir alimi” olduğuna hükmedenleri ters köşeye yatırabilecek olan bu şiirde son derece açık olan manayı açıklamaya kalkışmak onda karmaşaya sebep olur. Ancak şiirdeki mananın retinal gözle görünenin basiret gözüyle görülmesi esasında sadece kendim için onu yorumlamaya cesaret edebilirim.
Karaman Hocamın metafizik dil ile ülfetini ve bir yeni zaman sîne-çâkı oluşunu sorgulamaya kalkışacak olanları ise, sadece, onun kıymetli evlatlarından birine “İhsan” adını vermesinin sebebini öğrenmeye ediyorum.
Benim için ve bana göre, yukarıda naklettiğim “Medine Yolunda” adlı şiir, yalnızca bir “ziyaret arzusu”nun değil; Medine’yi Peygamber sevgisinin mekâna dönüşmüş hâli olarak kavrayan derin bir gönül ikliminin dile getirilmesidir.
Şair, Medine’ye gidişi sıradan bir yolculuk gibi değil, kalbin önceden gidip bedenin ardından sürüklendiği bir aşk hicreti gibi resmeder ve Medine’ye yönelişin iradeden çok mecburiyet gibi yaşanan bir çekim olduğunu söyler: Bu çekim, âşığın ahı, feryadı, gözyaşı ve hasretiyle beslenir. Hasrette bırakılmak bir acıdır ama bu acı bile şairin nazarında bir şikâyet değil, Peygamber’e bağlılığın bedeli gibidir.
Şiirin ana omurgasında Medine’nin değeri, coğrafî bir şehir oluşundan değil, Hz. Peygamber’in (sav) varlığını taşımasından kaynaklanır. Şair, “Toprak bile âşık şanlı vücuda” derken Medine toprağını sıradan bir toprak olmaktan çıkarır; onu, Peygamber Aleyhisselam’ın izini taşıdığı için aşkın nesnesi hâline getirir. Burada Medine artık sadece “şehir” değil, nübüvvetin hatırasıyla mübarek bir mekândır.
Üstelik Peygamber sevgisi yalnız bugünün insanına ait bir duygu da değildir: Şair, “Âdem’in şahsında vardı sücuda” dizesiyle bu sevginin kökünü insanlığın başlangıcına kadar götürür; meleklerin secdesini bile Hz. Peygamber’in nuruna bağlayan tasavvufî bir telmih kurar. Böylece Medine sevgisi, tarihin bir noktasında doğmuş bir duygu değil; varlığın yaratılış sırlarıyla ilişkili bir muhabbet olarak sunulur.
Şiirin bir başka yönü, Medine’ye duyulan aşkın engeller tanımayan tabiatıdır. Ravza, burada yalnız bir kabir değil, âşıkların kalbini yakan bir “çekim noktası”dır. Şair, aşkın önünde ne bahane ne mazeret durabileceğini, tufanların bile bu yürüyüşü durduramayacağını söyleyerek Medine yolunu bir tür iman yürüyüşü hâline getirir. Bu yürüyüş, dışarıdan bakıldığında bir yolculuk; içeriden bakıldığında ise insanın özüne doğru dönüşüdür.
Şiirin ilerleyen bölümlerinde Peygamber Alethisselam’a yakınlık artık büyük iddialarla değil, en küçük izde bile titreyen bir edep duygusuyla yaşanmaktadır. Şairin asıl arzusu, duvarla, toprakla, hatırayla oyalanmak değil; “Ben vuslat isterim açık ve çıplak” diyerek doğrudan doğruya Resûlullah’a kavuşmayı istemektir.
Bu, Medine sevgisinin en saf hâlidir: Mekânı mübarek kılan şey, mekânın kendisi değil; o mekânda bulunan Nur’un sahibidir.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:41
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 14 Şubat 2026 04:04 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















