Malumun ilamı ve yeni yayılmacılık Turgay Yerlikaya
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi paylaşıyor.
Uzunca süredir ABD’nin kendi yarım küresine çekilme kararı tartışılıyordu. Kürenin farklı yerlerindeki angajmanlarını asgariye indirmek suretiyle kendi çeperine odaklanan Trump, Monroe Doktrini’nin ilk aksiyonunu Venezuela’da gerçekleştirdi. Bir gece yarısı, adeta bir aksiyon filminin sekanslarında olduğu gibi, ABD özel birlikleri tarafından yapılan operasyonla. Trump’ın uzunca süredir CIA’yı yetkilendirdiği ve Venezuela’da operasyon için konuşlandırdığı dikkate alındığında bu operasyon bir biçimde malumun ilamı idi. İçeride, CIA aracılığıyla etkisini artıran bu operasyonun ABD açısından herhangi bir maliyete yol açmaması ise dikkate değer. Nitekim olaya ilişkin Trump ve ekibinin aktardığı kısımlar, cerrahi bir operasyonun yapıldığı ve olağanüstü bir başarının sergilendiği yönünde.
Peki görünen ve gösterilenin ötesinde, herhangi bir ülke bir başka ülkenin Devlet Başkanı’nı bu şekilde ülkesinden kaçırabilir mi? Bunu yapabilse bile hiçbir mukavemet ile karşılaşmaması ne kadar gerçekçi? ABD’nin kendi tarihinde ulus-aşırı operasyonlarına odaklandığımızda bile ciddi maliyetlere neden olan askeri darbe girişimleri, işgal ve müdahale gibi aksiyonlara tanık oluruz. Bu konudaki en önemli örnek 1979 İran İslam Devrimi sonrasındaki rehine krizidir.
Hatırlayacak olursak, devrim sonrasında Şah’ın ABD’ye sığınması iki ülke arasında ciddi sorunlara neden olmuştu. Bu gerginlik üzerine bir grup öğrencinin ABD Büyükelçiliği’ni basması ve oradakileri rehin alması uzunca sürecek bir krize neden olmuştu. Carter’ın diplomatik çabalarının karşılık bulmaması üzerine Nisan 1980’de “Kartal Pençesi Operasyonu” yapılmış ve bu operasyon ABD açısından başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Carter’ın sonunu getiren bu kriz, Trump açısından da önemli bir eşik. Neden derseniz, Trump, kendisini diğer başkanlar ile karşılaştırırken Carter’a daimî surette atıf yapar ve bu başarısızlığın mimarı olarak onu resmeder. Benzer bir karşılaştırmayı Maduro operasyonu sonrasında da yapan Trump, Afganistan ve Carter dönemine atıflar yaparak Maduro operasyonunun ne denli başarılı olduğunu ısrarlı biçimde vurgulamıştır.
2012 yılında başrolünü Ben Affleck’in oynadığı Oscar ödüllü “Argo” filmiyle rehine krizinin ABD açısından bir tür başarı hikayesine dönüştüren Hollywood film endüstrisi bugün ABD açısından aynı işlevi yerine getiriyor mu? Ya da ABD Trump dönemindeki gücü ve kapasitesi ile bu endüstrinin algı çalışmalarına ihtiyaç duyuyor mu?
Hiç kuşkusuz bu sorular ve tartışmalar konunun bütün yönlerini anlamamıza da yardımcı olmuyor. Zira artık algı ya da meşruiyet üretmekten ziyade doğrudan kendi çıkarlarını esas alan ve agresif güç kullanan bir ABD ile ya da dünya sistemi ile karşı karşıyayız. Fakat tüm bu tartışmalardan ziyade sorulması gereken esas soru şu; nasıl olur da bir ülke bu denli bir dış müdahaleye her yönüyle açık hale getirilebilir? Trump’ın basın toplantısında Venezuela’yı biz yöneteceğiz demesi bile ülkenin sadece askeri değil siyasi açıdan da çevrelendiğinin ipuçlarını vermektedir.
ASRI SAADET VURGUSU
Florida’daki basın toplantısı öncesinde Trump’ın Fox News’teki açıklamaları da operasyonun ne denli kusursuz olduğuna dair bir çerçeve üzerinden ilerledi. Trump’ın ardından konuşan Pete Hegseth ve Genelkurmay Başkanı Dan Caıne’in operasyonların ayrıntılarına dair söyledikleri yeni bir filmin senaryosu gibiydi. Maduro’nun hangi hayvanlarını sevdiğine dair bir istihbarattan tutun da operasyonun önemli ayrıntılarının aktarılması, ABD’nin asrı saadetine yapılan vurgular olarak okunabilir. Caıne’in, aynı anda ABD’nin sahip olduğu bütün operasyonel kapasiteyi her bir detayına vurgu yaparak anlatması, ardından Rubio’nun biz, ABD’yiz ve bizi dinlemeyenlerin sonu budur mealindeki açıklamaları, dünyanın farklı bir eşiğe geçtiğini gösteren en somut göstergelerdi.
Uzunca bir süredir uluslararası hukuk ve kurumların işlevsizliği üzerine yapılan tartışmaların Maduro’ya yapılan operasyonla yeni bir evreye geçtiğini söylemek mümkün.
ABD tarihi, bir tür rejim değişiklikleri tarihi olarak da değerlendirilebilir. Nitekim New York Times’ın İstanbul bürosunun şefliğini de yapan Stephen Kinzer’in Darbe kitabı, ABD’nin ulus aşırı müdahalelerinin farklı boyutlarını ayrıntılı biçimde göstermektedir. Darbeden işgale kadar her türlü müdahaleyi on dört ülke üzerinden bizlere aktaran Kinzer’in söz konusu kitabı bu günlerde tekrar okunmalı ve okutulmalı. Uzunca bir süredir kendisini barışın mimarı olarak resmederek ABD tarihindeki başkanlarla kendisini mukayese eden ve pozitif ayrıştığını iddia eden Trump, ABD iç siyasetine de kuvvetli mesajlar verdi. MAGAcılar içerisinde özellikle Steve Bannon gibi isimlerin sıklıkla dile getirdiği Trump’ın 3. kez Başkan olabilmesinin önünü açabilecek bir anayasal değişiklik ya da bu değişikliğe gerek kalmayacak şekilde bir müdahale de söz konusu olabilir mi? Trump’ın uzunca süredir kendi hanesine yazdığı bu başarı hikayesine Maduro operasyonunu eklemesi sonrasında bu tartışmaların daha yoğun biçimde yapılma ihtimali de artıyor.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:92
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 05 Ocak 2026 04:06 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















