Körfez ülkeleri olası İran savaşında nerede duruyor?
Ankara24.com, Trthaber kaynağından alınan bilgilere dayanarak haber veriyor.
Orta Doğu’da tansiyon yeniden yükselirken Körfez başkentleri, geçmişte defalarca tecrübe ettikleri bir gerilimin gölgesinde pozisyon almaya çalışıyor. Washington ile Tahran arasında vurmaya başlayan savaş tamtamları, esasen bölge için tanıdık bir riski hatırlatıyor. Körfez ülkeleri, savaşların yalnızca cephelerde yaşanmadığını, petrol tesislerinden limanlara, hava sahalarından enerji fiyatlarına kadar geniş bir alana yayıldığını geçmiş Körfez savaşlarında yaşayarak gördü.
1991’deki Birinci Körfez Savaşı, ABD’nin askeri varlığını Körfez’e kalıcı biçimde taşıdığı dönüm noktası oldu. Kuveyt’in işgali sonrası başlayan süreçte Körfez ülkeleri, güvenliklerini Washington’un askeri gücüyle teminat altına almayı tercih etti. 2003’teki Irak işgali ise bu bağı daha da derinleştirdi. Üsler açıldı, hava sahaları kullanıma sunuldu, ABD’nin bölgesel planları Körfez’in aktif desteğiyle hayata geçirildi.
[Birinci Körfez Savaşı'nda Körfez ülkeleri doğrudan ABD'nin yanında yer almıştı. Fotoğraf: AA]
Ancak aradan geçen yıllar, bu iş birliğinin Körfez için ağır sonuçlar doğurduğunu da gösterdi. Irak’ta istikrarsızlık kalıcı hale geldi, bölgesel dengeler sarsıldı, Körfez ülkeleri uzun süre güvenlik tehdidiyle yaşadı. Bugün ABD ile İran arasında olası bir savaş konuşulurken Körfez’in refleksi, bu geçmişin birikimiyle şekilleniyor. Başkentlerde hâkim olan yaklaşım açık: Savaşın dışında kalmak, riskleri yönetmek ve bölgesel bir yıkımın parçası olmamak.
Çatışma büyüdüğünde ilk bedeli Körfez ödüyorKörfez ülkeleri açısından savaş, yalnızca askeri bir mesele olarak görülmüyor. Hürmüz Boğazı’ndan geçen enerji trafiği, petrol ve doğalgaz tesislerinin güvenliği, liman sigortaları ve uluslararası yatırımlar, olası bir çatışmanın ilk etkilenecek başlıkları arasında yer alıyor. Birinci ve İkinci Körfez Savaşları, bu kırılganlığın ne kadar hızlı krize dönüşebildiğini açık biçimde ortaya koydu.
Bugün Riyad, Abu Dabi ve Doha’da yapılan hesaplar da bu deneyime dayanıyor. Bölgesel bir savaşın petrol fiyatlarını yükseltmesi kısa vadede gelir artışı sağlayabilir. Ancak uzun vadede yatırım ortamının bozulması, projelerin durması ve güvenlik risklerinin artması Körfez ekonomileri için ağır bir maliyet anlamına geliyor. Bu nedenle Körfez ülkeleri, askeri gerilimin büyümesini kendi ulusal çıkarlarına aykırı görüyor.
[Tarihi 12 Gün Savaşı olarak geçen İran-İsrail çatışmasında da Katar'daki ABD üssü İran füzelerinin hedefi olmuştu. Fotoğraf: AA]
Arap medyasında son haftalarda öne çıkan değerlendirmeler de bu noktaya işaret ediyor. Analizlerde, İran’a yönelik olası bir ABD saldırısının “kontrollü” kalmasının zor olduğu, misillemelerin Körfez’i doğrudan hedef haline getirebileceği vurgulanıyor. Bu risk algısı, Körfez başkentlerini daha temkinli bir çizgiye itiyor.
Körfez’in kırmızı çizgisi: Üsler var, cephe yokKörfez ülkeleri bugün ABD ile askeri iş birliğini sürdürüyor. Bölgede Amerikan üsleri varlığını koruyor, savunma anlaşmaları devam ediyor, ortak tatbikatlar yapılıyor. Ancak bu askeri mimarinin İran’a karşı doğrudan saldırı için kullanılmasına yönelik açık bir isteksizlik dikkat çekiyor.
Son dönemde yapılan açıklamalar, bu tutumu netleştiriyor. Birleşik Arap Emirlikleri, hava sahası ve topraklarının İran’a karşı saldırılarda kullanılmasına izin vermeyeceğini duyurdu. Suudi Arabistan cephesinde de benzer bir çizgi öne çıkıyor. Riyad yönetimi, bölgesel bir savaşın Körfez’i istikrarsızlaştıracağını ve ekonomik dönüşüm hedeflerini tehlikeye sokacağını değerlendiriyor.
Katar ise ABD’nin bölgedeki en büyük askeri varlıklarından birine ev sahipliği yapmasına rağmen, diplomatik kanalların açık tutulması gerektiğini vurguluyor. Doha, gerilimin tırmanmasını engelleyecek bir denge siyaseti izliyor. Bu yaklaşım, Körfez genelinde ortaklaşan bir çizgiye işaret ediyor: ABD ile güvenlik ilişkileri sürecek, İran’la doğrudan çatışmanın parçası olunmayacak.
[ABD'nin Körfez'deki en önemli askeri üslerinden El-Udeyd Hava Üssü Katar'da bulunuyor. Fotoğraf: AA]
Bugün Körfez başkentlerinde şekillenen tablo, geçmişten belirgin biçimde farklı. 2003’te ABD’nin yanında cepheye giren Körfez ülkeleri, bugün aynı rolü üstlenmeye hazır değil. Bunun yerine savaşın etkilerini sınırlamaya, gerilimi kontrol altında tutmaya ve mümkün olan en düşük maliyetle süreci atlatmaya odaklanıyorlar.
Arap medyasında sıkça vurgulanan “temkinli bekleyiş”, aslında bilinçli bir stratejiyi yansıtıyor. Körfez ülkeleri, İran ile ABD arasında çıkabilecek bir savaşın tarafı olmamayı, fakat sonuçlarından en az etkilenen aktörler arasında yer almayı hedefliyor. Bu yaklaşım, Körfez’in artık yalnızca askeri ittifaklara değil, ekonomik istikrara ve bölgesel dengeye dayalı bir güvenlik anlayışı benimsediğini gösteriyor.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:66
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 03 Şubat 2026 14:34 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















